Elveda Hayallerim
—Utanmıyor musun? Bizi rezil ettin. Allah'ım deli olacağım, diye bağırdı babası. Misafir olan halası;
-Noldu, bağırıp durma, bir şey anlamıyoruz. Dedi. Bu sırada adam tekrar bağırmaya başladı. Kaşlarını çatarak;
—Siz onun masum duruşuna aldanmayın. O, bir yalancı.
Sınavda boş kâğıt vermiş. Bu gün bildirdiler.
Öğretmenlerde şaşkın. "Bir iki doğru- yanlış bir şeyler yazsaydı not verecektik" diyorlar.
Böyle şey olmaz. Şimdi seni saçlarından tutup yere çalmak istiyorum, diyor.
Hırsından aşağı yukarı dolaşıyor, boğa gibi soluyordu.
Belma, olanları film gibi izliyor ;"Allah’ım, beni bu evden kurtar” diye dua ediyor konuşulanları duymuyordu bile.
Sınavda boş kâğıt vermiş. Bu gün bildirdiler.
Öğretmenlerde şaşkın. "Bir iki doğru- yanlış bir şeyler yazsaydı not verecektik" diyorlar.
Böyle şey olmaz. Şimdi seni saçlarından tutup yere çalmak istiyorum, diyor.
Hırsından aşağı yukarı dolaşıyor, boğa gibi soluyordu.
Belma, olanları film gibi izliyor ;"Allah’ım, beni bu evden kurtar” diye dua ediyor konuşulanları duymuyordu bile.
Babası öfkesini yenmeye çalışıyor, annesi sesini çıkarmadan bir kızına, bir kocasına bakıyor.
Halası, bir şeyler söylemeye gayret ediyor. Küçük kardeş, olaylara anlam veremiyor, ürkek, üzgün bakışlarla etrafı süzüyordu.
Halası, bir şeyler söylemeye gayret ediyor. Küçük kardeş, olaylara anlam veremiyor, ürkek, üzgün bakışlarla etrafı süzüyordu.
Belma, birkaç kredi eksiği ile bu yıl da liseyi bitirememişti. Okuma isteği vardı.
Belli bir meslek sahibi olmayı her şeyden çok istiyordu.
Siyah badem gözleri buğulandı. Kıvırcık, uzun saçlarını bir tokayla gelişi güzel toplamıştı.
Kendini yorgun, ümitsiz hissediyordu. Bu kötü durumların oluşmasının sorumlusu kendisi değildi. Etrafındaki büyükler ısrarla onu anlamamak için direniyorlardı.
Artık anlamalarını da beklemiyordu; " Onlar, kendi sorunlarını çözmekten acizler. Daha fazlasını beklemek gerçekçi olmaz.
Kendime acımaktan vazgeçmeliyim. Kaderimin yönünü değiştirmek için harekete geçmeliyim. Ama nasıl?” Bunları düşünürken, büzüldüğü yerde uyumuştu.
Belli bir meslek sahibi olmayı her şeyden çok istiyordu.
Siyah badem gözleri buğulandı. Kıvırcık, uzun saçlarını bir tokayla gelişi güzel toplamıştı.
Kendini yorgun, ümitsiz hissediyordu. Bu kötü durumların oluşmasının sorumlusu kendisi değildi. Etrafındaki büyükler ısrarla onu anlamamak için direniyorlardı.
Artık anlamalarını da beklemiyordu; " Onlar, kendi sorunlarını çözmekten acizler. Daha fazlasını beklemek gerçekçi olmaz.
Kendime acımaktan vazgeçmeliyim. Kaderimin yönünü değiştirmek için harekete geçmeliyim. Ama nasıl?” Bunları düşünürken, büzüldüğü yerde uyumuştu.
Sabah, halası;
—istersen, seni İzmit’e götüreyim. Dinlenirsin. Denize girer, moralini düzeltirsin. Değişiklik olur, dedi.
Halası ile dertleşebiliyordu. Fikirlerini söyleyebileceği bir yakınının olması arada sırada onu güçlendiriyordu.
Sorunlar da anlatmakla, dinlemekle çözülmüyor ki...
İzmit'e gitmek istiyordu. Orada, küçüklüğünden beri değer verdiği, sevdiği biri vardı.
