Gitmesine izin veremem.
Bolum 1 - kar tanesi.
Değişmiş diyorlar yüzyıllar kadar, o eski samimiyet artık yok diyorlar.. Toz olmuş uçmuş saçlarındaki aklar, gençleşmiş umutları, küllerinden doğmuş ama yaşayamıyor diyorlar. Sek bir acıdır bu çektiği, hiçbir morfin etki etmiyor, bilmiyorlar..
Dışarıda yağmur yağıyordu. Hiddeti gittikçe büyüyen, gök gürültüleriyle ve kuvvetli şimşeklerle süslenmiş bir yağmur. Lambası yanıp sönen sokağın dibinde genç bir kız vardı. Kışın habercisi yağmurun rimelini akıttığı, beyaz tenine eyelinerı'ndan kara yolları çizilmiş bir kız. Yağmur, hangi kelimeyi kullanacağını bilmiyordu şu durumda. Karanlığın varla yok arası aydınlatıldığı sokağın girişinde, adım atmakla atmamak arasında kalmıştı. Gözlerini kapatıp bir süre bekledi. Tâ ki dakikalar geçene, yağmur durana ve Kars'ın ayazı bedenine sarılana kadar. Ela gözleri gökyüzüyle buluştu bir süre. Bir süre adımlarını güçlükle attı ve ilerlemeye cesaret bulduğu için şükretti kalbine. Yavaşça ilerlerken az ileriden bir adamın geçtiğini gördü. Tanıdık bir adamın.. Beyaz kristal bir kar tanesi kızarmış burnunun üzerine kondu ve saniyeler içerisinde eriyip yok oldu. Babasının kapısında dikeldiği apartmana çevirdi gözlerini, gecenin koyuluğuna saklanıp. Aşağılardaki bir zile basan adamın sağ ayağı, heyecanla titriyordu. Tahminice otuzlarındaki bir kadının sesi duyuldu bir anlık. " Kim o? " Yağmurun tanıdığı, daha önce duyduğu bir ses değildi bu. Duygusuz bir sesti. Ne bacakları titreten bir heyecan, ne öfke ne de bir başka insani duygu. Soğuk bir sesti. Öyle ki hoparlörden bile belli ediyordu kendini.." Benim, Talhan. " Ve cılız bir sesle açılan kapı..
*
Yağmur,,
Anlamamıştım. Hiçbir şey anlamamıştım üstelik. Babam, gecenin bir yarısı, evimizin alt caddesindeki bir sokakta, bir kadının evinde ne arıyor olabilirdi? Ne geziyordu burada? Tanımadığım bir sesti hoparlöründen duyduğum giriş güvenliğinin. Oysa neredeyse tüm iş arkadaşlarıyla tanışmıştım ve tanımadığım tek bir akrabası olduğunu da sanmıyordum babamın. Yani, yeni biri miydi bu kadın bizim için? Babamın, ki babam yerinden önemli şeyler olmadığı sürece kalkan bir adam değildi, evine gelmesini gerektirecek kadar ne yaşanmıştı aralarında? Ben haftalar önce bırakmıştım onunla kalmayı. Annemle araları bozulduktan sonra, iki tarafla da mesafe girmişti arama. Annem her zaman neşeli olmaya çalışan, zeki bir kadındı. Ne polyannaydı ne de karamsar. Ortasındaydı hayatın. Arafında. Babamsa her zaman kıskançtı konu biz olunca. Annemi geceleri yalnız bırakmazdı evde.. Ama saçma bir sebepten annem onu kıskanmayı başarmış ve babamın umursamazlığı annemin canına tak etmişti. Benim bildiğim kadarı böyleydi en azından olayların.. Araları düzelmişti ama ben hâlâ Melislerde kalıyordum. Doğrusu annesiyle babasının tur rehberi olmasından dolayı, Melis evde sürekli yalnız kalmak zorundaydı ve evden kaçış bileti olarak en yakın arkadaşımı bahane etmem sorun olmamıştı. Melisde kalıyordum ve Annemle Babam bunu sorun etmiyorlardı. On sekizlerinde de olsa bir genç kızın evinde yalnız kalmaktan korktuğuna inanmak, başkalarına bu durumu inandırmak çokta zor değildi. Aslında Melis, benden çok daha korkusuzdu. Her neyse, izni almak çokta zor olmamıştı. Karşımda ettikleri büyük kavgalardan sonra yüzleri kalmamıştı sanırım. Yine de onlara kızgın değildim. Melisle benim ilişkime benziyordu onlarınki. Bizde çok kavga eder, çok barışırdık. Ama hiçbir zaman çevremizdekileri, mesela: Tuna'yı, Buğra'yı kırmazdık, etkilenmezlerdi bizim kavgalarımızdan. Her ne kadar en yakınımızdaki insanlar, her şeyimize şahit olanlar olsalar da. En yakın dostlarımız olarak kavgalarımıza karışmak hadleri dışında kalan bir konu değildi ama, yine de yapmamayı tercih edelerdi. Büyük bir kavgayla karşı karşıya kalmadıkları sürece.. Dostluk kırdığınız bardağı onarmanızla eş değer olabilirdi ama sırf bir şeyleri düzeltebiliyorsunuz diye bozmak zorunda değildiniz. Bu yüzden arkadaşlarıma kurduğum cümlelere dikkat ederdim. Düşünerek konuşurdum her zaman. Geçmişi mümkün olduğunca araya katmamaya çalışırdım. Bilakis, Melisle bir tartışmamızda Tuna araya atladığında onu en kaba ihtimalle görmemezliken gelirdik. Ama, babamın anemin yaptığı gibi gururlarına tokat atıp odalarına yollamazdık. Ağır sözler söylemezdik birbirimize. Hiçbir suçları olmadıkları hâlde Buğra'ya, Tuna'ya kızmazdık. Kızmamaya dikkat ederdik en azından. Üstelik aramız düzelsin diye çabaladıklarını göre göre.. Evet, sinirle istenmeyerek yapılmış bir eylemde olsa, kırılmıştım. Ve kırgınlık ne kolay uğradığm, ne de kolay gördüğüm bir yoldu. Hayal kırıklığı kadar çok tattığım bir his değildi.
