Dört Genç Kızın Özlem ve Ayrılık Mektupları
BİR

Ayrıldığımız zaman nefes alamadığımı hissettim. Uzun bir müddet sonra doldu hava ciğerlerime. Ancak şimdi gördüm ki sen nefesimi hissetmeyi de, nefesimin senin için kesilmesini de hak edeceklerden değilmişsin. Nasıl da bıraktın kuş kadar elimi kocaman sokağın ortasında. Elinden elim ayrılınca hemen oracıkta düşeceğimi, bir daha kalkamayacağımı zannetmiştim o zamanlar. Ayakta durmayı da öğreniyormuş insan onsuz ayakta dahi duramayacağını düşündüğün yanında olmasa bile...
Biz ayrıldık, şimdi gelme lütfen bana. Eğer hala kararsızsan, hala çocuksan, hala gelgitlerinin kıskacından kurtulamamışsan yanıma dahi yaklaşma. Sen daha çok küçüksün genç adam. Sen git plastik boyalı oyuncaklarınla oyna.
Beni hak etmek senin ötende; bedeninin, zihninin, ruhunun çok ötesinde bir şey…
İKİ

Seninle dost gibi konuşmayı özledim. Çifte kumrular gibi el ele yürürken, birden kendimizi en mühim meseleler hakkında konuşuverirken bulmayı, aslında birden kendimizi düşünülmemiş, bambaşka herhangi bir şey yaparken bulduğumuz bütün o kayboluşları özledim.
Yüreğimde canlandırdığım seni değil, bana bakarken gözleri yaşaran seni, hareketli hareketli konuşurken birden susup çapkınca gözlerime bakan, kahkahayla gülen, çaktırmadan ağlayan seni, sabahları göz kenarında yüzüne vurduğun sudan kaçmış çapaklarını gördüğüm, terleyince öksürerek içimi burkan, üşüyünce midesi ağrıyıp benden ilaç isteyen gerçek seni özledim.
Gerçeğin hayalinden bile güzel be adam, senden daha iyisini canlandıramıyorum zihnimde...
ÜÇ

Ne zaman bir televizyonda, bir dergide ya da kafamı çevirdiğim başka bir yerde gelinlik görsem ağlıyorum. Seninle vitrin önünde kol kola beğendiğimiz model çoktan demode oldu. Zaten zihnim de o zamanda dondu kaldı, başka model göremedi. Bir şey daha söyleyeyim mi? Boğazda çay içerken “düğünümüze hangisini çağıralım?” diye düşündüğümüz aile büyükleri vardı ya hani, yarısını öbür dünyaya yolcu oldu ettik onların. “Sanırım tartışma bitti” diye düşünüp gülümserken buldum ayna karşısında geçen gün kendimi.
Ama sen yaşıyorsun, biliyorum. Hem de onun kollarındasın. Benim ağrıyan kollarım ise çoktan kurudu kaldı. Bundan sonra giymem her genç kızın rüyasındaki beyaz duvaklıyı zaten artık pek genç de sayılmam. Bir tek nerede sana ihtiyaç duyuyorum biliyor musun? Geçen akşam ki gibi sararmış bir dergide bir gelinlik resmi gördüğüm zaman beni kimse susturamıyor zırlamaktan. İşte bir tek o zaman “keşke yanımda olsan” diyorum. Pembe, yumuşak bir sarılış istiyor omuzlarım. Yoksa inan zihnimde yaşıyor değilsin, bazen kalbimde estiriyorum seni hayalet gibi, o kadar…
DÖRT

Sen ince bir insan değildin, o ise narinlikten kırılıyor bir erkeğe ne kadar yakışıyorsa tabi... Sen romantik olmayı beceremezdin o ise yarım yamalak ezberlediği şiirler okuyor gecenin bir yarısı telefonda bana. Sen gezmeyi sevmezdin, ben onunla İstanbul’u peçeli bir güzel gibi sonradan tanıdım. Sen benimle gerçek bir arkadaş gibiydin, yalındın ve sadeydin. O ise en eski, en şatafatlı kalıplarında seviyor yaşamayı ilişkiyi...
Ama beni dinle serseri…
Ama ben senin o doğal o erkeksi hallerini, dört dizeye sığınmadan gözbebeklerimde yaşattığın sevinci, gezmek söz konusu olduğunda sevimli bir tembellikle “birlikte olmayı dünya turuna değişirim hayatım” diyişlerini, kendin olmanı, sadece ve sadece kendin olmanı yani benim o eski serserim olmanı özledim.
Süleyman Ezber
BİR

