Düşler ve düşüşler

Konu sahibi son olarak 2838 gün önce görüldü
Şerefe Sevgilim * Damien Rice

Yağmurlu bir günde Damien Rice yağmurdan koşar adımlarla kaçarken, tam köşeyi dönüyor ve bir kadınla çarpışıyor. Tam bir barın önünde çarpışmış olmaları da güzel bir şans olsa gerek.
Damien özür dilemek adına, o bara, bir içki ısmarlamaya davet ediyor kadını.Birer kadeh şarap içiyorlar birlikte. İlk kadehler bittiğinde kadın kalkmak ile kalkmamak arasındayken Damien bir kadeh daha ısmarlamak istiyor. Kadın kem küm içinde kabul ediyor bu teklifi de; derken muhabbet ilerlemeye başlıyor ve birer kadeh daha içiliyor. O sırada Damien; gizliden gizliye saati kontrol ediyor ve eğer 15 dakika içinde kalkarsa son otobüsü yakalayabileceğini biliyor. Fakat muhabbet arasında aynı yerde, en azından aynı otobüsle gidilecek yerde oturduklarını öğrenmişti kadının.
Fırsat bu fırsat, bir kadeh daha içersek otobüsü ikimiz de kaçırırız, eve kadar beraber yürürüz düşüncesi içine giriyor. Damien ve saatten hiç bahsetmiyor kadına.
Birer kadeh daha içiliyor...
Damien’ın sigarası da bitiyor, kadından içmeye başlıyor. Otobüs saati geçtiğinde Damien saate bakıyor ve “aaa tüh otobüs de kaçtı ne yapacağız” diyor. Kadın ise “sorun değil, erkek arkadaşım gelip alacak beni” diyor.
İşte o an Damien yıkılıyor ama çaktırmıyor. “Tamam o halde” deyip tuvalete gidiyor. Geldiğinde ise kadının gittiğini görüyor.
Masada ise üç tane sigara...
Damien şarap şişesinden söktüğü kağıda şarkının sözlerini yazıyor ve bayılarak dinlediğimiz Cheers Darlin' bu şekilde ortaya çıkıyor..

[YOUTUBE]GzKFEx-wsJo[/YOUTUBE]

Cheers darlin
(Şerefe sevgilim)
Here's to you and your lover boy
(İşte buradasın sen ve senin aşık erkeğin)
Cheers darlin
(Şerefe sevgilim)
I got years to wait around for you
(Senin için beklediğim yıllar var)
Cheers darlin
(Şerefe sevgilim)
I've got your wedding bells in my ear
(Kulağımda nikahının çanları var)
Cheers darlin
(Şerefe sevgilim)
You give me three cigarettes to smoke my tears away
(Dumanı gözyaşlarımı götürsün diye bana üç sigara
verirsin)
And I die when you mention his name
(Ve ben sen onun adını söylediğin zaman ölürüm )
And I lied I should have kissed you
(Ve ben seni öpmem gerek dediğimde yalan söyledim)
When we were running the reins
(Dizginleri koşuyorduk)
What am I darlin'?
(Ben neyim sevgilim?)
A whisper in your ear?
(Kulağındaki bir fısıltı mı?)
A piece of your cake?
(Çantada bir keklik mi?)
What am I darlin'?
(Ben neyim sevgilim?)
The boy you can fear?
(Korktuğun erkek mi?)
Or your biggest mistake?
(Ya da en büyük hatan?)



 
tumblr_o2x6kfQTHZ1ufqyjvo3_500.gif


tumblr_o2x6kfQTHZ1ufqyjvo1_500.gif


tumblr_o2x6kfQTHZ1ufqyjvo2_500.gif
 
Bende zor iyileşecek birçok yara varken, sende kıytırık belli belirsiz birkaç çizik kaldı.
Ne diyorlardı buna?
Yalandan, seviyor gibi görünüp aldatmaktan başka, ne diyebilirlerdi.
 
Dilimde değil benim ağrım, canımda.
Sorup da cevabı dinlemeyişine,
Bekle deyip de gelmeyişine,
Çok sever gibi görünüp de hiç sevmeyişine sitemim.
Sırtın yere gelsin istemem.
Ömrümce, yüzünü kaldırama yerden...
 
Ne kadar zamanımız kaldı bilmiyoruz ve hâlâ birbirimize geç kalmak için oyalanıyoruz. Korkak kalplerimizi birine sunmaya cesaret dahi edemiyoruz. Oysa insan koşmalı sevdiğine bir şarkıları daha olması için, beraber bir film daha izleyebilmek için, elini birkaç dakika daha fazla tutabilmek için. Tarifi mümkün değildir bazı şeylerin, yaşamalı insan, korkak kalbine inat yaşamalı.

Zamana bırakmamalı aşkı çünkü zamandır aşkın en büyük düşmanı. Beni zamana bırakma, bu korkak kalbim sana emanet lütfen onu kırma...
 
Öyle bir zaman gelecek ki;
Toz konduramadıkların, kirden görünmemeye başlayacak.
 
Sende bütün bildiklerimi unuttum ama buna değmedi.
 
Bizim seninle kavuşmamız ne bir otobüs ne de bir tren biletine bakıyor.
Bilirim, kanadın olsa gelip konmazsın yüreğime.
Ve yine bilirim dermanın olsam, ölmeye meyil edersin.
 
İnsan düşüyor, kalkıyor, kendisine bir hikâye kuruyor. Kendi hikâyesine çok inanıyor, az inanıyor, hiç inanmıyor. Başkalarının hikâyesine inanıyor. Kendisine inanılacak değişik hikâyeler buluyor. Bir ömrü bir hikâyenin parçası olmak için tüketiyor.

Bana diyorsun ki "Bu dünya anlamsız; ben burada olmayı kendim seçmedim." Bu sözcüklerde burası ile orası arasında asılı duran bir hayatın izleri var. Yokluk ve varlık arasında yürüyen bir ip cambazının hüneri.

Şimdi diyorum ki ben sana, her şeyin bir anlamı var. Çiçeğin, böceğin, dalları eğen rüzgârın, ağzımızdan çıktıktan sonra yüzyıllarca uzayda asılı duran sözcüklerin bir anlamı var.

Konuşuyoruz seninle. Yavaş yavaş iyileştiğini hissediyorum. Öfken azalıyor. Artık Tanrı'ya kızmıyor gibisin. Ve artık şükür ki, yaralarından ibaret değilsin. Hayatın çiçek tozları gibi oradan oraya neşe içinde uçuşuyor. Varoluşuna sinen ıstırap sanki daha derinlere, kımıldadığında hissetmeyeceğin bir yerlere iniyor. Onunla da başın hoş olsun, çünkü bir anlamı var.
 
Geri