aloneboy1903
Gümüş Üye
-
- Katılım
- Kasım 9, 2019
-
- Mesajlar
- 7,339
-
- Tepkime puanı
- 3,768
-
- Puanları
- 349
Döküntüler
Geçen cumalardan birinde konuşan kişi "okullardaki dersler" üzerine ve dil hususunda konuşunca ilgimi daha çok çekti. Belli ki Arapça ve Osmanlıca takıntısı olan biri. Arapça belki işleri olabilir ama bırakın Osmanlıca'yı da biz konuşalım. Zira öğrenmek isteyen çok olsaydı kurslar dolup taşardı. İşin komik yanı, bu zatlar Osmanlıca'yı kolay bir şey sanıyor. Hayır, "Oku" emriyle başlayan kutsal kitap Kuran'ı bile okumaya üşenen kitleler varken daha da zor olanını ders yapmıyorlar diye eleştirmek, kitlenin önünde ortaya atmak...Yazık.
Dil hususunda saçma sapan bir takıntımız var. Özümüz Arapmış gibi düşünen kitle maalesef çoğunlukta. Köktürkçe özümüz desek, hıı diye kalacaklar.
"Allah, Tanrı'yı öldürdü." diye bir yolda gidenler var. Bu konuya sebep olan ne bilmiyorum ama "Tanrı" sözcüğünü en çok yabancı filmlerde duyuyoruz. Belli ki çevirmen veya seslendiren kişiler dil hususunda hassas ki Türkçe olan Tanrı'yı kullanıyor. Tebrik ediyorum onları.
Tanrı, Türkçe;
Rab, İbranice (Yahudilerin dili);
Allah, Arapça;
Gott, Almanca;
God, İngilizce...
Her dilin inancını dile getirişi farklıdır ve Tanrı birdir.
Almanca ve İngilizce'deki uzak gelebilir ama Türkçe'ye niye düşmanlık?
İslam'da niyet esastır. Namaz da dinin temeli ise güzel bir örnek vereceğim.
Namaz kılarken niyet kısmı niye Türkçe? Niyetimiz Türkçe ise esas olanı yerine getirmekte hata yapıyoruz, namazımız esastan hatalı oluyor belki de. Bir diğer durum da namazda okuduğumuz duaların anlamlarını ne kadar biliyoruz? Ne dediğimizi, nasıl inandığımızı bilmeden ilerliyoruz. Belki de "sözde Müslümanlık" terimim burada anlam kazanıyor.
İşin acı yanı da şu: Bu konulara kafa yorup okuyan araştıran az bir kitle var. Bunlar değil de başka kişiler dinleniyor. Bunu tecrübe etmekle övünemiyorum. Yaklaşık 20 yıllık bir eğitimim, oluşturduğum kitaplığım, tüm okuduklarım o an önemsiz kalıyormuş.
Bizler aydınlığın peşindeyiz, aydınlatıcı kişileriz.
"Alnımızda bilgilerden bir çelenk,
Nura doğru can atan Türk genciyiz."
diyerek başlayan öğretmen marşı var.
MEB'in simgesi ateş, aydınlık.
Karanlık, aydınlıktan korkar.
Ülke içinde gezileri esnasında çok yorulan Atatürk'le ilgili bir anektod var. Cahillikle savaşa dair:"Elimizde sihirli değnek yok ki." şeklinde bir cevabı vardı Atatürk'ün.
Elimizde sihirli değnek yok ama bilgi var ve bir gün
Aydınlık, karanlığı yok edecek bu ülkede.
İşte o zaman; eğitimler, kitaplıklar, okumalar anlam kazanacak.
------------------------------------------------------------------------------------
Çanakkale Savaşları ile ilgili en meşhur efsane şu olsa gerek:
Gökten inen beyaz elbiseliler...
Niye Çanakkale'de iniyorlar?
Koca bir coğrafyası olan, birçok cephede savaşan imanlı ve inançlı Osmanlı askerlerinin sadece Çanakkale'dekilerin mi kalbi temizmiş?
Çanakkale Savaşları ile ilgili bir resim de var:
Derenin aktığı bir yerde birikmiş kemikler.
Madem gökten inen beyaz elbiseliler varsa bu şehit kemikleri ne oluyor?
Niye Çanakkale?
Çanakkale'de Mustafa Kemal bu ulus için doğdu.
-------------------------------------------------------------------------------------
Gerçek ayakkabısını giyene kadar yalan dünyayı dolaşır demiş bilginin biri.
Bilim kolay değil, bilmek hiç kolay değil.
Bir de sosyal medya bilginlerimiz çıktı. Vasfı, eğitimi belli olmayan kişiler binlerce kişiyi yönlendirebiliyor. İçerikteki bilginin ne olduğunun önemi sorgulanmıyor bile. Galiba çağımızda bilginler kütüphanelerden değil de sosyal medya denilen yerden çıkacak. Böyle olsaydı İlber Ortaylı'nın sosyal medyada yatıp kalkması gerekirdi ama en son gördüğümde son çıkan kitaplarını imzalıyordu.
