Diyanet: Evlat edinenle evlatlık arasında evlenme engeli yoktur

🟢 Konu yazarı şu anda aktif
Diyanet'e bağlı Din İşleri Yüksek Kurulu, depremzede çocukların evlat edinilmesiyle ilgili soruyla karşılık sitesinde yayınladığı fetvayla ilgili açıklama yaparak fetvanın bağlamından koparıldığını savundu.

İnternet sitesinde depremle ilgili özel bir bölüm oluşturan Din İşleri Yüksek Kurulu'na dün "Depremzede çocuklar evlat edinilebilir mi" sorusu yöneltildi. Soruya yanıt olarak yayınlanan fetvada evlatlık edinilen çocuğa öz evlat gibi davranılmaması gerektiği anlatılırken "Evlat edinenle evlatlık arasında evlenme engeli olmadığı" da belirtildi.

Bu ifade nedeniyle sosyal medyada eleştiriler olunca söz konusu siteden fetva silindi. Din İşleri Yüksek Kurulu, tepki çeken fetvayla ilgili yeni bir açıklama yaptı. Yazılı açıklamada, "Evlat edinenle evlatlık arasında evlenme engeli olmadığı" ifadelerinin bağlamından kopartılarak 'çirkin çağrışımlara kapı aralayacak şekilde yorumlandığı' savunuldu.

YENİ AÇIKLAMADA DA 'MAHREM DEĞİL' VURGUSU YAPILDI

Yeni yapılan açıklamada da silinen fetvadaki "Evlat edinenle evlatlık arasında evlenme engeli olmadığı" ifadesine "Koruyucu aile olunan bir çocuğun bu aile bireylerine mahrem olmaması da bu hükümlerden biridir" ifadesiyle göndermede bulunuldu.

Din İşleri Yüksek Kurulu'nun bağlamından kopartıldığını iddia ettiği ilk fetva şöyleydi:

"Dinimizde kimsesiz çocukların bakım ve gözetilmesi tavsiye edilmiş olmakla birlikte hukuki birtakım sonuçlar doğuran bir evlatlık müessesi kabul edilmiş değildir. Buna göre, evlat edinenle evlatlık arasındaki bu ilişki sebebiyle bir evlenme engeli doğmadığı gibi, evlatlığın kendi öz anne babasının yerine, evlat edinenlerin nesebine kaydedilmesi de caiz değildir.

Ayrıca evlatlık olarak büyütülen çocukla, evlat edinenler arasında birbirlerine mirasçı olma hakkı da söz konusu değildir. Ancak evlat edinenler hayatta iken diledikleri kadar malı evlatlık olarak büyüttükleri çocuğa hibe edebilecekleri gibi, mallarının üçte birini vasiyet yoluyla da ona bırakabilirler. Bu itibarla, mahremiyet ile ilgili dini kayıt ve şartlara riayet etmek kaydıyla çocuğu olmayan ailelerin kimsesiz çocukları büyütmek üzere yanlarına almalarında bir sakınca görülmemektedir. Ancak bu davranış, evlat edinme olarak algılanmamalı ve aralarında mirasçılık cereyan etmemelidir."

Yeni yapılan açıklamada ise İslam'ın evlat edinme ya da koruyucu aile olma hususundaki yaklaşımını ifade eden Din İşleri Yüksek Kurulu açıklamasının, bazı kişi ve basın organları tarafından çarpıtıldığı ileri sürüldü. "Koruyucu aile olunan bir çocuğun bu aile bireylerine mahrem olmaması" hükmünün bir kez daha tekrar edildiği açıklamada özellikle öksüz, yetim ve himayeye muhtaç çocukların korunup gözetilmesiyle ilgili Kuran'da pek çok ayetin olduğu hatırlatıldı.

