Eksik Kalmasın

Konu sahibi son olarak 3954 gün önce görüldü
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
(Kesik kesik...)

Biri beni öldürmeli ya da bir kazaya kurban gitmeliyim... Kendi kendime yapamadığımı bir başkası yapmalı.. Hiç beklemediğim anda, tam da hayata tutunmayı öğrendiğim anda, pişmanlıklar içinde ölmeliyim.. Kendi kendime yarattığım cehennemin bedelini böyle ödemeliyim..

**

If you were dead or still alive,

I don't care, I don't care

**
Boğuluyorum... Ayaklarımı yere bastığım sürece hayatta kalabilirim, güvenmiyorum kaldırma kuvvetine, güvenmiyorum sana.. Yosunlarından iğrenmiyorum, soğuğundan çekinmiyorum... Sadece.. Daha fazla ilerleyemem, o kadar cesur değilim..

**

Your rescue, my undo
I'm not the one to save you
I'm empty completely
I'm drowning in your shadow

**

Ciddi ciddi düşünüyorum bir araba çarpması nasıl olur diye.. Ne kadar savrulurum, çarpmanın ilk anı, araba ile ilk temasımda ne hissederim? Hemen ölür müyüm acaba? Yoksa sakat kalıp sürünür müyüm yıllarca?

İçim sıkılıyor bugün, vurasım var bir şeylere, kızasım, bağırasım var, atasım var bu pisliği içimden.. Bu şekilde gidecek mi ki benden? Uzaklaşacak mı düşünceler beynimden? Sırf düşüncelerim için idam edilmeliyim.. Ürkütse de bu beni, tek çıkış yolu bu... Ver cezamı, katlanamıyorum..!!!

(7 Mart 2014 Cuma)
 
(Eskilerden...)

Yağmur ıslatıyor saçlarımı. Yürümek istiyorum… Bozuk yollarda, karanlık sokaklarda kaybolmak istiyorum. Beni umursamayan arabalar üstüme su sıçratsın, içimden küfredeyim onlara. Rüzgar yanaklarımı yaksın, insanlar telaş içinde yağmurdan kaçsın. Islak toprağın kokusunu alayım. Sokak lambaları damlaları bir başka parlatsın…


Beni bu güzel havalar mahvetti,

Böyle havada istifa ettim

Evkaftaki memuriyetimden.

Tütüne böyle havada alıştım,

Böyle havada âşık oldum;

Eve ekmekle tuz götürmeyi

Böyle havalarda unuttum;

Şiir yazma hastalığım

Hep böyle havalarda nüksetti;

Beni bu güzel havalar mahvetti.


O.Veli Kanık
 
Korkarım sırlarımın aralanmasından,
İçimde benim bile bilemediğim,
Her an çığlık atmaya meyilli,
Her an susmaya mahkum.
Kan kırmızısı düşler..

(Kasım 2010)
 
Sadece nakarattan oluşan bir şarkı gibi hayatım.. Hep aynı döngüler, hep aynı saçmalıklar.. Zırvalamaktan öteye gitmiyor hiçbir adım.. Sıkıldım, yoruldum, bunaldım.. Her şeyin suyunu çıkardım, tükettim.. Daha ne kaldı başlanacak ve yarım bırakılacak??
 
Yanlış doğmuşum, pardon!!
 
Süslü kelimelerinize ihtiyacım yok ki cümlelerimi uzatayım.. Bir naber sorusundan sonra gelen "iyidir" kadar kısadır hayatım...

**

Kağıdı çeviriyorum. Uzak geldiği için görüşmeye gitmediğim işin adresi, solunda aynı işe ait olduğunu tahmin ettiğim bir telefon numarası. Yanında karalamalar.. Kağıdın katlanmış diğer yüzünde yine başka bir telefon numarası, nereye ait hatırlamıyorum. Son aylarda kağıtlara o kadar telefon numarası yazdım ve o kadar yere başvurdum ki, arayan olduğunda nereden aradığını tekrarlatıp hafızamı zorluyorum, kimdi, neydi, neredeydi, ne istiyordu diye...

Kağıdın arkasına bakıyorum. Kimbilir ne zaman çıktısını aldığım karakalem el çizimi kitabından bir parça olduğunu görüyorum. "Rod and Ball Forms" başlıklı bir de yazı var çizimlerin sağ alt köşesinde. "As the fingers emerge from the palm knuckles, they develop three-part rod and ball forms - finger shank and knuckle capsule - as shown in the enlarged detail..." Cümlenin biteceği yok... Kestim!