Davranışlarını örnek alır, söylediklerini yapardı. Manevi destekti Alev Hanım onun için. Henüz kimseye söz etmemişti, İstanbul' da ki liseye gitmek istemiyordu.
Kredili sistemde iki yılı yanmıştı. İşin acı yanı kredili sistem yürütülememiş, bitirilmişti. "Kendimi deneme tahtası gibi hissediyorum, Biz, kobay mıyız? Öğretmenler, düşman gibi görünüyorlar.
Açık oturumda, okulumuz ve öğretmenler hakkındaki düşüncelerimi söyledim diye etmedikleri kalmadı.
Doğruyu söylemek yasak, yalan söylemek doğru değil.
Yani; “Susun, bir şeye karışmayın, hakkınızı aramayın.
Robot gibi okulunuza gidin. Papağan gibi derslerinizi ezberleyin diyorlar.
Belki onlar haklı. Olaylara tepki göstermemeliyim, uysal çocuk tablosu çizmeli, ***** ***** gülümsemeli; "Canım Hocam, sizi çok seviyorum! Ne iyisiniz! Siz olmasanız okulun tadı olmaz." Gibi laflarla, hendeği geçene kadar, ayıya, dayı deme felsefesini uygulamalıyım bazı arkadaşlarım gibi... Koyun misali; akıllı mı tutsak mı ne olduğu belli olmayan, kişiliksiz olmak onları memnun eder.
Rahatları kaçmaz. Bu bana göre değil... " Aslında sorunum sadece öğretmenler değil. Keşke böyle olsaydı.
Tek zorum okulum olsaydı. Madalyonun öteki yüzünü kimse bilmiyor. Keşke bilseler.
Sorunlar da anlatmakla, dinlemekle çözülmüyor ki...
İzmit'e gitmek istiyordu. Orada, küçüklüğünden beri değer verdiği, sevdiği biri vardı.
Davranışlarını örnek alır, söylediklerini yapardı. Manevi destekti Alev Hanım onun için. Henüz kimseye söz etmemişti, İstanbul' da ki liseye gitmek istemiyordu.
Kredili sistemde iki yılı yanmıştı. İşin acı yanı kredili sistem yürütülememiş, bitirilmişti. "Kendimi deneme tahtası gibi hissediyorum, Biz, kobay mıyız? Öğretmenler, düşman gibi görünüyorlar.
Açık oturumda, okulumuz ve öğretmenler hakkındaki düşüncelerimi söyledim diye etmedikleri kalmadı.
Doğruyu söylemek yasak, yalan söylemek doğru değil.
Yani; “Susun, bir şeye karışmayın, hakkınızı aramayın.
Robot gibi okulunuza gidin. Papağan gibi derslerinizi ezberleyin diyorlar.
Belki onlar haklı. Olaylara tepki göstermemeliyim, uysal çocuk tablosu çizmeli, ***** ***** gülümsemeli; "Canım Hocam, sizi çok seviyorum! Ne iyisiniz! Siz olmasanız okulun tadı olmaz." Gibi laflarla, hendeği geçene kadar, ayıya, dayı deme felsefesini uygulamalıyım bazı arkadaşlarım gibi... Koyun misali; akıllı mı tutsak mı ne olduğu belli olmayan, kişiliksiz olmak onları memnun eder.
Rahatları kaçmaz. Bu bana göre değil... " Aslında sorunum sadece öğretmenler değil. Keşke böyle olsaydı.
Tek zorum okulum olsaydı. Madalyonun öteki yüzünü kimse bilmiyor. Keşke bilseler.
Sokağa çıkıp, en kalabalık caddede, en yüksek yerden ; " Ey insanlar buraya bakın! Ben ***** değilim. Tembel değilim. Duygusuz da değilim.
Öğretmenlerim ve babam. " Artık sustu. Zaten içinden konuşuyordu. Buna bile dayanamadı. Düşündükçe, duyguları bıçaklanıyor, kanıyordu. Sanki içinde organları ayaklanmış, yerlerini değiştiriyordu. Anlatılamaz ızdırap içindeydi. Çaresizdi.
Parasızdı. Ailesizdi. Yalnızdı. Güveneceği, onu sevecek birine ihtiyacı vardı. Henüz on yedi yaşındaydı.
