Doğuştan Yalancıyız

Konu sahibi son olarak 3349 gün önce görüldü
Kabul etmesi zor olsa da inkar edemeyeceğimiz bir gerçek var ki; o da doğuştan yalan söylemeye yeteneği olan insanoğlunun hayatta sağ kalma ve varlığını sürdürmek için çoğu zaman farklı tarz yalanlara başvurmasıdır. Ünlü Amerikan mizah yazarı Mark Twain’in de dediği gibi “Herkes yalan söyler. Her gün, her saat, uyanıkken, uyurken, rüyalarda, neşesinde, yasında...” Yapılan bilimsel araştırmaların sonuçları da bu olguyu desteklemekte. 2002 yılında Massachusetts Üniversitesi’nde yapılan bir çalışmada öğrencilerin yabancı biri ile yaptıkları konuşmalarda yüzde 60’ının yalan söylediği saptanmıştır. Cinsler arası yalan söyleme sıklığı aynı olsa da kadınların karşısındaki yabancıyı daha iyi hissettirmek, erkeklerin ise karşısındakine daha iyi gözükmek için yalanı kullandıkları görülmüştür. Carolina Üniversitesi’nde yapılan bir diğer çalışmada ise deneklerin yüzde 92’si şimdi ve geçmişteki partnerlerine yalan söylediklerini itiraf etmişlerdir. Burada da erkeklerin cinsel performans rakamları ile ilgili yalan söylemeye daha yatkın oldukları, kadınların ise cinsel deneyim derecelerini gizlemek için yalana başvurdukları gözlenmiştir.


Peki neden yalan söylüyoruz? Çünkü işe yarıyor. Sosyal kimliğin sağlanmasında, iş görüşmelerinde, karşı cinsi etkilemede bir araç olarak yalana başvuruluyor. Sosyal ilişki ve arkadaşlık kurulması ve kolaylaştırılmasında da her zaman olduğumuz gibi davranmayarak yanıltıcı olabiliyoruz. Yapılan bir araştırmaya göre iş görüşmeleri ve karşı cinsi ilişkiye ikna etmede yalan söyleyenlerin diğerlerine oranla daha başarılı oldukları görülmüş. Okul ortamında ise arkadaşlarını kandırmaya yatkın gençlerin diğerlerine oranla daha popüler oldukları tespit edilmiş. Yapılan birçok araştırmada depresif kişilerin normal gruba oranla kendilerini daha az kandırdıkları görülmüştür. Bu bulguya dayalı olarak yalan söylemenin bir diğer işlevinin de akıl sağlımızı koruma yönünde olduğu öne sürülmüştür. “Doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovarlar” atasözü bizim kültürümüzde de çoğu zaman yalanın doğruya tercih edildiğinin göstergesidir.


Yalan olgusunu evrimsel boyutta ele aldığımızda ilginç bulgularla karşılaşıyoruz. Canlılar arasında yalan kullanan ya da yalana başvuran tek tür biz değiliz. Hayvan ve bitkiler de (çoğu zaman hayatta kalma mekanizması olarak) bulundukları ortama yanlış sinyal gönderebiliyorlar. Örneğin, doğada bulunan bir tür orkide türü, erkek arıları çekmek için mavi tomurcuklar üretip dişi arılar tarafından salgılanan bir kimyasalı salgılıyor. Fiziksel yapısına inşa edilmiş bu yanıltma mekanizması sayesinde erkek arıları çeken bitki bu şekilde erkek arıları avlayabiliyor. Olası bir yaşam tehdidi algılayan zararsız bir yılan ise hayatta kalmak için dış görüntüsüne kobra havası katarak düşmanını kandırmaya çalışıyor.