Ayrıldığımız zaman nefes alamadığımı hissettim. Uzun bir müddet sonra doldu hava ciğerlerime. Ancak şimdi gördüm ki sen nefesimi hissetmeyi de, nefesimin senin için kesilmesini de hak edeceklerden değilmişsin. Nasıl da bıraktın kuş kadar elimi kocaman sokağın ortasında. Elinden elim ayrılınca hemen oracıkta düşeceğimi, bir daha kalkamayacağımı zannetmiştim o zamanlar. Ayakta durmayı da öğreniyormuş insan onsuz ayakta dahi duramayacağını düşündüğün yanında olmasa bile...
Biz ayrıldık, şimdi gelme lütfen bana. Eğer hala kararsızsan, hala çocuksan, hala gelgitlerinin kıskacından kurtulamamışsan yanıma dahi yaklaşma. Sen daha çok küçüksün genç adam. Sen git plastik boyalı oyuncaklarınla oyna.
Beni hak etmek senin ötende; bedeninin, zihninin, ruhunun çok ötesinde bir şey…
İKİ

Seninle dost gibi konuşmayı özledim. Çifte kumrular gibi el ele yürürken, birden kendimizi en mühim meseleler hakkında konuşuverirken bulmayı, aslında birden kendimizi düşünülmemiş, bambaşka herhangi bir şey yaparken bulduğumuz bütün o kayboluşları özledim.
Yüreğimde canlandırdığım seni değil, bana bakarken gözleri yaşaran seni, hareketli hareketli konuşurken birden susup çapkınca gözlerime bakan, kahkahayla gülen, çaktırmadan ağlayan seni, sabahları göz kenarında yüzüne vurduğun sudan kaçmış çapaklarını gördüğüm, terleyince öksürerek içimi burkan, üşüyünce midesi ağrıyıp benden ilaç isteyen gerçek seni özledim.
Gerçeğin hayalinden bile güzel be adam, senden daha iyisini canlandıramıyorum zihnimde...
ÜÇ

Ne zaman bir televizyonda, bir dergide ya da kafamı çevirdiğim başka bir yerde gelinlik görsem ağlıyorum. Seninle vitrin önünde kol kola beğendiğimiz model çoktan demode oldu. Zaten zihnim de o zamanda dondu kaldı, başka model göremedi. Bir şey daha söyleyeyim mi? Boğazda çay içerken “düğünümüze hangisini çağıralım?” diye düşündüğümüz aile büyükleri vardı ya hani, yarısını öbür dünyaya yolcu oldu ettik onların. “Sanırım tartışma bitti” diye düşünüp gülümserken buldum ayna karşısında geçen gün kendimi.
Ama sen yaşıyorsun, biliyorum. Hem de onun kollarındasın. Benim ağrıyan kollarım ise çoktan kurudu kaldı. Bundan sonra giymem her genç kızın rüyasındaki beyaz duvaklıyı zaten artık pek genç de sayılmam. Bir tek nerede sana ihtiyaç duyuyorum biliyor musun? Geçen akşam ki gibi sararmış bir dergide bir gelinlik resmi gördüğüm zaman beni kimse susturamıyor zırlamaktan. İşte bir tek o zaman “keşke yanımda olsan” diyorum. Pembe, yumuşak bir sarılış istiyor omuzlarım. Yoksa inan zihnimde yaşıyor değilsin, bazen kalbimde estiriyorum seni hayalet gibi, o kadar…
DÖRT

Sen ince bir insan değildin, o ise narinlikten kırılıyor bir erkeğe ne kadar yakışıyorsa tabi... Sen romantik olmayı beceremezdin o ise yarım yamalak ezberlediği şiirler okuyor gecenin bir yarısı telefonda bana. Sen gezmeyi sevmezdin, ben onunla İstanbul’u peçeli bir güzel gibi sonradan tanıdım. Sen benimle gerçek bir arkadaş gibiydin, yalındın ve sadeydin. O ise en eski, en şatafatlı kalıplarında seviyor yaşamayı ilişkiyi...
Ama beni dinle serseri…
Ama ben senin o doğal o erkeksi hallerini, dört dizeye sığınmadan gözbebeklerimde yaşattığın sevinci, gezmek söz konusu olduğunda sevimli bir tembellikle “birlikte olmayı dünya turuna değişirim hayatım” diyişlerini, kendin olmanı, sadece ve sadece kendin olmanı yani benim o eski serserim olmanı özledim.
Süleyman Ezber