Kendisi olmak istiyordu. Eğitimini tamamlamalıydı. Bu isteklere nasıl ulaşacaktı? Bir an durdu. Derin bir "Ah" çekti;
Öğretmenlerim ve babam. " Artık sustu. Zaten içinden konuşuyordu. Buna bile dayanamadı. Düşündükçe, duyguları bıçaklanıyor, kanıyordu. Sanki içinde organları ayaklanmış, yerlerini değiştiriyordu. Anlatılamaz ızdırap içindeydi. Çaresizdi.
Parasızdı. Ailesizdi. Yalnızdı. Güveneceği, onu sevecek birine ihtiyacı vardı. Henüz on yedi yaşındaydı.
Kendisi olmak istiyordu. Eğitimini tamamlamalıydı. Bu isteklere nasıl ulaşacaktı? Bir an durdu. Derin bir "Ah" çekti;
—Tamam, hala, seninle İzmit’e geleceğim. Dedi. Halası varlıklı değildi. Dağlarca sorunu vardı. Ama Belma' yı anlayabiliyordu. Bir de Alev Teyzesini görüp konuşmak arzusu vardı içinde.
İzmit' e vardıklarında hava kararmıştı. Geceyi halasının evinde geçirdiler. Ertesi gün Alev Hanımın yazlığına gitmek için yola çıktılar.
Belma' nln kalbi normalden hızlı atıyor, elleri terliyor, gözleri şimşek gibi çakıyor, yüzünü ateş basıyordu. Yolun bittiğini fark etmedi. Işınlanmış gibi kendini Alev Hanımın yazlık evinde buldu.
Belma' nln kalbi normalden hızlı atıyor, elleri terliyor, gözleri şimşek gibi çakıyor, yüzünü ateş basıyordu. Yolun bittiğini fark etmedi. Işınlanmış gibi kendini Alev Hanımın yazlık evinde buldu.
Alev Hanım, onları her zaman olduğu gibi candan bir dost olarak karşıladı. Kızları olmadığı için; bazı kızlara özel bir önem verirdi. Belma onlardan biriydi. Ev kalabalıktı. Belma, burada bulunmaktan memnundu.
Bir ara halası, Alev Hanımı köşeye çekip;
— Alevciğim, sana bir şey söyleyeceğim. Sorma başımıza neler geldi. Belma okulunu bırakmak istiyor. Aslında istemiyor ama vaziyet onu gösteriyor. Ne yapacağımı şaşırdım. Senden ricam, onunla konuşman, seni dinler." Dedi. Alev Hanım;
—Elimden geleni yaparım. Bana güvendiğin için teşekkür ederim." Diye karşılık verdi.
Alev Hanımın üniversitede okuyan iki oğlu vardı. Şimdi tatildi. Çocukların okul arkadaşlarından bir kaçı onlarda misafirdi. Evde, pür neşe gençlik rüzgârı esiyordu. Belma, bu rüzgârı sevdi. Yine bir "Ah " çekti.
Kısa süre sonra; Belma, halası ve Alev Hanım taraçada baş başa kaldılar.
Halası;
—Alev Hanım, Belma, okulu bırakıyor. Kredi eksiği varmış, bu yıl diploma alamazmış, dedi. Alev Hanım, gerçek bir teyze ve dost tavrıyla;
—Ne dedin anlamadım! Okulu bırakmak mı?
—Vallahi, inceliklerini ben bilmiyorum. Kendisi anlatsın. Belma’ nın yüzü hafif pembeleşti. Ne diyeceğini, nereden başlayacağını bilemedi;
— Alev Teyze, kendimi kimseye anlatamıyorum. Anlamalarını da beklemiyorum. Bir başıma, sorunların üstesinden de gelemiyorum. Her yaptığım kabahat...
Siz beni bilirsiniz, açık sözlüyümdür. Böyle olduğuma şükrediyorum. Şimdiye kadar aldığım kararlardan pişmanlık duymuyorum ama başıma gelenleri hiç hak etmedim, dedi.
Siz beni bilirsiniz, açık sözlüyümdür. Böyle olduğuma şükrediyorum. Şimdiye kadar aldığım kararlardan pişmanlık duymuyorum ama başıma gelenleri hiç hak etmedim, dedi.
Bu sırada, gençler sahile gitmeye hazırlanıyorlardı. Belma' nın da gelmesini istediler. Gitmek istemedi, sohbeti bölmek istemiyordu. Bir taraftan da yeni elbisesini giyinmeyi arzuluyordu.
Çünkü bu elbisesini başka bir yerde giyinemezdi.
