Dorileon Muharebesi (1097)

Konu sahibi son olarak 2490 gün önce görüldü
7NgEdv.jpg

Dorileon Muharebesi, 1 Temmuz 1097 tarihinde Birinci Haçlı seferi'nin başlangıcında gerçekleşti. Eskişehir yakınında yapılan bu savaşta Haçlılar I. Kılıçarslan'ın Anadolu Selçuklu ordusunu yenerek Anadolu'da ilerlemelerine devam ettiler.
Bu savaş, haçlı sefelerinin ilk meydan savaşı olarak kabul edilir.

Savaştan önce I. Boemondo ordusuyla beraber Godefroi de Boullion ve Raymond de St. Gilles dan ayrı bir şekilde önden yürüyordu. Adhemar, bir başka kolda farklı bir yol tutan Godefroi ve Raymond ile birlikteydi. Bloisli Etienne ve baronları daha geriden onları takip ediyordu.
I. Boemondo ordusuyla ilerlerken askerleri hep bir ağızdan ;

"Lignum crucis,
Signum ducis,
Sequitur exercitus;
Zuod non cessit,
Sed preecessit,
In vi Sancti Spiritus."


Naralar atarak ilerliyordu. I. Boemondonun asker sayısı 10.000 piyade ve 4.000 ağır zırhlı şövalyeden oluşuyordu.

En büyük haçlı ordusu Raymond de St. Gilles emrinde 15,500 piyade ve 8,500 ağır atlıdan oluşuyordu.

Sonra onu Godefroi de Boullion izliyordu 7.000 piyade 1.500 ağır atlı

Bloisli Etienne 5.000 piyade 500 ağır atlı

Bunlar halkın haçlı seferinden daha düzenli ve başlarında Dük ve lordların sahip olduğu ordulardı.

I. Boemondonun yanında Tinkred ve Pain Norman dükleri vardı. Onlar ise daha önden gidiyorlardı, ordugahını bir gölün kıyısına kurdurdu ( Beyşehir gölü olması yüksek ) Ordusunun sağ tarafını güvence altına I. Boemondo rahat bir şekilde dinlenirken,

Karşıdın dörtnala atlılar geldi; parlak, gümüş miğferlerin yada beyaz sarıkların altında esmer yüzlü, cesur ve kuvvetli adamlar. Küçük, hareketli atlara biniyorlardı. Eyerleri renkli kumaşlarla kaplıydı. Mızrak yerine ok ve yuvarlak kalkanlar taşıyorlardı. Kavisli kılıçları güneşte parlıyordu. Bunlar Selçuklu Türkleri idi; Nikaia düşmeden önce oranın
hakimi olan Kılıç Aslan'ın - Kızıl Arslan'ın - ordusu ve tepelerde Yeşil Sancaklar dalgalandı.

Haçlı safları, zincirini koparmış av köpekleri gibi, onları karşılamak üzere ileri atıldı. Uzun kargılar ileri uzatıldı ve ağır atlar hızla ilerlerken, binicilerinin naraları duyuldu: "Bu Tanrı'nın isteğidir!"

Birden bire atılan oklar şövalyeleri geçti ve atlar sendeleyip düşmeye başladılar. Türkler, ölümcül bir etkinlikle kullandıkları oklarını, ağır silahlı Haçlı ordusu üzerine yağdırıyorlardı. İki taraf birbirine yaklaştı ve kılıçlar şakırdadı. Haçlılar, kendilerini, büyük bir hızla hareket eden Türkler tarafından kuşatılmış buldular. Oklar altlarındaki atları öldürdü ve demir oklar eyerlerinden düşürdü. Büyük baltalar zırh yeleklerinin bağ
larını yardı. Uzun kılıçlarını sağa sola savurarak geri çekilmeye çalıştılar.

Türklerin bu ağır zırhlı şövalyelere karşı avantajı, küçük yassı kılıçlarıydı. O zaman ki şövalye kılıçları bir insan boyunda idi. Kıvrak ve hareketli Türk askerleri yakın kılıç mesafesine girdikleri zaman bu büyük kılıçlar bir işe yaramıyor hiç bir zarar veremiyordu.
Fakat ne olursa olsun, Türklerin attığı oklar işlese bile beklenilen sonucu vermiyordu.

