Dursun Ali Erzincanlı Şiirleri-Dursun Ali Erzincanlı'nın Seslendirdiği şiirler..

Konu sahibi son olarak 2631 gün önce görüldü
40 Yaşındasın
**************


Rahmetini umarak
Günahkar bir dille;
Allah azze ve celle

Ya rasulallah,
Âlemlere rahmet hayatın geçiyor kalbimizden,
Kalbimizden seyrediyoruz seni.

İşte
Bir yaşındasın,
Beni sa'd yurdundasın
Sana süt anne olmadı kadınlar
Bu yüzden dargın bulutlar
Bir damla yağmur indirmiyor
Kıtlık hüküm sürüyor beni sa'd yurdunda
Minicik bir bulut var gökyüzünde
Sana aşık...
Ayrılmıyor başucundan
Ve insanlar yağmur duasında...
Hz.halime kucağına alıyor seni
Yeryüzünde bir gölgelik...seni güneşten korumak için
Oysa minicik bulut gökyüzünde
Sana meftun, sana kilitli...
Ve dua eden rahibin kucağındasın
Dünyalar güzeli gözlerine bakıyor rahip
Kıtlığı da unutuyor, yağmuru da, duayı da
Ama sen unutmuyorsun
Uğruna canlarımız feda o gözlerinle gökyüzüne bakıyorsun
O minicik bulut ilişiyor bakışlarına
Büyüyor, büyüyor...
Sonra nazlı, nazlı yağmur damlaları iniyor buluttan
Fakat çoğusu bilmiyor yağmurun geliş sebebini
Çoğusu bilmiyor seni...

Altı yaşındasın
Medine-i münevvere yolundasın
Yanında aziz annen ve ümmü eymen
Yetimliğini hissediyorsun baba kabristanında
Sonra yolda, ebva'da öksüzlük karşılıyor seni
Mekke'ye annesiz giriyorsun
Abdulmuttalip bir başka seviyor seni
Ebu talip bir başka seviyor

Ya rasulallah
Mekke çocukları annelerine seslenirler miydi senin yanında
Onlar anne deyince sen yere mi bakardın
Mekke rüzgarları kaç gece gözyaşlarını taşıdı ebva'ya
Kaç gece anne diye hıçkırdın
Efendim!
Senin yerine de anne dedik annemize
Senin yerine de baba dedik

Yirmi beş yaşındasın
Ve bambaşkasın
Kimse sana denk değil
Şefkat yayıyor kokun
Güven veriyor sesin
Sen muhammed-ül emin' sin

Otuz üç yaşındasın
Dalga dalga rahmet var

Otuz beş yaşındasın
Hadi gel bekletme yar
İniltiler çalıyor kapısını göklerin
Hadi gel bekletme yar
Sinesi çatlayacak rasul bekleyenlerin...
Hadi gel ey yâr!
Nurdağına davet var

İşte
Kırk yaşındasın
Hira nur dağındasın
Cibril iniyor göklerden
Ve nokta nokta her yerden salat, selam yükseliyor
Sen kâinatın yüreğinden hasretle kopan " ah! " sın
Karanlık gecelerimize sabahsın
Sen nebiyullahsın
Sen habibullahsın
Sen rasulullahsın

Niye incittilerki seni sultanım
Niye işkence yaptılarki sana
Ebu talip öldü diye mi bu pervasızca saldırılar
Himayesiz kaldın diye mi
Kabe'deki ağlayışın geliyor gözümüzün önüne
" amca yokluğunu ne çabuk hissettirdin " diyişin
Haremde namaz kılışın geliyor aklımıza
Başına pislikler saçılıyor
Başlar feda o mübarek başına
Nasipsizler sana bakıp nasıl da gülüyorlar
Biri koşuyor mekke sokaklarından sana doğru
Biri koşuyor ama sanki yere inmiş arş-ı Âla
" bu koşan kimdir " diye bir soru dolaşıyor boşlukta
Bu koşan kim?
Ve cevap veriyor biri:
Muhammed' in kızı fatımatüz-zehra
Velilerin anası...
Yüzünü gözünü siliyor biricik kızın
Sana yeryüzünde en çok benzeyen
Gülmesi sen, ağlaması sen
" ağlama kızım " diyişin geliyor aklımıza
Niye çıkardılar ki yurdundan seni
Himayesiz kaldın diye mi
Onlar bilmiyorlar mıydı seni himaye edeni
Seni yetim bulup barındıranı
Seni alemlere rahmet kılanı
Onlar deli diyorlardı sana, sen susuyordun
Mecnun diyorlardı, şair diyorlardı, sen susuyordun
"seni bizim elimizden kim kurtaracak" diyorlardı
Sen,
Sen " allah! " diyordun
Allah azze ve celle
Semayı haşyet kaplıyordu
Sen " allah! " diyordun
Arş-ı Âla titriyordu
Bedir' de " allah! " diyordun
Üç bin melek iniyordu alaca atlarda
Yüz yirmi beş bin sahabi :
" anam babam sana feda olsun " diyordu

Ya rasulallah
Medine-i münevvere sokaklarında yürüyordun
Neccar oğulları'nın küçük kızları seni görünce
Sevinçten ne yapacaklarını bilememişlerdi
" beni seviyor musunuz " diye sormuştun onlara
" seni çok seviyoruz ya habiballah " demişlerdi
Sen de:
" allah biliyor ki ben de sizi çok seviyorum" demiştin
Bu gün yaşayan gençler var
Neccar oğulları'nın kızları diğil belki
Ama seni onlar da çok seviyor
Gözyaşlarından belli ki seni canlarından çok seviyorlar
Senden başka kimseleri yok
Allah biliyor ki sen onları da çok seviyorsun

Altmış üç yaşındasın
Refik-i Âla duasındasın
Senin için siyah yünden çizgili bir cüppe dokunmuştu
Kenarları beyazdı
Onu giyerek ashabının yanına çıkmıştın
Ve mübarek ellerini dizine vurarak :
" görüyor musunuz ne kadar güzel " demiştin
Meclisinde bulunan biri sana seslenmişti :
" anam babam sana feda olsun ya rasulallah, onu bana ver "
Niye istemişti ki senden sevdiğini bile bile
İstendiğinde katiyyen " hayır " demediğini bile bile
" peki " dedin o zata
Ve sen yine yamalı, eski cübbeni giydin
Dostuna kavuşmana bir hafta kalmıştı
Aynı cübbeden yine yine diktiler
Ama giyinmek nasip olmadı
Haberler uçurmuştun ebu hureyre' nin diliyle :
" benden sonra öyle kimseler gelecek ki, keşke peygamberi görseydik de ne malımız ne evladımız olsaydı diyecekler "
Ve hz. enes ile paylaşmıştın özlemini
" beni görmedikleri halde bana iman eden kardeşlerimi görmeyi çok isterdim"

Sultanım!
Ey medine minberinde " ümmeti, ümmeti " diye hüznü giyen sevgili
Ey mekke mihrabında alemler hesabına " allah! " diyen sevgili
Bize lütfu ilahi bahşedilen kapına diz çöktük, bey' at ettik
Rabbinden bize ne getirdi isen amenna
Duyduk, itaat ettik

Ya rasulallah
Sen hâlâ kırk yaşındasın
Ve hâlâ ümmetinin başındasın...
 
Faran Dağlarında Açan Sevgili


Selam sana nazlı nebi
Selam sana gözbebeği
Mevla'nın kudretiyle selam.

Selam sana nur-i dilara
Selam sana hakk habibi
Rahman'ın kudretiyle selam.

Selam sana andelib_i zişan
Selam sana muhammedi
Cebrail'in yüreğiyle selam
İbrahimce selam sana
Rahimce selam sana
Gafurca selam.

Selam sana ey yetimler padişahı
Selam sana ahmedi nefesli yar
Eyyupça selam sana
Selam sana ya habiballah
Selam sana ya nebiallah
Selam sana ya resulallah.

Ya resulallah
Sen, sevmek için istenen
Can, dudakta istenen
Sevda ikliminin en güzel mevsiminin
En güzel çiçeğisin.

Cemre gibi düştün kainatın kışına
Bahar, senin elinde doğdu
Senin elinle indi toprağa
Öyle bir sevildin ki
Candan aziz bilerek
Uğruna can verildi
Ama bu, ölüm değildi
Adını bir kez anan
Bir kez gönülden anan
Rahmetin nur kaynağı gözlerinde dirildi
Şimdi biz de seni anıyoruz
Mevla'mızın yeminleriyle anıyoruz seni
Ey faran dağları'nda açan sevgili

Fecre
On geceye
Her şeyin çiftine ve tekine
Akşamın alacakaranlığına
Kararıp bürüdüğü zaman geceye
Açılıp aydınlattığı zaman
Gündüze and olsun ki
Sen olunca sitem yok
Serzeniş yok
Eyvah yok
Alemlere ambersin
O'ndan başka ilah yok
Sen, en son peygambersin.

Beni ilk öksüz oluşun vurdu
Yetim kalışın yaraladı önce
Elden ele dolaşmıştın
Herkesin gözbebeğiydin

Ama mahzun
Ama kederli
Bir yanın arşa kadar azamet
Bir yanın ürkek

Mekke akşamları yanar
Verdiğin her nefeste
Ve gökten inen bir sesle
Allah korumasına alır.

Senin derdin allah'tı
Hüznün kederin allah
Senin dostun allah'tı
Sana en yakın allah.

Biz seni göremedik ya resulallah
Uhud dağı'nı seyrettik
Okçular tepesinden bir sabah
Bir medine sabahında
Uhud'u seyrettik
Seni göremedik
Ebu ubeyde bin cerrah sanki ordaydı
Sanki mübarek yüzüne batan miğfer halkalarını
Dişleriyle sökmek için nefes nefeseydi
Kalbi yerinden fırlayacakmış gibiydi
Seni öyle seviyordu ki
Tenine bir dikenin batması bile
O kalbi durdururdu.

Biz seni göremedik ya resulallah
Uhud'u gördük bir sabah
Malik bin sinan olamadık
Mübarek kanının, kanına karıştığı
Malik bin sinan sanki oradaydı
Ve inemedik okçular tepesinden
Sanki sen inin demeden inersek
Uhud tekrar cehenneme dönerdi.

Ey faran dağları'nda açan sevgili
Güneşe ve onun ışığına
Ardından gelmekte olan aya
Onu ortaya koyan gündüze
Onu bürüyen geceye
Göğe ve onu meydana koyana
Yere ve onu yayana and olsun ki
Sen olunca sitem yok
Serzeniş yok
Eyvah yok
Alemlere ambersin
O'ndan başka ilah yok
Sen, en son peygambersin

Vazgeçtim seni hep ötelerde aramaktan
Seni yüzyıllar öncesine hapsetmekten vazgeçtim
Mesafelerden usandım ya resulallah
Sana sesleniyorum

Alemlere rahmetsin
Seslenince yanımdasın
Burdasın
Günahkarım

Ama sen günahkarların umudusun
Temizle beni ya resulallah!
Temizle beni ya resulallah!
Temizle beni ya resulallah!