Şimdi her şeyden kopuk hâlde hiç tanımadığım, belki de daha önce önünden bile geçmediğim bir apartmanın kapısında dikilmiş önümdeki zillere bakıyordum. Babamın bastığı zil olması muhtemel 3 isim vardı. Elinin sol alta gittiğinden hiç şüphem yoktu. Küçüklüğümden beri dedektifçilik oyunları oynar, her şeyi en ince ayrıntısına kadar hesaplardım. Bir zaman sonra hayat, oyuna dönüşmüştü benim için. Etrafımı incelemekten az konuşur hâle gelmiştim. Ama bu her zaman sustuğum anlamına gelmiyordu. Sadece, gerektiğinde konuşuyordum. Yine de çok dengesiz bir yapıya sahip olduğum için, bir gün ketum bir başka gün şenşakrak olabilirdim.
İki erkeği aradan çıkarırsak babam ya Derya Evmen'e ya Asrın Yıldız'a ya da Melahat Kazak'a basmıştı.. Annemin henüz ben doğmadan ölen ablasının adının da Melahat olması dışında, bu isimler de hiç tanıdık gelmiyordu. Yine bir bilinmezlik.. Bir süre daha kapının önünde dikildikten sonra gitmeye karar verdim. Düşünecek şey çoktu ama yapacak bir şey yoktu. Cebimden patlıcan moru rengindeki telefonumu çıkarıp karşımda soru işaretlerini andırır biçimde duran zillerin fotoğrafını çektim. Babam eve gelmeden önce fazla vaktim olduğunu sanmıyordum. Buradan geçmemin, kaldığım evden uzaklaşmamın tek nedeni; evdeki birkaç parça eşyamı almak ve başka bir şehire yerleştikleri için, Melisin isteği doğrultsunda tamamen onun yanına yerleşmekti. Eşyalarımı koymayı planladığım boş bavulu tutacağından kavradım ve hızlı adımlarla sokağı geçip, ana yola çıktım. Evimiz biraz ileride, müstakil iki katlı bej rengindeki bir konaktı. Karstaki diğer evlerden daha garip bir mimarisi vardı. Hoşuma gitmiyor değildi, gothic görünümleri her zaman sevmiştim. Ama seneler önce bana gelip böyle bir evde yaşayacaksın deseniz hiç şüphesiz inanmazdım. Biz her zaman orta büyüklükte bir apartman dairesinde yaşamıştık. Bir salonu, üç odası ve fazla büyük olmayan bir banyosu ve her evde görebileceiniz modernliğe erişememiş bir mutfağı vardı. Tâ ki iki sene önce babam işlerini büyütüp Ankara'daki şirkette Genel Müdürlüğe terfi edene kadar. Sanırım yakında taşınma yolu da görünüyordu bize. Bu hızla ve babamdaki bu hırsla daha fazla Karsta kalabileceğimizi sanmıyordum.
Oysa her şeyin ve herkesin aksine, ben bu şehri seviyordum. Anılarım çok değildi ama, bir yeri özlemenize yetecek kadardılar.. Pek gezilecek yeri yoktu diyemem. %1'lik kesimindeydim Karsta yaşayanların. %99'u küçük, soğuk bir şehirde yaşadığını düşünürken, ben gezecek yerleri olduğuna inanıyordum. Kale'ye çıkıp diğer şehirlerde bulunmayan temiz havayı içime çekmeyi, yüksekliğin getirdiği o nihai hissin içimi doldurmasını seviyordum. Koyu pembe kapağı olan kilitlenebilen bir defterim vardı. Deneme vâri bir anlatımla günlük tutuyordum diyebiliriz.. Korku bana hem ilham kaynağı oluyor, hem kalbimin daha hızlı atmasını, yaşadığımı hissetmemi sağlıyordu. Karsta yaptığım şeyde buydu; yaşamı hissetmek.
Düşüncelerimi bir kenara bırakıp tıka basa doldurduğum bavulu çekçeğinden sürüp kenara koydum ve evin kapısını kilitleyerek anahtarı çapraz çantamın ön gözüne sıkıştırdım. Adımlarım tekrar caddeyi bulurken, şu rüzgârlı hava da tek dileğim artık hayatımda güzel diyebileceğim şeylerinde olmasıydı.. Arkadaşlıklarım iyi gidiyordu, ailem barışmıştı ve kaldığım ev sıcacık bir yuvaydı benim için. Melis ile arkadaşlığımızı seviyordum ve Tanrı'ya sırf bu yüzden minnettardım. Yine de tüm bunlar, içimde bir yerlerde gizlenmiş boşluğu kapatmaya yetmiyor, onu göz ardı etmemi sağlayamıyordu. Bir şeyler eksikti ve ben ne olduğunu bilmiyordum..
Bilmediğiniz bir ihtiyacı gidermeye çalışmak çok zordu.
Galaxy S5 Tapatalk.