Diyemediklerim Ol !

Konu sahibi son olarak 1887 gün önce görüldü
Sende yaşarken bildiğim her şeyi unutayım..Varlığın alfabesinde tek bir harf olurken sensizliğin lugatında hiçliğimin ipinde sana kaybolayım..Yitirsem dilimin ucundaki kelimeleri..Sözlerimi kaybetsem dudaklarının ben kokan yalnızlığında. Diş bilesem senin geçmediğin içi boş cümlelere..Alnından vursam öznesi sen olmayan yüklemleri. Sana sussam hep..Sen konuşurken yitirsem hecelerimi...Kekeme yalnızlığından kurtulana umut gibi boynu bükük bir “ mim “ gibi doğrulsam senin kurduğun sevda coğrafyalarına..Sınırları henüz çizilmiş sevda ülkesinin başkenti olsa bir “ Elif “ miktarı gülümsemelerin..


Dillendiremediklerim ol…..


Sokul cümlelerime..Başı dik yüreğinle ayaklandır damarlarımdaki donuk kanı..Lehçem ol söyleyemediklerimin…Senden başka yar gözlerinden başka memleket bilmesin yüreğim..Dillendirmediğim cümlelerimle söylemediğim kız cocuğu özlemlerimin tercümanı ol. Avaz avaz bağır beni. Susmalarımda sözüm ol dudaklarımdan dökülen...Konuştuğumda ise susuzluğum ol damarlarımdan avuçlarıma süzülen..Özüm ol canımda tazelenen..Sözüm ol dudaklarımda demlenen..


Sevmelerim ol….



Dağ başı yalnızlığına inat sen benim umutlarım ol…Uçurum dibinde körelmiş ya da köreltilmiş dilimin söyleyebildiği tek cümle ol..Bilirsin beni benden daha iyi..Beni benden fazla düşünürsün her daim..Sen ki; kar yüzü görmemiş bir ateşsin bozkır dudaklarımda düşen..Hadi küllen yüreğimin iç denizlerinde..Ellerim yaralı kelebek kanat çırpayım kız cocuğu özlemi yarınlarına..Yüreğim imlası bozuk bir cümle bensiz yüklemlerine şerh düşeyim..Sevmelerim ol...Seni severken dualarım yorgun düşsün dudaklarımda..Özlemim ol. Yak beni her cümlende..Sonra küllerinden doğur beni..Sana varmak olsun her yolculuğum..Sana kavuşmak olsun sonum..




Ekmek arası hasretinle çıkayım istasyonu sen olan yollara..Çığlığını toprağa saklamış yol kenarı sevdaları giyineyim..Kızgın güneşte kavrulmuş taşlar çıplak ayaklarımda serinlesin..Sana gelmeliyim..Büyümeliyim..Yetişmeliyim sana..Sen büyüme sakın..Cennet müjdecisi yaşında bekle beni..Sakın büyüme..Sana gelirken üzüm bağlarından geçeyim..Gece yarısı üşüyen tenime tütünleri sarayım..Sonra çöllere düşeyim..Musa’nın asasından kurak bozkırlara fışkıran sulardan geleyim sana..Tamara sessizliğinde eriteyim buz dağlarımı..Sonra sana kavuşayım..Elimde unuttuğun fırından taze ekmek özlemi yüreğimde dillendiremediğin sadece saçlarını ellerinle örmek istediğin kız cocuğu özlemin…Hadi sevmelerim ol; çöl ikindisi kuraklığına aldırmadan bir gül yeşersin gözlerimizde..Öyle bir gül olsun ki; her dem “ sevdamıza “ şükreden her an gülüşümüzde tazelenen..


Geleceğim ol....


