emiryakamoz
Üye
-
- Katılım
- Nisan 23, 2015
-
- Mesajlar
- 535
-
- Tepkime puanı
- 0
-
- Puanları
- 266
-
- Yaş
- 34
-
- Web sitesi
- www.facebook.com
Önce o vardı. Ne Aylak Adam’ın C.’si ne de Tutunamayanlar’ın Turgut Özben’i. Önce o fark etmişti dünyadaki sevgisizliği, yapaylığı. Sait Faik, herkesten önce fark etmişti her şeyin çoktan raydan çıktığını. Lüzumsuz Adam onun benim açımdan en vurucu öyküsü. Onu böylesine ayrı kılan şey ise, Sait Faik’in ustası olduğu çevre tasvirleri, insanın ta en derinde yer alan duygularını çekip çıkarması ve bunu suratlarımıza sertçe vurması.
Kalbinin dakikada kaç kere attığını sayabilecek kadar sıkılmış, normalinden bir tek az ya da fazla attı mı doktora başvurabilecek kadar takıntılı, mahallesinden dışarı çıktı mı huzursuz olabilecek kadar tekdüze, tam yedi yıl boyunca yıkanmayı aklından geçirmeyecek kadar tuhaf bir adamdır lüzumsuz adam. Evini ve kiraladığı dükkanı sattıktan sonra parası bitene kadar istediği gibi yaşayıp sonra bir yolcu vapurundan kendini denize bırakarak intihar etme hayalleri kurar. Ve şehirlerde toplanmış insan yığınlarına, kalabalıklara anlam veremez. Şu sözlerle ifade eder kendini: “Kimdir bu sokakları dolduran adamlar? Bu koca şehir, ne kadar birbirine yabancı insanlarla dolu.
Sevişemeyecek olduktan sonra neden insanlar böyle birbiri içine giren şehirler yapmışlar? Aklım ermiyor. Birbirini küçük görmeye, boğazlaşmaya, kandırmaya mı? Nasıl birbirinden bu kadar ayrı, birbirini bu kadar tanımayan insanlar bir şehirde yaşıyor?”
Beklentisiz bir adamın hayatı, yaşamakta bulduğu güzellik, o dingin coşku görülür bu öyküde. Yalnız değil, kendiyle kalabalık birisidir lüzumsuz adam. O ince ince tasvir ettiği sokaklar, dükkânlar gerçekten vardır da her gün oralarda mı geziyordur, yoksa bu yolculuklar zihnin içinde mi gerçekleşiyor, bizi bu ikilem içerisinde sürüklüyor hikâye. Ama her iki durumda da yalınlık ve bu yalınlıktan doğan ihtişam göze çarpıyor. Yazı, pastane sahibi kadını, sırf o limonlu seviyor diye dükkânında limon saklayan işkembeciyi, her gün merhabalaştığı yemişçi kadını, küçük kızlara düşkünlüğü olan beyaz saçlı adamı, gazinodaki kadınları hem tek tek içinde yaşatıyor hem de onların toplamından fazla bir kişiliğe bürünüyor. İçine karışmaktan özenle kaçındığı insanları ve İstanbul’u sevmesine seviyor ama tam da bu sevgi onu diğerlerinden ayıran. “Kendi peşini bile bırakmış” bir insana özgü bir sevgi bu, sadece sevgi.
Sait Faik, Türk edebiyatının başına gelmiş en güzel şeylerden biri. Onun mirası olarak kabul edilebilecek olan “sevgi”, Lüzumsuz Adam’ın onu yaşayamamasıyla bize bir mesaj olarak veriliyor. “Ben bir acayip oldum. Gözüm kimseyi görmüyor. Kimsenin kapımı çalmasını istemiyorum.” Bir insan bu cümleyi kuruyorsa, onun hayatında tek ama çok derin bir yara vardır. Sevgi. Ne C. ne Turgut Özben, Lüzumsuz Adam gibi vuramadı, Sait Faik’in olmadığı bir dünyada da vuran olmayacaktır.