Yabani
Elmas Üye
-
- Katılım
- Mayıs 10, 2015
-
- Mesajlar
- 22,555
-
- Tepkime puanı
- 8,562
-
- Puanları
- 354
Enderunlu Fazıl (d. 1759, Filistin- ö. 1810, İstanbul) Divan edebiyatı şairi.
Asıl adı Hüseyin'dir. Filistin'in Akka kalesine bağlı Safed kasabasında dünyaya geldi. Asi (=öldürülmüş) ve maktul Akka muhafızı Tahir Ömer Bey'in torunudur. Babası da dedesi ile aynı akıbete uğrayınca Kaptanıderya Cezayirli Gazi Hasan Paşa tarafından kardeşi Hasan Kâmil'le birlikte İstanbul'a getirildi. Enderun'a verilerek eğitim görmesi sağlandı. Fakat ele avuca sığmayan Fazıl, Enderun'daki uygunsuz davranışları ve çapkınlıkları sebebiyle buradan uzaklaştırıldı. Yaklaşık on iki yıl İstanbul sokaklarında perişan bir şekilde dolaştı. Devrin ileri gelenlerine yazdığı kasideleriyle çektiği sıkıntıları dile getirdi. III. Selim döneminde affedilerek Rodos vakıflarıyla ilgili bir göreve getirildi. Halep defterdarlığında memuriyet, Maden-i Hümayun emaneti, Erzurum ve yöresini teftiş gibi görevlerden sonra bir şikâyet üzerine Rodos'a sürüldü. Kendisiyle birlikte Rodos'ta sürgün hayatı süren Ebubekir Ratip Efendi'nin idam edilmesinden veya III. Selim'in öldürülmesinden duyduğu üzüntüden ötürü uzun süre ağladığı için gözlerini kaybetti. Bunun üzerine İstanbul'a dönmesine izin verildi. 1225/1810 yılında İstanbul'da vefat etti.
Ölümü için "Göçdi Fâzıl Beg gice ahbâbı nâlân eyledi" dizesi tarih düşürülmüştür. Eyüp'te Eyüp Sultan'ın kabristanına yakın Kızılmescit Mezarlığı'na defnedilmiştir.
Şairliği- Edebi Kişiliği
Fazıl Divanı'nda, özellikle kasideler bölümünde izleri sürülebilen belirgin bir gerçekçi yaklaşım hâkimdir. Şair, hayatının büyük bölümünü sürgün ve affedilme arasında geçirdiği için divanında döneminin yöneticilerine yazılmış doksan kadar kaside vardır. Bu kasideler, şairin hayatına ve piskolojisine dair önemli veriler içerir.
Fazıl, klasik şiirin temel zemininden ayrılmamaya özen gösterir; fakat ondan çok daha ileri boyutta bir ferdiyet hissi ile şiirini hayata açar. Coşkusunu Nedim'den ve umarsızlığını Sabit'ten gelen çizgide dillendirmeye çalışan şair, geçmişe dönük muhasebe ve pişmanlık anlarında ise Nabî'den ödünçlediği bir üslupla hikmetli sözler söylemeye gayret eder. Ama bütün hayat hikâyesinin de özeti sayılabilecek dağınıklık ve lakayıtlık, çoğu zaman onu basitliğe sevk ederek, hem kafiye ve redif seçiminde hem de benzetme ve ifadelerde şiirine nitelik kaybettirir:
Devlet içün mücâhede cennet içün duâ
Değmez bu renc ü zahmete dünyâ vü ahret
Gamı çıkarmak içün bezm-i neşât-efzâdan
Dedi çâr-pâresi ol çengî civânın çık çık
Vasf-ı baldır ile sâhib-kademim ben Fâzıl
Hiç bu vâdîde ayaklanmadı evvel üdebâ
Fazıl, İstanbul manzaralarını, sosyal olayları ve gerçek sevgili tipine ait güzellik unsurlarını kendine has bir yaklaşımla anlatır. Bu yönüyle Nedim'i çağrıştıran bir edası vardır. Özellikle şarkılarında bu yakınlık daha fazla sezilir. Fakat onun şiirinde küçük yaşta girdiği Enderun'un izleri daha belirgindir. Divanında başta tarih ve coğrafya olmak üzere çeşitli ilimlerden devşirdiği kavramlarla örülmüş şiirler vardır. Özellikle geleneğin aksine feleği övdüğü bir kasidesi, Yahudilik ve Hristiyanlıkla ilgili kavramların sıklıkla geçtiği bazı şiirleri ve doğrudan bir sevgili adına (Çiçek, Âfet, Anton vb.) söylenmiş şarkıları, onu Nedim çizgisinden ayırır.