Mescid-i nebevi'de gördüm
Mübarek sözlerinden birini süsleyip duvara asmışlar:
"benim şefaatim, ümmetimden büyük günahları olanlar için."
Buyurmuşsun
İçimde her şey üşür
Rüzgar üşür
Yağmur üşür
Dua üşür
Melekler üşür
Isıtırsan bir sen ısıtırsın
Medine'ye akan nur gibi ak kalbime
Ey ban u cihan
Yorgunum
Güçsüzüm
Çaresizim
Sen çaresizlerin yardımcısısın

Yüreğimi koşturdum
Sana doğru
Çatlarcasına koşturdum
Kimseye hakkım yok
Huzurunda sana ait varlıkları dava etmem
Ben bir davalıyım
Tükendim ya resulallah
Hicretimi kabul et ya resulallah!
Hicretimi kabul et ya resulallah!
Hicretimi kabul et...
 
Sevgili!
Ümmü mektum gibi
Seni görmeden sana sesleniyoruz
Alıp verdiğin nefesi duyar gibi
Sanki açınca gözlerimizi
Seni görecekmişiz gibi
Sana sesleniyoruz.
Senin huzurunda ses yükselmez.
Edeple konuşulur; edeple susulur.
Hele biz ki bu kapının dilencileri,
El açıp beklemekten başka
Bize bir şey düşmezdi ama
Şu araya giren yıllar olmasa
Mediner17;ne uzak yollar olmasa
İsmin anılınca yürek yanmasa
Kapında beklemekten başka
Bize bir şey düşmezdi.
Bekliyoruz sultânım!
Rüyada olsa bile
Belki teşrif edersin diye
Hem de hiç kimseyi beklemediğimiz gibi.
Seni bekliyoruz.
Gelseydin,
Bizim için cennet olurdu gelişin.
Gelseydin,
Saadetli asrından gönderdiğin selâmını,
"kardeşlerim" deyişini
Birbirimize nasıl anlattığımızı görürdün.
Gelseydin,
Dolaşsaydın sofralarımızı,
Bir tabak fazla görecektin,
Bir bardak, bir kaşık fazla...
Ve sofrada bir yer boş,
Baş köşe!..
Ola ki sen(a.s.m.) lutfeder gelirsin diye.
Gelseydin,
Dolaşsaydın gecelerimizi,
O "kutlu doğum" gecelerini,
Anneler görecektin.
Yeni doğmuşsun gibi,
Yeryüzünü yeni teşrif etmişsin gibi,
Mışıl mışıl uyuyasın diye
Seni sabahlara kadar
Hayalen ayaklarında sallayan anneler görecektin.
Sevgili!
Gelseydin,
Medine-i münevvere'den dünyaya yayılan ashabın gibi,
Eyyüb sultan gibi,
Kab bin malik gibi,
Bir fecir vaktinde,
Henüz yirmisinde yirmi beşinde,
Bırakarak yurtlarını ocaklarını,
Hedeflerine ilahi rızayı koyan,
Arkalarına bakmayı ar sayan,
Yiğitler görecektin.
Onlar senin yiğidin,
Elleri, o öpülesi elleri,
Kimbilir hangi memleketin zemheri soğuklarında üşürken,
Senin köyünün hayaliyle ısındılar.
Gelseydin,
Gecenin zifiri karanlığında,
Uykunun en tatlı aralığında,
Rabiatül adeviyye gibi rabbiyle başbaşa
Gençler görecektin.
Gözyaşı dökerken günahlarına,
Veysel karani'den istediğin gibi,
İnsanlığa dua eden gençler görecektin.
Gelseydin,
Asr-ı saadet gibi olmasa da,
Koklanmaya değer güllerimiz vardı.
Yine senin ikliminde yetişen.
Ama sen gelseydin,
Dikenler bile gül kokardı efendim(a.s.m.)!!!
Seninle göz göze gelmeden gizli gizli seni seyretmek...
Hz.vahşi gibi...
Hani sen hane-i saadet'ten mescid-i nebevi'ye giderken
Aişe annemiz ardından hayran hayran bakardı.
Seni mescidin önünde bekleyen ashabı'nınsa
Bakışları yerdeydi.
Edepten göz göze gelmezlerdi.
Sende(a.s.m.) tebessüle nazar ederdin.
Mütebessim çehreni bir ebu bekir(r.a.) görürdü,
Bir de ömer(r.a.)...
Şimdi okununca ezan-ı muhammedi
Pencerelerde, kapı önlerinde,
Seni(a.s.m.) bekleyen nemli gözler var.
Gelseydin,
Ve yürüyüp geçseydin önümüzden,
Gülleri bayıltan o enfes kokunu çekerdik içimize.
Sevgili!
Hakiki aşıkların sana doğru uçarken
Bizim bu yaptığımız yolda emeklemekti.
Dünya güzelliğiyle kollarını açarken
Bize düşen el açıp kapında beklemekti.
Sevgili!
Bekliyoruz!...
 
Mirac..

Kapatın gözlerinizi
Ve karanlığı seyredin.
İşte böyle bir gece.
Mekker17;de bir gece
Yorgunluk havada
Gariplik suda
Simsiyah bir sessizlik
Uyku bile uykuda.
Kâber17;nin hatîm kısmında
Yanı üzre yatan biri var
Yıl hüzün yılı
Ebu talib yok
Yıl hüzün yılı
Vefakâr eş
Haticetül kübrâ yok.
Kâber17;nin hatîm kısmında
Yanı üzre yatan biri var
Teselli arayan kalp
Hüzünle çarpan kalp
Or17;nun kalbi.
Ve ayak sesleri
Yıldızlar ışıldıyor.
Bu ayak sesleri göklerden
Yol veriyor yıldızlar.
Semâdan inenler var.
İzin verseydi allah
Kâinat inerdi yere
Çünkü kâber17;nin hatîm kısmında yatan
Sultân-ı levlâkr17;tır.
Habîb-i zîşândır o
Nur-u hüdar17;dır.
Merhamet ufkunun nazlı güneşi
Kainatın biricik çiçeğidir o.
İzin verseydi allah
Alemler inerdi yere
Oysa emir yalnız cebrailr17;e
Ve yalnız cebrail iner yere
Kalk ya rasulallah
Semada melekler seni bekler
Taifr17;te taşlanan yüzüne hasret
Alaya alınan sözüne hasret
Seni bekler melekler.
Yer yüzünde vefa yok mu?
Seni teselli edecek birini mi arıyor kalbin.
Sevdiklerin bir bir uçuyor mu elinden?
Davetini hafife mı aldılar?
Üzülme ve aç gözlerini
Öteler bekliyor seni
Bu gece kainat adını anacak,
Aç gözlerini ki alemler nazarına kanacak.
Burak, senin için uçacak.
Aç gözlerini ya habiballah
Bu gecenin adına isra diyecek allah.
Ey yedi kat sema aç kapılarını,
Ve haber ver hasretle bekleyen peygamberlere
Deki hazreti ademr17;e;
Cennetin kapısına adı yazılan
İsminin hatrına af istediğin
Salih oğul geliyor.
Söyle isar17;ya:
Kuytu köşelerde
Havarilerinle allahr17;a sığınırken,
Bir adım ötedeymiş gibi kokusunu aldığın
Ve insanlığa gelişini müjdelediğin
Ahmet geliyor.
Yusufr17;a, idrisr17;e, harunr17;a söyle
Musar17;ya deki:
Vasıflarına hayran olup da
Ümmetinden olmak istediğin
Salih kardeş geliyor.
Müjde ver ibrahim peygamberr17;e:
Dua dua yalvarıp
Gelmesini istediğin oğul geliyor
Aç kapılarını ey yedi kat sema
Bu gelen muhammed mustafa
Cebrail yol gösterir
Ve yürür sultanlar sultanı
Bu nasıl bir yürüyüştür.
Bu nasıl bir eda?
İnci inci ter mübarek alınlarında
Baştan ayağa edep var
Attığı her adımda.
Sultanım,
Cennetler gösterilirken o gece
Ümmetini hayal ettin mi cennette?
Cehennemin alevleri selamlarken seni,
Gözyaşlarını gördü mü cebrail?
Ümmetim dedin mi?
Sen unutmazsın bizi bunda kuşku yok
Tahiyyat duası haber verdi bize
Sen bizi hiçbir yerde
Hiçbir zaman unutmadın
İnşallah biz de seni unutanlardan olmayız.
Allah seni unutturmasın bize.
Bir söz sultanının dediği gibi
Eğer günahlarımızdan dolayı girersek cehenneme
Ve allah biran olsun açarsa ufkumuzu
Talaal bedru aleyna diyeceğiz.
Miraç gecesi
Yürüdü rasulullah
Cebrail önde
Bir gece yürüyüşüyle
Yürüdülerr30; yükseldiler.
Yükseldikçe yükseldiler.
Cebrail durdu birden,
Ya rasulallah, benimle buraya kadar.
Efendimiz niçin diye sordu
Burası sidre-i müntehar17;dır
Bir adım daha atarsam, yanarım, kavrulurum.
Allah rasulu, sordular:
Nasıl gidilir sidre-i müntehar17;da?
Cibril-i emin cevap verdi:
Aşkla!
Aşkla gidilir ya rasulallah
Aşkla gidilir ya habiballah
Aşkla gidilir ya nebiyyallah
Yürü sultanım yol senindir!
Aşk vadisinde mühür senin.
Söz senindir hal senindir.
Muhabbetin adı sensin.
Varlıkların tadı sensin
Yürü ve selamını ilet
Gözü yaşlı ümmetinin
Sensiz bunca yetimin
İlet selamını
Ahir zamanın ahını
Yüceler yücesine ilet
Sultanım
Sen dönerken miraçtan
İlahi hediyelerle
Bizim için miraç olan
Beş vakit namazla,
Bakara suresinin son iki ayetiyle
Ve şirke düşmeyenin affedilebileceği müjdesiyle
Dönerken sen miraçtan
Biz ahir zamandan
Ebu bekir edasıyla bakıyoruz sana
r0;o söylediyse doğrudurr1;
Rasulullah söylediyse doğrudur.
Ve bir ayetin sıcaklğı sarıyor
Kainatin kalbini:
Her türlü noksanlıktan münezzeh olan allah
Kulunu geceleyin mescid-i haramr17;dan alıp,
Kendisine bir takım ayetler gösterelim diye
Etrafını mübarek kıldığımız
Mescid-i aksar17;ya götürdü.
Çünkü, işiten ve bilen odur.
Şimdi açın gözlerinizi
Ve mîrâc'a hazırlanın
 
Uhud..