Halkın haçlı seferinde 30.000 haçlıyı bu ordu mağlup etmişti, ama şimdi iş farklıydı. Bir şövalye zırhında 6 ok olmasına rağmen savaşmayı sürdürüyordu. '' Danişmentname '' adlı eserde bu şöyle bahsedilmişti ;

''
Batıdan gelen büyük ve demir savaşçılar, bizans zırhlarından daha farklılardı. Attığımız oklar onlara işlemiyor gibiydi, atları düşse de üzerindeki savaşçılar savaşmaya devam ediyordu ilk defa karşımızda korkusuzca savaşan bir ordu gördük. ''


Bir haçlı şövalyesinin zırhını çıkarması ve ya giymesi 3 saatini alıyordu. Bu zırhlar gayet devasa ve ağırdı, giydikleri zaman kolay kolay çıkartmıyorlardı. Eğer olur da bir şövalye her ne sebeple olursa olsun yere düşerse, tek başına yerden kalkması imkansızdı.

Savaş devam ederken, İlk Haçlı safının geri çekilip Hıristiyanların ana kütlesine dönebilmesi için, yeni bir saf Türkler üzerine gönderildi. Zi Müslümanların nidaları
yükseldi:
"La ilahe illallah! La ilahe illallah!"

Binlerce atlı, Haçlı saflarını süpürerek, bekleyen saflara doğru oklar yağdırdı. Oklar zırhların birleşim yerlerine vurarak. atları yere düşürdü. Şahlanan atlar ve adamların bağrışları kargaşaya eklendi. Bohemond, atını onların arasında sürdü:

"Senyörler! İsa'nın şövalyeleri! Zafer yakındır! İleri!"
Norrtıanları ile birlikte ileri, kükreyen Türklere doğru atıldı.

Paris Kontu Robert (Basileus'un tahtına oturmuş olan prens) en öne geçti ve kırk
adamının cansız vücudu üzerine yığılarak, ilk ölen oldu. Arkada Pain Peverel, Normandiya sancağını taşıyordu. Müslümanlarla iç içe girdiler. Savaş, bütün ovaya yayıldı. Her iki yandan, teperde yeni düşman safları belirdi. Bohemond bunu fark,ettiğinde, Haçlıların ana kuvvetini bulup savaşa katılmak için acele etmelerini bildirmek üzere bir ulak gönderdi ;

"Eğer günün savaşında yer almak istiyorsanız, atlarınizı hızlı
sürün!"


Akşamüstü olduğunda ne Godefroi ne de diğerleri ortada yoktu. Haçlıların işi gittikçe zorlaşıyordu. Müslüman atlıların bir dalgası bataklığı aşıp karargaha girmiş, okçuları ve hizmetçileri ortadan kaldırmıştı. Karargahın bir bölümünde adamları ve rahipleri kılıçtan geçirdiler. Kadınların bağrışları ve çocukların ağlayışı, çadırları yağmalayan Türklerin naralarına karıştı. Ama savaş hattının kargaşasında, bunların hiçbiri duyulmadı.

Kalabalık bir şövalye ve silahlı adam grubu karargaha çekildiğinde, Türkler karargahtan uzaklaştılar. Savaş kanlı bir biçimde devam ederken

Bohemond, yaralı bir kurt kadar tehlikeli, geri döndü. Tankred ve gençler hala Türklerle mücadele ediyordu. Normandiya sancağının etrafında masif bir kitle, inatla mevkiini
koruyordu. Dük Robert, tıpkı Athelstan gibi, bütün gücüyle mücadele ediyordu. Robert ise, güçlü Bellemes ve düzinelerce savaşta pişmiş genç Pain Peverel ile birlikte pes etmedi. Savaş hattı belirsizleşti ve tekrar kuruldu.

Ve biz (diyor bir kronikçi), her ne kadar onları geri çekilmeye zorlayamasak ya da yine de mücadeleye devam ettik. İki saatten daha uzun süre dayandılar. Bu savaşta Kılıç
Aslan, yeşil sancakların altında bizzat çarpıştı. Türklerin taktikleri, Türk okçularının gücüyle ve ölüme, bayrama gider gibi koşan Müslüman savaşçıların gazabıyla ilk kez karşılaşan Haçlıları şaşkına çevirdi. Hıristiyanların üçte birinden daha azında at olmakla
birlikte, Türklerin tamamı atlıydı. Türkler de karşılaştıkları şiddetli mücadeleye rağmen savaşa devam ettiler. Haçlıların uzun kılıçları ve ağır topuzları, başlarını vücutlarından ayırarak, kemiklerini kırarak, onları yere düşürdü. Altı saatlik savaştan sonra, demir adamlar inatla mücadeleyi sürdürüyorlardı. Ne teslim oldular ne de geri çekildiler.