Enderunlu Fazıl'ın Eserleri
Fazıl'ın mürettep divanından başka Defter-i Aşk, Zenanname ve Hubanname adlı mesnevileri, Çenginame adlı dörtlüklerden oluşan bir eseri vardır.
Divan
Enderunlu Fazıl, oldukça hacimli bir divan sahibidir. Fazıl Divanı'nın farklı kütüphanelerde yazma nüshaları vardır. Bu nüshalardan, şairin sağlığında kendisi gibi enderunlu olan şairlerden Vasıf'ın istinsah ettiği, Topkapı Sarayı Hazine Kitaplığı 906 numarada kayıtlı nüsha en eski tarihlidir. Fazıl Divanı, 1870-71'de Bulak'ta basılmıştır.
Fazıl Divanı'nda kasideler önemli bir yekûn tutar. Hemen tüm ömrünü himaye ve lütuf arayışında geçiren rint şairin, tahmin edileceği gibi çok sayıda kasidesi vardır. Fazıl'ın "Felek Methiyesi", geleneğin sesine yaklaşma ve temadaki dönüşümler açısından iyi örnektir. Gazellerinde ise Nabî ve Nedim tarzının izleri hemen sezilir. Bazı şiirleri Sünbülzade Vehbî, Keçecizade İzzet Molla gibi usta şairler tarafından tanzir edilmiştir.
Asıl adı Hüseyin'dir. Filistin'in Akka kalesine bağlı Safed kasabasında dünyaya geldi. Asi (=öldürülmüş) ve maktul Akka muhafızı Tahir Ömer Bey'in torunudur. Babası da dedesi ile aynı akıbete uğrayınca Kaptanıderya Cezayirli Gazi Hasan Paşa tarafından kardeşi Hasan Kâmil'le birlikte İstanbul'a getirildi. Enderun'a verilerek eğitim görmesi sağlandı. Fakat ele avuca sığmayan Fazıl, Enderun'daki uygunsuz davranışları ve çapkınlıkları sebebiyle buradan uzaklaştırıldı. Yaklaşık on iki yıl İstanbul sokaklarında perişan bir şekilde dolaştı. Devrin ileri gelenlerine yazdığı kasideleriyle çektiği sıkıntıları dile getirdi. III. Selim döneminde affedilerek Rodos vakıflarıyla ilgili bir göreve getirildi. Halep defterdarlığında memuriyet, Maden-i Hümayun emaneti, Erzurum ve yöresini teftiş gibi görevlerden sonra bir şikâyet üzerine Rodos'a sürüldü. Kendisiyle birlikte Rodos'ta sürgün hayatı süren Ebubekir Ratip Efendi'nin idam edilmesinden veya III. Selim'in öldürülmesinden duyduğu üzüntüden ötürü uzun süre ağladığı için gözlerini kaybetti. Bunun üzerine İstanbul'a dönmesine izin verildi. 1225/1810 yılında İstanbul'da vefat etti.
Ölümü için "Göçdi Fâzıl Beg gice ahbâbı nâlân eyledi" dizesi tarih düşürülmüştür. Eyüp'te Eyüp Sultan'ın kabristanına yakın Kızılmescit Mezarlığı'na defnedilmiştir.
