Düşgüzâr Kelimeler

Konu sahibi son olarak 927 gün önce görüldü
Söyleyeceklerim senin için çok da önemli şeyler değil. Ben özet geçeyim en iyisi. Seviyorum.
 
10460208_518783571636101_9197417263437317844_n.jpg
 
Bazen düşünüyorum; ilkokulda aşık olduğumu düşündüğüm kızı mı daha çok sevmiştim, sakallarım çıktıktan sonra “sevgilim” dediğim insanları mı. O saflığımla “yarın saçlarını yaramaz kızlar gibi, böyle yanlarda toplayıp gelsene” derken mi daha heyecanlıydım yarınım için, yoksa beğenmekten öte, kendini beğendirmeye çalışmaktan sebep “yarın yanına giderken acaba hangi gömleğimi giysem ” derken mi. Ya da daha kalem tutmayı bile bilmiyorken, okuldan geldiğimde, hiç sevmediğim o önlüğü çıkarınca mı daha mutluydum, yoksa ”bunu daha dün giydim ya” diye beğenmediğim pantolonu değiştirirken mi. Tuttuğum takımın maç saati uyku vaktime denk geliyor diye, yendiğimizi sabah babamdan öğrenince mi daha çok seviniyordum, yoksa şimdi tribünde, gol attık diye arkadaşıma sarılırken mi. İstediğim cipsi ekmeğin üzerinden artan para üstüyle alınca mı daha fazla tat alıyordum, yoksa şimdi bozuk kalmasın diye, mecburen aldığım gofretleri cebimde eritirken mi. Bu soruların her birine kendi içimde cevabım var ama o cevaba karşı hissettiğim korkum bile, eski korkularım kadar korku değiller galiba. Yaşımın son basamağındaki rakam her 365 günde 1 artarken, hayata bakışımdaki doyumsuzluk sanki 10’a katlanıyor gibi. Her geçen gün mutlu olmam, bir şeylere karşı heyecan duymam daha mı zorlaşıyor yoksa...​
 
[YOUTUBE]fhiFI8liAZs[/YOUTUBE]​

Avuçlarimda ne varsa sana dair okudum sil baştan bir bir
içim burkuldu, sen belirdin bulanık zihnimde..
Meğer ne çok üzmüşsün, meğer ne çok yer kaplamışsın içimde
yok iken varmışsın, var iken yokmuşsun..

Sevgiye susamış, aşka inancını yitirmiş, çaresizce çırpınan, sana güvenmiş ellerimde her şey bir yalan gibi.
Her konuşmanda, her sözünde, her iletinde, her hareketinde
hep bir öncekini yalanlamış inkar etmişsin bir sonraki aşkında gibi...

Aşktan, sevgiden ve güvenden bahsederken, eriyormuşsun haince başkalarının teninde, nefesinde, gülüşünde...

Sen şimdi gerçekleşmemiş bir umut,
erişilmemiş murat,
kapanmamış yara,
ve bir damla yaşsın gözlerimde...

Sen şimdi karanlik bir kuşkusun, kalabalık şehrin yitiklerinde...
Ellerini de siyaha boyuyorum öylece kalıyorsun kendi cehenneminde..

Hani hep dönüp diyorum ya içimdekilere "kal sen, biraz daha kal içeride" diye..
Sen de kal, kal öylece yalanlarının, dikiş tutmaz sahte sevgilerin merkezinde.
 
[YOUTUBE]1wQvXFbTGMI[/YOUTUBE]

Alın bu dertlerimi atın Karadeniz'e, sevip kavuşmak varken ayrılık neyimize...
 
Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
Birbirine uzanamayan
Boşlukta iki yalnız yıldız gibi
Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz
Bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca
Kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız
Ne kalacak bizden?
bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim su kırık dökük şiirim
Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında
Ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden
Bizden diyorum, ikimizden
Ne kalacak?

-Murathan MUNGAN
 
O gün de gelmesin, devran da dönmesin.
Size karşı kinim bile yok benim. Benim hatam...
Ben istedim. Ben istemeseydim yakınımdan bile geçemezdiniz.
Aldım, kaldırdım koydum başıma sizi. Öpüp de hem de!
Pisliğinizde talih bile aradım. Benim saflığım...
Derin nefesler çekerek inşa ettiğim küçük bir dünyam var şimdi benim; pembelerin tozunu zor eklediğim...
"Kim o" demeye dahi mecalim yok. Kapıları kilitledim! Anahtar olmayı bilen girer, sorun değil beklerim...

Selim Akgün // Yanındayım
 
Kendimi toparlamak denilebilirdi yaptığıma ama unutmayı hiç denemedim.
İnsan kendinden olanı koparıp atamaz, aynı anneden doğmanın bağlılığını düşündüm,
beni sana böyle körü körüne bağlayan şey buna benziyor olabilir miydi?
Hiç bir sorgulamanın ardından seni silip atmayı başaramadım.
Koca dünyada olmadığın bir yaşamın neresinde nefes alabilirdim, hiç bir kıyıda yerim olamaz, hiç bir mavilikte huzur bulamazdım.
Birbirinden ayrılmış, düğüm yerinden kopmuş ip gibi ayrılık yerimde izini taşıyordum.
Yara diyemedim sana, yar hiç. Olup bitenin ortasında sonu olmayan bir özlemenin içinde kaldım.
Tek bir harfim sana ulaşmasa da, okuyabileceğin her şiirin içine senden bir şeyler kattım.
Bende sana ait bir şey var, gel beni buradan al..​
 
Sen olsan arayan.
Bir gece yarısı, sabahın bir körü, öğle vakti, akşam serinliği...
Ne zaman istersen.
Sen olsan arayan.
Israrla çalan, soluk soluğa kalıp açtığım telefonda ki kişi sen olsan.
Duysam sesini.
Nefesini.
Nasıldı ses tonun?
Telefonu nasıl kapatırdık biz?
En son hangimiz kapatırdık?
İlk sen kapat savaşlarını hangimiz kazanırdık?
En çok neye gülerdik?
Ne güzel gülerdik.
Sen olsan arayan.
Unuttuğum sesini özledim.
Unuttuğum gülüşünü özledim.
Unuttuğum bizi özledim.
İnsan unuttuğu bir şeyi nasıl özler ki?
Unuttuğu bir yemeğin tadını, unuttuğu bir şarkının müziğini, unuttuğu bir şiirin sözlerini nasıl olur da özler ki?
Yeter ki iste.
Aramak iste beni.
Duymak iste sesimi.
Sen çaldır, ben seni ararım.
Sen şu aramızdaki gururu kaldır, ben sana bir kez daha yanarım.​
 
Aslında sevdiğimiz kadar seviliyoruz.
Biz birini çok seviyoruz. Başka biri bizi çok seviyor.
Sorun sevgide değil, sadece denk getiremiyoruz.​
 
Ne olsun biliyor musun?
Ölümü gör.
Gözlerininin önünde vursunlar beni.
Öleyim.
Hiçbir şey yapama.
 
Bazen sahip olduğunuz tek şey, güzel günlere olan inancınızdır.
 
Geri