Günlerden cuma...
Uhut'a gelenler var.
Medine yolu toz duman...
Uhut'a gelenler var.
Bir dağılsa da şu hava,
Görsek medine-i münevvere'den uhut'a gelenleri.
Bir görsek allah rasulü'nü
Ve eroğlu erleri...
Bakın göründüler işte;
Atının üzerinde evrenin efendisi!
Cihanın gözbebeği!
Uhut'un sevgilisi!
Sağında ve solunda ashab-ı güzin
Önündeyse iki üveyk yürüyor;
Biri sad bin muaz,
Diğeri sad bin übade.
Allah'ım bu ne edep
Atlarının bile başı yerde...
Bakın şu iki gence!
İkisi de onbeşinde...
Şu kısa boylu olanı rafi' bin hadic!
Parmaklarının ucuna basıyor ki
Boyu uzun görünsün!
İyi ok attığı söylenince
İzin veriyor efendimiz.
Diğer gençse semüre bin cündüp...
Ağlayarak peygamberinin yanına gidiyor.
Ya rasulallah! diyor,
Rafi'ye izin verdiniz. bana niye izin yok?
Ben rafi'yi güreşte yeniyorum.
Efendimiz tebessüm buyuruyorlar.
Ve bu iki ana kuzusuna güreş tutturuyorlar.
Semüre rafi'yi yenince güreşte,
Fahr-i kainat ona da izin veriyor.
Günlerden cumartesi...
Uhud'a gelenler var.
İşte ayneyn tepesi-okçular tepesi-
Başlarında abdullah bin cübeyr
Sultanı dinliyorlar.
Düşmanı yendiğimzi görsenizde
Size haber vermedikçe, adam göndermedikçe
Yerlerinizden asla ayrılmayın!
Kuşların cesetlerimizi kapıştıklarını görseniz dahi
Ben size adam göndermedikçe
Yerlerinizden asla ayrılmayın!
İki ordu da hazır...
İki ordu da harp nizamında...
Ve uhud'un kalp atışları dışında yeryüzü nefes bile almıyor!
Sessizliği bozan kureyş'in sancaktarı'dır.
Söylediği her söz küfür kokulu...
Benimle çarpışmaya er meydanına kim çıkar!
Bu bir meydan okumadır.
Cevapsa bir çift ayak sesi...
Gözler uhud toprağında yürüyen bu ayaklarda...
Kime ait bu adımlar ki bastığı toprak 'allah' diyor!
Ve esedullah namıyla hz. ali(r.a.) yürüyor.
Birkaç saniye, bir tek hamle...
Allah'ın(c.c.) arslanı dimdik ayakta
Kureyş'in sancağı ise yerde...
Ardından bir başkası yükseltiyor sancağı
Ama bilmiyor ki bu defa kim var uhud meydanında
Gökyüzünde yıldırımlar
Yeryüzünde hamza var.
Asıl şimdi başladı uhud'un türküsü.
Tam üç katı düşmanla peygamber(a.s.m) ordusu
Göz göze ve diş dişe.
Uhud'da yiğitler var.
İşte: ebu lücane...
Kılıcın üzerinde bir yazı
Korkaklıkta ar
İlerlemekte şeref var!
İşte: musab bin umeyr...
Zırhını giyinince
Nasılda peygamber'e(a.s.m.) benziyor.
Ve döne döne savaşan hz. hamza...
Ben allah'ın(c.c.) arslanı'yım diyor!
Ebu katade'ye bakın.
Bakın bir ok fırlıyor müşrik yayından
Bir havayı yara yara geliyor.
Hedefte rasulullah(a.s.m.) var.
İşte: ebu katade...
Okun fahr-i kainat'a(a.s.m) doğru gittiğini görünce
Allah'ı(c.c.) andı önce
Ve uzattı başını!
Ok katade'nin gözüne saplandı.
Uhud'da yiğitler var...
Şirk ordusunu bozguna uğratan...
Ömer bin hattab'a bakın
Gözleri çakmak çakmak...
Ama telaş var yüzünde hz. ömer'in(r.a.)
Bu ne hal ey ömer...
Düşman hüsran yaşarken
Zafer kaznılmışken
Bu ne hal ey koca ömer!
Niçin okçular tepesine bakıyorsun?
Neler oluyor orda?
Niye iniyor okçular ayneyn tepesi'nden?
Allah rasulü(a.s.m) haber vermeden niye iniyorlar?
Ey abdullah bin cübeyr!
Durdursana okçuları!
Durun, allah(c.c.) aşkına durun!
Arkanızdan düşman geliyor, inmeyin yerinizden.
Sahabe sendeliyor inmeyin yerinizden.
Kainat yalvarıyor inmeyin!
Sultanlar sultanı'nı(a.s.m) incitecekler, inmeyin!

Peygamber(a.s.m) ordusu iki ateş arasında...
Efendimizin(a.s.m) etrafında on beş sahabe...
Bakın, mübarek elleri rasulullah'ın(a.s.m.)
Yüzüne kapanıyor!
Kainatın affı için semaya kalkan eller
Şimdi kan içinde!
Yetiş ey ebu ubeyde!
Nur saçan yüz kan içinde!

Zaman donuyor sanki,
Ve dudaklarının arasından birşey düşüyor.
Kıpkırmızı bir yakut gibi
Peygamberin(a.s.m.) mübarek dişi!
Uhud dağı'nı bir titreme alıyor.
Zaman donuyor sanki,
Ve gökler yırtılıyor!
Uhud dağı'nı bir titreme alıyor!
Kimse uhud'a ilişmesin.
Çünkü bir ses geliyor altı yerden!
Muhammed'in(a.s.m.) dişi yere düşmesin!
Ve cibril-i emin yaratıldığı günden beri,
En hızlı inişiyle iniyor!
Çünkü altı yönden bir ses geliyor!
Yere düşmesin muhammed'in(a.s.m.) dişi!

Kara bulutlar çöktü uhud'a!
Bir ses ortalığı velveleye verdi:
Muhammed(a.s.m.) öldürüldü!
Muhammed(a.s.m.) öldürüldü!
"eğer o(a.s.m.) öldürüldüyse ben niye yaşıyorum!"
Diyen enes bin nad atıdı küfrün alevleri arasına!
Artık yaşlı gözler sevgili'yi(a.s.m.) arıyor.
Kab bin malik hz. sesi duyuldu:
"rasuluh(a.s.m) yaşıyor,
Allah(c.c.)'ın rasulü(a.s.m.) yaşıyor,
Onu(a.s.m.) miğferinin arasından ışıl ışıl parlayan gözlerinden tanıdım.
Habibullah(a.s.m.) yaşıyor.
Onu(a.s.m.) şefkat dolu gözlerinden tanıdım."

Ashab-ı güzin'in sevincine bir bakın!
Uhud'un sevincine bir bakın!
Hz.hamza duydu ya bu yeter!
Rasulullah(a.s.m.) yaşıyor ya bu yeter!
Yine daldı hamza kureyş'in dalgalarına!
Ama savaşırken bir ara sendeledi hamza.
Ve boşlukta bir mızrak belirdi.
Ey hamza! uhud'u her anışımızda kaç mü'min girmek ister mızrakla senin arana?
Kaç mü'min keşke ben öleydim, keşke mızrak benim sineme saplansaydı der?
Ama şehidlerin seyyidi sensin!
Şehidlerin efendisi sensin!
Uhud'da şehidler var...
Şehidlerin seyyidi hamza var uhud'da!
Rasul-i zişan'ın(a.s.m.) gözlerinden boşalan yaş,
Hamza'yı yıkar gibiydi!
Fahr-i kainat(a.s.m.) hiç bu kadar elem duymamıştı!
Hiç bu kadar üzülmemişti!
Ve amcasına hiç böyle seslenmemişti:
"ey rasulullah'ın(a.s.m) amcası hamza;
Ey allah(c.c.)'ın ve rasulü'nün(a.s.m) arslanı hamza;
Ey hayırlar işleyen hamza;
Ey rasulullah'a(a.s.m) koruyucu olan hamza;
Allah(c.c.) sana rahmet etsin!
Eğer senden sonra yas tutmak gerekseydi;
Sevinmeyi bırakıp sana yas tutardım!"
Ve bir ayet yankılanıyor ahzab dağında:
(bismillahirrahmanirrahim-rahman ve rahim olan allah'ın adıyla!)
"mü'minlerden öyle yiğitler vardır ki,
Onlar allah(c.c.)'a verdikleri sözde sadakat gösterdiler.
Onlardan bazıları şehid oluncaya kadar
Çarpışacağına dair yaptığı adağını yerine getirdi.
Kimisi de şehid olmayı bekliyor.
Onlar verdikleri sözü asla değiştirmediler."
 
Yanlız Değilsin..

Dikkat et kardeşim bu dünyaya
Dünyada tek sen değilsin
Şeytan kalbini sıkıştırsada
Omuzundaki meleklerle yalnıız değilsin

Cuma akşamı gönderdiyesen salavat
Peygamberimizde (SAV) verir sana cevap
Sanmaki dünyada teksin
Tüm dünyayla sen aslında birsin

Kendini çaresizmi hissettin
O zaman Dertli birini dinle
Beterin beteri var dersin
Haline şükredersin

Aşık maşukunu aramakta
Yollarda dikenler bulunmakta
Ayağına dikenler batsada
Aşık maşukuna ulaşmakta

Kara gecede kara çadıra girdirseler
Gözünü kara bant ile örtseler
Kalbine bak ne demekte
Allah her yerde seninle

Gel bu gün bir dene
Her gördüğüne bir gülümse
Tatlı sözden başka bir şey deme
Bak dünya da yalnız kalınır mı?

Unutma bizleri gören var
Söylediğimizi duyan var
Derdimize derman
Bizleri seven ALLAH var.
 
Sözün Acıydı..

Sözün acıydı, yolun dolambaçlı...
Yedi uzun yıl geçerek
Yedi yıl dolaştın durdun...

İçimden bir his şöyle diyor:
Ayrıl arkadaşlarından istasyonda
Sabahleyin git kente
İliklenmiş ceketinle
Bir dam ara
Ve bir arkadaşın çalarsa kapını
Aç! Haaa...Açma...
Yine de ört hislerini

Rastlarsan ana babana
İstanbul'da ya da başka bir yerde
Yürü git yabancı gibi
Yok ol köşede
Tanıma!
Sana armağanları olan şapkayla gizle yüzünü
Göster! Aaah! Gösterme, gösterme yüzünü
Yine de gizle, ört hislerini

İşte burada ye şu eti, çekinme
Git rastgele bir eve yağmur yağınca
Otur bir sandalyeye
Ama çok kalma
Şapkanı da unutma
Söylüyorum sana
Ört hislerini

Ne söylediysen bir daha söyleme
Düşüncelerini bir başkasında bulursan tanıma
Kimseye imzanı ya da resmini vermemişsen
Kimsenin yanında bullunmamış ve kimseyle konuşmamışsan
Nasıl yakalayabişlirler seni
Ört hislerini...