Şairliği- Edebi Kişiliği
Fazıl Divanı'nda, özellikle kasideler bölümünde izleri sürülebilen belirgin bir gerçekçi yaklaşım hâkimdir. Şair, hayatının büyük bölümünü sürgün ve affedilme arasında geçirdiği için divanında döneminin yöneticilerine yazılmış doksan kadar kaside vardır. Bu kasideler, şairin hayatına ve piskolojisine dair önemli veriler içerir.
Fazıl, klasik şiirin temel zemininden ayrılmamaya özen gösterir; fakat ondan çok daha ileri boyutta bir ferdiyet hissi ile şiirini hayata açar. Coşkusunu Nedim'den ve umarsızlığını Sabit'ten gelen çizgide dillendirmeye çalışan şair, geçmişe dönük muhasebe ve pişmanlık anlarında ise Nabî'den ödünçlediği bir üslupla hikmetli sözler söylemeye gayret eder. Ama bütün hayat hikâyesinin de özeti sayılabilecek dağınıklık ve lakayıtlık, çoğu zaman onu basitliğe sevk ederek, hem kafiye ve redif seçiminde hem de benzetme ve ifadelerde şiirine nitelik kaybettirir:
Devlet içün mücâhede cennet içün duâ
Değmez bu renc ü zahmete dünyâ vü ahret
Gamı çıkarmak içün bezm-i neşât-efzâdan
Dedi çâr-pâresi ol çengî civânın çık çık
Vasf-ı baldır ile sâhib-kademim ben Fâzıl
Hiç bu vâdîde ayaklanmadı evvel üdebâ
Fazıl, İstanbul manzaralarını, sosyal olayları ve gerçek sevgili tipine ait güzellik unsurlarını kendine has bir yaklaşımla anlatır. Bu yönüyle Nedim'i çağrıştıran bir edası vardır. Özellikle şarkılarında bu yakınlık daha fazla sezilir. Fakat onun şiirinde küçük yaşta girdiği Enderun'un izleri daha belirgindir. Divanında başta tarih ve coğrafya olmak üzere çeşitli ilimlerden devşirdiği kavramlarla örülmüş şiirler vardır. Özellikle geleneğin aksine feleği övdüğü bir kasidesi, Yahudilik ve Hristiyanlıkla ilgili kavramların sıklıkla geçtiği bazı şiirleri ve doğrudan bir sevgili adına (Çiçek, Âfet, Anton vb.) söylenmiş şarkıları, onu Nedim çizgisinden ayırır.
Enderunlu Fazıl'ın Eserleri
Fazıl'ın mürettep divanından başka Defter-i Aşk, Zenanname ve Hubanname adlı mesnevileri, Çenginame adlı dörtlüklerden oluşan bir eseri vardır.
Divan
Enderunlu Fazıl, oldukça hacimli bir divan sahibidir. Fazıl Divanı'nın farklı kütüphanelerde yazma nüshaları vardır. Bu nüshalardan, şairin sağlığında kendisi gibi enderunlu olan şairlerden Vasıf'ın istinsah ettiği, Topkapı Sarayı Hazine Kitaplığı 906 numarada kayıtlı nüsha en eski tarihlidir. Fazıl Divanı, 1870-71'de Bulak'ta basılmıştır.
Fazıl Divanı'nda kasideler önemli bir yekûn tutar. Hemen tüm ömrünü himaye ve lütuf arayışında geçiren rint şairin, tahmin edileceği gibi çok sayıda kasidesi vardır. Fazıl'ın "Felek Methiyesi", geleneğin sesine yaklaşma ve temadaki dönüşümler açısından iyi örnektir. Gazellerinde ise Nabî ve Nedim tarzının izleri hemen sezilir. Bazı şiirleri Sünbülzade Vehbî, Keçecizade İzzet Molla gibi usta şairler tarafından tanzir edilmiştir.