Duyguları İtinayla Örtbas Edilmiş Kalbim

Konu sahibi son olarak 3238 gün önce görüldü
Uyandığımda
Alnımı karışlıyor gibiydi yalnızlık, bir Hadisle..
Hadsiz iniltileri güldürüyor
Yalnızlık sebeplerini kırbaçlıyordu acemi bir iblis
İrkildim, aramızdaki meridyen endamını yitirdi..

Cennete gidemeyecek kadar uzak bir kentteydim
Ve kirpiklerimden çekiyordu Hades
Di’li di’li gömüyordu anıları, geçmişin toprağına..

Ütüsü bozuluyordu en özenilmiş anlarımın, basınca benden geçmişin toprağına
Sevmek gibi örneğin
Beklemek gibi mesela
Tarihi soykırımların sayısı artıyordu yeryüzünde o gece..
Kırıyordu kursağım hevesimin yumruğuyla soyadımdaki iki sesli harfi
Ecdadından siliniyordu yirmi dokuz kez kurşun bir kalem,çabuk büyüyordu
acı ve aniydi tenimin kâbus gördüğüm zamanlardaki terleme süreci..

Uyuya kaldığımda
Aklıma kelepçe takıyor gibiydi geçmiş sürgünü bir hapishane
Halsiz dünsel hadiseleri yeriyor
Karanlığı hırpalıyordu usta bir iblis
‘‘Hadi sene’’ diyen bir sesle irkildim, aramızdaki saat eşkâlini yitirdi..

Cehenneme yürüyerek de gidilebilirdi bu kentten
Saçlarımdan çekiyorken bu kez Hades
Orağıyla mezar kazdı
Tıka basa gömdü sonra Azrail beni,
Giderken son, gelirken ilk bastığın o toprağa..

Sanırım toprak kaymasıydım
Yıldız kaydırağı bir gece yarısında
Yaprak düşmesi kadar başıboş
Gözbebeğimi bir camii avlusuna bırakan
Ezandan birkaç dakika önceyi fırsat kollayanın sevdalısıydım..

Yüzyıllar yüzümü astı
Bir yalnızın yaşadığı ev gibiydik artık seninle
İki ayrı yüz ıslanmıyordu lavaboda
Kurulanmıyordu eller aynı havluyla
Bir dev gibiydi aramızdaki mesafe mesela
Bastığı yerden artık şiddetli ve korkunç sesler getiriyordu..

Yüzyıl önce
Bugün gibi
Hatırımda
Şiir kıtaları kıt kanaat bir saltanatı sürmeye başladı
Kırık kanatlarla da uçmayı öğrendi ölü serçeler..

Kırk haramilerin eşkıyalığında
Kaza süsleri kayboldu..

Ölüler birbirini kıskanmıyor
Kış kanmıyor sıcağın vefasına
Resmi kayıtlara ‘‘geçmiş’’ diye geçmişti o gece,dün.

Ve yaramdaki salgından haberdar değilmiş gibiydi ömrüm..

Bütün uykuların sersemi bendim
Sendeki kör bir mahmurluktu..
Alaca ve çıyan rüyalar görürdüm biliyorsun
İki gözün şahitti..

Yüzyıl öncem kadar bölücü
Gece kan
Gece kir
Gece kum
Ay güneşi kirletir
Bu yüzden hep gün gecikir..

Biri, kir olur elimin mürekkepten
Birikir kapı koluna diğeri, dışımda tuttuğum birisinin gelişini özlerken..

Sonra yine bir sulu yara açılır nabız yerimde
Hades,kör müyüm diye ışık tutar gözlerime
Uyuma der,karanlık serper iblis üzerime anıların açmazından..

Sokak çıkmazında lades kemiğimi kırar aşk
Işık ve karanlık sahiplenir gölgemi, saçlarının sızdığı duvarların
bedeninde kalırım
Dibine kadar düşerim düşlerimin
Tam ağzıma kadar doluyum
Aklım ermiyor, hala ham..

