Düşlediğim Kadar İnsanım İnsan Olduğum Kadar Hatalı !!
Öyle olsaydı herkes dünya daha yaşanılası olurdu belki de…
Bu acımasızlık bazen kamçı bazen iyi de kendime güvenimi yok ediyorum.
Yeteneklerimin üstüne gitmek yerine; küçümsüyorum.
Komplekslerimden soyunamıyorum ne yapsam kabuklarını yoluyorum arada bir...
Bir de önyargılarımdan soyunabilsem…
Ki hoşgörümün pencereleri bu kadar açıkken…
İletişim denklemini çözüp küreyi şeffaflaştırabilsem…
Türküm… Doğruyum… Kaderciyim…
Bu kefeni bir yırtabilsem…
Kader çoğu kez yeni sürprizleriyle kutsarken alınlarımızdan öperek
bazen de pranga oluveriyor akıntısına kapılıverince… Neden?
“Hayır! ” diyebilmeyi ne çok isterdim…
Ya da tepki verebilmeyi umarsızca…
Ah niye bu vicdan? Bu iyiniyet? Bu dikkat?
Çok daha mutlu mu olurdum insanları -belki kırarak- reddedince bir hayır'la?
Bir yaftayla dolaşıyoruz kim takıyor bunları alınlarımıza?
Ne kadar büyüse de insan ne kadar çabalasa kaçamıyor kafalardaki intibalardan…
Boşa bunca makyaj…
Ah! Ne olur atsak maskelerimizi?
Ama o zaman da ne kadar severiz acep birbirimizi?
Fitnelik hırs ihtiras ve kinimizi göstersek bakabilir miyiz yüzlerimize?
Kazısak ne çıkar altın kaplamalı yalancı suretlerimizi?
Düşlediğim kadar insanım… İnsan olduğum kadar hatalı…
Hatalı olduğum kadar gerçeğin peşinde ve gerçekleri saklayacak kadar hain…
Olduğum gibi mi görünüyorum: HAYIR!
Ama göründüğüm kadar da değilim..
* Duygusal olduğum kadar çıkarcı
*Çıkarcı olduğum kadar çıkmazdayım
İnsanım; ne kadar saklasam da kötü yönlerimi…
Çirkinliklerimi görmeyi haketmediniz…
Belki mazeret değil bu ama siz istediniz…
Karşımda alternatif “izmleriniz” ben de Polyannacılık oynadım farketmediniz.
Ne çok istedim çomak sokabilmeyi…
Şöyle ortasına kokuşmuşyapışkan çarkın.
Ama ağzımı da mı bantladınız ??
En acımasız eleştirmeniyim kendimin haksızlık ettiğimi bile bile… Öyle olsaydı herkes dünya daha yaşanılası olurdu belki de…
Bu acımasızlık bazen kamçı bazen iyi de kendime güvenimi yok ediyorum.
Yeteneklerimin üstüne gitmek yerine; küçümsüyorum.
Komplekslerimden soyunamıyorum ne yapsam kabuklarını yoluyorum arada bir...
Bir de önyargılarımdan soyunabilsem…
Ki hoşgörümün pencereleri bu kadar açıkken…
İletişim denklemini çözüp küreyi şeffaflaştırabilsem…
Türküm… Doğruyum… Kaderciyim…
Bu kefeni bir yırtabilsem…
Kader çoğu kez yeni sürprizleriyle kutsarken alınlarımızdan öperek
bazen de pranga oluveriyor akıntısına kapılıverince… Neden?
“Hayır! ” diyebilmeyi ne çok isterdim…
Ya da tepki verebilmeyi umarsızca…
Ah niye bu vicdan? Bu iyiniyet? Bu dikkat?
Çok daha mutlu mu olurdum insanları -belki kırarak- reddedince bir hayır'la?
Bir yaftayla dolaşıyoruz kim takıyor bunları alınlarımıza?
Ne kadar büyüse de insan ne kadar çabalasa kaçamıyor kafalardaki intibalardan…
Boşa bunca makyaj…
Ah! Ne olur atsak maskelerimizi?
Ama o zaman da ne kadar severiz acep birbirimizi?
Fitnelik hırs ihtiras ve kinimizi göstersek bakabilir miyiz yüzlerimize?
Kazısak ne çıkar altın kaplamalı yalancı suretlerimizi?
Düşlediğim kadar insanım… İnsan olduğum kadar hatalı…
Hatalı olduğum kadar gerçeğin peşinde ve gerçekleri saklayacak kadar hain…
Olduğum gibi mi görünüyorum: HAYIR!
Ama göründüğüm kadar da değilim..
* Duygusal olduğum kadar çıkarcı
*Çıkarcı olduğum kadar çıkmazdayım
İnsanım; ne kadar saklasam da kötü yönlerimi…
Çirkinliklerimi görmeyi haketmediniz…
Belki mazeret değil bu ama siz istediniz…
Karşımda alternatif “izmleriniz” ben de Polyannacılık oynadım farketmediniz.
Ne çok istedim çomak sokabilmeyi…
Şöyle ortasına kokuşmuşyapışkan çarkın.
Ama ağzımı da mı bantladınız ??