Geçmişimden alıntı yaparak yürüdüğüm yarınlarımda öznem ol..Göremediklerimi göster bana..Diyemediklerimin sözü yaşayamadıklarımın özü ol..Mahzeni karanlık nüfus kütüğüme gözlerinin aydınlığını vur..Güz yüzlü çocukların tazeliğini bırak avuçlarıma..Ezberine kat beni..Vur beni adının binlerce anlamına.Savur beni ıslak saçlarına..Sonra da topla beni avuçlarına..Topuklarının sesini bırak susuzluğum baş harfi yalnızlığına..Yazgıma kaderime düş adını..Kendinden alıntı yaparak değil en yalın halinle düş gerçekliğime...Sözlerimi bitirdim..Cümlelerimi yitirdim..Geleceğim ol. Ne “ Elif” umutsuz kalsın ne de “ gül “ bozkırsız..


Gün gelir söylemediklerimde “ söz “
Gün gelir dillendirmediklerime “ tercüman “ olursun…


Vakit geleceğime
Elif tazeliğinde umutlar ekme zamanı…


Geleceği beklerken;


Bize ve sevdamıza vaat edilmiş yarınlarımızı Yakup sabrı ile beklesek..Sonra da diz çöksek Yunus’un sabır sofrasına..Sussak harf harf ..Sonra İsa’nın sancısına vurulsak..İnlesek cümle cümle..Meryem’in içi kalabalık yalnızlığı dile gelse…Sonra tekrar sussak…Züleyha’nın karanlığında Yusuf gözlü aydınlıklarda yansak İbrahim vari..Sonra aşka susasak...Koşsak mavi ufuklara anlamı sende büyüyen derinliklere..Sonra konuşsak dilsiz varlığımızla Süleyman misali..Yansak avuç avuç Mecnun’un bağrında..Sonra da Belkıs’ın saçlarında dinlensek..Üzüm bahçelerinde gölgelensek…


Hadi gözlerini kapat…
Zamanın avuçlarından kurtar kendini…
Vur kendini yollara..
Sensizliğin içindeki “ hiçliğime”
Varlığının anlamı kat….
Geleceğimin bozkır topraklarında
“ Elif “ tazeliğinde bir “ umut ” tanesi ol..




Tek gerçeğim..
Aydınlık geleceğim

 
Herşeyin ilacı derler... Ama bazen 'zaman' verdiğinden çok şey alıyor...
Zamanla özlediklerini, özlemeyi bırakıyorsun! Aslında sen bırakmıyorsun!!! Zaman bıraktırıyor...
Bir zamanlar 'deli gibi aşığım' dediğin birine, acıdığını fark edebiliyosun...
Sabredersen, ayrı kaldıklarına kavuşabiliyosun. ''Nefret ediyorum'' dediği...n bir insanı, uzun süre sonra görünce birşey hissetmeyebiliyorsun.
Dost sandıklarının 'dost' olmadığını, yada hiç ummadıklarının sana dost olduklarını görebiliyorsun... Eskiden sana doğru gelen, zamanla yanlış gelebiliyor. Gecelerce ağladığın, uykusuz kaldığın, nefes alamadığını sandığın, '' ölüyorum, bu acı dayanılmaz'' dediğin an'larla dalga geçip, gülebiliyorsun...

Zamanı uzun süre boş (boşluklarla) geçirdiğinde, o boşluğa alışıp, seviyorsun. Ve dolmaması için elinden geleni yapıyorsun...
Bazen, zamanla insanlara alışıp, sevgi duyuyorsun. Bazen de alıştıklarından, sevdiklerinden vazgeçebiliyorsun. Zevkler, istekler, düşünceler değişebiliyor. Bir zamanlar sana doğru gelen, bir süreden sonra yanlış gelebiliyor.

Zaman; Doğru sandıklarının, yalan... Yanlış bildiklerinin, gerçek... Gördüklerinin, sahte olabileceğini gösterebiliyor...
Zaman; Aklına mukayyet olduğun sürece, geçirmeyeceği, unutturmayacağı, yaşatmayacağı ve göstermeyeceği hiçbir şey yok...

Ölüm bile unutuluyor. Alışılıyor... Ölümün verdiği acıdan büyük acı mı var?...