Okumak, bilmek ve öğretmek ne kadar zahmetli süreç. Sosyal medyadakiler kolayını bulduğu için tebrik ediyorum onları. Bizler bu üşengeçlikle, kolaycılıkla yerli uçağın koltuğunu yaptık diye övünebiliriz en fazla. Elin gavuru da uzaydaki taş parçalarını inceleyip maden arar.
Bilim kolay iş değil.
Her şeyi Allah bilir deyip geçmek kolay iş. Halbuki Allah, oku ve bil demiş. Aklını kullan da beni anla demiş.
Anladığımız şu:
Portakal gibi sıkarım seni Hollanda.
İslam medeniyetinin en ileri ülkesi olan ülke bu kafadaysa İslam niye geri kalmış ülkelerde diye çok da düşünmemek lazım. Elin gavuru yapıyor deyip geçmek lazım.
---------------------------------------------------------------------------------------
İnce şeyleri anlamadan, fark etmeden yaşayıp gidiyoruz. Zaman çok mu hızlandı, biz mi yavaş kaldık?
Geçen zaman keşke ömrümüzden olmasa...O zaman önemi olmazdı belki tüm inceliklerin. Yaşayamıyoruz. Yaşayamıyoruz. Yaşayamıyoruz...
----------------------------------------------------------------------------------------
İyi Müslümansınız(!)
"Yeni Türkiye(!)"de İslam'ın yeni şartlarından birincisi şu:
Koruma ve basın ordusuyla camiye gitmek.
Eğer bunu yapıyorsan alnın yere değiyor ve Müslümansın demektir ve sana şunlar serbesttir:
Yalan söyleme
Yolsuzluk, hırsızlık yapma
Kul hakkı yeme
Vatandaşa hakaret ve dayak atma
Toplum huzurunda anneliği karalama
Baş örtüsünü istediğin çıkarda kullanma
Camileri ticari ve siyasi arenaya çevirme
Ölü ayrımcılığı yapma
Adaleti hiçe sayma
Hamd olsun. İyi Müslümansınız(!)
---------------------------------------------------------------------------------------------
Ahlâk Müslümanlığı
Japon hükümeti beklenen ekonomik büyümeyi sağlayamadığı için erken seçim kararı almış, istifa etmişler. Japonların büyük kısmı kitap gönderilen üç dine mensup değil.
Bir de bize bakıyorum: Koltuğuna yapışan yöneticiler sürüsü. Hepsi de her fırsatta Müslümanlığıyla övünür, dillendirir. Müslümanlığın özellikle güzel ahlak dini olduğunu düşünürsek Japonlar Müslüman, bizimkiler...
Geçen cumalardan birinde konuşan kişi "okullardaki dersler" üzerine ve dil hususunda konuşunca ilgimi daha çok çekti. Belli ki Arapça ve Osmanlıca takıntısı olan biri. Arapça belki işleri olabilir ama bırakın Osmanlıca'yı da biz konuşalım. Zira öğrenmek isteyen çok olsaydı kurslar dolup taşardı. İşin komik yanı, bu zatlar Osmanlıca'yı kolay bir şey sanıyor. Hayır, "Oku" emriyle başlayan kutsal kitap Kuran'ı bile okumaya üşenen kitleler varken daha da zor olanını ders yapmıyorlar diye eleştirmek, kitlenin önünde ortaya atmak...Yazık.
Dil hususunda saçma sapan bir takıntımız var. Özümüz Arapmış gibi düşünen kitle maalesef çoğunlukta. Köktürkçe özümüz desek, hıı diye kalacaklar.
"Allah, Tanrı'yı öldürdü." diye bir yolda gidenler var. Bu konuya sebep olan ne bilmiyorum ama "Tanrı" sözcüğünü en çok yabancı filmlerde duyuyoruz. Belli ki çevirmen veya seslendiren kişiler dil hususunda hassas ki Türkçe olan Tanrı'yı kullanıyor. Tebrik ediyorum onları.
Tanrı, Türkçe;
Rab, İbranice (Yahudilerin dili);
Allah, Arapça;
Gott, Almanca;
God, İngilizce...
Her dilin inancını dile getirişi farklıdır ve Tanrı birdir.
Almanca ve İngilizce'deki uzak gelebilir ama Türkçe'ye niye düşmanlık?
İslam'da niyet esastır. Namaz da dinin temeli ise güzel bir örnek vereceğim.
Namaz kılarken niyet kısmı niye Türkçe? Niyetimiz Türkçe ise esas olanı yerine getirmekte hata yapıyoruz, namazımız esastan hatalı oluyor belki de. Bir diğer durum da namazda okuduğumuz duaların anlamlarını ne kadar biliyoruz? Ne dediğimizi, nasıl inandığımızı bilmeden ilerliyoruz. Belki de "sözde Müslümanlık" terimim burada anlam kazanıyor.
İşin acı yanı da şu: Bu konulara kafa yorup okuyan araştıran az bir kitle var. Bunlar değil de başka kişiler dinleniyor. Bunu tecrübe etmekle övünemiyorum. Yaklaşık 20 yıllık bir eğitimim, oluşturduğum kitaplığım, tüm okuduklarım o an önemsiz kalıyormuş.