Duraladı. Cevap veremedi. Alev Hanım yine yardımına yetişti;
Çünkü bu elbisesini başka bir yerde giyinemezdi.
Duraladı. Cevap veremedi. Alev Hanım yine yardımına yetişti;
— Git kızım. Eğlenmene bak. Konuşmamıza yarın devam ederiz dedi. Belma;
— O zaman izin verin, giyineyim, dedi.
Rüzgâr gibi merdivenleri çıktı. Birkaç dakika sonra, mini etekli, havuz yakalı, minicik kollu siyah penye bir elbise giyinmiş olarak döndü. Kıvırcık saçlarını özgür bırakmıştı. Pembe renkte bir ruj sürmüştü.
Düzgün balıketi vücudu, sınırsız davranışları ve konuşması ile dikkat çekiyordu. Merdivenin basamaklarından inerken sözleşmiş gibi, orada bulunanlar;
Düzgün balıketi vücudu, sınırsız davranışları ve konuşması ile dikkat çekiyordu. Merdivenin basamaklarından inerken sözleşmiş gibi, orada bulunanlar;
—OOO bu ne şıklık, diyerek beğenilerini dile getirdiler.
Elbisesi, sahil pazarından alınmış, ucuz penye elbiseydi ama ona yakışmıştı. Belma, beğenilere teşekkür etti, arabaya bindiler. Aradan yirmi dakika geçti.
Belma, ağlamaklı bir şekilde geri dönmüştü. Sahilde, gazino işleten, eniştesinin yeğeni, kıyafetini çok açık bulmuş. Hemen eve gidip değiştirmesini istemiş.
Aksi halde burada oturamayacağını söylemiş. Belma, hiç sesini çıkarmadan eve gelmiş. İsyanları dorukta;
Elbisesi, sahil pazarından alınmış, ucuz penye elbiseydi ama ona yakışmıştı. Belma, beğenilere teşekkür etti, arabaya bindiler. Aradan yirmi dakika geçti.
Belma, ağlamaklı bir şekilde geri dönmüştü. Sahilde, gazino işleten, eniştesinin yeğeni, kıyafetini çok açık bulmuş. Hemen eve gidip değiştirmesini istemiş.
Aksi halde burada oturamayacağını söylemiş. Belma, hiç sesini çıkarmadan eve gelmiş. İsyanları dorukta;
— Ben, nerede, ne zaman istediğimi yapacağım,”ben” olacağım? Diyor, gözyaşlarını boncuk gibi akıtıyordu. Hem ağlıyor, hem de ağlamanın ona göre olmadığını söylüyordu. “Kendime hâkim olamıyorum.
Sinir sistemim zaten bozulmuştu. Bunlarda tuzu biberi oldu. Elimde olmadan ağlıyorum “diyor, kendine kızıyordu.
Sinir sistemim zaten bozulmuştu. Bunlarda tuzu biberi oldu. Elimde olmadan ağlıyorum “diyor, kendine kızıyordu.
Umutlarla geldiği bu yerde, ilk akşamdan hüsranlar başlamıştı. Elbisesini değiştirdi.
Spor ev kıyafetini giyindi. Artık kaldıkları yerden sohbetlerine devam edebilirlerdi. "Şans rüzgârları hiç benden yana esmeyecekler mi? diye içinden bir " Ah" daha çekti, halasının karşısına oturdu.
Alev hanım hiçbir şey yokmuş gibi konuşmalarına kaldıkları yerden devam etti:
Spor ev kıyafetini giyindi. Artık kaldıkları yerden sohbetlerine devam edebilirlerdi. "Şans rüzgârları hiç benden yana esmeyecekler mi? diye içinden bir " Ah" daha çekti, halasının karşısına oturdu.
Alev hanım hiçbir şey yokmuş gibi konuşmalarına kaldıkları yerden devam etti:
— Bak yavrum, sen okula kendin için gidiyorsun. Her ne yapıyorsan kendin için yapıyorsun. Ayrıntılar üzerinde fazla durma. Hatta hiç durma. Bir an önce, alnının akıyla okul işlerini yoluna koymalısın. Üniversite sınavlarına girmelisin. Kazanırsan, seviniriz.
Kazanamazsan, sonunda ölüm yok. Tekrar denersin.