İşte ben; Zaman bana yalnızlığı sevmeyi o kadar çok alıştırdı ki.... Bu durum beni tarifsiz mutlu etmeye başladı. Ve fark ettim ki... Kimsenin varlığı bana şuan ki hazzı yaşatamaz...

Kuru kalabalıklar, yalan-dolan arkadaşlıklar, sahte aşk-aşıklar...
Zaman bana, bunlara uzaktan bakıp gülmenin ne kadar zevkli olduğunu gösterdi.

Zaman geçip gidiyor. Hergün, bişeylere biraz daha yakın, biraz daha uzak...

İnsanları yaşları değil, yaşadıkları olgunlaştırıyor...
''Necip Fazıl Kısakürek'' ne güzel söylemiş;
''Zaman insanı değil, armutları olgunlaştırır.''

Aslında dışı dolu ama içi boş yaşayıp da; çok yaşadım, gördüm, anladım, zaman beni bu hale getirdi, olgunlaştım diyen insanlar... At gözlüklerini çıkartıp etraflarına bir baksalar, armuttan bir farkları olmadıklarını görecekler....
 
"Aski, yalniz aski anlat!" diyorsun bana, anlatiyorum, dinlemiyorsun Aska gözlerini kapayip "Kalmadi böyle asklar!" diyorsun Sorma o zaman, inanmadigin seylerin pesinden kosmayazik!!! Askimin ne kanitina ihtiyaci var ne kendini göstermeye Benim yasadigim düpedüz ask, ya senin?


Hangimiz daha cesuruz sevgilim? Hangimiz göze alabiliyoruz askimiz icin her seyi? Sen orada, öylece bekliyorsun Istiyorsun ki hep ben atayim adimlari Hep ben kosayim sana Ya sonra? Ulastigimda sana yeterli olacak mi? Baska ne isteyeceksin?


Test etme askimi, buna ihtiyacin yok Gözlerime baksan, bir baksan, her seyi unutarak baksan; aski, göreceksin orada Oysa sen siyrilamiyorsun kaygilarindan Soyutlayamiyorsun kendini "Haydi gel, bulutlarin üzerine cikaracagim seni" demiyorum ki benGerceklesmesi mümkün olmayan hayaller sunmuyorum ki sana Ben ne kadar gerceksem; askim da o kadar gercek Hatta bazen askimin beni astigini bile düsünüyorum Cünkü her yerde seni yasiyorum, her zaman seni tasiyorum yüregimde
"Seni seviyorum" sözünü öylesine, is olsun diye, ruhunu oksamak icin kullanan insanlardan degilim ben Sevdigimi söylüyorsam bunu gercekten hissetigim icin söylüyorumdur Dünyanin en dürüst insanin olmasam da konu ask olunca kendimi de seni kandiramam Biliyor musun, aslinda inanmaman senin sorunun Daha önce yasadigin mutsuz ve hüsran dolu iliskilerin sorumlusu ben degilim Onlarin günahini ben tasiyamam!


Belki de kendinle birakmaliyim senine dersin? Uzun uzun düsünmelisin neler hissettigini Ama sevgilim, ask öyle uzun uzun düsünülecek bir sey degil Asiksan asiksindir, bir an yeter ask icinSadece bir an O anin büyüsüdür aski ölümsüz kilan Sen bulamamissan, yakalayamamissan o ani ne kadar düsünürsen düsün anlayamazsin aska düsüp düsmedigini Yüregin anlatir sana zaten Asiksan farkli atar yüregin, anlarsin bunu


Ne git diyecegim sana, ne de kal Benim askimin, benim icin atacak bir yürege ihtiyaci var! Ya ac yüregini büyüsün ask icinde, ya da bulasma aska hicbir zaman!
 
Gözlerin değse gözlerime, başım eğilir benim

Bakamam gözlerinin derin perdelerinden içeriye

Uzatsan ellerini tutamam heyecanımdan

Öyle dona kalırım ellerinin boşluğu arasında

Biraz daha yaklaşsan tutuşurum aşkın firakıyla

Ve dokunsan yanarım kor bir alev gibi derinden

Ne olur nasılsın deme sevgilim!