Biliyorsun
Aklımda uykum gibidir
Kaçabilir ya da gelebilir..
Kaçınabilir bir rüyadan
Uyanabilir bir şiir kafiyesi masaldan..

Dudaklarının arasına al beni
Hades gitti az önce
Sesini kes yüzümde
Bir sigara kadar bağımlı kal
İşin bitince söndürüp atacak kadar bencilce
Dudaklarının arasına al beni..
Ciğerini delene dek kemir nefesimi
Dişlerinin arasında gezdir
Hades gelmeden
Gel
Dudaklarının arasına al beni..

Fesat sözler dizdim ardı ardına
Ardı bozkır bir karaya
Ve karalar basınca zemheri vakti gırtlağa
Çilehanelerde yatalak
Yalanların çöllerinde kutsanarak kaldım
Öyle ki her acıyı senden sanarak,ben başıma..

O’nlar
Kimsem yoktu biliyorsunuz
Varlığım kimsesizdi
Hades ve iblis
İçinizden birisinin yoluna düşmedim diye dışladınız
Dışınızda kaldım diye içinize almadınız
Göremediniz iç yüzümü
O birisi ya siz olsaydınız?
Hanginiz pıhtıları iskele etmiş kanlı bir denizden yar yüzü görmek uğruna
yüzdünüz?

Yüz yıldır yüzüyorum ve biliyorum yetmedi
Yüz yıldır yüzüyorum derimi ve kazıyorum benliğimi
Yıllar canidir ki ben felçliyim el’den aşağım tutmuyor
Uykum da bu yüzden firari
Uykum kan
Uykum kir
Uykum kum
Hepsini gözlerime kaçır
Gel dudaklarının arasında salla beni
Uyurum belki..

Sus deyip sustu
Dur deyip durmayan ve giden
Gelip giderken tökezleten
Sallanırken düşer miyim endişesi gibi
Ölürken dirilmenin mucizevî beklentisi kadar düşsel
Delil yetersizliğiyle yetinen
Kendi aklının dar geliriyle geçinen kimlik kadar gerekli bir kadın..

İşte bu yüzden
Eşidir kan,yaranın
Bir gün mutlak kabukla aldatılan..

Kan yaranın kusma durumudur,
Öyle ki tüm yaralar kan kusar
”Beni kan tutar” diyen bir yaraya denk gelemezsiniz
Kan tutmaz yarayı,akar
Pıhtıdır yaranın tek yoldaşı, sargıdan önce yarayı kendisi sarar..

Kan yaranın ağlama durumudur
Öyle ki tüm yaralar kan ağlar..

Yara,izinin ceddidir ve geçmeyen bir geçmiş kadar ciddidir..
Dün, an’ladığındır,gider anlamadan üzerine gün örttükçe
Ki gün gelir birlikte içilen şaraplar bile bir şarapnel parçası kadar can
acıtabilir böylece..

Geçmiş, geçmeyen yaraların tekil adıdır..
Akar
Ağlar
Kusar
Kabuk olur bağlar
Sulanır göz göz, bunu en iyi gözü ardında kalanlar anlar..

Yüzyıldır kirpiklerimden çekiştiren Hadesten
Uzaktaki cennet ve yanı başımdaki cehennem Arafından
Aklıma asılı kalmış hadisten düşen sözlerden
İrkildiğim sesten
Kırbaç vuran iblisten bir adım öteye gidemem..

Bu kan
Bu kir
Bu kum
Yüz yıllarım
Kaçan aklım
Gelmeyen uykum anlasın artık;

Biz,
Aşk ile yürek kanseri
Yara ile ten veremiydik..

Tanrı ikimizi hep çok sevdi
Çünkü ölecektik..

Geçmiş,
Suç aleti oluyor bu kadar uzun ve yalnız düşününce
Dudaklarının arasına al beni..

