Dualar Hangi Durumlarda Kabul Olur?
Yüce yaratıcının huzurunda durarak elleri ve gönlü açarak, onunla konuşup dua etmek, sadece İslam dinine özel bir ibadet değildir.
İslam'dan önceki bütün ilahi dinlerde dua bulmaktaydı ve tüm peygamberler insanları duaya çağırmakta, duanın önemini anlatmışlardır.
Bizzat kendileri de en çok dua eden, dua ehli kimselerdi. Kuran'ı Kerim'de önceki peygamberlerin duaları geçmektir, İbrahim suresinin 37. ayetinde Hz. İbrahim'in duasından, Taha suresinde ise Hz. Musa'nın duasından bahsedilmektedir.
Başka sure ve ayetlerde de diğer peygamberlerin duaları buyrulmuştur. Yüce Allah, Bakara suresinin 186. ve Mu'min suresinin 60. ayetinde tüm insanları duaya davet etmekte ve duanın önemine değinmektedir.
Duanın sözlük anlamı: Arap literatüründe dua; seslenmek, çağırmak, birisine istekleri söylemek, onunla irtibat kurmak anlamına gelir.
Duanın terimsel anlamı: Kulun Rabbine karşı elini ve gönlünü açıp tazarru ve niyazda bulunması, hacetlerini Ondan istemesidir.
Dua ve duadan türemiş kelimeler Kuran'da on üç yerde şu manalarda geçmiştir: Çağırmak, dua etmek, Allah'tan istemek, seslenmek, nida etmek, bir şeye yahut bir kimseye davet etmek, yardım istemek, ibadet etmek.
Bu bağlamda dua aslında Allah'ı kabul ettiğini ameli olarak gösterip, Ona teslimiyetin nişanesidir. İnsan duruşuyla kendi küçüklüğünü O’nun büyüklüğünü, kendi fakirliğini O’nun zenginliğini, kendi hiçliğini ve O’nun yegâne hâkim olduğunu itiraf etmesidir.
Dolayısıyla dua tevhidin özüdür, ibadetin usaresi, şirkten sıyrılmış olmanın göstergesidir. Aynı zamanda kulluktur, ibadettir. Dua Rabbe dönüş ve yönelişin adıdır. Yine dua, kuldan Rabbe yükselen kulluk nişanı, Rab’den de kula inen rahmet simgesidir.
Daha doğrusu o, Allah’la kul arasında olan münasebetin tam odak noktasıdır, kulluktan bahsedilen bir yerde, duadan bahsetmemek mümkün değildir.
Yüce yaratıcının huzurunda durarak elleri ve gönlü açarak, onunla konuşup dua etmek, sadece İslam dinine özel bir ibadet değildir.
İslam'dan önceki bütün ilahi dinlerde dua bulmaktaydı ve tüm peygamberler insanları duaya çağırmakta, duanın önemini anlatmışlardır.
Bizzat kendileri de en çok dua eden, dua ehli kimselerdi. Kuran'ı Kerim'de önceki peygamberlerin duaları geçmektir, İbrahim suresinin 37. ayetinde Hz. İbrahim'in duasından, Taha suresinde ise Hz. Musa'nın duasından bahsedilmektedir.
Başka sure ve ayetlerde de diğer peygamberlerin duaları buyrulmuştur. Yüce Allah, Bakara suresinin 186. ve Mu'min suresinin 60. ayetinde tüm insanları duaya davet etmekte ve duanın önemine değinmektedir.
Duanın sözlük anlamı: Arap literatüründe dua; seslenmek, çağırmak, birisine istekleri söylemek, onunla irtibat kurmak anlamına gelir.
Duanın terimsel anlamı: Kulun Rabbine karşı elini ve gönlünü açıp tazarru ve niyazda bulunması, hacetlerini Ondan istemesidir.
Dua ve duadan türemiş kelimeler Kuran'da on üç yerde şu manalarda geçmiştir: Çağırmak, dua etmek, Allah'tan istemek, seslenmek, nida etmek, bir şeye yahut bir kimseye davet etmek, yardım istemek, ibadet etmek.
Bu bağlamda dua aslında Allah'ı kabul ettiğini ameli olarak gösterip, Ona teslimiyetin nişanesidir. İnsan duruşuyla kendi küçüklüğünü O’nun büyüklüğünü, kendi fakirliğini O’nun zenginliğini, kendi hiçliğini ve O’nun yegâne hâkim olduğunu itiraf etmesidir.
Dolayısıyla dua tevhidin özüdür, ibadetin usaresi, şirkten sıyrılmış olmanın göstergesidir. Aynı zamanda kulluktur, ibadettir. Dua Rabbe dönüş ve yönelişin adıdır. Yine dua, kuldan Rabbe yükselen kulluk nişanı, Rab’den de kula inen rahmet simgesidir.
Daha doğrusu o, Allah’la kul arasında olan münasebetin tam odak noktasıdır, kulluktan bahsedilen bir yerde, duadan bahsetmemek mümkün değildir.