R
Restful
Ziyaretçi
Ziyaretçi
sosyolojide Emile Durkheim, sosyolojinin Emile Durkheime bakış açısı, sosyolojinin klasik dönem felsefecileri, sosyoloji ders notları, sosyoloji konu anlatımı
Emile Durkheim (1858-1917)
Durkheim çalışmalarında sosyolojinin bir bilim dalı olarak sınırlarının neler oldu-
ğu ve kapsamına giren olguların hangi yöntemle incelemesi gerektiği konusuna,
kendisinden önce gelen sosyologlardan çok daha fazla ağırlık vermiştir. Bu nedenle,
Durkheim sosyolojinin en önemli kurucularından birisi olarak kabul edilir.
Durkheim toplumu bir bütün oluşturmak amacıyla farklı işlevler üstlenmiş parçalardan
oluşan biyolojik bir organizmaya benzetir. Bu açıdan da toplumun onu
oluşturan bireylere indirgenemeyecek nitelikte bağımsız bir gerçekliği olduğunu
düşünür. Durkheim çalışmalarında toplumun bireylerden bağımsız bir gerçekliği
olduğunu savunmakla kalmaz ayrıca bireylerin üstünde (yani bireylerden daha
önemli) ve üzerinde bir gerçekliği olduğunu da savunur. Toplumun bireyler üzerinde
kolektif nitelikteki toplumsal olgular (gerçeklikler) aracılığı ile yaptırım gücüne
sahip olduğunu vurgular.
Ona göre kolektif nitelikleri ve bireylerin dışında gerçeklikleri olan toplumsal olgular
bireyler üzerinde baskıcı ve sınırlandırıcı bir güce de sahiplerdir. Bu nedenle
toplumsal olguları sosyolojinin çalışma nesnesi olarak tanımlar.
Durkheim için toplumsal olguların toplumun sürekliliğinin sağlanması açısından
önemli işlevleri bulunmaktadır. Bu bakımdan bir toplumda belirli bir düzeyi
aşmamak kaydıyla suç ve ceza dahi toplumsal olarak kabul edilebilir davranışların
sınırının belirlenmesi açısından işlevsel olgulardır.
Yöntemsel açıdan Durkheim toplumsal olguların fiziksel nesneler gibi bir gerçeklikleri
olduğunu ve bu nedenle nesneler gibi ele almaları gerektiğini savunur
(Durkheim, 1985). Bu açıdan Durkheim toplumsal yaşamın incelenmesinde doğa
bilimsel yöntemleri benimseyen Comte’a benzer bir pozitivist yöntem benimser.
Durkheim toplumsal olguları araştırmanın ve de açıklamanın nedensel ve işlevsel
olmak üzere iki farklı yönteminden söz eder (Durkheim, 1985). Ancak sosyolojik
yöntemin kurallarında bir toplumsal olgunun nedeninin ancak başka bir toplumsal
olguda aranabileceği ilkesinden de bahseder. Bu nedenle toplumsal olguları
araştırmada önerdiği her iki araştırma yönteminin uygulama alanı toplumdur. Bu
yöntemlerden birincisinde;
a. toplumsal olguların nedenleri yine başka toplumsal olgularda aranmakta ve
nedensel olarak açıklanmaktadır. ‹kincisinde ise,
b. toplumsal olgular topumun ihtiyaçlarının karşılanması açısından sahip oldukları
işlevler açısından araştırılmakta ve dolayısıyla işlevsel olarak açıklanmaktadı
rlar.
‹şlevselci bir toplum modeli benimseyen Durkheim için toplumsal düzen ve
dayanışma bir toplumun işlevsel öncelikli gereksinimlerinin en başında gelmektedir.
Ona göre toplumda düzen ve dayanışmanın kaynağı işbölümü ve uzmanlaşmadı
r. ‹ş bölümü arttıkça bireylerin birbirlerine olan bağımlılığı da artmaktadır.