Dikkat! Ölümü düşündüğünde
Mezar taşın olmasın yattığın yeri belirten
Üzerinde bir yazıyla seni eleveren
Ölüm tarihiyle seni açığa çıkaran
Bir kez daha, son bir kez daha
Ört hislerini...

Sevdiğim söylüyor bensiz olamayacağını
Bu yüzden kendime dikkat ediyorum
Yolda yürürken önüme bakıyorum
Ve korkuyorum her yağmur damlasından
Sanki beni ezeceklermiş gibi...

Sen yine de bana bakma
Ne giydiğini yaz bana
Sıcak tutuyor mu?
Uyuduğun yeri yaz bana
Yumuşak mı?
Nasıl göründüğünü yaz bana
Yüzün aynı mı?
Sorulardır sana bütün verebildiğim
Ve gelen yanıtları kabullenmeliyim
Yorgunsan uzatamam elimi
Ya da açsan besleyemem
Sanki bu dünyada hiç yokmuşum
Unutmuşum gibi seni...

Sözün acıydı, yolun dolambaçlı...
Yedi uzun yıl geçerek
Yedi yıl dolaştın durdun...
 
Ben, böyle olmamalıydım..

Ben, böyle olmamalıydım
İsmini duyunca, boynum düşmeliydi omzuma.
İçime bir ateş düşmeliydi
Ayaklarımın feri kesilmeliydi.
Kendimden geçmeliydim sonra...
Adını sayıklamalıydım, adımı unuttuğumda
Ama bunu kimse duymamalıydı,
Seni, mahşere kadar saklamalıydım.
Ben böyle olmamalıydım
Nisan akşamlarını ıslatırken yağmur
Bahar, şarkılarını söylerken karanlığa
Çalan her kapıya `sensin` diye koşmalıydım.
Ayak sesleri gelmeliydi uzaktan
Ben hep sana yormalıydım.
Gece yıldızlarını serpince göre
Seni görmek için uyumalıydım.
Şarkılar kime söylenirse söylensin
Sana diye dinlemeliydim.
Türküler dolmalıydı odama,
Ben bir selvi boylu yârdan ayrıldım deyince bir ses
Selvi boylu yâr sen olmalıydın
Kömür gözlüm ateşine düşeli
Senin için söylenmiş söz olmalıydı.
Bir mey yokluğuna ağlamalıydı delice
Bir keman, incecik çığlık olmalıydı
Ama bunu kimse bilmemeliydi,
Seni mahşere kadar saklamalıydım.
Böyle olmamalıydım,
Kelimeler Taif'i taşıyınca kulaklarıma
Daha yüzüme çarpmadan Taif rüzgarı,
Taşların izi çıkmalıydı yüzümde.
Uhud anılırken, dişlerine sızı düşmeliydi.
Haremde bir ikindi vakti
Kem gözler çevrilince sana
Ve vefasız eller uzanınca yakana
İçim daralmalı, nefesim kesilmeliydi.
Sen ötelere hazırlanırken,
Öteler senin için süslenirken,
Son kez baktığın pencerede hayal edip seni,
Perdenin son kez kapanması gibi,
Kapanmalıydı gözlerim.
Sonra içime doğru gerilip,
Seni bize lutfedenin ismini haykırıp,
'Allah(C.C.) ' deyip,
Düşmeliydim yere.
Ama bunu kimse bilmemeliydi.
Seni mahşere kadar saklamıydım.
Ve mahşer günü...
Uzaktan seni seyretsem.
Sana yakın olmak için can atsam.
Beni engelleseler,
'Sen kim yakınlık kim? ' deseler.
Ben ağlamaktan konuşamasam.
Gözlerini çevirsen bana.
'Benim cennetim bana bakan gözlerindir.'
Ve tebessüm etsen.
Ama bunu kimse görmese,
Seni ebede kadar saklasam.
 
Tercih Senin...

Yurdum senin dağlarında, dağlarında hatıram var
Senden bana, benden sana aramızda bir sitem var
Elleri aldın koynuna, beni bıraktın
Bir ben kaldım, bir ben kaldım sürgünlerde...

Ben sana dağlarımın kokusuyla gelmiştim
Ben seni dağlarımın kokusuyla sevmiştim
Bırakıp gitmemeyi, terketmemeyi, beklemeyi
Öğrendiğim dağlarımın kokusuyla...
Sen büyük şehrin insanıydın
Hayatın büyüktü, hayallerin büyüktü
Büyük ve süslü sözler duymak istiyordun
Büyük ve süslü sözler söylemeliydim sana
Seni kaybetmemek için...
Seni kaybetmemek için geçmişimi gizlemeliydim
Duymak istediklerini söylemeliydim sana
Duymanı istediklerimi değil...
Yüreğinde şekillendirdiğin insanı oynamalıydım sana
Kendimi değil...
Sen şirin bir kanarya sevmek istedin
Oysa şahini tanıdım dağlarda
Şahinle yaşadım, şehince yaşadım
Ama kanaryayı oynamalıydım sana
Seni kaybetmemek için...
Sen kanarya taklidinden hep nefret ettin
Sen şahini hiç tanımadın...
Bunları sana anltamazdım şehir gülü
Çünkü sen büyük şehrin insanıydın
Büyük sözler duymalıydın...

Ben sana dağlarımın kokusuyla gelmiştim
Ben seni dağlarımın kokusuyla sevmiştim...
Yüreğimde bir çobanın suskunluğu, suskunluğu var
Yüreğimde bir çobanın suskunluğu, suskunluğu var...

Dağlarımı sev
Dağlarımı sev
Dağlarımı sev
Yalvarırım sev...

Hatırlarsın bir kelime oyunumuz vardı
Sen kelimeyi söylerdin, bense tarif ederdim
'Heyecan' demiştin, mevsim ilkbahardı
Bense gözlerine bakıp 'heyecan'ı tarif etmiştim sana
'İsmini duyunca kalbimdeki çarpıntı' demiştim
Bu doğruydu şehir gülü,
Ama dilimin ucuna kadar gelip
Dudaklarımı zorlayan, fakat kelimelere dönüşemeyen,
İçime hapsettiğim tariflerim vardı...
Bizim eve büyük şehirden misafir gelince
Herkes en güzel elbisesini giyerdi
Biz çocuklar kapının yanıbaşında dizüstü çöküp
Hayranlıkla onları seyrederdik...
Ben heyecanı babamın alnında biriken teriyle
Bardağa uzanan elinin titremesiyle tanıdım
Annemin kendi yöresine ait konuşma şeklinden utandığı
Ama onlar gibi de konuşamadığı için
Suskunluğu tercih edişiyle tanıdım...
Bunları sana yine anlatamazdım şehir gülü...

Kaç gecedir dağları görüyorum rüyamda
Kaç gecedir babamı görüyorum..
Şimdi tercih senin şehir gülü
İster kanaryayı sev, ister şahini
Ama şahini seveceksen önce dağlarını sev, dağlarını sev...

Ben sana dağlarımın kokusuyla gelmiştim
Ben seni dağlarımın kokusuyla sevmiştim
Yüreğimde bir çobanın suskunluğu, suskunluğu var
Yüreğimde bir çobanın suskunluğu, suskunluğu var...

Dağlarımı sev
Dağlarımı sev
Dağlarımı sev
Yalvarırım sev...
 
Aşkına..


SANA AŞIK OLANLARIN
SANA AŞKLA YANANLARIN SEVDASI VAR İÇİMDE
HER BİRİNİN GÖZLERİNDE BİR MEKKE
YÜREĞİNDE MEDİNE-İ MÜNEVVERE YAŞIYOR
SANA HASRET DUYANLARIN,
YALNIZ SENİ ANANLARIN ÖZLEMİ VAR İÇİMDE
GÖZLERİNDE SENDEN KALMA BİR HAYA
SÖZLERİNDE MUHABBETİN YAŞIYOR.TAŞLAR YAĞSA ÜSTLERİNE EY NEBİ!
TAİFTEKİ ŞEFKATİN VAR.
KOVULSALAR YURTLARINDAN
MEDİNE’YE HİCRETİN VAR.
TERK EDİLSE BİR KÖŞEDE
DOST OLARAK HİMMETİN VAR.
SIDDIK MİSAL SADIKLARIN
ÖMER SÖZLÜ ADİLLERİN
OSMAN YÜZLÜ, ALİ GÖZLÜ ÜMMETİN VAR.
HEM KUR’AN’IN, SÜNNETİN VAR..
 
Senin Gibi...


Seni seven senin gibi olmalı
Ve senin gibi sultanım. Allah’a kul olmalı
Namaz, gözünün nuru…
Sen namaz için mihraba yaklaşınca
Yüz yirmi bin peygamber geçer sağına…
Solunda ashabı güzinVe saf saf melekler
Sonra milyonlarca veli Edeple ardına geçer
Müminler sıra sıra…
Canlı cansız tüm varlık …
Sen namazdasın ve kainat ardında…
Uzanır öpülesi ellerin
O nurlu ellerin Rahmanın dergahına uzanır
İsteyen sensin ; veren Allah ! İste sen,
“Rabbin sana verecek eve sende hoşnut olacaksın ”
Sen iste ki Allah’a yakarışın yüreklerimizi yaksın iste ki ,
Alemler sesini sensi katsın
“ Ver, ne olur Allah’ım !
Habib’in ne istiyorsa bize de ver Allah’ım ! ”
 
Ummanında kaybolduğum nursun..