'İSLAM ALİMLERİ GÖRÜŞ BİRLİĞİ İÇİNDE'

Açıklama şöyle devam etti:

"Bütün bunlar, Müslümanların bu hususta nasıl bir yaklaşım içerisinde olması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu bağlamda koruyucu aile olmak da elbette son derece değerli ve güzel bir davranıştır. Bununla birlikte İslam, her çocuğun mümkün mertebe kendi öz ailesiyle bağlarının korunmasını ve ailesine nispet edilmesini emreder, anne babası dışında bir kimsenin, her açıdan çocuğu olarak görülmesini doğru bulmaz. (Ahzab Suresi, 33/4)

Nitekim, bir çocuğun gerçek ailesi ile arasında var olan kan bağıyla ortaya çıkan birçok hukuki sonuç, koruyucu aile ve evlatlık ilişkisinde oluşmaz. Koruyucu aile olunan bir çocuğun bu aile bireylerine mahrem olmaması da bu hükümlerden biridir. Bu konuda İslam alimleri görüş birliği içerisindedir. Kaldı ki hiç kimsenin, himayesine aldığı çocuğun kendi soy kütüğü ile ilişkisini kesmeye, ona öz ana babasını unutturmaya hakkı da yoktur."

Hazreti Muhammed'i örnek alarak depremzede bir çocuğu sahiplenip ona kol kanat germenin engin bir ahlaki meziyet olduğuna işaret edilen açıklamada, "Dinimiz açısından dikkat edilmesi gereken tek husus, konunun hukuki zeminine özen göstermektir. Mesele bu kadar açık iken konuyu saygısız bir yaklaşımla bağlamından kopartarak çirkin çağrışımlara kapı aralayacak şekilde yorumlamak, iyi niyetle asla bağdaşmayan bir tutumdur. Büyük bir felaketi yaşadığımız, birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz ve hep beraber yaralarımızı sarmaya yoğunlaştığımız şu günlerde bu tür yakıştırma ve yaklaşımların kimsenin iyiliğine hizmet etmediği açıktır.

Diyanet, 'evlatlık' fetvasını savundu: Bağlamından koparıldı
 
allah aşkına...... depremzede üvey evladımı skebilir miyim diye hangi sapığın aklına geldi de fetvasına gerek duyuldu...... ah o binalar dimdik dursaydı da sizin o skleriniz devrilseydi de kurtulsaydık hepinizden......
 
Şu mantıģa bakın yaa, hem yetim al hem de sor nikebilirmiyim veya oğlum nikebilrmi,.....?
Diyanet bunlara ortak oluyor.
Hay sizi kgkfdkll.
 
Diyanetin yanlış söylediği bir şey yok tamamen kuran ayetini esas almıştır.ahzab süresi’nin kesin hükmüdür…peygamber Muhammed’te kendi gelini olan Zeynep ile evlenmiştir.üvey oğlu zeyd’in hanımı,ayrıca hz Zeynep ile yakın akraba olurlar
 
hiç bir dine mensup olmamam da ki sebeplerden biri
 
Arkadaşlar yeni mi duydunuz evlatlık edinmenin bu sebeple İslam'da sakıncalı olduğunu? Çünkü erkek çocuk kadına, kiz çocuk da erkeğe haram. Çocuklar da birbirine haram. Kadın eğer emzirirse o zaman sorun olmuyor sadece. Din böyle? İsteyen inanır, isteyen inanmaz niye dovunuyorsunuz ki. Öz baba bile çocuğuna hallenebilirken İslam'in kötü bir durum yaşanmaması için bunu sakıncalı bulması neden garip geliyor anlamıyorum. Adam evlenebilir derken birbirlerine namahrem olduklarını ifade ediyor evlensin demiyor. İsteyen istediği gibi anlıyor tabii her zamanki gibi.
Keşke insanlar bu kadar iğrenç olmasaydı.
 
Her okuduklarını uçkurları ile anlamaya çalışanlara ne desen boş.
 
Son düzenleme:
Bilmiyom ya.
Büyüt besle sonra da şey.
Bi garip.
Ama insan cig süt emdiginden,böyle bir ayete gerek duyulmus demek ki.
Insan dürtüsel bir yaratik oldugundan, buna bir kural gelmis iste.
Sonra insan soruyor,Allahim demek biz böyleyiz ve sen bunu biliyorsun,niye farkli yaratmadin?Neyse bu baska konu.
Bu konuda önemli olan kan baginin olup olmamasi...illa koynuna al demiyor..hani dürtüne yenildin de,olursa şayet diye diyor...her sey sex ya Freud a göre.

