Dört Halife Dönemi

Konu sahibi son olarak 2615 gün önce görüldü
Dört Halife Dönemi

Dört Büyük Halife ya da Hulefa-i Raşidin (Raşid Halifeler veya Dört Büyük Halife) (Arapça: الخلفاء الراشدون‎) İslam Peygamberi'nin (Müslümanlar için Muhammed) vefatının ardından seçimle görev yapmış halifelerdir. Urduca'da Sünni referanslarla dört arkadaş (Arapça: چار یار‎ çar yar) olarak ifade edilmektedir.
Hilafet sırasıyla:

Ebu Bekir,
Ömer bin Hattab,
Osman bin Affan
Ali bin Ebu Talib

Bazı kaynaklar buna sadece 6 ay gibi bir süre görev yapan Hasan bin Ali'yi de dahil ederler.
Şii kaynaklarına göre hilafet Ali bin Ebu Talib'le başlar ve ardından imamlar gelir.
Halifelerin en büyüğü, Ebu Bekir, İslampeygamberiMuhammed'in en iyi dostudur. Bu yüzden ilk halife Ebu Bekir seçilmiştir. Ebu Bekir'in tam adı Ebu Bekir bin Ebu Kuhafe'dir

 
DÖRT HALİFE DÖNEMİ

DÖRT HALİFE DÖNEMİ (632-660)


Hz. Muhammed’in 632’deki vefatından sonra ‘Eshab’dan kişiler, onun halefi olarak başa geçtiler. Bu kişilere ‘Halîfe’ dendi. Zamanla yeni dini ikna yolu ile benimsetme ile beraber savunma amaçlı ve zorunlu ‘gazve’ler, yerini kılıçla, kan dökerek yayma eylemine dönüştü. Çünkü halifeler kendilerini sadece yeni dini yayan misyonerler olarak değil, aynı zamanda istilâcı bir devlet başkanı olarak görüyorlardı. Aslında konumuz, bu tip eylemleri anlatmak değildir. Ancak istilâlar sonucunda elde edilen ganimet ve toplanan vergilerle oluşan servet birikimi olmadan, yani devletin ekonomik durumu şu veya bu şekilde düzelmeden, ilk dönemlerde mimarlık değeri olan yapıları inşa etmenin olanaksızlığını hatırlatmak istiyorum.

İlk Halife Hz. Ebubekir (632-634)’den sonra Hz. Ömer’in halife olarak hüküm sürdüğü 10 yıllık dönemde (634-644) ‘devlet’ olma yolunda büyük adımlar atıldı. İlk Arap sikkesi Hz. Ömer tarafından bastırıldı. S’ad İbni Ebu Vakkas, Irak’ı ele geçirdikten sonra 638’de Kûfe kentini kurdu. Kûfe’de bir cami yaptırdı ise de bu yapı zamanımıza kadar gelemedi. Amr İbn-ül As, 639’da Mısır’ı aldı. Nil kıyısında Fustâd (Çadır) isimli bir yerleşim yeri kurarak burada da bir cami inşa ettirdi ise de bu cami de günümüze kadar gelemedi. Her iki caminin de mimarlık açısından değerleri var mı idi, yoksa basit birer mescit hüviyetinde mi idi bilmiyoruz.

638’de Halife Hz. Ömer, ordusu ile beraber kutsal kente, Kudüs’e girdi. Kudüs’ün fethi, diğer istilâlara nazaran farklılık gösterir. Çünkü kent, Museviliğin ve Hıristiyanlığın kutsal merkezi olduğu gibi Müslümanlarca da kutsallığı kabul edilmiş bir kentti. İlk Müslümanlar, namazlarını yıllar boyu Kudüs yönüne doğru kılmışlardı. İnsanoğlunun uygarlık tarihindeki antik kentlerinden biri ve de dinler tarihi açısından en önemlisi olan Kudüs (Yeruşalayim – Jerusalem) üzerinde biraz durmamız gerekiyor.