Umma’nında Kaybolduğum NURSUN.
Mecnun’un Leyla’da aradığı, yandığı,
Çöllerde kana kana yudumladığı Senin sevgindi.
Annesiz bir çocuğun Anne diye uzandığı,
Babasız gecelerde Baba diye andığı Sensin.
Soğuk ve insaf bilmez yanlızlıklarda hangi hasta vardır;
Gözyaşı döksün de o yaşlar senin avucuna damlamasın?
Hangi masum,hangi mazlum vardır ki ?
O merhamet deryası yüreğini sığınak yapmasın….
Ey Sultan-ı Levlâk! Kardanadamıyla güneşe çalım satan
Bir çocuğa bakar gibi baktın bize.
Sağnak yağmur altında ateş yakan bir yolcuyu
İzler gibi izledin.Bilmiyorlar Allah’ım dedin;
Bilselerdi yapmazlardı…
Herşeyin önü O’ndan sonu O’na;
Varlıklar adedince Selam Sana, Sâlât Sana….
Ummanında Kaybolduğum Nursun.
Her akşam gurûbla ayrılan heyecanın kucağında görünensin.
Bırak 42 ndi yağmurları saçlarında gezinsin.
Sensizlikten yorgun düşmüş bakışları avuçlayıp
Semaya ser ve öylece kal.
Sığındığın Rahman’ın Sırdaşı Olarak.
Ben geçici hazların sardığı bedenimde
O beden tabutunun en derininde
Nefsimin esiriyim.Ama SEN :
Ummanında Kaybolduğum Nursun
Azaba ramak kalmış şu dakikalarda
Beni Hayalinle korursun.
Aranan yine SENSİN Saikalarda,
Kutsî perdelerin kalktığı anlarda,Özlemimsin SEN.
Ummanında Kaybolduğum Nursun.
Gölgen vurur düşlerimin yazgısına.
Ben O Nurla Kutsîliği tadarım.
Yüzümde meltemlerden arda kalan serinlik,
Muhabbet; sabahlayan hislerimin en ücra köşesinde
Düşmanım benlik; yalnızca bir benlik.
Yoluma set çeken ve SENİNLE kaybolan basitlik.
Düşündüğünü zincire vuran benim.
Şafakla kaybolan benim.
Ve ellerim SANA uzanır
Ey Sultan-ı levlâk!
Düşmanını elleriyle besleyen bir insana bakar gibi baktın bize,
İlâcını ateşe atan bir hastayı izler gibi izledin.
Bilmiyorlar Allah’ım dedin,bilselerdi yapmazlardı.
Herşeyin önü O’ndan sonu O’na…
Varlıklar adedince selam SANA, sâlât SANA:
SEN İÇİMDE YANAN TATLI BİR KORSUN,
VE SEN UMMANINDA KAYBOLDUĞUM NURSUN…
 
Gönlüm'ün Gülü..!!

Sen’i seven her ruh uludur ya Resûlallâh!
Gönlü-gözü onun doludur ya Resûlallâh!
Cemâlin pertevinden zerre şevk alan billâh,
Kapının ayrılmaz kuludur ya Resûlallâh!
Beklemez bir başka iltifât Sana erenler,
Semtin iltifat buğuludur ya Resûlallâh!
Gönül gözleriyle bir kere seni görenler,
Onlar ruhların bir koludur ya Resûlallâh!
Uçuşur ikliminde altın kanatlı kuşlar,
İklimin kuşların yoludur ya Resûlallâh!
Cennet yamaçları gibidir orda ufuklar,
Cemâlin bu ufkun tülüdür ya Resûlallâh!
Sana ermek imanlı gönüllerin rüyâsı,
Seni bilmeyenler ölüdür ya Resûlallâh!
Vuslatın, bu garip kıtmîrin her dem hülyâsı,
Bu benim gönlümün gülüdür ya Resûlallâh!


Yine hicranla seni andı gönül,
Tende cânım, rûh-u revânım Cânân..
Andıkça hasretlere yandı gönül;
Ne olur kıl artık vuslata şâyân.!


Hem sevip hem ağlayan bîçâreyim,
Kararsız, derbeder ve âvâreyim,
Yıkılıp dökülmüş bir virâneyim;
Hâl-i hazînim tam mevsimi hazân..


Güller gülse de ağlıyor hep bülbül,
Bir dert küpü âdeta şimdi gönül;
Bilmem mümkün mü bu hale tahammül?
Ruhumda âh-u zâr, dilimde figân.


Yanıp kebap oldum ümidim yıkma!
İtâb et, ama ağyâra bırakma!
Vefasız bir kulum cürmüme bakma!
Vasf-ı hâle ne hacet her şey ayân…


Bilirsin gayri imdat edecek yok;
Gönlümü dertten âzâd edecek yok;
Kıtmîri başka âbâd edecek yok,
Hatırım virâne, gözlerim giryân…

Gel vur mızrabını da kalbimi söylet!
Vur ruhuma nağmelerini dinlet!
Ve gönlüme geleceğini vâdet!
Vâdet ki kalmadı dizimde dermân..!
 
Asude bir şafak...

HATIRANIN CİHANI BİR DAHA VELVELEYE VERİŞİYLE,
SENİ DÜŞÜNÜYOR,
DAHA BİNLERCESİNE MUNTAZIR GÖZLER OLARAK
LÜTFUNU DİLİYOR VE DİLENİYORUZ..
EY AK ALINLI, AÇIK YÜZLÜ, SERVERLER SERVERİ!
BİLSEN, GÜNDÜZLERİN BULANDIĞI,
GECELERİN KARARDIĞI ŞU GÜNLERDE,
ALEME AB-I HAYAT GETİREN
MÜCESSEM HİKMET AĞZININ BÂRINA NE KADAR MUHTACIZ.
EĞER CANI DUDAĞINA GELMİŞLERE BİR NAZAR EDİVERSEN,
RENGİ SOLMUŞLARA,
YOLDA KALMIŞLARA HAYAT OLACAK BAKIŞIN,
SEMAMIZDA HAYTA KUŞLARI UÇURACAK.
EY ADINA, GÜNEŞİN KEMERİNE MERCAN DİZİLEN SERFİRÂZ!
DEVRAN KURULDUĞU GÜNDEN BERİ SENİN BİR BESTECİN,
VE ŞU DÖNÜP DURAN KÜÇÜK YUVARLAK,
EDEPLE SANA NİNNİ SÖYLEYEN
VE HER NÂMESİNDE BİN BÜLBÜL AHI GİZLİ BİR DAYEN.
MÜLK DENEN MUAMMA SENİN DİLİN,
MELEKÛT, O SADEFTEN İÇRE GÖNLÜNDÜR.
DİLİNİ AÇ, YENİDEN İNCİLER SAÇILSIN,
KAPINDAKİ DİLENCİLERE MUTLULUK GELSİN.
ŞU BİZİM GECENİN KIVIRCIK SAÇLARINI SEN TARA,
GÖNLÜMÜZDE ASUDE BİR ŞAFAK ŞEM’ASI YAK.
VE KRALLARA TAÇ GİYDİREN O ELİNLE,
İKİYE AYIRDIĞIN AYIN HİLÂL OLMUŞ BİR PARÇASINI,
TAÇ DİYE BAŞIMIZA KOY, BU YOKSULLARA SULTANLIK BAĞIŞLA.
SEN FİRUZE KUBBELER ÜZERİNDE ELDEN ELE GEZEN BİR GÜLSÜN!
AMA ŞANINA SEZÂ HÜRMETİ GÖSTEREMEDİK.
SEN DE BU ASRIN BİLMEMİŞLERİNE,
GÖRMEMİŞLERİNE KIRILMA.
KURTULUŞ SABAHI SENİN ZÜLFÜNÜN TELİNE TAKILMIŞTIR.
GÖNLÜMÜZE DOĞ,
SULTAN OLDUĞUNU BİR DAHA İÇİMİZE DUYURUVER.
EY MEDİNE VARLIĞINA BİR PEÇE RAVZA!
SEN BİR YERE, BİR ZAMANA MAHSUS OLAMAZSIN.
HER YERDE, HER ZAMAN, HERKESİN GÖNLÜNDE,
TEK VARLIK İNCİSİ SENSİN.
ARTIK VARLIĞINA GÜL!
GÜLLER AÇILIP ÂLEM BİR HOŞ OLSUN.
GAMZENDE ÇİÇEKLER AÇTIKÇA AÇSIN.
VE SÂBÂ RÜZGÂRI UĞRADIĞI HER YERDE,
O KOKUYU SÜRÜNSÜN GEZSİN.
KÖYÜNE UĞRAMADIĞIMIZI YÜZÜMÜZE VURMA!
EĞER SIKILMASAYDIK,
KUSURLARIMIZIN AĞIRLIĞINI OMUZLARIMIZDA DUYMASAYDIK,
VE ŞU KAYITLARDAN, BENTLERDEN KURTULSAYDIK,
BİR ÂH İLE HUZURUNU VELVELEYE VERİP,
GELMİŞE YENİ BİR AŞK ERKÂNI ÖĞRETİRDİK.
SENİN KÖYÜNÜN BİR AVUÇ ÇAKILI CİHANLARA BEDELDİR.
TOPRAĞINI GÖZE SÜRME YAPMA,
BİN SULTANLIKTAN YEĞDİR.
BÜTÜN KUSURLARIMIZA RAĞMEN,
DİKTİĞİN İŞARETLERİN DİBİNDE,
TAVAFTA, ARAFAT’TA, MÜZDELİFE’DE, MİNA’DA
VE SONRA GÜNAHLARDAN ARINMIŞLARA KARIŞARAK,
YEŞİL PARMAĞI İLE MÜBAREK RUHUNA İŞARET EDEN
TEMİZ KUBBENİN ALTINDA,
ELETEK AÇANLARLA HAYALEN HUZURUNA GELİYOR,
VE SIKILA SIKILA İÇİMİZDE KEŞFEDİLMEMİŞ DERTLERİ YİNE SANA AÇIYORUZ.
SEVMEYEN GÖNÜLLERİMİZİ,
EHRAMLAŞAN BENLİĞİMİZİ,
CEHENNEM GİBİ ÖFKEMİZİ,
AFFETMEYİ UNUTTUĞUMUZU,
İÇİMİZE YABANCI KALIŞIMIZI,
ŞEFKAT CEMALİNE ARZEDİYORUZ.
EMROLUNDUĞU ŞEYLERİN ONDA BİRİNİ YAPARSA KURTULUR,
DİYE FERMAN ETTİĞİN BİR YIĞIN MÜCRİM OLARAK,
VAADİNİ KALKAN YAPARAK,
BÜYÜK ÜMİTLERLE,
KAVUŞMA YERİNE MAHREM OLMAK İÇİN ÇIRPINIYORUZ.
EY ŞANI YÜCE NEBİ!
ATININ YULARINI ŞU GÜNAHKÂR ELLERE VER.
SENİN SEYİSİN VE NÖBETTARIN OLARAK,
ŞU BÂKİR ÜLKENİN BÜTÜN BAĞ VE BOSTANINI SANA GEZDİRELİM.
NEFESİN ÂB-I HAYAT OLSUN BU ÇÖLE.
GÖKTEN YILDIZLARI İNDİRİP,
ATININ AYAKLARININ ALTINA SERELİM.
YOK EĞER İSTERSEN SAÇ VE SAKALIMIZLA GEÇTİĞİN YERLERİ SÜPÜRÜP,
VARLIĞIMIZI YOLUNA KALDIRIM TAŞLARI GİBİ DÖKELİM.
YETER Kİ, NEFİSLERE HAYAT VEREN NEFESİNİ,
OMUZLARIMIZDA DUYALIM.