Öte yandan dinin emir ettigi sey de, evlatlik aldiginiz cocuklari,kendi cocuklariniz ile ayni hizaya koymamaniz.
Iste miras davasinda felan ayni haklara sahip olmamalari ya da hic bir hakka sahip olmamalari.
Kan baginin önemini vurguluyor.
Yani kendi cocugu kafir olsa bile, öcelik onun.
Kendi cocugun önemi de, ona hallenmemek iste.
Ama bazilari var,kendi kizina uyananlari mesrulastiriyor.Bok gibi bir yorum mesela bu.Vicdansizlik.

Ondan ziyade evlatligi ile evlenmek de vicdansizlik bana göre ama herkes vicdanli degil.
 
Iyi bi sey mi ismail?
Insanlar kendine ceki düzen vermeli.
 
koyun kafalı iso ya ne anlatsan boş
 

Tefsirciler bu âyetin iniş sebebi olarak Hz. Peygamber’in, Zeyd b. Hârise ile Zeyneb bint Cahş’ı evlendirmesini zikretmektedirler. İslâm’ın getirdiği yenilikler içinde kölelik, soyluluk ve evlâtlıkla ilgili olanlar da vardı. O çağlarda kölelik yaygındı, köleye mal gibi muamele ediliyordu, kurtuluş imkânı da sınırlı idi. Araplar soy bağına önem veriyorlar, insanları şahsî mârifet ve erdemlerinden ziyade, geldiği soya göre sınıflandırıp değerlendiriyorlardı. Evlâtlık edindikleri çocukları da kendi çocukları gibi tutuyorlardı. Allah Teâlâ bu üç âdeti ve uygulamayı fiilî örneklerle de pekiştirerek ortadan kaldırmayı murat etti. Önce Hz. Peygamber, halasının kızı olan Zeyneb ile âzatlı kölesi Zeyd’i evlendirdi. Zeyd Zeyneb’i boşadıktan sonra da Allah Teâlâ Hz. Peygamber’in Zeyneb ile evlenmesini istedi. Birinci evlilik, bir âzatlı köle ile bir soylu kadının evlenmesi idi, ikinci evlilik ise bir evlâtlığın boşadığı kadın ile boşayanın babalığının evlenmesiydi. Böylece insanın değerinin ve evlenmede denkliğin soya sopa göre değil, kişilerin şahsî faziletlerine göre olması gerektiği, Câhiliye’deki şekli ve mahiyeti ile evlâtlık uygulamasının kaldırıldığı, hukuk ve mahremiyet bakımından evlâtlığın, öz evlât gibi olamayacağı, Peygamber ve yakınlarının da içinde bulunduğu uygulama örnekleriyle tescil edilmiş oluyordu.
Allah ve resulü bir şeyi emrettiklerinde, başka bir ifade ile Kur’an’dan ve Sünnet’ten, bir şeyi yapmanın veya yapmamanın gerekli olduğu hükmü anlaşıldıktan sonra artık müminlerin önündeki tek seçenek hükme uymaktır; bunu bırakıp başka bir emri, isteği, arzuyu yerine getiremezler. Nitekim Hz. Peygamber âzatlı köle Zeyd için Zeyneb’e dünür gittiğinde, önce Zeyneb ve onun erkek kardeşi kendi soyluluklarını ve Zeyd’in daha dün bir köle olduğunu ileri sürerek buna razı olmadılar. Fakat açıklamakta olduğumuz âyet gelince “Dilediğini yap” diyerek Hz. Peygamber’in emrine boyun eğdiler (Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, III, 1539; İbn Kesîr, VI, 417-418).
 
Her olay sonrası yaptıkları gibi yine kimi s.kebiliriz kimi s.kemeyiz derdine düşmüşler anlaşılan.
 
Geri