Bölge, M.Ö. XX. yüzyıllardan beri ‘Kenan Ülkesi’ olarak bilinirdi. M.Ö. 1450’lerde Mısır’dan çıkarılan Hz. Musa ve halkı bu bölgeye yerleştiler. İsrail kralı Hz. Davut döneminde Kudüs’ün Sion Dağı’nda bir çadır vardı. Museviliğin kutsal ‘Ahit Sandığı’ burada muhafaza edilirdi. Oğlu kral Hz. Süleyman (İbranice Şlomo – Salomon) M.Ö. 965 yıllarında burada ‘Tek Tanrı’ adına büyük bir mabedin inşasına başladı. İnşaat 7 yıl devam etti. Hiram Abif, kralın inşa ettirdiği ulu mabedin mimarı idi. Mabet, üstün bir estetik anlayışına sahipti ve döneminin en ileri inşaat teknolojisi ile kesme taş ve cilâlı mermerlerle inşa edilmişti. Mabede özel anlamları olan iki büyük sütun arasından girilirdi. Fakat ulu mabet, M.Ö. 586 yılında Babilliler tarafından yıkıldı. Museviler yılmadılar ve ikinci mabedi inşa ettiler. İkinci mabet, bu gün de Musevilerin kutsal mekânı ve de mabetten arta kalan orijinal parça olan ‘Ağlama Duvarı’ üzerindeki düzlükte yükseldi. (Duvarın solunda kalan ve zemin altında ilerleyen bir tünele ve sonundaki salona özel izinle girebilirsiniz. Çok ilginçtir.)

Hz. İsa’nın doğumu ile başlayan ‘Milat’tan sonra kent, ikinci semavi din olan Hıristiyan peygamberinin havarileri ile son yemeğine, acılar içinde kat ettiği yolun sonunda kendi taşıdığı ‘çarmıh’a gerilmesine tanık oldu. Esasen kentte M.Ö. 63 yılından beri Roma hâkimiyeti vardı. M.S. 70 yılında kent surlarını kuşatan Roma Prensi Titus, 6 aylık kuşatma sonunda surların 3’üncü kapısından kente girdi. Vandalizmin son kertesinde gözü dönmüş Titus, kenti yerle bir etti. Kutsal mabedi Eleazar Ben Simon yönetimindeki Zelotlar koruyordu. Mabet, aynı yılın ‘Tisa B’Av’ denilen uğursuz 29-30 Temmuz günü tahrip edildi. Kutsal mabet ikinci kez yıkıma uğramış oluyordu. Mabetteki hazine ve ‘Menorah’ (7 kollu şamdan) Roma’ya götürüldü. Bütün Roma, olayı ‘Titus Zafer Takı’ ile kutladı ve ebedileştirdi. Koruyucu Eleazar ve 960 Zelot efradı sarp tepe üzerindeki Masada Kalesi’ne sığınmıştı. Zapt edilemez sanılan istihkâma Roma ordusu aylarca süren çalışma ile toprak rampa yaparak ulaştı. İstihkâma giren askerler, Zelotların naaşları ile karşılaştı. Zelotlar, Romalıların eline geçmektense ölümü tercih etmişlerdi. (Bu gün de İsrail’e giderseniz Masada Kalesi’ni görme ve efsaneyi dinleme şansınız vardır.)

Roma İmparatorluğu, 395’te Doğu ve Batı Roma İmparatorlukları olarak ikiye bölündüğü zaman Kudüs, Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) toprakları içinde kaldı. Kent, İslâmiyet’in çıkış dönemlerine rastlayan 614’te Sasani istilası yaşamış, Hüsrev-i Perviz, Sion Dağı yamaçlarında yer alan Roma’nın pagan eserleri Herodes’in ve Hadrianus’un tapınaklarını yerle bir etmişti.

638’de Hz. Ömer kente girdi. Bu arada artık Harem-i Şerif adını almış bulunan Hz. Süleyman mabedi arazisi üzerine Kubbe-tüs Sahra’yı (Ömer Camii’ni) inşa ettirdi. Önemli mimarlık değerlerini içeren bu cami, İslâm mimarlık sanatının zamanımıza gelebilen ilk önemli eseridir. Cami, bu gün de mimarlık kurgusu açısından dünyanın en güzel eserlerinden biri sayılır. Planı, dış cephede 8’gen, iç cephede dairesel olup, orta aksında büyük ve yüksek bir kubbe yer almaktadır. Bu kubbe de İslâm mimarlığında bir ilktir. Kubbe örgüsünün, Mezopotamya ve İran etkili olduğu bilinmekte, kubbeyi taşıyan yeşil porfir orta sütunların ve sütun başlıklarının başka bir mabet yıkıntısından getirilmiş olabileceği düşünülmektedir. (Yakın zamana kadar yapılan mimarlık eserlerinde başka bir eser yıkıntısına ait malzemenin kullanılması adettendi.) Bu gün görülen altın mozaiklerle müzeyyen dekorasyonu, Emeviler döneminde, 691’de Halife Abdülmelik yaptırmıştır. Kubbe, bu gün de altın kaplaması ile dikkati çekmektedir. Caminin yapıldığı dönemde henüz mihrap ve minare yapılmıyordu. İç mekânda kubbe altına rastlayan orijinal ve doğal kayalık, Hz. Peygamber’in ‘Miraç’ gecesi göğe çıktığı yer olarak kabul edilmektedir. Bu kayalığın altında boşluk vardır. (Dar bir merdivenle inilen bu yere büyük izdihama rağmen girmeyi başarabilmiştim. Bir de Cami’nin içinde çeşitli yönlerde namaz kılanların yanında top oynayan çocukları, yere bağdaş kurup halı üzerinde yemek yiyenleri görünce çok üzülmüş ve şaşırmıştım.)