Dilim iyiyim deme refleksini gösteremeyecek

Sadece sus ve kalbimin ritmi daha da artmadan dur

orada

Biliyorum sıkılacaksın her zamanki gibi

suskunluğumdan

Yine çekip gideceksin çok uzaklara

Yamalı yüreğimin çukuruna düşeceğim gidişinle

Gitme kal deme cesaretini de bulamayacağım

kendimde

Utancımdan başım önümde, kısılır dudaklarım

Ve gidişini seyredeceğim gözlerimin taşkın tavlıyla

Kalırsan yanarım, gidersen üşürüm ben

Ateşle buzun arasında ki boşluktayım şu anda

Ne git demeye, nede kal demeye varamaz

dudaklarım

Biliyorum sen her zamanki gibi gideceksin!

Sana dur deme kadehinden bir yudum umut

yudumlayamayacağım

Yine boynumdaki utangaçlığın kolyesini

düşüremeyeceğim

Ardından yürüdüğün kaldırımlarda izini takip

edeceğim

Gidişe attığın her adımda üşüyeceğim

Yaklaştığım her adımdaysa yanacağım

Ne git, nede gitme

Bırak kalayım ortasında bu aşkın

Dokunsan yanarım, gidersen üşürüm ben…
 
Sadece seni sevmek yüreğimde seni bulmak istiyorum
Sadece haytımda seni görmek gözlerimi gündüze seninle açmak istiyorum
Her gece seninle uyumak nefesimi seninle almak istiyorum
Yemeğimi seninle yemek suyumu seninle içmek istiyorum
Seninle sadece seninle bakışmak
Seninle elele tutuşmak istiyorum
Yüzüne doyasıya bakmak saçalarını okşamak istiyorum
Senin gölgende yürümek
Senin karanlıklarını aydınlatmak istiyorum
Sadece seninle kavga etmek seninle barışmak istiyorum
Pişmanlıklarımla
Hep senin olmanı istiyorum yanımda
Nefesim nefesinle
Korkularım korkularınla
Herşeyimin seninle birlikte yaşamasını istiyorum
Ve her seninle bakıştığımızda
Çaresiz sevgilerimizi belli etmek
Sana aşık olduğumu anlamanı istiyorum
Bana o anki duygularını söylemeni istiyorum
Beni sevdiğini söylemeni istiyorum
Ben söylememi istiyorum
Ama korkuyorum daralıyorum
Utanmakta var tabiki
Sıkılmakta cabası sevgimin
Sana söyleyeceğim gün ü iple çekmek
Benim günlük işlerimde biri oldu
Ama ne pahası olursa olsun
Sana açılmak günler kovalamak
Bunu yapmak istiyorum
Bir gün korkmayacak
Daralmayacak
Sıkılmayacak
Bazende seni görünce delice sarılmak istediğim sana
Doyasıya sarılacağım
Engellemeyeceğim kollarımı
Durdurmayacağım sözlerimi
Seni ölesiye seviyorum diyeceğim
Bunu unutma
Bilme bileceksin elbet bir gün
 
Bana bir ses ver..
O kadar muhtacım ki şuan sesine
Bir merhabaya veya nasılsın deyişine
Konuş benimle konuş.....
Kısık sesinli Seviyorum de yankılansın sesin saatlerce boş karanlık odamda ve o an bitsin hayat ve acımasızca geçen zaman acısın banaöylece donup kalsın...
Boş odamda senin suretin ve ben varım...

