Elveda
Gülünce binlerceydiniz.
Beyaz kelebekler uçuşurdu ışıltılı yüzünüzde.
Ağlayınca, baharı emziren kar suları çözülür…
Sel olur çağlardı, yeşil, mavi ve kara gözlerinizden.
Gördüm ki; ne ağlamanız kalmış, ne de gülmeleriniz.
Dudağınızda belli belirsiz bir gülümsemeyle
Uzanmışsınız boylu boyunca hareketsiz…
Kalkın ayağa ne olur?
Açın gözlerinizi desem, kulağınız duymaz.
Hani sımsıcak gülümseyip, “hoş geldin” diyecektiniz?
Boynuma atlayıp sarılacaktınız hani?
Ölüm yakışmadı size, ne bu haliniz?
Gözlerim görmediğince engelli şimdi.
Sesinizi duyamadığım kadar lal dilim.
Giden siz değil, bendim aslında…
Elimde kalmıştı ya, eskilerden bir veda;
Elveda canlarım, size el/veda.
Ahmet Zekai Yıldız
Gülünce binlerceydiniz.
Beyaz kelebekler uçuşurdu ışıltılı yüzünüzde.
Ağlayınca, baharı emziren kar suları çözülür…
Sel olur çağlardı, yeşil, mavi ve kara gözlerinizden.
Gördüm ki; ne ağlamanız kalmış, ne de gülmeleriniz.
Dudağınızda belli belirsiz bir gülümsemeyle
Uzanmışsınız boylu boyunca hareketsiz…
Kalkın ayağa ne olur?
Açın gözlerinizi desem, kulağınız duymaz.
Hani sımsıcak gülümseyip, “hoş geldin” diyecektiniz?
Boynuma atlayıp sarılacaktınız hani?
Ölüm yakışmadı size, ne bu haliniz?
Gözlerim görmediğince engelli şimdi.
Sesinizi duyamadığım kadar lal dilim.
Giden siz değil, bendim aslında…
Elimde kalmıştı ya, eskilerden bir veda;
Elveda canlarım, size el/veda.
Ahmet Zekai Yıldız