Okumanın yaşı yoktur. Bir şeyi yapmayı istersen, yaparsın. Hiçbir şey için hiçbir zaman geç değildir. Her zaman, her şey mümkündür. Sana güveniyorum. Genç, güçlü ve iradelisin dedi Belma;
Kazanamazsan, sonunda ölüm yok. Tekrar denersin.
Okumanın yaşı yoktur. Bir şeyi yapmayı istersen, yaparsın. Hiçbir şey için hiçbir zaman geç değildir. Her zaman, her şey mümkündür. Sana güveniyorum. Genç, güçlü ve iradelisin dedi Belma;
—Ben de okulumu bitirmek istiyorum. Ama izin vermiyorlar. Ahtapotun kolları arasında gibiyim. Bu ben değilim. Kendimi anlatamıyorum. Bu ben değilim. Olanları hak etmedim, dedi. Durdu, dalgınlaştı. Sonra konuşmaya başladı;
— Benim de normal bir ailem olsaydı bu yaştan hayat küskünü olmazdım. Umutlarım olurdu. Umutlarımı yakalamaya çalışırdım. Bense, boş bir çuvalım. Kanadı kırık kuş uçabilir mi? Dedi. Alev Hanım;
—Öyle deme kızım, yaralar, kırıklar iyileşir. Allah, sağlıktan ayırmasın. Hiçbir insan dört dörtlük değildir.
Onlar da sizler için ellerinden geleni esirgemezler.
Zaman içinde bu düşüncelerine sen de şaşacaksın. Alev Hanım, sözlerini bitirmeden Belma öfke içinde;
Onlar da sizler için ellerinden geleni esirgemezler.
Zaman içinde bu düşüncelerine sen de şaşacaksın. Alev Hanım, sözlerini bitirmeden Belma öfke içinde;
— Onlar, esirger,
babamı yine işten atmışlar. Dedemden kalan evi de sattı. Aldığı tazminatı da üzerine koyup kumar oynamış. Hepsini kaybetmiş.
Bizi düşünen kim? Daha evin geçimini sağlayamıyor. Okul giderlerimizi karşılayamıyor. Adam, baba değil, sömürücü.
Kendi keyfinde. Hepsinden nefret ediyorum. Böyle düşünmek istemezdim. ***** değilim Bu haksızlık, diyor, ağlıyordu. Biraz soluklandıktan sonra;
Bizi düşünen kim? Daha evin geçimini sağlayamıyor. Okul giderlerimizi karşılayamıyor. Adam, baba değil, sömürücü.
Kendi keyfinde. Hepsinden nefret ediyorum. Böyle düşünmek istemezdim. ***** değilim Bu haksızlık, diyor, ağlıyordu. Biraz soluklandıktan sonra;
— Yazılı kâğıdımı boş vermeye gelince, bunu, neden yaptığımı sormayı kimse akıl edemiyor.
Çünkü okulumu bitirmekten korkuyorum. Evin içine kapanmaktan, sinir harbine girmekten korkuyorum.
Baş edemeyeceğim şeylerin çokluğundan korkuyorum.
İşte, bu yüzden boş kâğıt verdim. Okul bitmesin istedim ,dedi.
Çünkü okulumu bitirmekten korkuyorum. Evin içine kapanmaktan, sinir harbine girmekten korkuyorum.
Baş edemeyeceğim şeylerin çokluğundan korkuyorum.
İşte, bu yüzden boş kâğıt verdim. Okul bitmesin istedim ,dedi.
Alev Hanım, Belma' nın saçlarını okşadı. İçinden "Çocuk haklı."diye düşündü. Sonra;
— Kızım, her şeyin çaresi bulunur. Kendini bırakma.
Bu dönemi, istersen İzmit'te bir lisede bitirebilirsin.
Dershaneye gitmene de yardımcı oluruz. Dershane müdürü arkadaşım var.
Zamanla her şey yoluna girer. Sana güveniyorum. Sen de kendine güven. İstersen başaramayacağın bir şey yoktur.
Yeter ki; yürekten iste. Bu senin elinde. Acele karar verme.
Bu günler hayatının dönüm noktaları olabilir. İyi düşün.
Doğru karar vermeğe çalış. Dönüşü zor yollara girme.
Doğru zamanda, doğru yerde yapılan işler başarı ve mutluluğu getirir. Her insanın hayatında inişler, çıkışlar vardır.