Zamanında karakaleme meraklıydım, gözler, parmaklar çizer dururdum. Yeteneklisin derdi işin ustaları, üstüne gidersem çok iyi şeyler çıkarmış, mış,mışşşş.. Üstüne düşecek kadar sevmedim ki karakalemi. Sadece çizerken düşüncelerim dağılıyor diye uğraşıyordum. Bir süre sonra parmaklarım da düşüncelerime ayak uydurdu, düşünceler dağılmaz oldu, parmaklar kendiliğinden çizmeye başladı.. Güzel olsa ne farkeder? Bana hissettirdiği bir şey kalmamışken, devam etmenin ne anlamı var benim için! Bıraktım ben de.. Şimdilerde çıktılarını aldığım o kağıtları, karalama kağıdı olarak kullanıyorum.

Okulu bırakınca, aydıngerlerimi anneme vermiştim, fırın kağıdı olarak kullansın diye. : ) Ders notlarını ise karalama kağıdı olarak saklamaya devam etmiştim. Atmaya kıyamamıştım nedense.. Halbuki kullanırken tek bir sayfasını bile çevirmedim. Sildim mi siliyorum işte, gerisini önemsemiyorum, hatıralarla uğraşamam!!

Belki yazmayı da bir süre sonra bırakacağım. Bunun için her yere kalemimi ve kağıdımı taşımayı bırakmalıyım ve telefonum da yanımda olmamalı. Hiçbir yerde, hiçbir şekilde not tutamamalıyım..

Ne diyorduk? İlk cümleyi çökerttik yine...: )

30 Ocak 2014
 
[YOUTUBE]fqCRZzNJyyg[/YOUTUBE]

Bu yağmur, kanımı boğan bir iplik,
Tenimde acısız yatan bir bıçak.
Bu yağmur, yerde taş ve bende kemik,
Dayandıkça çisil çisil yağacak.

Bu yağmur, delilik vehminden üstün,
Karanlık, kovulmaz düşüncelerden.
Cinlerin beynimde yaptığı düğün,
Sulardan, seslerden ve gecelerden...






Necip Fazıl KISAKÜREK
 
Hadi bir tesadüf daha olsun. Sen gel.. Yine ben sana fırça atayım..!
 
Dönüp dolaşıp sana geliyorum.
Genişliyor genişliyor yine daralıp sende son buluyorum.
Bu kadar mı küçük bu dünya?!
Bekliyorum sürekli...
Sürekli bekliyorum...!
Yüzlerce satır yazıyorum, binlerce kez aklımdan geçiyorsun,
Ama gelmiyorsun...

Hala inanmak istiyorum sana,
Hala ispatlamak istiyorum seni kendime.
Nerdesin sevgili, nerdesin!
Duymuyor musun çığlıklarımı?
An'ım sensin, hayatım sen'sin...
Aklım, duygularım sen'sin,
Her şey sensin ama bir yok olan,
Yine Sen'sin..!

Şaşıyorum kendime,
Her yerde seni arıyorum,
Bıkmadım yanılmaktan,
İnatla tutundum sana.
Çık gel artık, çık ve gel!

(25 Eylül)
 
Her şeyin dönmesi ne hoş... Hiçbirine takılamıyorum..: ))
 
Ortadoğu'da kızlar kadın doğar, ecellerinden önce ölürler
İlk yemeği anasının memesinden gelen
Ve yediği çanağa tükürmekte sakınca görmeyen erkek
O kadar çok kadın gömer ki toprak bile artık dişidir
Bu yüzden toprak ana diye bilinir
Diri diri gömüle gömüle toprağı bile kadın yapmışlardır
Bu yüzden verimsiz ve çoraktır
Buna da kadının intikamı denir ... !

Ziyan - Hakan Günday ...
 
" Sen benim bu alemde ünümü
duymadın mı hiç ?
Ben bir hiçim, hiç..!"

- Hz Mevlana -
 


Gittiğini, şarkılarım tükendiğinde anladım..
 
Burada da olmadı. Aylin.. Ah Aylin..! İnsanları ne kadar kolay harcayabiliyorsun.