Konuşuyoruz büyük bir gevezelikle yıllarca görüşmemiş konuşmaya aç insanlar gibi
Gülüyoruz arasıra kahkalarlave gözlerimizde mutluluk pırıltıları var tıpkı yakamozlar gibi ve uyanmamak için yalvarıyorum tanrıya...
Uyanmak ölüm oluyo bana tekrar aynı hasret kaldığı yerden devam ediyo..
Gel şimdi rüyalarıma gerçeklik kat ve beni hayata bağlagerçek yaşama...
Bu suskunluğun beni çıldırtacak.Ve ben susacağım dilime ve sana inat..
Sıkıldım hayali muhabbetlerden ve sahte gülüşlerden..
Ve bıktım hasretini gidermek için içtiğim köpek öldüren şaraptan....

" BENDEKİ VARLIĞININ SEBEBİ BENYOKLUĞUNUN SEBEBİ SENSİNŞİMDİ VARLIĞINI
ÖZLÜYORUM YOKLUĞUNDA " ve suskunluğunda ölmemeye çalışıyorum bu varoluş savaşında.

Hasretinin elinde kocaman bir kılıçsaplıyor durmaran kalbimesavunmasız kaldım hasretinin karşısında ve hasretin beni zincirlere vuruyor karanlık odamdaçarmağa geriyor acımasızca......

Şimdi bir ses versen haykırışlarıma yeniden dirilsem ayağa kalksam ve sana koşsam uçsuz bucaksız çayırlara yalın ayak düşsem yollarına.....
O kadar muhtacım ki şuan sesine ve sevgine..........
 
Mevlana demiş ki:
Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.
Işığı gördüm, korktum.
Ağladım.

...Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi. ..
Ağladım.

Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu;
aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar... olduğunu
öğrendim.

Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla...
Zamanla yarışılmayacağını,
zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim...

İnsanı öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...
Sonra da her insanin içinde
iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.

Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu,
sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu
öğrendim.

İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu.. .
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.

Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek
Gerektiğini öğrendim.

Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini.
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin, bolca üretmek kadar
önemli olduğunu öğrendim.

Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...

Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi...
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...

Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yaşta...
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asil yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine vardım.

Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek
olduğunu öğrendim.

Namusun önemini öğrendim evde...
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu;
gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el
sürmemek olduğunu öğrendim.

Gerçeği öğrendim bir gün...
Ve gerçeğin acı olduğunu...
Sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar hayata da
“lezzet” kattığını öğrendim.

Her canlının ölümü tadacağını,
ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.
 
Canım yalnızca sevmek istiyor seni...
Tarifsiz bir hisle sevmek istiyorum seni.


Tatlı
virgul.gif
ekşi ya da tuzlu değil
virgul.gif
bilmediğim bir tatla
virgul.gif
bir duyguyla.

Öyle
virgul.gif
bir meyvenin tadını alır
virgul.gif
bir kitabın adını okur gibi değil; bir yaz günü tenine vuran sıcaklığı gibi güneşin
virgul.gif
serin bir akşamın denizden esen rüzgarıyla içine işlediği yosun kokuları gibi anlatamadığın ama bırakmak istemediğin
virgul.gif
bitmesini istemediğin bir hisle..


Canım yalnızca sevmek istiyor seni...
 
Bir resme başlar gibi çizdim seni.
Görmeyen gözlerime yazdım
virgul.gif

Duymayısan kulaklarıma..
Aklıma yazdım selamsız.
Bir içimlik dem
virgul.gif

Okkalı bir cigara..
Ağız dolusu hasrettin.
Sen miydin aklımda ki
virgul.gif

Cigaram mı
virgul.gif

Çay mı
virgul.gif
bilemem.

Ne kadehlerdeki sen
virgul.gif
seni sen yapan
virgul.gif

Ne demdeki
virgul.gif

Ne dumandaki..
Uzaklarda
virgul.gif

Çok uzaklarda
virgul.gif

Şarkısı çalınmamış bir sevdasın sen!



Boğuluyorum!

Yırtmak için ruhumun giyinik yanını
virgul.gif
bir o yana bir bu yana savuruyorum kendimi. Bir ben bulamadım ya
virgul.gif
ona yanıyorum!


Sevmiyorum benden olmayısanları..