Kimsenin hayatı kusursuz değildir. Olması da normal değildir. İnsan hatalarıyla olgunlaşır. Zaman en iyi ilaçtır.
Bu dönemi, istersen İzmit'te bir lisede bitirebilirsin.
Dershaneye gitmene de yardımcı oluruz. Dershane müdürü arkadaşım var.
Zamanla her şey yoluna girer. Sana güveniyorum. Sen de kendine güven. İstersen başaramayacağın bir şey yoktur.
Yeter ki; yürekten iste. Bu senin elinde. Acele karar verme.
Bu günler hayatının dönüm noktaları olabilir. İyi düşün.
Doğru karar vermeğe çalış. Dönüşü zor yollara girme.
Doğru zamanda, doğru yerde yapılan işler başarı ve mutluluğu getirir. Her insanın hayatında inişler, çıkışlar vardır.
Kimsenin hayatı kusursuz değildir. Olması da normal değildir. İnsan hatalarıyla olgunlaşır. Zaman en iyi ilaçtır.
Belma, konuşmayı dikkatlice dinlemiş;
—Bana, güvenmeniz, hele önem vermeniz güçlenmemi sağladı. Teşekkür ederim. Beni sevenler ve kendim için yeniden başlamak istiyorum, dedi.
Ertesi gün, İzmit’e döndüler. Komşu kızı ile ayaküstü sohbet ederken, liselerde yaz okulu açıldığını öğrendi tesadüfen. Sabahı zor etti.
Hayallerinin yıkılacağından korkuyordu. Sabah ilk iş İstanbul’a okul müdürüne telefon açtı. Pazartesi sabah okulda olması gerektiğini öğrendi.
Hayallerinin yıkılacağından korkuyordu. Sabah ilk iş İstanbul’a okul müdürüne telefon açtı. Pazartesi sabah okulda olması gerektiğini öğrendi.
Yeniden İstanbul yoluna düştü. İnsanın aklına gelmeyenler başına gelir. Yaz okulu, Belma'nın başına gelecek en güzel şeydi. Bütün olumsuzluklara rağmen, okulunu bitirdi.
Nasıl otobüs parası bulacağını düşünürken, yolunda gitmiyor görünen olaylar, yaşantısında güzellikler oluşturmuş, geleceğini aydınlatmıştı.
Mezun olma başarısına, bilgisayar öğrenmeyi de ekledi.
Küçük bir ilgi onu kamçılamış, içindeki baharı, yaşama sevincini ortaya çıkarmıştı.
Nasıl otobüs parası bulacağını düşünürken, yolunda gitmiyor görünen olaylar, yaşantısında güzellikler oluşturmuş, geleceğini aydınlatmıştı.
Mezun olma başarısına, bilgisayar öğrenmeyi de ekledi.
Küçük bir ilgi onu kamçılamış, içindeki baharı, yaşama sevincini ortaya çıkarmıştı.
Asıl mücadele şimdi başlıyordu. Üniversiteye girmek büyük bir hayaldi. Bu hayal bir köşede beklemek zorundaydı. Çalışmalıydı. Acil olarak gelire ihtiyacı vardı.
Belma için, Yaradan, bir senaryo yazmıştı. Oyunu sergileyebileceği alanı doğru seçmeliydi. Ya da akıntıya kürek çekip ömrünü bitirecekti. Bu parasız günlerinde, Büyük şehir İstanbul’un, akıl almaz nimetlerinden faydalanmaya başladı.
Televizyon kanallarının yaptığı program çekimlerine izleyici olarak katılıyor harçlığını çıkarıyordu. Onu, televizyon ekranlarında sık sık görmek mümkündü.
Araları iyi olmadığı halde, çekim yerlerine babası götürüyordu.
Televizyon kanallarının yaptığı program çekimlerine izleyici olarak katılıyor harçlığını çıkarıyordu. Onu, televizyon ekranlarında sık sık görmek mümkündü.
Araları iyi olmadığı halde, çekim yerlerine babası götürüyordu.
Son zamanlarda kendi evlerinde kalmıyordu. Dul olan teyzesinin evindeydi. Teyzesinin en büyüğü yirmi yaşında dört oğlu vardı.
En küçükleri ilkokula gidiyor. İkisi araba tamircisi yanında çalışıyor. Büyük oğlan askerdeydi. Kıt kanaat geçinmeye çalışıyorlardı.