Geçme..

Emre GÖKCE
 
Her yüreğin harcına, sevmeler koyulmuştur.
Ve herkesin muhakkak bir defa ‘‘aşk’’ lakabı olmuştur.
 
Biraz değiştim,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar…
Değiştim,
Unutamadığım sözlerinin arasında sıkışıyorum,
Bir yanım kendimi kolluyor bir yanım seni
Ben benimle savaşıyorum,
Seninle değil!
Sonucu kılıcı kuşananından belli olan bir savaşın
Ne kazanabileni ne de kaybedeniyim,
Sorun değil!

Elbet alışırım,
Biraz alıştım,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
Alıştım,
Varlığını istemediğim tüm eksik yanlarıma,
Ve çokluğunu da yokluğunu da istemediğim bu iki arada bir derede duyguya alışıyorum,
Bir yanım bırak diyor bir yanım –ma,
Kesin değil!

Henüz tanıştım,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
Tanıdığımı sandığım bana daha da yakınım artık,
Duvarlara anlatırken öğrendiklerim kendi hakkımda,
Ve aynalara ağlarken gördüklerim kendi tarafımda…
Bir yanım memnun oldum diyor, bir yanım tanıyamadım daha,
Samimi değil!

Bir hayli kırıldım,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
Canıma batan her halin felç gibi indi bedenime,
Gözlerimden tut da ciğerime kadar kırgınım!
Aslında ne sana, ne olanlara…
Kendime kırgınım…
Maziye hiç değil, an’a kırgınım.
Anlatamadığım, anlayamadığım masalların bana yaptıklarına,
Dinlediğim şarkılarda bana seni anlatan şarkıcılara,
Beni anlamadığın kelimelerin bana her şeyi anlatıyor gibi geliyor oluşlarına…
Bir hayli kırgınım…
Beni ben kırdım oysa,
İyi değil!

Galiba yoruldum,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
Kendime kalbimi kanıtlamaktan,
Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan,
Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum!
Aslında ne pişmanım ne de pes ediyorum,
Sadece beni kaybettikçe seni kaybediyorum,
Şu kalp denen, beni bana sorgulatıyor artık,
Ki seni sorgulamamasını nasıl beklerim,
Toprağa bakan yanım senden zaten ayrı,
Sana bakan yanımsa toprakla aynı,
Ne yaparsan yap gördüğünün seni görmesini bekleyemezsin,
Gözlerim yorgun, dudaklarım hissiz,
Dokunulmadan geçen yıllar bana ağır,
Sarılmadan geçip giden uğurlamaların kavuşmaları hep beklentisiz,
Söyleyemediklerini söylesen de şimdi, sesine aşina yanım onca sessizlikten sonra artık sağır!
İsteyerek değil!

Çok çalıştım,
Paylaştığımız hayatımızda bıraktığın onca üstü kapalı “git” izine,
Beni yerle bir eden kendince açık olan her tepkine,
Ve bence bana tanımadığım bir adamı göstermene rağmen,
Gitmek için, bitmek için, sana huzur vermek için çok çalıştım,
Daha önce de gitmiştim, kendi isteğimle!
Anladım ki daha önce sevmemiştim,
Çok çalıştım inan,
Değişen yanımın aslında hep aynı olduğunu göstermeye,
Her defasında daha da tozlaşan canımı kırmadan korumaya,
Ve alışmaya kendime, bu göz gözü görmez dumanlı halime,
Çok alışmaya çalıştım hem de,
Tanıştım seninle doğan yanımla da ölen yanımla da,
Birini yaşattım, yaşatıyorum da hala ama diğerinin ölmesine engel olamıyorum da!
Yorulmak dinlenmekle geçmiyor,
An be an çöküyor insanın içindeki güç,
Işığı sönüyor, beyaza dönüyor rengi gitgide, hissizleşiyor,
Ne yormak istedim seni ne de yormak kendimi,
Çok çalıştım,
Gitmeye de kalmaya da,
İkisi de aynı acı,
Kolay değil!*

Çisel ONAT

Kahraman TAZEOĞLU
 
Üzülme...***

Daha önce çok şeye üzüldün; faydası olmadı.
Çocuğun başarısız olunca üzüldün ; başardı mı ?
Sevdiğin bir yakının ölünce üzüldün; canlanıp döndü mü?
Ticarette zarar edince üzüldün; zararların kâra dönüştü mü?