Benim gibi olmayısanlarda beni sevmiyor. Ürküyorum yapabileceklerimden
virgul.gif
eskiden yapmadıkların başımda dikilmiş arsızca sırıtıyor
virgul.gif
yabancılaşıyorum kendime..


Avutulmak istemiyorum artık
virgul.gif
yalnızlığıma bile tahammülüm yok
virgul.gif
yazdığım her satır çürümüş sanki
virgul.gif
kokusunu duyabiliyorum buradan.

Sarılmayısalı kollarım boşlukta duruyor. Çıban gibi hissediyorum kalbimi
virgul.gif
kalbim çıban olmayısacak kadar güzel..


Bulmak için bir yol olsaydı diğer yarımı
virgul.gif
neler yapabilirdim diyorum? Yoksa söylendiği gibi diğer yarım hiç olmadı mı? Boş yere mi harcandı zaman? Saplantılı sevdalara yelken açmak üzereyim. Saplandığım yerde kalmak istiyorum. Balçık gibi olsun yazıldığım yürek
virgul.gif
içine çektikçe sevinç nâraları atmalıyım..


Sığındığım her gerçek
virgul.gif
gerçek değilmiş gibi geliyor.


Girdapların kendi çekim alanında boğulmamak için ya su oluyorum
virgul.gif
ya balık
virgul.gif
girdaplar sevmez insanı!


“Sucuların hiç durmayısan çıngırakları” diyor ya Orhan Veli
virgul.gif
hiç durmuyor sahiden çıngıraklar..


Ne İstanbul avutuyor
virgul.gif
ne kalabalıklar..


Şarkısı çalınmamış sevdalar gibiyim...
 
Ağlarsam kim silecek göz yaşlarımı
virgul.gif
sende gidersen
Kim tutacak ellerim’i
virgul.gif
kim sevecek
virgul.gif
kimi sevebilirim senden sonra

Varlığına alıştım ama
___YOKLUĞUN___
Nasıl kaldırır gidişini bu beden
Nasıl doğacak sensiz yeni günüm
Nasıl çarpacak yüreğim
Ben bilmiyorum sensiz nasıl yaşanır...

...GİTME...
 
Seni Yağmurlarla Öpüyorum ..



Dinliyorum özleten her cümleni
Seni çok seviyorum
Mumları yakıyorum kalbinde
Sevdiğin şiiri kaçıncıya okuyorum
Seni yazıyorum her sayfaya
Adını şiir biliyorum
Kent susuyor geceye
Yalnızlığı içeriye almıyorum
Seni düşünüyorum
Sensiz yapamıyorum
Okuyorum bana bıraktığın her kelimeyi
Seni bıraktığım yerde arıyorum
Seni çok özlüyorum
Seviyorum diyen yüreğinde çoğalıyorum
Bekle sevdiğim
Sana yas tutmayan
Bir mevsim getiriyorum
Seni yağmurlarla öpüyorum
 
68957645.png


Gönlümde demir prangalarla mahkumsun
Sanma ki unutursun kilometrelerce ötede olsan bana

Soğuk ecel teri gibi olurum ensende
Aldatma meylinin revaçta olduğu her anında
Kolay mı sandın sen o kadar sevdiceğim
Önce aşk tılsımını değdirip yüreğime

Sonra da öylece çekip gitmeyi
Ey benim yorgun yürekli
Zamanın izlerini yüzünün çizgilerinde saklamış
Cesur mert sevgili yarim
Kolay mı sandın


Sevgisini avuçlayıp yollarına seren beni

Terk edip gitmeyi

Ağzından dökülen her kelimeye müptela olduğum
Karşımda duran kır saçlı adam

Görmez misin hâlâ sana aşikar bu sevgiyi?
Aşk kolay belki ama sevmek zor
Öğrenmeli insan ömrünce sadece bir kez gerçekten sevebileceğini

Öğrenmeli insan sevip de sevgisinin peşinden gitmesi gerektiğini
Sevip de sevdiceğinin uğrunda belki bin kez öleceğini
 
Geri