Halife Hz. Osman (644-656), batıda Mısır ve Kuzey Afrika’ya, kuzeyde Kıbrıs’a ve Ermenistan’a kadar uzanan fetihler yaptı. İran’da 2. Pers (Sasani) İmparatorluğu, 224 yılından beri hüküm sürüyor, mimarlık alanında ileri durumda bulunuyordu. Doğal yollarla zemine çıkan petrol, Zerdüşt tapınaklarındaki meşalelerde kullanılıyordu. Son Sasani İmparatoru III. Yezdigird, Hz. Osman askerleri karşısında mağlup oldu (651). Bu işgal sonucunda İran uygarlığının sanat ve mimarlık değerleri, ileride oluşacak Arap mimarlık sanatına büyük değerler katacaktır.

Dördüncü Halife Hz. Ali (656-660), 656’da başkent Medine’yi Irak’taki Kûfe kentine taşıdı ise de Muaviye ile olan iktidar kavgası sırasında namaz kılarken şehit edilmiş, çıkan olaylarla İslâm dininde oluşan ayrılıkçılık, zamanımıza kadar gelmiştir. (ABD işgalindeki Irak’ta, yönetim boşluğu ile su yüzüne çıkan Şiî - Sünnî çatışmalarına tanık oluyoruz. Keza yurdumuzda da tüm demokrasi çabalarımıza rağmen Sünnî – Alevî ayrımcılıkları sürüyor.)

Bu yazı serisinin I. ve ilk tanıtım bölümünde Arapların kendilerine özel mimarlıklarının bulunmadığını, fetihlerle ele geçirdikleri kentlerdeki binaları camiye çevirerek kullandıklarını, yeni inşaatlarını mahalli mimar, usta ve kalfalara yaptırdıklarını anlatmıştım. Daha VI. Yüzyılın başında İstanbul’da inşa edilmiş Ayasofya gibi dünya çapında bir mimarlık şaheseri, Suriye’de, Antakya, Urfa (Edessa) gibi önemli Hıristiyanlık merkezlerinde Bizans üslûbu ile yapılmış kiliseler, İran ve Irak’ta dört yüzyıldan fazla hüküm süren Sasanilere ait anıtlar, yeni düzendeki yeni Arap mimarlığını doğuran etkenler olmuştur. Mezopotamya’da ve Horasan’da gelişmiş tuğla ve sırlı tuğla inşaat teknolojisi, kubbe, tonoz gibi örtü elemanlarının inşasını kolaylaştırmıştır. Bütün bu mimarlık üslûpları ve inşaat elemanları, İslâm’ın sosyolojik ve kültürel özellikleri ile kaynaşmış, yeni bir Arap mimarlık üslûbunun gelişmesine ön ayak olmuşlardır. Sütunlu revak sistemlerinde, sütun başlıklarında, pencere, kapı elemanlarındaki ayrıntılarda, küresel veya soğan kubbelerde, at nalı veya sivri kemerlerde Bizans ve Sasani mimarlıklarının etkileri görülse de, mimarlık kurgusunda Arap orijinalliğini yakalayabilmişlerdir.

Dört halife döneminin Kubbe-tüs Sahra’daki mimarlık başarısından sonra, Emeviler döneminde daha da gelişen başarılı mimarlık eserlerine bundan sonraki yazımda değineceğim.

YILMAZ ERGÜVENÇ

 
Dört Halife Devri

HZ. Muhammedin vefatından sonra islam Devleti'nin başına sırasıyla HZ.Ebubekir HZ.Ömer HZ.Osman ve HZ.Ali geçmiştir.

Halifeler bu dönemde seçimle belirlendigi için Dört Halife Devrine Cumhuriyet Dönemi'de denmiştir.

HZ.Ebubekir Dönemi

HZ.Muhammet kendisinden sonra yerine kimin geçicegini belirtmemişti.

Onun ölümünden sonra çıkan tartışmalarda HZ.Ebubekir halife seçilmiştir.