Yaz okulu döneminde, Belma’nın harçlığını da vermişlerdi.
Her zorluğu aşacağına inanıyor. Annesini, babasını görmek istemiyordu. Hatta onlardan uzak olunca kendini daha huzurlu buluyordu.
En küçükleri ilkokula gidiyor. İkisi araba tamircisi yanında çalışıyor. Büyük oğlan askerdeydi. Kıt kanaat geçinmeye çalışıyorlardı.
Yaz okulu döneminde, Belma’nın harçlığını da vermişlerdi.
Her zorluğu aşacağına inanıyor. Annesini, babasını görmek istemiyordu. Hatta onlardan uzak olunca kendini daha huzurlu buluyordu.
Günler geçti, hem de rüzgâr gibi. Uygun bir iş aradı,aradı.. Sonunda; kendini büyük bir alış-veriş merkezinde satış elamanı olarak buldu.
Bu işi de babası ayarlamıştı. Asgari ücretle, kışın en kısa, en soğuk günlerinden birinde hayat mücadelesine başladı.
Okumak bir başka mevsime kaldı. Belki de ulaşamayacağı hayali olacaktı. Ümitsiz değildi. Her zaman her şey olası. İnsan hayalleri ölçüsünde yaşar. Umut yoksa yaşamanın anlamı kalır mı? Alev Hanım böyle söylemişti.
O halde doğrudur. İşine başladığını, Alev Hanıma telefonla bildirdi. Kadın, onun adına sevindiğini söylemiş; "Başarılı olmak için yere sağlam bas. Kimseye, ama hiç kimseye olduğundan fazla değer verme."demişti.
Belma insanlarla ilişkisi arttıkça, bu sözlerin manasını daha iyi anlıyordu. Etrafta, o kadar çok maskeli, dev görünümlü adamlar dolaşıyor ki... Aslında onlar, bir böcek kadar bile değiller. Maskelerini düşürmeyi isterdi.
İstemekle olmuyor elbette. Bu konular onu aşar. Böyle bir şey yapmayı denese başına gelecekleri hayaline bile sığdıramazdı. Bu yüzden susuyor, olaylardan uzak durmaya çalışıyordu.
Bu işi de babası ayarlamıştı. Asgari ücretle, kışın en kısa, en soğuk günlerinden birinde hayat mücadelesine başladı.
Okumak bir başka mevsime kaldı. Belki de ulaşamayacağı hayali olacaktı. Ümitsiz değildi. Her zaman her şey olası. İnsan hayalleri ölçüsünde yaşar. Umut yoksa yaşamanın anlamı kalır mı? Alev Hanım böyle söylemişti.
O halde doğrudur. İşine başladığını, Alev Hanıma telefonla bildirdi. Kadın, onun adına sevindiğini söylemiş; "Başarılı olmak için yere sağlam bas. Kimseye, ama hiç kimseye olduğundan fazla değer verme."demişti.
Belma insanlarla ilişkisi arttıkça, bu sözlerin manasını daha iyi anlıyordu. Etrafta, o kadar çok maskeli, dev görünümlü adamlar dolaşıyor ki... Aslında onlar, bir böcek kadar bile değiller. Maskelerini düşürmeyi isterdi.
İstemekle olmuyor elbette. Bu konular onu aşar. Böyle bir şey yapmayı denese başına gelecekleri hayaline bile sığdıramazdı. Bu yüzden susuyor, olaylardan uzak durmaya çalışıyordu.
Teyzesinin evinde kalmaya devam ediyordu. "şimdi yardım etme sırası ben de."diye düşündü. Hep onlara yük olmuştu. Maaşını onlarla paylaşmalıydı.
İşe girdiğinden beri babasının sık sık ziyaretine gelerek;"Paranı alınca, bana da harçlık verirsin artık, ne de olsa babayız" demesi onu çılgınlaştırıyordu.
Sanki milyarlar kazanıyorum da saklıyormuşum gibi davranıyorlar diye canı sıkılıyordu.
Annesine her zaman acımıştır. Büyüdükçe daha çok acımaya başladı. "Babam gibi biri için hayatını zehir ediyor."diye hayret içinde kalıyor, bir gün isyan edeceğini düşünüyordu.
Sanki milyarlar kazanıyorum da saklıyormuşum gibi davranıyorlar diye canı sıkılıyordu.