Bizler aydınlığın peşindeyiz, aydınlatıcı kişileriz.
"Alnımızda bilgilerden bir çelenk,
Nura doğru can atan Türk genciyiz."
diyerek başlayan öğretmen marşı var.
MEB'in simgesi ateş, aydınlık.
Karanlık, aydınlıktan korkar.
Ülke içinde gezileri esnasında çok yorulan Atatürk'le ilgili bir anektod var. Cahillikle savaşa dair:"Elimizde sihirli değnek yok ki." şeklinde bir cevabı vardı Atatürk'ün.
Elimizde sihirli değnek yok ama bilgi var ve bir gün
Aydınlık, karanlığı yok edecek bu ülkede.
İşte o zaman; eğitimler, kitaplıklar, okumalar anlam kazanacak.
------------------------------------------------------------------------------------
Çanakkale Savaşları ile ilgili en meşhur efsane şu olsa gerek:
Gökten inen beyaz elbiseliler...
Niye Çanakkale'de iniyorlar?
Koca bir coğrafyası olan, birçok cephede savaşan imanlı ve inançlı Osmanlı askerlerinin sadece Çanakkale'dekilerin mi kalbi temizmiş?
Çanakkale Savaşları ile ilgili bir resim de var:
Derenin aktığı bir yerde birikmiş kemikler.
Madem gökten inen beyaz elbiseliler varsa bu şehit kemikleri ne oluyor?
Niye Çanakkale?
Çanakkale'de Mustafa Kemal bu ulus için doğdu.
-------------------------------------------------------------------------------------
Gerçek ayakkabısını giyene kadar yalan dünyayı dolaşır demiş bilginin biri.
Bilim kolay değil, bilmek hiç kolay değil.
Bir de sosyal medya bilginlerimiz çıktı. Vasfı, eğitimi belli olmayan kişiler binlerce kişiyi yönlendirebiliyor. İçerikteki bilginin ne olduğunun önemi sorgulanmıyor bile. Galiba çağımızda bilginler kütüphanelerden değil de sosyal medya denilen yerden çıkacak. Böyle olsaydı İlber Ortaylı'nın sosyal medyada yatıp kalkması gerekirdi ama en son gördüğümde son çıkan kitaplarını imzalıyordu.
Okumak, bilmek ve öğretmek ne kadar zahmetli süreç. Sosyal medyadakiler kolayını bulduğu için tebrik ediyorum onları. Bizler bu üşengeçlikle, kolaycılıkla yerli uçağın koltuğunu yaptık diye övünebiliriz en fazla. Elin gavuru da uzaydaki taş parçalarını inceleyip maden arar.
Bilim kolay iş değil.
Her şeyi Allah bilir deyip geçmek kolay iş. Halbuki Allah, oku ve bil demiş. Aklını kullan da beni anla demiş.
Anladığımız şu:
Portakal gibi sıkarım seni Hollanda.
İslam medeniyetinin en ileri ülkesi olan ülke bu kafadaysa İslam niye geri kalmış ülkelerde diye çok da düşünmemek lazım. Elin gavuru yapıyor deyip geçmek lazım.
---------------------------------------------------------------------------------------
İnce şeyleri anlamadan, fark etmeden yaşayıp gidiyoruz. Zaman çok mu hızlandı, biz mi yavaş kaldık?
Geçen zaman keşke ömrümüzden olmasa...O zaman önemi olmazdı belki tüm inceliklerin. Yaşayamıyoruz. Yaşayamıyoruz. Yaşayamıyoruz...
----------------------------------------------------------------------------------------
İyi Müslümansınız(!)
"Yeni Türkiye(!)"de İslam'ın yeni şartlarından birincisi şu:
Koruma ve basın ordusuyla camiye gitmek.
Eğer bunu yapıyorsan alnın yere değiyor ve Müslümansın demektir ve sana şunlar serbesttir:
Yalan söyleme
Yolsuzluk, hırsızlık yapma
Kul hakkı yeme
Vatandaşa hakaret ve dayak atma
Toplum huzurunda anneliği karalama
Baş örtüsünü istediğin çıkarda kullanma
Camileri ticari ve siyasi arenaya çevirme
Ölü ayrımcılığı yapma
Adaleti hiçe sayma
Hamd olsun. İyi Müslümansınız(!)
---------------------------------------------------------------------------------------------
Ahlâk Müslümanlığı
Japon hükümeti beklenen ekonomik büyümeyi sağlayamadığı için erken seçim kararı almış, istifa etmişler. Japonların büyük kısmı kitap gönderilen üç dine mensup değil.
Bir de bize bakıyorum: Koltuğuna yapışan yöneticiler sürüsü. Hepsi de her fırsatta Müslümanlığıyla övünür, dillendirir. Müslümanlığın özellikle güzel ahlak dini olduğunu düşünürsek Japonlar Müslüman, bizimkiler...
27.05.2017
16.26
16.26