Üzülme !
Felakete üzüldün; felaketler çoğaldı.
Fakirlikten dolayı üzüldün; huzursuzluğun arttı.
Seni sevmeyenlerin dedikodularına üzüldün; onları sevindirdin.

Üzülme !
Çünkü üzüntü ; sana
Geniş bir ev,
Güzel bir eş,
Bol bir servet,
Yüce bir makam,
Hayırlı bir evlat vermez!..

Üzülme !
Çünkü üzüntü;
Saf suyu zakkum gibi acı,
Gülü dikenli bir ot,
Güzelim bahçeyi bir çöl,
Nurlu hayatı da yaşanmaz bir hapishaneye dönüştürür.

Üzülme !
Ve haline şükret ! Çünkü;
Sağlam iki gözün, kulakların, dudakların var.
İki elin – kolun, ayakların, konuşan dilin var.
Kendine güvenin ve sağlam bir vücudun var !.

Üzülme !
Ve haline şükret ! Çünkü;
Sağlam bir inancın, bir dinin var.
İçinde huzur bulacağın bir evin, bir ailen var.
Yiyecek ekmeğin, içecek suyun, giyecek giysin var.
Ve yanında huzur bulacağın insanlar var !.
Şu halde üzüntün niye ???
 
Hafızası olmalı insanın; hiç değilse, aynı hataları, aynı bahanelerle tekrarlamaması için!
Soruları olmalı, yanıtları bulmak için bir ömür harcayacak!
Dostları olmalı, ruhunun ve zihninin sınırlarını zorlayacak!
Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi; ama kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki, hakkını verebilsin sevdiklerinin, zaman bulabilsin; bir teşekkür, bir elveda için.
Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer; asla vazgeçmemeli sevmekten ve öğrenmekten.
 
Sen yağan yağmurun romantik oluşundan ,

Ben sokaktaki çocuğun su alan ayakkabısından bahsederim.

İkimizde şair oluruz !
 
Mutluluğum kimin canını acıtıyorsa ,
Ona sesleniyorum ,

DUR DAHA YENİ BASLADIK. . !
 
KIRGINIM SANA HAYAT... Her umutlanıp gülmek istediğimde yüzümden tebbessümleri koparıp aynalara küstürdüğün için...
Her defasında yıkılan umutlarımın enkazının altında beni bir başıma bıraktığın için...
Dileklerimi yüklediğim yıldızları bir bir geceden söküp alıp, beni karanlığa boğduğun için..
Delicesine yaşamak isterken, ÖLÜME kucak açtırdığın için...
Hangi vakit yüreğim bir serçenin kanatları misali çırpınsa kanatlarımı kırıp özgürlüğümü aldığın için.. KIRGINIM...!!!
 
Çok iyi biri değilim kanatlarımda yok zaten biliyorum.
...ama kimse içinde hiç bir zaman art niyet beslemedim.
Sütten çıkma ak kaşıkta değilim,
Ama sütü bozukta değilim.
Ne birisini kandırmışlığım var,
Ne aldatışım,
"Bu zamanda" standartlara oranla sanırım iyi biriyim(!)
En azından kimsenin sırtında hiç olmadı el izim.
Yanılgılarım, yanlışlarım herkes kadar,
Mutlaka hatalarımda var...
ama sırtımı dönüpte, arkamdan baktırdığım insanlar hiç olmadılar.
 
Küçük bir dünyam var benim, haddini bilen hayallerim.
Öyle deli dolu da değil ne hayattan ne insanlardan ne de gelecekten beklentim
"Olursa olur" dur kendi halinde isteklerim, çocukluğumun resmidir; utangaç hayallerim ve yapamayacaklarımı istemem ki altında ezilmeyim!
Bilirim kendimi, ne olduğumu, ne istediğimi; ki işin aslı bilirim neyi istemem gerektiğini.
Öyle boyunu aşmamalı insanın istekleri,boyunun aşıldığı yerde boy gösterir boğulma tehlikesi!
Dile kolay, kolay değildir boğulmak, kurumuş yaprak misali, rüzgarın keyfine göre yaşamak!
Öyle ihtiraslarımda yok benim, olmazsa olmazlarım; beni kör edecek egolarım!
Hepsi hepsi toprak olacak bir beden; sahip olduğum tüm varlığım...!
 
Hz. Adem (a.s.) gibi 200 Sene boyunca Tevbe Mi Ettin?

Hz. İbrahim Gibi Ateşe Mi Atıldın?

Hz. Yusuf (as) Gibi Kuyuya Mı Atıldın?

Yunus Peygamber Gibi Denize Mi Atıldın?

Eyüp Peygamber Gibi Vücudunu Yaralar Mı Kapladı?

Bilal Gibi Kızgın Kumlara Yatırılıp, üzerine Taşlar mı Kondu?

Hz. Muhammed (sav) Gibi Taif'te Taşlandın Mı?
Dişin Mi Kırıldı, Yüzüne Tükürük Mü Atıldı?
Hicrete Mi Zorlandın, Sevdiklerinden Mi Ayrıldın?

Hâlâ Moralin Mi Bozuk? Ne Düşünüyorsun, Dünyalık işler Mi?

Üzüleceksen, Namazını Kazaya Bıraktığın için, Teheccüde Kalkamadığın için, Birinin Kalbini Kırdığın için üzül!

Dünyanın Dört Bir Yanında Zulüm Gören Din Kardeşlerin için üzül!

Üzülürsen, Kur'an-ı Yeterince Okuyup, Hayatına Tatbik Edemediğin için üzül!

Üzülürsen, Peygamber Efendimizi, Canından, Malından, aile Bireylerinden, Her şeyden çok Sevemediğin için üzül!

Üzülürsen, Hakiki Manada Kul, Efendimize ümmet Olamadığın için üzül!

Üzül ama ümit vâr ol…

Allah'a (cc.) güven.

Unutma ki Allah (cc) her sıkıntının zorluğun ardında

mutlaka bir kolaylık, güzellik vermiştir ...
 
Bizim çocukluğumuzda annelerimiz çalışmazdı.
Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım.
Hatta Babamın bile anahtarı yoktu.
Annem evimizin bir parçası gibiydi, hep evdeydi.
Her yere birlikte giderdik, zaten öyle çok d
a
gidilecek bir yer yoktu ki. . .

En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı.
Sokakta oynamak diye bir kavram vardı yani.
Cafelerde, alış veriş merkezlerinde buluşmazdık.
Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya, zıplaya yürüyerek gelirdik.

Servis falan yoktu. Ayakkabılarımız eskirdi.
Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlara koyar oyuna bile dalardık.
Annelerimiz bu durumu bildiklerinden kardeşlerimizle bizlere ekmek arası bir şeyler hazırlar gönderirdi.
Mahallemizdeki teyzeler Annemiz gibiydi.
Susayınca girer evlerine su içerdik.
Ya da pencereden bize bir sürahi bir bardak uzatırlar, hepimiz aynı bardaktan kana kana içerdik.
Kısacacı evine gidip gelen elinde mutlaka yiyecekle dönerdi.
Anneleri o arada çocuğuna verdiği şeyden bizlere de gönderirdi.
Bu bazen bir kurabiye, bazen bir meyve olurdu.

Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır çantamızın üstüne koyar oyun bitince geri alırdık.
Çok garip ama kimse almazdı. Sokaklarımız evimiz kadar güvenli idi.
Düşünce kaldırırlar, kavga edince barıştırırlardı bizi...
Polisler gelmezdi kavgalarımıza, zabıtlar tutulmazdı.
Sonra kavgalarımız da öyle ustura, falçata ile olmaz,
onlar nedir bilmezdik bile, asla kanla falan da bitmezdi,
en fazla saçlarımızdan çeker, hayvan adları sayar, tekme atar, yine oyuna dalardık.

Birbirimizin suyundan içer, elmasına diş atardık.
Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık.
Azar işitip, acillere taşınmazdık.
Düşerdik ekmek çiğner basarlardı alnımıza, oyuna devam ederdik.
Röntgenlere, ultrasonlara girmezdik.

Ben bizim çocukluğumuzu çok özledim.
Sokaklarımız ruhsuzlaştı sanki.
Komşumu tanımıyorum ama evinin camında,
temizliğe gelen kadını haftada bir görür kolay gelsin der konuşurum.
Onun dışında orada kim oturur hiç bilmem.
Evimizi kendimiz temizlerdik, kapı silmece ;
bilmem kaç kuruş hepimizin elinde bezler güle oynaya bitirirdik işleri.
Evlerimiz var, içinde yaşayan yok.
Parklarımız var, içinde oynayan çocuk yok.
Ama her yıl sökülüp yenilenen kaldırımlar, lüks binalar,
ışıl ışıl vitrinler, girip çıkan yapay insanlar...
Ruh yok, buz gibi buz, bu biz değiliz..

Tahta iskemlelerimizde oturan yaşlılarımız,
onlara dede, nene diye hatırını soran çocuklarımız yok oldu.
Ben kapılarında ' vale ' lerin, ' bady ' lerin beklediği yerlerden hep korkmuş çekinmişimdir.
Kapısını çarparak örtüyor diye çocuğuna kızıp,
taksidini bitiremediği arabanın anahtarını, hiç tanımadığı birine vermek ters gelir bana.
Benim değildir bu kültür. Ne ruhuma, ne kültürüme ne de cüzdanıma hitap eder.
Nedir bunlar?
Reklamlarla desteklenen beyni, ruhu ele geçirilmiş insanlar olduk.

Birbirimize yabancı, yalnızlıklarımızla yaşar olduk.
İyi de neden böyle olduk ?
Biz mi istemiştik? Yoksa birileri mi böyle istedi?..

" HER TOPLUM HAK ETTİĞİ GİBİ YÖNETİLİR" DERLER YA , hakettiği gibi de yaşar diyelim mi ?
 
Allah`ım içimde kalan derin dualara sesizce Amin..
 
Nasıl başladığı önemli değil. Aslında çoğumuz aynı filmi farklı
senaryolarla oynadık. Birileri yabancıyken, gelip her şeyimiz oldu.
Onları mutlu etmek için elimizden geleni ardımıza koymadık.
Yüreğimizi ortaya koyduk ve hayaller inşa ettik onlar üzerine. Çok
sevdik, çok sevdiğimiz kadar hiç sevilmedik. Bir noktadan sonra acı
çekmeye de alıştırıldık, hatta bu durum hoşumuza bile gitmeye
başladı, çünkü seviyorduk. Sevmek katlanmaktı, başka çaremiz de
yoktu. Hep iyi olacak diye bekledik, içimizdeki umut asla bitmedi.
"Ya severse sonradan.." diye çaresizce avunup durduk, sonra gittiler,
ilk başa döndük; Birileri her şeyimizken, yabancı oldu. Nasıl bittiği
de önemli değil, hepimiz aynı finali farklı biçimlerde, ama aynı kalp
kırıklığıyla yaşadık.
Ve bütün bunlar bize tek bir şey öğretti;
ip inceldiği yerden, insan incindiği yerden kopar..
 