Durkheim evrimci işlevselci bir bakış açısı sergilediği Toplumsal ‹şbölümü adlı çalı
şmasında hem toplumsal düzen ve dayanışmanın hem de toplumsal değişmenin
sırasıyla mekanik ve organik adı altında iki farklı ideal tipinden söz eder.
a. Mekanik dayanışma benzeşmeye dayalı basit bir iş bölümünün olduğu
geleneksel toplumlarda söz konusudur. Bu düzen ve dayanışma tipinde kolektif
bilinç ve kolektif kimlik bireysel bilinç ve kimliklerden daha güçlü ve
baskındır.
b. Organik dayanışma ise farklılaşmaya dayalı karmaşık bir iş bölümü ve uzmanlaşmanı
n olduğu modern toplumlarda söz konusudur.
Durkheim’a göre mekanik dayanışma daha çok sanayi öncesi toplumlarda, organik
dayanışma ise daha çok günümüz sanayi toplumlarında görülmektedir.
Durkheim ‹ntihar adlı ünlü çalışmasında psikolojik nedenlere bağlı bireysel bir
eylem gibi görünen intiharın bile aslında nasıl toplumsal nedenlere bağlı bir toplumsal
olgu olduğunu intihar oranlarındaki değişmeleri inceleyerek kanıtlamaya
çalışır. Buna göre farklı toplumsal koşullara sahip gruplarda intihar oranları da
farklılaşmakta ve özellikle hızlı toplumsal değişmelerin yaşandığı dönemlerde intihar
oranları değişmektedir. Bu da intiharın toplumsal nedenlere bağlı bir toplumsal
olgu olduğunu göstermektedir. Durkheim intiharı bütünleşme ve düzenleme
şeklinde iki bağımsız değişkenle açıklar. Bir toplumda her iki değişkenin aşırı düzeyde
ya da yetersiz düzeyde bulunması intihara yol açar.
Durkheim özellikle modern toplumda artış eğiliminde olduğunu düşündüğü
intihar tipleri ve oranları ile ilgilenmekteydi. Ona göre bunun en önemli nedeni
kolektif bilincin modern toplumda bireyselleşme, farklılaşma ve heterojenleşme gibi
nedenlerle zayışamasıdır. ‹şlevselci bir toplum modeli benimseyen Durkheim
için ahlaki uzlaşı anlamında kullandığı kolektif bilinç son derece önemli bir işleve
sahiptir. Nitekim kolektif bilinç toplumsal organizmada parçaları birbirine bağ-
layan merkezi bir değer ve norm sisteminin temelini oluşturur.
Durkheim için kolektif bilincin üzerinde temellendiği ahlaki uzlaşı veya toplumsal
ahlak ise dinle oldukça bağlantılıdır. Ona göre din toplumsal dayanışma
üreten en önemli toplumsal olgulardan birisidir. Dinin kaynağı olarak da doğaüstü
veya benzeri görüşleri değil, yönteminde yer alan toplumsal olguları ancak başka
toplumsal olgular belirler ilkesine dayanarak, topluluğun ve toplumun kendisi
olarak görür. Buna göre dinin kaynağı topluluğun kutsal olan ile olmayan arasında
yaptığı ayırımdan kaynaklanmaktadır.
Öte yandan sosyal hayatı mümkün kılan ve bireylere rehberlik eden bu kolektif
nitelikteki merkezi değer sisteminin özellikle ani toplumsal değişmelere bağlı
olarak daha da zayışaması durumunda ise Durkheim adına anomi dediği tehlikeli
bir olgunun gelişmesinden söz eder.
Böyle zamanlarda toplumda özellikle suç, sapma ve intihar oranları normal düzeyin
üstüne çıkarak tehlikeli boyutlara varabilmektedir. Yine de Durkheim modern
toplumun geleceği konusunda iyimserdir ve anomik durumların eğitim sürecinde
üyelerine meslek ahlakı aşılayan meslek örgütleri aracılığı ile kontrol altına
alınabileceğine böylelikle de organik dayanışmanın oluşabileceğine inanmaktadır.
Ancak Durkeim’ın modern toplumda meslek ahlakını sözünü ettiği organik dayanı
şmanın temel kaynaklarından birisi olarak görmesi aşırı iyimser bir görüş olduğ
u gerekçesi ile eleştirilere uğramıştır. Sosyolojik gelişmeye katkı açısından bakı
ldığında ise özellikle modern sosyolojinin gelişimini Durkheim’ın çalışmalarının
ateşlediğini söylemek yanlış olmayacaktır. Yine de toplumsal olguların nesne gibi
ele alınması gerektiği yönündeki görüşü hümanist olmadığı gerekçesi ile eleştirilere
uğramıştır.
