Duaların Kabul Edilmeyişin Nedeni

Konu sahibi son olarak 2619 gün önce görüldü
Duaların Kabul Edilmeyişinin Nedeni

Diğer tüm ibadetlerin bir takım şartları ve kuralları bulunduğu gibi, duanın da şartları bulunmaktadır. Bu şartlar ve uygulanması gerekilen adaplar yerine getirildiği takdirde, dualar kabul olacaktır.

Bu şartların içerisindeki en önemli unsur; kulun hayrına ve maslahatına olup olmadığıdır. Bazen Allah'tan istediklerimizin verilmeyişinin nedeni; bizim hayrımıza olmayışı ve hatta zararımıza olduğundandır. Çünkü Allah her şeyi bilen, hikmet sahibidir.

Buna şöyle bir örnek verebiliriz: Çok cömert ve kerim olan birisi; "Kim ne isterse benden istesin, vereceğim" derse ve isteyenlerden birisi aslında kendisine zararlı hatta onun sonunu getirecek şeyi isterse, burada o kerimin vermemesi en uygun olanıdır, zira zararlı olduğunu bilmektedir. Vermesi güzel bir iş değil bilakis zulümdür.

Çocuğunuz sizden arabayı sürmek için anahtarları istediğinde verir misiniz? Tabii ki hayır, çünkü onun ölümüne neden olabilir.

Çoğu zaman kulların da Allah'tan istedikleri böyledir ve Allah kullarına olan sevgisiyle dualarının sonucunu göstermemektedir.

Onun yerine ahirette çok daha güzel şeyler nasip edecektir.Mevlana duaların kabul olmayışı ve hemen verilmeyişi hakkında şunları söylüyor:


Nice ihlâs sahibi vardır ki ağlar, sızlar, dua eder

Duasındaki ihlâs dumanı da göğe kadar gider

Suçluların sızlanmasından bir öd ağacı kokusu

Bu güzelim gök kubbenin ta yücelerine sürer

Bunun üzerine melekler Allah'a sızlanmaya başlar

Ey her duayı kabul eden, ey sığınılan Allah!

Bak, Mümin kulun nasılda yalvarmada

Onun senden başka dayandığı yok

Sen yabancılara bile ihsanda bulunursun

Her istek sahibi, dileğini senden diler

Allah buyurur: Bu onu horlamak için değil

Geç ihsan etmem, onun faydasına, çok yararınadır.

Peygamber efendimiz (s.a.a) buyuruyor: “Allah’ı Teâlâ şöyle buyurmuştur: Benim kullarımdan bazıları sadece zenginlikle dinlerinde baki kalırlar, bende onları zengin kılarım ve bazı kullarım da sadece fakirlik ile hak yolda kalabilirler, bu yüzden de onları fakir kılarım. Eğer bundan başkası olursa mutlaka helak olacaklardır. Ben kullarımın dini durumlarının nasıl düzeleceğini en iyi bilenimdir.”

Burada hemen akla şöyle bir soru gelebilir: Allah benim faydama olanı daha iyi bilmekte ve ne benim hayrımaysa onu yapmakta, öyleyse artık dua etmemin ne anlamı var, dua etmem gerekmez?

Bu sorunun cevabı kısaca şöyledir: Allah kulları için hayırları verip, zararları uzaklaştırması kimi zaman insanların duasına bağlıdır, eğer dua ederlerse bu durum geçerlidir ve dua etmezlerse geçerli değildir.


Bu yüzden yüce Allah, âlemde var olan en güzel sisteme ters düşecek ve kesin olan kadere aykırı olacak duaları kabul etmemektedir.

Örneğin birisi Allah'tan, hep yaşamayı ve asla ölmemeyi isterse kesinlikle kabul edilmez, çünkü Allah'ın her varlık için belirlemiş olduğu kesin kaderinden biri de ölmektir.

Bunu Âli İmran suresinin 185. Ayetinde şöyle buyurmaktadır: " Kullu nefsin zaikatül mevt - Her canlı ölümü tadacaktır." Yahut Allah'tan hiçbir varlığa muhtaç olmamayı istemesi kesinlikle kabul edilmez, zira dünya yaşamının kurallarından biri de insanların birbirine muhtaç olmasıdır.

Hz. Ali (a.s) birisinin arkadaşına şu şekilde dua ettiğini duydu:
"Allah'ım, arkadaşıma hiçbir zorluk gösterme, ona sıkıntı verme, tüm beğenilmeyen şeyleri ondan uzaklaştır." Hz. Ali (a.s) buyurdu: "Sen arkadaşın için ölümü istedin." Yani insan yaşadığı sürece ve bu dünyada bulunduğu sürece mutlaka bir şekilde zorluk ve beğenilmeyen şeyle karşılaşacaktır, dünyanın var oluş şekli bunu gerektirmektedir.