I. Boemundo askerlerini birbirlerine kenetleyerek adeta bir zincir gibi hat oluşturmuştu Selçuklu okçularının etkisini daha da azalttı ve oklar hiç bir şey yapamaz hale geldi.

Öğleden sonra, Godefroi ve Hugue'nin sancakları, tepelerin arasında göründü. Yardım gelmekte gecikmişti. Ama ordunun ana kütlesi iyi bir düzende sahneye çıktı. Bir an bile gecikmeden saldırıya geçmek için aceleyle öne atıldılar: Godefroi, Flandre Kontu Robert ve Büyük Hugue;JV,ljislümanların sol kanadına hücum etti. Zırhını kuşanmış olarak savaşa istekli Adhemar, kuvvetlerini, Türk ordusunun kasında doğru sevk etti. Karargahtaki Haçlılar yeni bir düzen teşkil ettiler ve Bohemond, Normandiya
Dükü Robert, Tankred ve Principateli Richard hücuma geçtiler.

İki ordu kısa zamanda sağdan ve soldan gelerek I. Boemundo nun ordusuyla buluşmuşlardı, bu kadar ağır birliği bu kadar kısa zamanda toparlanması selçukluları şaşırtmıştı. Şimdi sayıca üstün bir gücün karşısında bulunan Kılıç Aslan,
kuvvetleri iki ordunun arasında sıkışmadan önce geri çekilme emri verdi ve Türkler ovaya çekildiler. Çünkü kısa zamanda 35.000 haçlı savaşçı bir araya gelmişti.
Haçlılar yorgun atlarıyla onları takip ettiler. Kılıç Aslan'ın karargahına girdiklerinde, Müslümanlar her yöne dağıldı. Lorraineliler ve Flemingler karanlık
çökene dek takibi sürdürdüler. Selçuklu karargahının altını üstüne getirdiler.
Büyük miktarda ganimet elde ettiler altın, gümüş, sırmalı giysiler, silahlar ve daha önce hiç görmedikleri pek çok eşya. Yük hayvanlarını, koyunları, sığırları topladılar ve atlarla develere ganimetlerini yüklediler. Bir sonraki gün Türkleri görmeden izlerini takip ettiler. Bu arada, ana ordunun, muharip sınıftan olmayan kütlesini korumakla görevli Provenceliler orduya yetişerek, takibe iştirak etti. Ama Kılıç Aslan doğuya çekilmişti. Haçlıların ilerisindeki toprakların tahrip edilmesini emretti ve bir daha onların karşısına çıkmadı.

Kaynaklar ;

* Demir Adamlar ve Azizler - Harold Lamb

* Danişmentname

* Bizanslı prenses anna'nın günlükleri

* Aachen'li Albert of Aix, Historia Hierosolymitana

* Chartres'li Fulcher of Chartres, Historia Hierosolymitana

* Gesta Francorum

* Aguilers'li Raymond, Historia francorum qui ceperunt Jerusalem



Bu kaynakların hepsi ingilizce bir şekilde mevcuttur. Daha detaylı bir şekilde savaş anlatılmıştır.
 
Bir haçlı yazarı ''Türklerin metanet, kahramanlık ve savaş kabiliyetlerini kim tasvir edebilir'' der; sonra onların Arapları, Ermenileri, Suryanileri ve Rumları korkuttukları gibi Frankları da tehdit edeceklerini sandıklarını kaydeder. Nihayet ''Onlar Franklarla aynı menşeden geldiklerini ileri sürüyor; Franklar ile kendileri müstesna, kimsenin şövalye olamayacağını iddia ediyorlardı. Buna kimsenin itiraz edemeyeceği hakikatini söyleyeceğim. Eğer onlar Hristiyan olsalardı şüphesiz kudret, cesaret ve muharebe ilminde kimse onlara müğsavi olamazdı'' diyerek hayranlığıknı ifade eder.
(Osman Turan, Selçuklular zamanında Türkiye, s.131. Histoire amonyme, s.52-53; Vital, III, s. 446 Tudebode, FR. trc, Michaud, Bibliotheque des Croisades, Paris 1829 I, s. 254-255;Türkler ile Franklar'ın truvalılar'dan indiklerine dair bir efsane Ortaçağ Avrupa'sında mevcud idi ve burada ona işaret edilmiştir)
 
Geri