Ebedi Seadet yolunda bir ömür

Konu sahibi son olarak 2792 gün önce görüldü
35114592_135081510703388_2630656550993133568_n.jpg
 
Vatanlarına düşkünlerdi. Her ne kadar dine aykırı işler bulunsa da, emr-i maruf yapıldığı ve Ehl-i sünnet güçlü olduğundan dolayı yaşanacak yer olarak görürlerdi. Amerika’ya yerleşmek isteyen birine, “Kâfir memleketine temelli yerleşmek niyetiyle gidilmez” diye cevap verdiler. Medine’ye yerleşmek isteyen bir dostlarına da hâkimiyet Vehhâbîlerin elinde olduğu için, “Hicaz’a yerleşmeniz uygun değildir” dediler. Bir yere tayin edilmek hususunda muhayyer bırakılanları, mesela Kütahya gibi örf ve âdetlerin kuvvetli olduğu Osmanlı şehirlerini seçmelerini tavsiye ederlerdi.

İstanbul’u severlerdi. Ama rutubetinden dert yanarlardı. Müstakil evde oturmayı tavsiye ederlerdi. “Apartman hayatı hoş değildir. Alt katta veya üst katta oturanın kim olduğu belli değildir. Ev müstakil olmalıdır. Bu mümkün değilse; sâlih komşuların olduğu evlerde oturmalıdır. Ölenin bile ruhu tesir ediyor; dirinin etmez mi? Ama insan İhlâs ile Fâtiha okursa, inşallah kalbden o zulmeti siler” dediler.

(Ebedi Seadet Yolunda bir Ömür - Hüseyn Hilmi Işık sf. 236)
 
abi siz her seferinde mutlaka bir yazım yanlışı yapmazsanız muhafazakârlığınız falan mı düşüyor?:D
 
Niçin Üstündür?
İstanbul İmam Hatib Mektebi’nde ders verirken birgün bir talebe, “Efendim, Sultan II. Bâyezid, Yavuz Sultan Selim’den niçin üstündür?” diye sordu. Bu padişaha, Bâyezid-i Velî dendiği için, böyle düşünmüş olmalıydı. Ben de onlara, “Evvelâ sualinizden başlayalım. Hangisi daha üstündü, demeliydiniz. Bunun cevabını da Kur’an-ı kerîm veriyor: ‘Faddalallahü’l-mücâhidîne ale’l-kâ’idîn’ buyuruyor [Nisâ: 95]. Allahü teâlâ mücâhidleri, oturup ibâdet edenlerden daha üstün tutuyor. Onun için Sultan Bâyezid, çok mübarekti, veli idi; ama Yavuz Sultan Selim Han mücâhid olduğu için daha üstündür” cevabını verdim.
(Ebedî Seâdet yolunda Bir Ömür sf. 183)
 
Kitapların dağılmasına çok ehemmiyet verirlerdi. “Kıyamet günü, şehidlerin kanı ile âlimlerin mürekkebi tartılacak; âlimlerin mürekkebi ağır gelecektir. Bu hadis-i şerifteki âlimler hangileridir? İlminden herkesin istifâde ettiği âlimlerdir. Yoksa kitaplar rafta durmuş, dağılmamış ve okunmamış ise, bir kıymeti yoktur” derlerdi.
Hayatlarını, din kitaplarının dünyaya yayılmasına adamışlardı. Neredeyse bundan başka bir şey düşünmez olmuşlardı. Kendilerini sevenlerin de mümkün mertebe bu hizmete iştirak etmelerini ister; bunun evvelemirde kendi iyiliklerine olduğunu; zira emr-i marufu terk eden beldelere umumî belâ geleceğini; memleketimizde din aleyhinde çok işler yapılmış olsa bile, bu emr-i maruf hizmetleri sebebiyle etrafı ateş yumağı içinde iken, buraya umumî belâ gelmediğini söylerlerdi. “Gayemiz bir kişiyi daha ateşten kurtarmaktır.” Kızları Dilvin Hanım, birgün en çok kimi sevdiğini sorduğunda, “Kim çok hizmet ediyorsa, onu!” diye cevap vermişlerdir. “Bu hizmetler, şirket-i mülke benzer. Nasıl şerîkler malın her zerresinde ortak ise; bu kitapların hazırlanmasında, tashihinde, paketlenmesinde, postaneye taşınmasında, velhâsıl her safhasında hizmet eden kazanır ve diğerlerinin kazancına da ortak olur” derlerdi. Sık sık “Bu hizmetlerimizin neticesinde eğer bir kişi kurtulursa, biz hizmetlerimizin karşılığını almış sayar ve şükrederiz” derdi
(Ebedi Seadet Yolunda Bir Ömür- Hüseyn Hilmi Işık sf. 268)


https://www.ihlasvakfi.org.tr/yayinlar/kitaplar/ebedi-saadet-yolunda-bir-omur
 
Geri