Merhum Allame Meclisi duaların kabul olmaması hakkında şu noktalara değinmektedir:


1- Yüce Allah'ın duaları kabul edeceği vaadi, onun meşiyyeti ve ilahi isteklere bağlıdır, yani eğer isterse olacaktır. Zira Kuran'da şöyle buyrulmaktadır: "Yalnız O’na yalvarırsınız. O da dilerse duanıza sebep olan sıkıntıyı giderir …"

2- Rivayetteki duanın icabetinden / kabulünden maksat, Allah'ın duyması ve inayette bulunmasıdır. Evet, Allah duaya şimdi icabet etmektedir, lakin istenileni geciktirerek vermektedir, çünkü kulunun huzurunda sesini duymaktan hoşlanmaktadır.

Bu hususta imam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: “Şüphesiz (bazen) kul dua edince aziz ve celil olan Allah iki meleğe şöyle der: “Ben onun duasını kabul ettim. Ama hacetini bekletin.

Zira onun sesini duymayı seviyorum. (Bazen de) Kul dua eder, Allah Tebarek ve Telaa ise şöyle buyurur: “Çabuk isteğini karşılayın, onun sesini duymak istemiyorum.” Mevlana bunu şiire şöyle dökmektedir:


Birisi her gece Allah der dururdu

Bu zikrinden ağzı tatlılaşır, hoş olurdu

Şeytan: Ey çok söz söyleyen, bunca Allah demene

Karşılık onun Lebbeyk demesi nerede?

Allah huzurundan bir cevap gelmiyor.

Böyle utanmadan, sıkılmadan ne zamana kadar diyeceksin.

Adamın gönlü kırıldı, başını yere koydu, yattı.

Rüyada yeşiller giyinmiş Hızır’ı gördü.

Hızır: Kendine gel, çağırdığın addan nasıl usandın,

Zikrinden nasıl pişman oldun?

Adam: Kabul sesi gelmiyor, kapıdan sürüleceğimden korkuyorum.

Dedi: Senin o Allah demen, bizim Lebbeyk dememizdir

Senin o duaların, yanıp yakılman, bizim haberci çavuşumuzdur

Senin hilelere düşmen, çareler araman,

Seni kendimize çekmemizden, ayağını çözmemizdendir.

Korkun da bizim lûtfumuzun kemendidir, aşkın da.

Her Yarabbi demende, bir de lebbeykler vardır.

3- Yüce Allah duaların kabulünü ve istekleri vermeyi; kulun hayrına olması şartına bağlamıştır. İnsan Allah'a dua eder, Ondan birçok isteklerde bulunur, eğer istedikleri faydasına ve hayrınaysa ancak o zaman Allah verir, ama eğer zararınaysa vermez. Çünkü Allah, hekimdir kullarına güzel olanı nasip eder, ama istenilen zararlıysa vermez.

En önemli hadis kaynaklarından biri olan Usulu Kâfi kitabında "dualara icabet edilmesi"nin ne anlama geldiği, dört şekilde açıklanmıştır:

1- Allah isteyen kimseye istediklerini hemen verir.

2- Allah istediklerini kabul eder ve verecektir, ama sesini duymayı sevdiği için geç verecektir.

3- Duasını kabul edecektir, fakat istedikleri vermek yerine, yapmış olduğu günahları temizleyecektir.

4- Duasını kabul edecektir, lakin ahirette daha büyük mükâfat olarak ona verecektir.


Buraya kadar söylediklerimizden de anlaşıldığı üzere; duanın kabul olması demek, istenilenlerin hemen verileceği demek değildir. Yunus suresinin 89. ayetinden Hz. Musa'nın Firavun'un yok olması için duasına değinilmekte ve bu duanın bir takım ilahi nedenlerden dolayı kırk yıl sonra gerçekleştiği anlaşılmaktadır.

Hatta bazen kul, bilmeden zararına olan şeyi Allah'tan istemektedir, Allah onun istediklerini vermemekte, fakat duasını da karşılıksız bırakmamaktadır, ahiret gününde istediklerinin kat kat fazlasını ona verecektir. Kıyamet gününde, dualarında istediklerinin dünyada verilmemiş olanına karşılık olarak verilenleri gördüğünde: "Keşke hiçbir duam kabul olmasaydı" diye içinden geçirecektir.


 
Geri