Bu arada HZ.Muhammed'in ölümü üzerine islam dünyasında iç karışıklıklar yaşanmaya başladı

Bunlar

Arabistan'da dinden dönme olayları

Yalancı peygamberlerin ortaya çıkması

İslamiyeti yeni kabul eden Yemen ve Umman gibi yerlerde kabilelerin zekat vermek istememesi

HZ.Ebubekir Halid Bin Velid komutasındaki islam Ordularını Yemen'e göndererek yalancı peygamberleri ortadan kaldırdı ve sarsılan islam birligini yeniden sağlamış oldu.

Zekat vermek istemeyenlerin isyanlarını bastırarak onları cezalandırdı.

HZ.Ebubekir halife olduğu sırada Sasani devleti cöküş içindeydi.HZ.Ebubekir sasanilerin egemenliğindeki Irağa ordular gönderdi.Bu orduların başarıları sonucu Hire beyliği osmanlı Devletine bağlandı.

İslamiyeti Arabistan dışına da yaymayı amaçlayan HZ.Ebubekir Bizans egemenliğindeki Suriye'ye ordular gönderdi.Yermük'te bizans ile yapılan savaşı müslümanlar kazandı ve böylece Suriye'nin kapıları müslümanlara açılmış oldu.

HZ.Ebubekir döneminin önemli olaylarından biri Kur'an-ı kerim'in toplanarak kitap haline getirilmesidir.

HZ.Ebubekir 634 yılında hastalandı ve namaz kıldırma görevini HZ.Osman'a verdi. Aynı yıl 63 yaşında vefat etti.

HZ. Ömer Dönemi

HZ.Eubekir‘in vefatı üzerine müslümanlar HZ.Ömer'i halife seçtiler.HZ.Ömer halife oldugu sırada Suriye ‘de fetih hareketleri devam ediyordu.HZ.Ömer Suriye'nin fethedilmesine önem verdi.

Görevlendirdigi birlikler kısa sürede Suriye'nin tamamını fethettiler.

Fethedilen şehirlerdeki hristiyanlar din ve ibadetlerinde serbest bırakıldılar.

Suriye'nin fethi tamanlandığında Filistin ve kudüs hariç her yer fethedilmişti.

kudüs halkı sıranın kendisine geldigini görerek Bizans'tan yardım istedi.deniz yoluyla büyük bir Bizans ordusu Filistine geldi.Ecnadin denilen yerde yapılan savaşı islam ordusu kazandı.

Böylece Suriye ve Filistin'de müslümanların karşısına çıkacak bir Bizans ordusu kalmadı.

Savaşın sonunda Kudüs kuşatıldı.Kudüs patriği şehri ancak halifeye teslim edeceğini söyleyince HZ.Ömer Kudüs'e gelerek şehri teslim aldı.

Sasanilerle yapılan Kadisiye ve Nihavent savaşlarının sonucunda İran ve Irak toprakları müslümanların eline geçti.Bu yenilgiler sonucunda Sasani imparatorlugu 651 yılında yıkılmıştır.

İslam orduları HZ.Ömer döneminde Azerbaycan , Yukarı Mezopotamya ve Mısır'ı fethederek Trablusgarp'a kadar ulaşmıştır.

İslam devleti'nin sınırlarının hızla genişlemesi ve nüfusun artması yönetim konusunda bazı sorunların ortaya çıkmasına neden oldu.Bu sorunların çözümlenmesiyle;

Fethedilen yerler yönetim birimlerine ayrılarak büyük iller oluşturulmuş ve bu illere valiler tayin edilmiştir.

Mali ve askeri amaçlı divan örgütü kurulmuştur.

Devlet hazinesi( BEYTÜLMAL) oluşturulmuştur.

Adli teşkilat kurularak yönetim birimlerine kadılar gönderilmiştir.

ilk ordu teşkilatı kurulmuştur.Sınırlarda ordugahlar kurularak savunma ve fetih hareketleri kolaylaştırılmıitır.

fethedilen bölgelerde yeni şehirler kurularak buralara müslümanlar yerleştirilmiştir.

İkta sistemi uygulanmaya başlanmıştır

Hicri takvim kabul edilmiştir

HZ.Ömer iran'lı bir köle tarafından şehit edilmiştir.

HZ.Osman Dönemi

HZ.Ömer'in öldürülmesinden sonra müslümanlar 644 yılında Emevi soyundan gelen HZ.Osman'ı halife seçti.