Emile Durkheim (1858-1917)
Durkheim çalışmalarında sosyolojinin bir bilim dalı olarak sınırlarının neler oldu-
ğu ve kapsamına giren olguların hangi yöntemle incelemesi gerektiği konusuna,
kendisinden önce gelen sosyologlardan çok daha fazla ağırlık vermiştir. Bu nedenle,
Durkheim sosyolojinin en önemli kurucularından birisi olarak kabul edilir.
Durkheim toplumu bir bütün oluşturmak amacıyla farklı işlevler üstlenmiş parçalardan
oluşan biyolojik bir organizmaya benzetir. Bu açıdan da toplumun onu
oluşturan bireylere indirgenemeyecek nitelikte bağımsız bir gerçekliği olduğunu
düşünür. Durkheim çalışmalarında toplumun bireylerden bağımsız bir gerçekliği
olduğunu savunmakla kalmaz ayrıca bireylerin üstünde (yani bireylerden daha
önemli) ve üzerinde bir gerçekliği olduğunu da savunur. Toplumun bireyler üzerinde
kolektif nitelikteki toplumsal olgular (gerçeklikler) aracılığı ile yaptırım gücüne
sahip olduğunu vurgular.
Ona göre kolektif nitelikleri ve bireylerin dışında gerçeklikleri olan toplumsal olgular
bireyler üzerinde baskıcı ve sınırlandırıcı bir güce de sahiplerdir. Bu nedenle
toplumsal olguları sosyolojinin çalışma nesnesi olarak tanımlar.
Durkheim için toplumsal olguların toplumun sürekliliğinin sağlanması açısından
önemli işlevleri bulunmaktadır. Bu bakımdan bir toplumda belirli bir düzeyi
aşmamak kaydıyla suç ve ceza dahi toplumsal olarak kabul edilebilir davranışların
sınırının belirlenmesi açısından işlevsel olgulardır.
Yöntemsel açıdan Durkheim toplumsal olguların fiziksel nesneler gibi bir gerçeklikleri
olduğunu ve bu nedenle nesneler gibi ele almaları gerektiğini savunur
(Durkheim, 1985). Bu açıdan Durkheim toplumsal yaşamın incelenmesinde doğa
bilimsel yöntemleri benimseyen Comte’a benzer bir pozitivist yöntem benimser.
Durkheim toplumsal olguları araştırmanın ve de açıklamanın nedensel ve işlevsel
olmak üzere iki farklı yönteminden söz eder (Durkheim, 1985). Ancak sosyolojik
yöntemin kurallarında bir toplumsal olgunun nedeninin ancak başka bir toplumsal
olguda aranabileceği ilkesinden de bahseder. Bu nedenle toplumsal olguları
araştırmada önerdiği her iki araştırma yönteminin uygulama alanı toplumdur. Bu
yöntemlerden birincisinde;
a. toplumsal olguların nedenleri yine başka toplumsal olgularda aranmakta ve
nedensel olarak açıklanmaktadır. ‹kincisinde ise,
b. toplumsal olgular topumun ihtiyaçlarının karşılanması açısından sahip oldukları
işlevler açısından araştırılmakta ve dolayısıyla işlevsel olarak açıklanmaktadı
rlar.
‹şlevselci bir toplum modeli benimseyen Durkheim için toplumsal düzen ve
dayanışma bir toplumun işlevsel öncelikli gereksinimlerinin en başında gelmektedir.
Ona göre toplumda düzen ve dayanışmanın kaynağı işbölümü ve uzmanlaşmadı
r. ‹ş bölümü arttıkça bireylerin birbirlerine olan bağımlılığı da artmaktadır.
Durkheim evrimci işlevselci bir bakış açısı sergilediği Toplumsal ‹şbölümü adlı çalı
şmasında hem toplumsal düzen ve dayanışmanın hem de toplumsal değişmenin
sırasıyla mekanik ve organik adı altında iki farklı ideal tipinden söz eder.
a. Mekanik dayanışma benzeşmeye dayalı basit bir iş bölümünün olduğu
geleneksel toplumlarda söz konusudur. Bu düzen ve dayanışma tipinde kolektif
bilinç ve kolektif kimlik bireysel bilinç ve kimliklerden daha güçlü ve
baskındır.
b. Organik dayanışma ise farklılaşmaya dayalı karmaşık bir iş bölümü ve uzmanlaşmanı
n olduğu modern toplumlarda söz konusudur.