Dün “Canım” olan, yarın düşmanım olmaz benim..
Yaşananların hatırı hep saklı kalır,
Hatırları sorulur, selamları hep alınır…
Sildiklerim vardır bir de,
Onlar yanlışlarım ve pişmanlıklarımdır..
Adları anılmaz, hatırları sorulmaz..

Vicdanla birlikte,
“Şeref” ararım ben sevdiklerimde..
Her zaman doğru değildir elbet seçimlerim..
Zaman gelir Şerefsizleri de severim!
Her yerde gözüm kulağım vardır benim,
Eksik söylemek yalan söylemek değildir mantığındaki Çok Dürüstler
Beni değil, kendilerini kandırırlar yalnızca
Bilmezden gelişlerim, aptala yatışlarım
Kaybetme korkumdan değil,
Karşımdakilerin yalan söyleme potansiyellerine olan merakımdandır

Ama ne kadar anlatılırsa anlatılsın; Yaşayan Bilir Beni... Yaşamayan Anlamaz...
Ağırdır sevmelerim, Her "YÜREK" taşıyamaz... Büyüktür umutlarım, Her "OMUZ" kaldıramaz...
 
Sokak çocuğu ' diye bir şey yoktur.
Çünkü sokaklar çocuk doğurmaz..
Bu ayıp bizim..!!!
 
Ne Kadar Küçük Şeyler İçin Ağlardık...
Bir Tutam Saç,Bir Oyuncak Araba,Bir Bebek...
Şimdi Büyüdük...
Çok Büyük Olaylar Bile Ağlatmıyor Bizleri...
Ölümler,İflaslar,Savaşlar...
Şimdi Daha Mı Güçlüyüz
Yoksa Daha Mı Alışkın ?
Hayatı Öğrenmek
Alışmak Mı Acaba
 
Sadece pişman olursun;
kimi zaman sevdiğine,
kimi zaman üzüldüğüne..
 
Hiçbir günah kadınınki kadar büyük değildir diyorlar ama,
kadınlar adam öldürmezler, kentleri yakıp yıkmazlar,
halkı ezmezler, toprakları yağmalamazlar,
kundakçılık yapmazlar, sahte sözleşmeler düzenlemezler.
Kadınlar şefkatli, nazik, yardımsever, alçakgönüllü,
sağduyulu varlıklardır.
 
ETKİLENMEMEK ELDE DEĞİL..

Bir gün hz İbrahim , Azrail'e sorar :
"Ey Azrail, kötülerin ruhunu alırken ...onlara nasıl görünürsün?"
Azrail bunu kendisinden istememesini, dayanamıyacağını söylesede
hz İbrahim ısrarlıdır
Öyleyse arkanı dön der


hz İbrahim tekrar döndüğünde gördüğü o korkunç şey karşısında
bayılır Kendine gelincede derki:

"Ey Azrail, inkarcı yaptığı bütün kötülüklere karşılık olarak,
sadece senin şu halini görmüş olsa bile bu ona yeter!"

Halbuki daha ruhun alınması vardır,
kabirde görecekleri vardır
Mahşer vardır
Ve Cehennem vardır



Sonra, " birde müminlerin ruhunu alırken,
onlara nasıl görünüyorsun?" diye sorar
Azrail, bu kezde o haliyle görünür

Hz İbrahim gördüğü şeyin güzelliği karşısında mest olur ve der:
" Ey Azrail! Mümin ve Salih bir insan, hayatı boyunca
yaptıklarına ödül olarak sadece bu güzelliği yaşamış olsa bile bu ona yeter!"

Halbuki daha kabirde yaşayacakları vardır
Cennet vardır
Cennette Rabbinin Cemal'i vardır.
 
Geri