Söz:ABDÜLFETTAH ŞAHİN
Seslendiren Dursun Ali Erzincanlı.
 
Ashâb-ı muhammed


Ne zaman saadet asrını düşünsek, Arkadaşlarından, O güzîde ashabından biri ağlar gönlümüzde. Önce sen ağlarsın. Abdullah bin mesud’a “ Bana kuran oku” demiştin. “Ya Rasul
aaa.gif
! Kur’an sana indirilmişken Sana mı kur’an okuyayım” demişti. “O’nu başkasından dinlemeyi de severim” buyurmuştun İbn’i mesut nisa suresini okumuş, Bir ayete gelmişti: “Her ümmetten birer şahit, Onların üzerine de Habibim Seni bir şahit olarak getirdiğimiz zaman Onların hali nice olur” “Şimdi yeter” demiştin. İbn-i mesud gözlerini kaldırıp bakmıştı sana, Gözyaşların mübarek sakalına inmişti.
Hani bir defasında ashabına kuran okuyordun;

“ Sakının o ateşten ki

Onun yakıtı insanlar ve taşlardır” diyordun.

Önünde oturan siyahi bir adam,

yüksek sesle ağlamaya başlamıştı.

O ağlayışa Cibril inmişti semadan.

“ Ya rasul
aaa.gif
, huzurunda ağlayan bu zat kimdir?” demişti

Sen de

“ Habeşli biri” demiş ve onu övmüştün.

Cebrail’se şu müjdeyi vermişti;

“Rabbimiz buyuruyor ki:

İzzet ve celâlime, arş üzerindeki hakimiyetime yemin ederim ki

Dünyada benim korkumdan ağlayan bir kulun gözünü

Cennette çok güldüreceğim.”




Ne zaman saadet asrını düşünsek,

Arkadaşlarından,

O güzîde ashabından biri

Hesap gününden korkar gönlümüzde.




Şeddat bin evs korkar yatağına girdiğinde

Sağına soluna döner durur, uyuyamaz.

aaa2.gif
’ ım!” der,

“ Cehennem ateşi uykumu kaçırdı”

Sonra kalkar sabaha kadar namaz kılar.

Ebu derdâ düşer gönlümüze:

“Keşke ailemin koçları olaydım da

Kendilerine misafir geldiğinde beni yedirselerdi.” der.

Imran bin husayn’ düşer gönlümüze;

“Keşke bir tepede kül olaydım da

Fırtınalı bir günde rüzgâr savursaydı.” der.




Ne zaman saadet asrını düşünsek,

Arkadaşlarından,

O güzîde ashabından biri

Peygamber sevgisini öğretir bize.




Ashabından biri sana gelmişti;

“Ya Rasul
aaa.gif
” demişti

“Seni o kadar çok seviyorum ki

Aklıma geldiğinde gelip seni görmesem

Canım çıkacak gibi oluyor.

Sonra ahireti düşünüyorum.

Cennete girsem bile

Seninle birlikte olamayacağım

Aşağı mevkilerde kalacağım

Bu da zoruma gidiyor.

İstiyorum ki ahirette de yanında olayım.”

Sen de;

“Kişi sevdiğiyle beraberdir” buyurmuştun.




Abdurrahman bin Sad anlatıyor Ya Rasul
aaa.gif
!

Diyor ki;

“Bir gün Ömer’in oğlu Abdullah’la otururken ayağı kasılıp kaldı.

Ayağına ne oldu? dedim

Şuradan itibaren sinir toplandı, dedi

Ben de dedim ki,

En çok sevdiğin insanın adını an da iyileşsin.

“Ya Muhammed!” dedi ve hemen ayağını uzattı.”




Ya rasul
aaa.gif
,

Sen abdest aldığında

Ashâb-ı Güzîn efendilerimiz koşarak

Abdest suyunu alır yüzlerine sürermiş.

Bir defasında sormuşsun;

“Niçin böyle yapıyorsunuz?”

“Bereket ve hayır umuyoruz” demişler

Sen de buyurmuşsun ki;

aaa2.gif
ve Rasulünün sevgilisi olmak isteyen,

Doğru söylesin, emanete riayet etsin,

Komşusunu incitmesin.




Ne zaman saadet asrını düşünsek,

Arkadaşlarından,

O güzîde ashabından biri

Hamd eder
aaa2.gif
’a, şükrü öğretir bize




Eba Eyyûb-el Ensâri ona öğrettiğin kelimeleri söyler;

aaa2.gif
’tan başka ilâh yoktur. Mülk ve saltanat O’nundur.

Hamd O’nun hakkıdır, O’nun ortağı yoktur.”
 
Medine’de zaman...

Medine’de sabah başkadır. İnsanlar sevinçle uyanırlar, Ezan-ı Muhammedi yükselir. Mescid-i Nebevi’den Ve Medine sokakları Bayram yerine döner. Bir dede hanımının elinden tutarak yürür. Bir çocuk mescidin bahçesinde koşar özgürce Sabaha kadar yeşil kubbeyi seyreden bir genc Tebessüm ederek girer babus selam kapısından Yeşil elbiseleriyle mescidde hizmet edenlere imrenir Bir peygamber aşığı… Bir peygamber aşığı Ümmet-i Muhammed’i koklar Gözlerini yumarak… Bir kuş uçar cennet bahçesinin üstünden. Bir tekbir yayılır boşluğa. Bir hasret dillenir yüreklerde Ve “Bir” olana ibadet edilir. Kimi ravza-i mutahhara’da kılar namazı Kimi ashab-ı suffenin yerinde Şemsiyelerin altında saf tutar kimi Kimi mescidin bahçesinde. Ve hıçkırıklarla secdeye kapanırlar.
Sonra otellere dönülür
Güneşin huzur veren ışıklarıyla.
Yeni kafileler girer medineye
Otellerin arasından yeşil kubbeyi arayan gözler
Salat-ü selamlarla yıkanır.
Kimi kafileler
Cennetül Bakî’dedir.
Kimisi Medine’yi dolaşır otobüslerle
Mihr Ali abiden Uhud’u dinler.
Hz. Hamza’yı dinler.
Asr_ı Saadeti yaşar Peygamber misafirleri.

Medine’de öğle başkadır.
Güneş ikindiye kadar yalnızdır Medine sokaklarında
Çünkü Güneş kıskançtır.
Habîb-i Zîşan’la başbaşadır.
Kainatın güneşinden güç katar gücüne.

Ve ikindi namazından sonra
Dükkanlar açılır.
Buhurdanlıklarda tüten kokular
Nazlı nazlı etrafa yayılır.
Kasr-ı halife oteline giden bir babaanne
Yolda torunlarına oyuncaklar alır
Hurmaları yüklenmiş bir delikanlı
Eşiyle birlikte yürür
Melekler tebessüm eder onlara
Dua eder.
Bir kasetçiden Kabe imamlarının sesi yükselir.
Vahyin yıkadığı yüzler dolaşır pazarlarda
Medine halkı güler yüzlüdür.
Çünkü onlar Ensar’ın torunlarıdır.
Rasulullah’ın komşularıdır.
Çok hassastır kalpleri.
Bunu bilen bazı misafirler
Mescid-i Nebevi’de kazandıklarını
Hayatları pahasına korumaya çalışır.
Ama bazıları
Sanki sadece alış verişe gelmiş gibi,
Kavga gürültüyle geçince günleri
Ve Unutunca Medine’yi
“Yazık oldu” der melekler
Milyarlarca insanın içinden seçildi
Buraya geldi
Ama yazık etti, yazık etti.

Medine’de akşam başkadır.
Zemzem bidonlarından zemzem içilir
Ve ikram edilir yanındakilere.
Şemsiyeler kapanır yavaşça,
Kubbeler açılır.
Gökyüzü tüm ihtişamıyla meydana çıkar.
Kimse yıldızları fark etmez nedense
Kainatın güneşinin yanında yıldızlar farkedilmez.
Ebuzer gıfari caddesini yağmur ıslatmasa da
Hasret gözyaşları ıslatır.
Sıra sıra dizili ankesörlerden
Farklı dillerde konuşmalar yapar.
Farklı renklerde insanlar.
Heyecanla konuşan biri şöyle der:
“İnanamazsın, şu anda seninle konuşurken
Mescid_i nebevi’ye bakıyorum.
On tane minare sanki arşa yükselmiş gibi.
Öyle heybetli görünüşleri var ki anlatamam.
Bu gün ikindi namazını Ravza-i mutahhara’da kıldım
Hem de Hz.Aişe sütununun önünde.
aaa2.gif
sana da nasip etsin.
İnş
aaa.gif
dönünce anlatırım.

Medine’de gece başkadır.
Peygamber misafirleri dalınca uykuya
Melekler iner Kubbetül Hadra’ya.
Ve uzaklarda, çok uzaklarda
Medine hasretiyle yanan yüreklerden
Selamlar iletilir Sultanlar sultanına.
“Ya rasul
aaa.gif
” demiştir biri
“Bu yıl da nasip olmadı Medine’ne gelmek!
Ravza’nın kokusunu koklamak nasip olmadı.
Umre’ye gidenleri görünce boğazıma bir şey takılıyor.
Hep selam gönderiyorum sana
Geçenlerde umreden dönen bir arkadaş
Tespih verdi bana. Medine’den almış.
Tespihi sabaha kadar kokladım.
İnş
aaa.gif
bu yıl gelirsem o tespihi de getiricem.
Sana salat ve selam olsun ey gönlümün sultanı.

Medine’de zaman başkadır.
Medine’de herşey bir başkadır.
 
Gönül hun oldu ilahisinin sözleri

Gönül hun oldu şevkinden boyandım Ya Rasûl
aaa.gif

Nasıl bilmem bu nîrana dayandım Ya Rasûl
aaa.gif

Ezel bezminde bir dinmez figandım Ya Rasûl
aaa.gif

Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûl
aaa.gif

Yanan kalbe devasın sen, bulunmaz bir şifasın sen
Muazzam bir sehasın sen, dilersen rehnümasın sen
Habîb-i Kibriyasın sen, Muhammed Mustafa’sın sen
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûl
aaa.gif

Gül açmaz çağlayan akmaz, İlâhi nurun olmazsa
Söner âlem, nefes kalmaz, felek manzûrun olmazsa
Firak ağlar,visal ağlar, ezel mestûrun olmazsa
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûl
aaa.gif

Erir canlar o gül bûy’i revan bahşın hevasından
Güneş titrer, yanar didarının bak ihtirasından
Perişan bir niyaz inler hayatın müntehasından
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûl
aaa.gif

Susuz kalsam, yanan çöllerde can versem elem duymam
Yanardağlar yanar bağrımda, ummanlardan nem duymam
Alevler yağsa göklerden ve ben messeylesem duymam
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûl
aaa.gif

Ne devlettir yumup aşkınla göz, rahında can vermek
Nasip olmaz mı sultanım haremgahında can vermek
Sönerken gözlerim asan olur âhında can vermek
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûl
aaa.gif

Boyun büktüm, perişanım, bu derdin sende tedbîri
Lebim kavruldu ateşten döner pâyinde tezkîri
Ne dem gönlün murad eylerse taltif eyle kıtmîri
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûl
aaa.gif
 
şemail ..