Çıkıyorum binadan, son kez tatlı güvenlik görevlisine iyi günler diliyorum. O kadar güzel gülümsüyor ki, biraz onla sohbet etsem, tüm stresim yok olacak gibi geliyor. Geçip gidiyorum.. Kulaklığımı takıyorum, son ses Haluk Levent'in "İçimde Ölen Biri Var" şarkısını açıyorum. Yürüyorum.. Yürümem gereken yolun tam tersi istikamette, yolun nereye gittiğini bilmeden.. Bineceğim otobüs geçiyor, bir sonraki yarım saat sonra geçecek... Önümdeki adamlar arkalarına bakıp bakıp duruyor. Topuklularımın sesi mi, yoksa açtığım müziğin sesi mi onların dikkatini çeken bilmiyorum... Umurumda da değil!! Rutinimin aksine yavaş yürüyorum. Acelem yok ki, bir yere yetişmeyeceğim. Rahatlamam gerekir halbuki, yavaş yürümenin tadını çıkarmam gerek bu güzel havada... Ama nerdeee!!! Depremler oluyor beynimde diyor Haluk... Ne de güzel çalıyor..

Bir otobüs daha geçiyor, kaç durak yürüdüm bilmiyorum. Ana caddedeyim hala. Yol nereye gidiyor, hiçbir fikrim yok... Gözlerim doluyor, ağlamak istiyorum, yapamıyorum... Bu kadar uluorta... Olmaz, yapamam..

İçimde ölen biri var.. İçimde ölen binlercesi var.. Ve bu şarkıyı dinlerken (...) En son yine bir iş çıkışının evvelinde, buralardan çok çok uzaklarda, bir itirafın ertesinde dinlemiştim bu şarkıyı.. Yine yollara atmıştım kendimi, yolumu uzatmış, en alakasız yerlerden işe gelmiştim.. Ve.. Ve...!!

Yanımdasın susuyorsun, susuyor, konuşmuyorsun.. Öldürme beni İzmir, yapma bunu bana. Ben seni çok seviyorum. seni koklamayı, seni dinlemeyi, seni seyretmeyi seviyorum. Biliyorum, birçok sevenin var.. Bana da yer ver ruhunda..

Vay vay vay vay vay vayyyyy... İçimden bir ses dur artık diyor, halbuki ayaklarımın daha çok gidesi var. Yolun sonunu göremiyorum, büyük ihtimalle bir köprü ya da kavşak olmalı, ki bu da mecburen durmam gerektiğini gösterir. En yakın durakta mola veriyorum. Az önce bir kez daha geçmişti benim otobüs. Demek ki bir yirmi yirmi beş dakika daha gelmeyecek... Hava çok sıcak, güneş yakıyor gözümü. Haluk'u dinlemeyi bıraktım.

Geliyor otobüsüm, beklediğimin aksine bu saatte akşamki yoğunluğunu aratmayacak kalabalıkta. Her yer korkuluk görünümlü, bol makyajlı teyzeler ile dolu. Bakmak istemiyorum hiçbirine... Rahatlıkla aralarından geçip kuytu bir yer ediniyorum otobüste. Metroya binip yolu kısaltmayacağım. Bu sıcakta, bu kalabalığın çilesini sonuna kadar çekip sahilde tekrar Haluk'umu dinleyeceğim. Yol bitmiyor, teyzeler kalkmıyor, başım çatlıyor, şu an her şeyden nefret ediyorum..!

Sahildeyim, ayaklarım tekrar otobüse gidiyor. Duraklar boş... Otobüsüm yok, gelmesin de..

23 Ocak 2014
 
B.tan işlerle uğraşmaktan yoruldum.. Kararsız insanları yönlendirmekten, fazla meraklıları başımdan savmaktan.. Umursamadıklarım umursamasa beni... İlginize zerre ihtiyacım yok..! Hoş görünmeye çalışıp egonuzu tatmin etmenize aracı olmaktan nefret ediyorum.. Bu amaçla kullanmayın beni, görmezden gelin, çok mutlu olurum..
 
Düşlerimde tüketiyorum seni.. Ki bir daha hiç kırılmayasın, bir daha hiç yaralanmayasın diye.. Kendi kendime kurduğum oyunumda sana dokunmadan, seni yaşıyorum..!: )
 


Başım zonkluyor, makinelerin sesi eşliğinde krizler geçiriyorum, sessiz sedasız.. Aptalca bir saflıkla çiğniyorum tüm aldıklarımı, hazmedemeden tükürüyorum hepsini.. Geride iğrenç tatları kalıyor yalnızca, bir de "olmamış bu" şikayetleri... Eksik bir şeyler var hala, farkına varamadığım, ısrarla görmezden geldiğim..​
 
"Rahat yaşamak uğruna gerçeği mezara mı götüreyim; halka gerçeği anlatmak uğruna ölümü mü göze alayım?"

Turan Dursun
 
Var olman sorun değil..!! Cezamızı çeker dururuz...:T: Ama ya yoksan..?
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri