Kısmen doğru tespitler. Hem katıldığım hem de katılmadığım yönlere cevap vereyim.
Sosyal medyanın hayatımıza girmesinden sonra devletin daimi olarak kullandığı bir durum gündem mühendisliği olmuştur. Aslında gündem mühendisliği dediğimiz şey artık sadece bir taktik değil doğrudan bir yönetim biçimi haline geldi. Özellikle ekonomi gibi sancılı alanlarda, halkın dikkatini başka yöne çekmek neredeyse bir refleks haline geldi. Kemer sıkma döneminin adının konulmaması da tesadüf değil; bu şekilde tepkiler zamana yayılıyor ve sönümleniyor.
Beni düşündüren şey şu; Toplum bu sürekli gündem değişimine nasıl bir adaptasyon geliştiriyor? Bir noktadan sonra tepkisizlik mi, yoksa alternatif bilgi kaynaklarına yönelme mi baş gösteriyor? Gündeme hakim değilmiş gibi görünen bir toplum, aslında daha derinden birikim mi yapıyor?
Leman dergisi konusunda da; Çok boyutlu bir analiz yapmışsın ve büyük ölçüde katıldığım yerler var. Fakat birkaç noktada meseleye biraz daha mesafeli bakmak gerektiğini düşünüyorum. Özellikle bu olayın ‘kimsenin duymadığı, görmediği bir karikatürün köpürtülmesi’ gibi ele alınması görmezden gelinmesi gerektiği demeye gelir ki bu biraz yanlış olur. Fakat burada önemli olan etki. Sosyal medya çağında bir içeriğin ne kadar yayıldığı değil, nasıl yankılandığı önemlidir. Toplumu derinden sarsan hassasiyetlere dokunulduğunda devletin sessiz kalması, kamu düzenini tehdit eder. Zaten bu tür yayınlar belli grupların sistemli şekilde aşağılanması üzerinden Batıdaki İslamofobik eğilimlerle paralellik gösteriyor. Mesele karikatürün kimin gördüğü değil taşıdığı sembolik anlamdır. Devletin görevi yalnızca seküler hassasiyetleri korumak değil tüm toplumsal kesimlerin değerlerini korumaktır. Kolluk kuvvetlerinin bazı eylemleri tartışmaya açıktır, tasvip edilemez işkence şeklinde olabiliyor ama bunlar sistematik değil bireysel uygulamalardır. Devlet bu şekilde alıp getirin demez.
Öte yandan, kamu düzenini bozmaya yönelik yayınlar yapılıyorsa, buna karşı hukuki ve gerekirse cezai süreçlerin işletilmesi normaldir. Bu sadece dindar kesimin değil, devletin temel meşruiyetini sağlayan sosyal sözleşmenin korunmasıdır.
Toplumumuzda kültürel hegemonya var mı var. Kültürel hegemonya, yalnızca ekonomik ya da siyasal alanla sınırlı değildir; aynı zamanda simgeler, kutsallar ve o kutsallar etrafında örülen anlam evrenleriyle de ilgilidir. Siyasal İslamcı blok açısından ‘dini değerlere hakaret’ iddiası, maddi gerçekliğinden bağımsız olarak mobilize edici bir işlev görüyor. Yani mesele gerçekten bir karikatürün içeriği değil; o içeriğin neyi tehdit ettiği varsayımıdır.
Bahçeli’nin çıkışları bu bağlamda yalnızca bir reaksiyon değil, stratejik bir pozisyon alış. Seküler muhalefete gözdağı, sokak siyasetinin kriminalize edilmesi ve CHP’nin halkla fiziksel temasını kesmek adına yapılan bir önleyici hamle. Biz buna Agonistik demokrasi diyoruz. Yani İktidarın muhalefeti düşmanlaştırması, meşru bir politik mücadeleyi imkânsız hale getirmeye çalışması.
İBDA-C gibi radikal yapılar üzerinden yapılan simgesel şiddet gösterilerinin devlet denetiminden bağımsız olması düşünülemez. Ancak burada asıl mesele bu grupların fiili eylem gücünden çok, gözetimli kaos yaratma kapasiteleri. (Geçmişte Hizbullah ve fetö gibi)
Sabah sabah kopuk kopuk konudan konuya atlamış olabilirim şimdiden kusura bakma