Ne uzun ne kısa kararında boy
Soyu İbrahim’den ne asil bir soy
Saçları hoş siyah dalgalı bir koy
Kemâlini giydir beni benden soy
Âlemlere rahmet yüzünü göster
Bu kul varlığından soyunmak isterGüneş pervânesi o güzel yüzün
Nurundan ışığı vardır gündüzün
Solmaz bir gül rengin ne kış ne güzün
Tecelli ediyor yüzünde özün
Hasretim, yanarım, yüzünü göster
Kölen bu devletle avunmak isterSimsiyah gözlerin âhû misâli
Dâim Hakk’a bakar her an visâlin
Beyazı ölçüsü gözde kemâlin
Kaşların sûreti gökde hilâlin,
Râzıyım rûyada yüzünü göster
Âşık maşukuna can sunmak isterBir tutam sakalın birkaçı beyaz
Mübarek vücudun serin kış ve yaz
Cânımı yoluna kurban etsem az
Dostlar defterine köleni de yaz
Açıver kapını yüzünü göster
Gönül hasretinden yakınmak isterDuyular mükemmel, dişleri inci
Kokusuna tutkun, yaşlısı genci
Yürürken koşmadan olur birinci
Kapına gelmiş bir garip dilenci
Açıver ne olur yüzünü göster
Garip ayağına kapanmak isterYukarıdan aşağı heybetle iniş
Yürüyüşünde var hep bu görünüş
Âdetin baktığın tarafa dönüş
Bize nasip olsun hayırlı bir düş
Kerem et ne olur yüzünü göster
Kim böyle bir düşten uyanmak ister
Seni ilk görenler korku çekermiş
Sonra ülfet eder hemen severmiş
Benzerini asla görmedim dermiş
Erenler yolunda giderek ermiş
Benzeri bulunmaz yüzünü göster
Gönüller nurunla yıkanmak ister
Zâtının nûrundan vermiş sana can
Hilkate ruhunla başlamış Rahman
Yûsuf’ta yok sende olan hüsnü an
Ahlâkındır Senin, mûcize Kur’an,
Alemlere Rahmet, cemâlin göster
Kölen rahmetine sığınmak ister
Ümmetin üstüne titreyen sensin
Müjdeci, uyaran, gel diyen sensin
Kulunu Allah’a sevdiren sensin
Gecemi gündüze çeviren sensin
Ey Hakk’ın şâhidi yüzünü göster
Kul şehâdetinle tanınmak ister
Hakk’ın halilisin, habibi sensin
Gönüllerin eşsiz tabibi sensin
En güzel hutbenin hâtibi sensin
Ümmetin en büyük nasibi sensin
Aşkımın Leylası yüzünü göster
Gönül seni gözden sakınmak ister
En güzel, en üstün ahlak senindir
Cömertlikte kemâl el-hâk senindir
Şefaatte en son durak senindir
Miraç senin, Refref, Burak senindir
Sen gördün, bize de cemâlin göster
Pervâne şem’ine hep yanmak ister…
 
Necid çölleri..

“MENÂH”DAN GEÇİYORDUK, İKİNDİ OLMUŞTU.
ÇIKINCA KARŞIMA SEVGİLİMİN YEŞİL YURDU,
GÖZÜM KARARDI, ATILDIM ÇEKİCİ KUCAĞINA;
YARIP CEMAATİ DÜŞTÜM DİREKLERİN DİBİNE.
SONUNDA BİR YERE, FAKAT, GÖMÜNCE VARLIĞIMI,
YAVAŞ YAVAŞ O DEMİN DUYDUĞUM DERİN HEYECAN,
İÇİMDE DONDU DA BİR TİTREME KOPTU RUHUMDAN;
Kİ VARLIĞIMDAKİ HER ZERRE AYRI AYRI ÜRPERDİ!
ÖNÜMDE ALLAH SEVGİSİ VE SAYGISIYLA TİTRERDİ.
YER YER KABARAN RENGARENK SAYFALARIYLA
DONMUŞ GÖLGELER HALİNDE BİR SESSİZ DÜNYA!
EVET, O KOSKOCA ÂLEM…TUNUSLU, AFGANLI,
TRANSVALLİ, BUHARALI, CİNLİ, SUDANLI,
HABEŞLİ, HİVELİ, KAŞGARLI, YERLİ, HERSEKLİ,
SERENDİB’İN, CAVA’NIN, MAĞRİB’İN BÜTÜN ŞEKLİ,
KISACA ATTIĞI KOLLAR, BATI TARAFINDAN.
CİHAN CİHAN DOLAŞIP DOĞUNUN SON NOKTASINA GİDEN,
O ASİL AİLENİN SAYISIZ EVLATLARI,
HÛZUR İÇİNDE BIRAKMIŞ BU MAHŞER ÂBÂDI.
NE MANZARAYDI ALLAH’IM O SESSİZ KARMAŞA!

Kİ SEYREDERKEN ANSIZIN VECDE GELDİ RUH VE MELEKLER ÂLEMİ,

COŞUP BEŞİ BİRDEN YANIK MİNARELERİN,

HUDA’YI BAĞRINA BASMIŞ YIĞIN YIĞIN İNSANIN,

GÖMÜLMÜŞ OLDUĞU OKYANUSU DALGALANDIRDI;

DEMİNKİ MAHŞERİ İNLETTİ, SÛRU ANDIRDI.

BİRİNCİ “ EŞHEDÜ EN-LA İLAHE İLLALLAH”

SESLENİŞİYLE DÖNERKEN GÖKYÜZÜNE DOĞRU YÜZLER,

PEYGAMBERİN TERTEMİZ KABRİNİN DE AYNI KABULÜ,

DERİNDEN GELEN SESLERLE TEKRARLADIĞI DUYULDU.

YÜZLER O SESLERİ YANKILAYAN YERE DÖNMÜŞTÜ ŞİMDİ.

ARTIK ÇEVREYE HAKİM OLAN ONUN SESLERİYDİ.

İKİNCİ ŞAHADET DALGASIYLA AYNI UZUN YANKI

ALLAH’IN BİRLİĞİNİ YERDEN İÇİN İÇİN İLAN ETTİ.

ÜÇÜNCÜ DEFA YAPILAN ŞAHADETLE BİRLİKTE SARDI MESAFELERİ,

MUHAMMET’İN SONSUZLUKTA KARAR KILAN HATIRASI

NASIL BİR UĞULTUYDU O HATIRANIN PEŞİNDEN DALGALANAN!

NASIL UYANMADI BİLMEM Kİ UYKUDAN CÂNAN?

ÇEVRESİ BUNCA ZAMANDIR Kİ İNLİYOR AZ MI?

KIYAMETİN KOPMASINA KADAR YOKSA HİÇ UYANMAZ MI?​
NASIL SIĞAR Kİ ALLAH’IM HAYALE, AKLA,

ŞU CANANIN YATTIĞI YERİ KUCAKLAYAN DEMİR KAFES,

YERİNDEN OYNAMAYAN DAĞ KADAR VÜCUDUNDA,

BÜTÜN BU COŞKUYU, ÜRPERMELERİ DUYSUNDA,

O EZELİ SEVGİLİ HASSAS VE NAZİK RUHU İLE,

UYANMASIN KOCA BİR MAHŞERİN İNİLTİSİYLE?​
MİNARELER YENİDEN “ LÂ İLAHE İLLÂ’LLAH”

SESLENİŞLERİYLE COŞARKEN BİRDEN AYAĞA KALKAN

YERDEKİ SAFLAR VARIP DURDU ALLAH’IN HUZURUNA;

BİR GÜRÜLTÜSÜZ İNİLTİ YAYILDI BÜTÜN UZAKLIKLARA.

ÖNÜMDE MAZLUM ÜMMETİYLE PEYGAMBER;

GÖZÜMDE SEL GİBİ YAŞLAR, İÇİMDE TİTREMELER;

NE İRADEME SAHİP, NE ALIŞKANLIKLARIMA TÂBİ.

BU İNSAN KASIRGASI ORTASINDA KARARINI KAYBETMİŞ,

SULARLA ENGİNE DÜŞMÜŞ BİR SANDAL GİBİ,

-Kİ ŞİMDİ ÜSTE ÇIKAR, ŞİMDİ BULMAK ÜZRE DİBİ,

İNER İNER SİLİNİR ŞİMDİ TÂ UZAKLARDA.

YAVAŞ YAVAŞ KABARAN DALGALARLA KALKAR DA,

GÖRÜNÜR YENİDEN ÖYLE ÇALKANIP DURARAK;

ACZ İÇİNDE YERE KAPANDIM NİHAYET KENDİMDEN GEÇEREK!

AYILMIŞIM Kİ; O DEHŞETLİ KASIRGA, O COŞKU,

DURGUN BİR HALE DÖNÜŞMÜŞ DE, BEKLİYOR DEHŞET İÇİNDE.

İNİNCE YERLERE MAHFİLDEN SONUNDA BİR İNİLTİ,

BOŞANDI GİTTİ O BİNLERCE GÖNÜLDEN “AMİN!”

BOYUN BÜKÜK, KOL AÇIK GÖKYÜZÜNE, GÖZ KAPANIK;

NE İNLİYOR O CEMAAT, NE İNLİYOR ARTIK!

FEZAYI DOLDURAN ELLER Kİ ALLAH’A YALVARIYOR;

YARIP DA BOŞLUĞU BİR NUR DESTEĞİ ARIYOR!

BU BAŞKA BAŞKA DİLLER, BU KARMAKARIŞIK SESLER,

BİRER YAKARIŞ İDİ ALLAH’A…ÜSTELİK HEP AYNI YAKARIŞ.

EVET ŞU ÖNDE DURAN İHTİYAR SERENDİPLİ,

YA ARKA SAFLARA DÜŞMÜŞ ZAVALLI MAĞRİPLİ,

DALIP DALIP GİDİYORKEN MERHAMET SEMÂSINA,

GEREK BU DÜNYAYA AİT, GEREKSE ÂHİRETE,

NE İSTESİN Kİ ONUNLA BERABER BEN DE İSTEMEYEYİM?