Annesine her zaman acımıştır. Büyüdükçe daha çok acımaya başladı. "Babam gibi biri için hayatını zehir ediyor."diye hayret içinde kalıyor, bir gün isyan edeceğini düşünüyordu.
Kazancı hiçbir şeye yetmiyordu. Daha iyi şartlarda, daha çok kazanması gereğini biliyordu. En büyük düşü, kız kardeşini yanına alarak ayrı bir evde yaşamaktı.
Daktiloda yazmayı biliyordu. “Niye öğrendiysem” dedi kendi kendine. Bilgisayar kullanımını da hemen hemen öğrenmişti. Bir de yabancı dil bilseydi. Günün birinde o da olu diye düşündü.
Daktiloda yazmayı biliyordu. “Niye öğrendiysem” dedi kendi kendine. Bilgisayar kullanımını da hemen hemen öğrenmişti. Bir de yabancı dil bilseydi. Günün birinde o da olu diye düşündü.
.................................
Bu yılsonunda erkek arkadaşı oldu. Özel bir şirkette çalışan lise mezunu biriydi. Alev Hanıma, arkadaşından söz etti, fikrini almak istedi; Alev Hanım;
— Bunu bekliyordum. Normal bir durum. Gençlik bu. Fikrimi soruyorsun. O halde bir şeyler söylemek isterim. Belma;
—Lütfen Alev Teyze, çok memnun olurum.
—Arkadaşlığınız hangi boyutta bilemiyorum. Artık iş hayatına girdin. Önünde kocaman bir gelecek var.
Geleceğinin temellerini atmaya başlıyorsun. Sağlam olmasına özen göstermelisin. Arkadaş olarak bir çok erkek arkadaşın olabilir. Sıra, duygusal arkadaşlığa, gelince; seçilmeyi bekleme. Seçici sen olmalısın. Sana uygun olanı en iyi sen bilirsin, dedi.
Geleceğinin temellerini atmaya başlıyorsun. Sağlam olmasına özen göstermelisin. Arkadaş olarak bir çok erkek arkadaşın olabilir. Sıra, duygusal arkadaşlığa, gelince; seçilmeyi bekleme. Seçici sen olmalısın. Sana uygun olanı en iyi sen bilirsin, dedi.
Bu kısa konuşma, Belma' ya yeni ufuklar açmıştı."Seçici olmak."Bunu her konu da düşünmek mümkündü. "Muhteşem bir kadın Alev Teyze. İyi ki seni tanıyorum, iyi ki varsın" demekten kendini alamadı. Yüzü gülüyordu.
Gerçekleri görmenin vakti gelmişti."Ey koca şehir, ilmek ilmek tarih dokumuş İstanbul, ben geliyorum. Elveda hayallerim, merhaba yenidünyam."dedi.
Şimdi, hayat çizgisini cesurca, coşkuyla izlemeye, güzellikleri, zorlukları kucaklamaya hazırdı. Zaman, birçok sorunu şimdiden çözmüştü."Bu yıl, bahar benim için erken geldi." Dedi. Mutlu görünüyordu.
İçindeki fırtınayı, kontrolü altına almıştı."Nereden nereye" diye bir "ah" çekti içinden. Yavaş ve emin adımlarla ilk iş gününe doğru yürüdü, servis arabasına bindi.
Şimdi, hayat çizgisini cesurca, coşkuyla izlemeye, güzellikleri, zorlukları kucaklamaya hazırdı. Zaman, birçok sorunu şimdiden çözmüştü."Bu yıl, bahar benim için erken geldi." Dedi. Mutlu görünüyordu.
İçindeki fırtınayı, kontrolü altına almıştı."Nereden nereye" diye bir "ah" çekti içinden. Yavaş ve emin adımlarla ilk iş gününe doğru yürüdü, servis arabasına bindi.
Belma, zaman içinde iki yıllık güzel sanatlar fakültesini bitirdi. Bir İtalyan gençle evlendi. İki çocuğu oldu.
Yabancı dil sorunu kalmadı. Annesi, babası ayrıldı.
Halası öldü. Teyzesinin çocukları büyüdü. Kendilerini geçindirecek İş sahibi oldular.
Yabancı dil sorunu kalmadı. Annesi, babası ayrıldı.
Halası öldü. Teyzesinin çocukları büyüdü. Kendilerini geçindirecek İş sahibi oldular.