İnsanoğlu da yaşam sürecinde sözel yalan dışında sözsüz kandırma tekniklerini kullanabiliyor. Yapılan makyaj, saça takılan toka, kullanılan diğer aksesuarlar, giysiler, estetik ameliyatlar gerçek görüntümüzü gizlemeye yönelik araçlar olurken; vücut kokumuzu değiştirmek için kullandığımız parfüm, zaman zaman döktüğümüz timsah gözyaşları, orgazm taklitleri, halk deyimiyle “32 diş gülümseme”ler hileli ya da sahte davranış olarak nitelendirilen ve günlük hayatta farketmeden gerçekleştirdiğimiz olağan aktiviteler oluyor. Her ne kadar insanoğluna atfedilmiş bir yetenek olsa da, farkederek söylediğimiz yalanı saklamak ise her zaman kolay olmayabiliyor. Yalan söyleme anında fiziksel dışa vurumlar olabiliyor. Yüz kızarması, el ayak oynatma, terleme, ses yükseltme ya da bakış kaçırma bir yalancıyı ele veren davranışlar olabiliyor.


Hayvan ve bitkilerde aldatma, içgüdüsel ve genlerle belirlenen, akla dayalı olmayan bir olgu. İnsanlarda ise hesaplı kandırma, gelişmiş bir süreç gerektiriyor. Bilimadamlarına göre insanları diğer hayvanlardan ayıran en büyük özellik bu. Etrafa söylenen yalanın meşru kılınması için çoğu zaman bilinçaltımızda aslında kendimize de yalan söylüyoruz. Gerçeği kendimizden sakladığımız ölçüde diğerlerinden de saklayabiliyoruz Kendimize yalan söyleme de beynimize inşa edilmiş doğal bir yetenek. Yalan söyleme ya da kandırma kapasitesi beynin neokortikal hacmi ile doğru orantılı. İnsan beyni primatlar arasında beyin boyutu ile diğer memelilerin önüne geçiyor. Dolayısıyla evrimsel süreçte yalan ve kandırmayı en beceriyle kullanın tür insanoğlu.


Kişinin yalan söylemede kendine engel olamadığı noktada “Mitomani”den bahsedebiliriz. Yalan söyleme hastalığı olarak da bilinen mitomani hastasının en büyük arzusu odak noktası olmaktır. Dikkat çekmek isteyen bir mitoman olayları abartmak için yalana başvurur. Yalanı söylerken zevk almakla beraber sonrasında bunun pişmanlığını yaşar. Tedavisi mümkün olan bu rahatasızlık genetik özellikler de taşımaktadır.


Günümüzde özellikle suçluların tespitinde sıkça kullanılan yalan makinaları (poligraf) tartışmalı görüşleri gündeme getirmektedir. Poligraf taraftarları aletin doğruluk oranını yüzde 90 olarak öne sürseler de kritiklere göre bu oran yüzde 60’lara kadar düşebiliyor. Bedene bağlanan elektrotlar sayesinde stresin fizyolojik belirtilerini (yüksek nabız ve tansiyon) ölçen poligraf yalan esnasında sakin kalabilen bir kişiye bağlandığında makinanın doğru ölçüm veremeyebileceği kritiklerin savunmaları arasında. Yeni yalan makinalarının sadece bedensel belirti değil beyinde gerçekleşen nöral aktiviteleri izleyecek şekilde inşa ediliyor olması poligrafların yanlış tespitte bulunma ihtimalini neredeyse sıfıra indirmektedir.


Sonuç olarak, Mark Twain’in dediği gibi yalan evrensel bir olgu. Evet, hepimiz yalan söylüyoruz. Olması gereken, kendimizi daha düşünceli, makul, iyi amaca dayalı ve diğerlerinin avantajını sağlayacak insani iyileştirici yalanlar söyleyecek şekilde eğitmek. Bunun yanı sıra şeytani, kendi avantajımıza yönelik, acımasız, acıtıcı ve kötü niyetli yalanlardan kaçınmak yaşamda öncelikli amaçlarımız arasında yer almalıdır.
 
Geri