ŞU BEN Kİ HERBİRİNİN AYRI AYRI KARDEŞİYİM.

EZELDE KONUŞAN RUHLARA AYRILIK VAR MI?

DÜNYA YIKILSA BU BİRLİK YERİNDEN OYNAR MI?

OLUNCA MİNBERİMİZ, ARŞ’IMIZ, HÜDÂ’MIZ BİR;

BENİM DE BEKLEDİĞİM NUR, ONUN DA GAYESİDİR.​
HENÜZ DUA EDİYORDUM Kİ,” YA RASULALLAH!”

SESİ KÜKREYEREK KANATLANMIŞ BİR SİYAH HAYAL,

BASIP EŞİKLERİ TUTMUŞ YIĞINLA GÖLGELERE,

SÜZÜLDÜ UÇTAKİ BABÜS SELAM ÖNÜNDE YERE.

KORKUNÇ HAYKIRIŞI HÂLÂ FEZADA ÇINLARDI,

Kİ YENİDEN YÜKSELİP YARDI GEÇTİ UZAKLIKLARI.

DÜŞÜNCE PEYGAMBER KABRİNİN AYAKLARINA,

SARILDI GÖĞSÜNE ÇARPAN DEMİR KUŞAKLARINA.

DİKİLDİ SEVGİLİ’NİN KABRİ ÖNÜNDE KENDİNDEN GEÇEREK,

İNLEYEREK DİYORDU Kİ;

“ EY NEBİ! ŞU HALİME BAK,

NASIL Kİ GÜN KIZINCA BAĞRI YANAR ÇÖLÜN,

BENİM DE RUHUMU YAKTIKÇA YAKTI AYRILIĞIN.

TEMİZ OCAĞINA CAN ATMAK İSTEDİM DURDUM,

GERİLDİ KARŞIMA YILLARCA AİLEM YURDUM.

“ TAHAMMÜL ET” DEDİLER,HANGİ BİR ZAMANA KADAR?

TAHAMMÜL NE KADAR UZASA DA ONUN DA BİR SONU VAR.

GÖZÜMDE TÜTTÜ BU ANDIKÇA YANDIĞIM TOPRAK,

ÖNÜMDE DURMADI ARTIK, NE EV BARK, NE OCAK.

YIKILDI HEPSİ BEN AÇTIM SUDAN ÜLKESİNİ,

ÜÇ AY MEKKE DİYİP ÇİĞNEDİM ÇÖLÜ,

KEMİKLERİM BİLE YANMIŞTI BELKİ SAHRADA,

YETİŞMESEYDİN EĞER YA MUHAMMED İMDADA.

ESERDİ KUMDA YÜZERKEN SERİN SERİN NEFESİN,

AKARSULAR GİBİ ÇAĞLARDI HER TARAFTA SESİN.

İRAEM İRADENE BOYUN EĞDİĞİ GÜNDEN BERİ,

BANA YOLLARDA BİR AN BİLE DURMAK HARAM OLDU.

YARATILIŞIN BÜTÜN İHTİŞAMLI ESERİYLE DERTLEŞTİM,

GECELERE DERDİMİ DÖKTÜM, DAĞLARI SÖYLETTİM.

AYLARCA YANIP TUTUŞMAKTAN YUMMADIM GÖZÜMÜ,

YILDIZLARA SOR Kİ BU KİRPİKLER UYKU GÖRMÜŞ MÜ?

AYRILIK EZİYETİNE KATLANDIM ELLİ ÜÇ SENEDİR.

SONUNDA ALNIMA ÇARPAN BU ZALİM ÖRTÜ NEDİR?

BEŞ ALTI SİNEYİ AYRILIK ACISIYLA BIRAKARAK,

SANA GELEN YÜREKLERE MAHRUMİYET Mİ, YOKSA MERHAMET Mİ GEREK?

DEMİRDEN ÖRTÜNE KALDIR TEMİZ MEZARINDAN,

BU HASTA RUHUMU ARTIK AYIRMA TOPRAĞINDAN…

NEDİR O MEŞALE? NURUN MU YA RASULALLAH!​
SESSİZLİK İÇİNDE BİR AN GEÇTİ.. SONRA BİR KISA “AH”
NE GÖRDÜM? OH!.. SERİLMİŞ YERE SUDANLI…
BAŞINDA AĞLAYARAK BİR ZAVALLI SEYLANLI,
ÖPÜP ÖPÜP KAPIYOR ELLERİYLE GÖZLERİNİ.
DIŞARI ÇIKARILIP BİTİNCE YIKANIP KEFENLENMESİ,
BAKÎ’YA GİTTİ ŞEHİDİN FÂNİ VÜCUDU,
ANCAK HAREMDEN AYRILMADI ÖLÜMSÜZ RUHU.


Söz:Mehmed Akif ERSOY
Seslendiren: Dursun Ali Erzincanlı.
 
Bedir..


Hazırlanın uzunca bir yolculuk var şimdi.
Asr-ı saadete Cezîretül araba gidiyoruz.
Bismillah diyin
Bedir’e öyle girin
Gökte melekler, yerde siz
Ve bekleyin sessiz...
Gelince
İyi bakın onlara;
Hem kendi zamanlarının
Hem tüm zamanların en cesur yiğitleridir onlar
Gökte yıldız; yerde arslandır onlar
Yüz yirmi beş bin beden
Ama bir tek ruh,
Muhammedî ruhtur onlar


Aslanlar çıkmıştır Medine’den
Şimdi yoldadır Bedrin Arslanları
İşte bakın şu Hz.Umeyr
Aslan yavrusu.
Yaşı küçük diye geri çevirecek rasulullah
Ama öyle ağlıyor ki umeyr izin veriyor nebi
Ey sad bin ebi vakkas!
Sen bağla kardeşin Umeyr’in kılıcını
Boyu kısa bağlayamıyor.

Hz.Hamza’nın belinde iki kılıç duruyor.
Attığı her adım bir kalbi durduruyor.
Ey Hamza
Gördüğün hiçbir şeyden korkmazsın bu doğru
Ama heybetini gizli tut
Yürüyüşün ölümü korkutuyor.

Dinleyin Âlemlerin sultânını
O konuşunca rüzgar bile susuyor;
“Ey ashap! Hazır mısınız?”
Sad bin muaz ayakta:
“Ya Rasulallah!” diyor
“Seni hak dinle gönderen Allah’a andolsun ki,
Sen bize şu denizi gösterip dalarsan,
Biz de seninle birlikte dalarız.
Allah’ın bereketiyle yürüt bizi!”
Tebessüm buyuruyor Habîb-i Zîşan!
O, gülünce suya kanıyor susamışlar.
Güller açıyor yüreklerde.
Kederler unutuluyor.
O gülünce, cennetler yaratılıyor.
Gülüyor nebi ve yürüyorlar!
Mekke’de çekilen acılar dinmiş
Yürüyorlar!
Sanki yıldızlar yere inmiş.
Önlerinde Kâinatın Güneşi

İşte Hz.Ömer ve Hz. Ali
Biri Hattaboğlu!
Biri Haydâr-ı Kerrar!
Ve kolkola
Ölümün ağzına giriyorlar!


Bedir’de baba oğul,
Bedir’de kardeş kardeşe...
Mekke müşrikleri Üç yiğit istiyorlar önce
Üç yiğit gösterin aranızdan bize.
Melekler Alemlerin sultanına bakıyor
Kimi işaret edecek Sultan-ı Rasul.
Çünkü o işaret edince ay ikiye bölünüyor.
Acaba mübarek elleri kime uzanacak;

“Kalk ya Ubeyde! Kalk ya Hamza! Kalk ya Ali!”
Gördünüz mü yiğitleri!
Hamza’yı gördünüz mü?
Nasıl da salına salına gidiyor.
Ya Ali?
Sanki gökten iniyor, velilerin babası!
Ubeyde ayağından yara alıyor
Efendisine gidiyor hemen
“Ya Rasulallah, ben şehit miyim?” diyor
“Evet sen şehitsin”


Ve dua ediyor efendiler efendisi;
Rabbi Rahimine uzatıyor ellerini

“Allah’ım bana yaptığın va’dini yerine getir.
Allahım bu bir avuç insanı helak edersen,
Artık sana yeryüzünde ibadet edecek kimse kalmaz.

Bir fırtına kopuyor Bedir’de...
Hz.Mikail’in komutasında bin melek Rasulullah’ın Sağında!
Bir fırtına kopuyor Bedir’de
Hz. İsrafil’in komutasında bin melek Rasulullah’ın solunda
Ve bir firtina daha!
Hz. Cebrail,
Bin melekle Rasulullah’ın önünde
Üç bin melek alaca atlarla.

Ey Ebu Cehil!
Ne oldu?
Düğüne gider gibi çıkmıştın Mekke’den
Bedir’e çalgılarla, güle oynaya gelmiştin.
Sen Allah’ın Rasulünü
Ve O’na sevda çekenleri
Sahipsiz mi sanmıştın?


Dönüyorlar Bedir’den.
Esirler arasında Peygamber amcası Hz.Abbas!
Vakit gece...
Esirlerin elleri bağlı
Abbasın elleri sıkıca bağlı
Bir inilti yayılıyor geceye.
Uyuyamıyor rahmet peygamberi...
Ya rasulallah niçin uyumuyorsunuz?” diyor sahabiler.
“Amcamın iniltisi uyutmuyor beni”
ve hemen Ashâb-ı Güzin
Çözüyor peygamber amcasının ellerini.
Rasulullah öğrenince durumu emir veriyor:
“Tüm esirlerin çözün ellerini!”

Dönüyorlar Bedir’den,
Esirler arasında Peygamber damadı var.
Fidye karşılığı serbest kalacak.
Allah rasulüne bir gerdenlık uzatılıyor
Kızınız Hz.Zeynep göndermiş,
Beyinin fidyesi olarak...
Şefkat peygamberinin gözleri doluyor.
Çünkü bu gerdanlık,
Kızının düğününde Hz.Hatice’nin taktığı kendi gerdanlığıdır.
Yaşlı gözlerle konuşuyor nebi;
“ O’nu salıverseniz, gerdanlığı da zeynep’e gönderseniz olur mu?
“Olur Ya rasulallah sen üzülme!
Sen bize canlarımızdan daha azizsin!
Buyur, canımız feda sana yeter ki sen üzülme!”

Dönüyorlar Bedir’den
Sevgilileri dua ediyor
Peygamber duasıyla dönüyorlar;
“Kuluna yardım eden, dinini üstün tutan Allah’a hamdolsun.”
Hamdolsun Âlemlerin Rabbi’ne
Hamdolsun Âlemlerin Sahibi’ne...
 
Geri