HZ.Osman döneminde HZ.Ömer dönemindeki fetihlere devam edilmiş ve Abdullah Bin Sa'd komutasındaki islam ordusu Kuzey Afrika'da Bizans ve yerli halkı yenerek Tunus'u aldı.

Suriye valiligine getirilen HZ.Osman'ın yiğeni Muaviye komutasındaki ordu mısır ordusuyla birleşerek 649 yılında Kıbrıs,Rodos ve Girit'i fethetti.

Bu dönemde ayrıca HZ.Ömer zamanında başlatılan Azerbaycan fethi tamamlandı.

Trablusgarp Tunus,Horosan ve harezm ele geçirilmiştir.Doğuda Hazar Türkleriyle komşu olması nedeniyle sınır çatışmaları başlamış ve bu çatışmalar Hazar Türkleri tarafından durdurulmuştur.

Böylece islamiyetin Hazar denizinin batısına yayılması engellenmişti.

HZ.Ömer zamanındaki önemli olaylardan biri de Kur'an-ı Kerim'in çogaltılarak belli başlı islam merkezlerine gönderilmesidir.

HZ.Osman Emevi kökenli olduğu için kendi sülalesinden olan kişileri devlet yönetiminde önemli yerlere getirilmiştir.

Onun bu tutumu müslümanlar tarakından hoş karşılanmamış ayaklanmalara neden olmuştu 656 yılında böyle bir ayaklanma sırasında Kur'an-ı Kerim okurken öldürüldü.

HZ.Ali Dönemi

HZ.Osman'ın sehit edilmesinden sonra halifelik HZ.Ali'ye teklif edildi.Başlangıçta bu teklifi reddeden HZ.Ali ısrarlar karşısında görevi kabul etti.

Onun seçilmesi Emevi sülalesinin hoşuna gitmemişti.Emevi sülalesi HZ. Osman'ın ölümünden HZ.Ali'yi suçluyordu.

İlk müslümanlardan olan HZ.Muhammedin eşi HZ.Ayşe Talha ve Zübeyr'in de içinde bulunduğu gurup HZ.Osman ‘ın katilinin bulunmasını istiyorlardı.Sonunda iki taraf 656 yılında Küfe şehri yakınlarında karşı karşıya geldi.

HZ.Ayşe'nin devesinin etrafında gelişmesinden dolayı Cemal vakası (deve olayı ) adı verilmiştir.Bu savaş sonunda HZ.Ali galip geldi.Talha ve Zübeyr öldürüldü HZ. Ayşe esir alındı.Cemal vakası ile birlikte HZ.Ali ve şam valisi muaviyenin arası iyice açıldı .

Halifeliğin tekrar Emevi tarafına geçmesini isteyen Muaviye'nin üzerine 657 yılında büyük bir ordu ile yürüyen Hz.Ali Rakka şehri yakınlarında Sıffın ovasında Muaviye ile karşılaştı.

Savaşı tam Hz.Ali kazanmak üzeriyken Muaviye hileye başvurdu.Bu olaya HAKEM olayı denir.

Hakem Olayı

Sıffın savaşında bir sonuç alamayan taraflar ,iki taraftan da birer hakem seçerek onların kararına başvurmayı gerekli gördüler.

Hz.Ali'nin hakemi Ebu Musa El –Ensari Muaviyenin hakemi ise Amr ibn'ül As oldu.Sonunda karar veren hakemler Muaviye'nin enrikası sonucu onu halife seçtiler.Müslümanlar bu olaydan sonra üç gruba ayrıldı:

1-Şiiler(Hz.Ali taraftarları.)

2-Sünniler(Muaviye taraftarları.)

3-Hariciler(Tarafsızlar.)

Bir süre sonra Hariciler islam dünyasını bölmekle suçladıkları Hz.Ali'yi Muaviye ve Muaviye nin hakemi olan Amr İbn'ül As'ı öldürmek için ayaklandılar ve bu üç kişiye suikast düzenlediler.Bu suikast sonucu 661 yılında sadece Hz.Ali öldü.

Hz.Ali'nin ölümü üzerine Irak halkı Küfe'de Hz.Ali'nin oğlu Hz.Hasan'ı Halife seçtiler.Halifelikte hak iddasında bulunan Muaviye Hz.Hasan'ın üzerine yürüdü.

Sonunda Müslüman kanı dökülmesini istemeyen Hz.Hasan bir takım şartlar öne sürerek Muaviye' nin halifeliğini kabul etti.

Bu şartlar halifelikte seçim düzeninin değiştirilmesi saltanat haline gelmemesi demekti.Hz.Ali'nin şehit edimesiyle dört halife devri sona ermiştir
 
Geri