Durkheim’a göre mekanik dayanışma daha çok sanayi öncesi toplumlarda, organik
dayanışma ise daha çok günümüz sanayi toplumlarında görülmektedir.
Durkheim ‹ntihar adlı ünlü çalışmasında psikolojik nedenlere bağlı bireysel bir
eylem gibi görünen intiharın bile aslında nasıl toplumsal nedenlere bağlı bir toplumsal
olgu olduğunu intihar oranlarındaki değişmeleri inceleyerek kanıtlamaya
çalışır. Buna göre farklı toplumsal koşullara sahip gruplarda intihar oranları da
farklılaşmakta ve özellikle hızlı toplumsal değişmelerin yaşandığı dönemlerde intihar
oranları değişmektedir. Bu da intiharın toplumsal nedenlere bağlı bir toplumsal
olgu olduğunu göstermektedir. Durkheim intiharı bütünleşme ve düzenleme
şeklinde iki bağımsız değişkenle açıklar. Bir toplumda her iki değişkenin aşırı düzeyde
ya da yetersiz düzeyde bulunması intihara yol açar.
Durkheim özellikle modern toplumda artış eğiliminde olduğunu düşündüğü
intihar tipleri ve oranları ile ilgilenmekteydi. Ona göre bunun en önemli nedeni
kolektif bilincin modern toplumda bireyselleşme, farklılaşma ve heterojenleşme gibi
nedenlerle zayışamasıdır. ‹şlevselci bir toplum modeli benimseyen Durkheim
için ahlaki uzlaşı anlamında kullandığı kolektif bilinç son derece önemli bir işleve
sahiptir. Nitekim kolektif bilinç toplumsal organizmada parçaları birbirine bağ-
layan merkezi bir değer ve norm sisteminin temelini oluşturur.
Durkheim için kolektif bilincin üzerinde temellendiği ahlaki uzlaşı veya toplumsal
ahlak ise dinle oldukça bağlantılıdır. Ona göre din toplumsal dayanışma
üreten en önemli toplumsal olgulardan birisidir. Dinin kaynağı olarak da doğaüstü
veya benzeri görüşleri değil, yönteminde yer alan toplumsal olguları ancak başka
toplumsal olgular belirler ilkesine dayanarak, topluluğun ve toplumun kendisi
olarak görür. Buna göre dinin kaynağı topluluğun kutsal olan ile olmayan arasında
yaptığı ayırımdan kaynaklanmaktadır.
Öte yandan sosyal hayatı mümkün kılan ve bireylere rehberlik eden bu kolektif
nitelikteki merkezi değer sisteminin özellikle ani toplumsal değişmelere bağlı
olarak daha da zayışaması durumunda ise Durkheim adına anomi dediği tehlikeli
bir olgunun gelişmesinden söz eder.
Böyle zamanlarda toplumda özellikle suç, sapma ve intihar oranları normal düzeyin
üstüne çıkarak tehlikeli boyutlara varabilmektedir. Yine de Durkheim modern
toplumun geleceği konusunda iyimserdir ve anomik durumların eğitim sürecinde
üyelerine meslek ahlakı aşılayan meslek örgütleri aracılığı ile kontrol altına
alınabileceğine böylelikle de organik dayanışmanın oluşabileceğine inanmaktadır.
Ancak Durkeim’ın modern toplumda meslek ahlakını sözünü ettiği organik dayanı
şmanın temel kaynaklarından birisi olarak görmesi aşırı iyimser bir görüş olduğ
u gerekçesi ile eleştirilere uğramıştır. Sosyolojik gelişmeye katkı açısından bakı
ldığında ise özellikle modern sosyolojinin gelişimini Durkheim’ın çalışmalarının
ateşlediğini söylemek yanlış olmayacaktır. Yine de toplumsal olguların nesne gibi
ele alınması gerektiği yönündeki görüşü hümanist olmadığı gerekçesi ile eleştirilere
uğramıştır.