Direnmek yaşamak demektir.
Yerden biter gibi imam hatip okulları, Kuran kursları, tekkeler, zaviyeler açılıyor.
Türkiye Cumhuriyeti’nin ordusu, yargısı, polisi, AKP ile Cemaat arasında ikiye bölünmüş görünümde...
Şimdi AKP kesimi, Cemaat kesimini temizlediğini iddia ediyor.
Oysa, devletimizin varlığı bu kurumlara dayandığı için, bunların bir an önce bu bölünmüş ve AKP’nin veya Cemaat’in emrinde olan görünümden kurtulup demokrasinin, temel insan hak ve özgürlüklerinin yanında olduklarını kamuoyuna göstermeleri gerekirken bu kurumlarda yaprak kımıldamıyor,herkes birbirinden korkuyor.
Şu anda Türkiyede kurulan korku imparatorluğu Abdülhamit devrini geçmiş durumdadır.
Her çeşit şeriatçı ve faşist saldırıya karşı cumhuriyeti ve vatanı korumak artık her Türk vatandaşının görevi ve boynunun borcu haline gelmiştir. Bu nedenle, baskıya, sömürüye, cumhuriyet yıkıcılığına direnmek insanların en doğal hakkıdır.
Baskıya, işkenceye, sömürüye boyun eğmek ise, yaşarken ölümü kabullenmek demektir. Çünkü toplumların ilerlemesi, yücelmesi kötü koşulların değişimi ile olur. Değişim ise her çağda direnme ve devrimlerle gerçekleşmiştir.
Mustafa Kemal Atatürk şöyle diyordu:
Direnmek yaşamak demektir.
1789 Fransız Devrimi olmasaydı, bugün ne kardeşlikten ne özgürlükten ne de eşitlikten söz edebilirdik. Feodal zulüm sürüp giderdi. 1923 Devrimi ve Mustafa Kemal olmasaydı, Türkiye Arabistan ya da Nijerya olurdu… Aydınlanmayı yaşayamazdık.
Kimse kimsenin yaşam hakkını elinden alamaz. Kimse canı istediği için Ortaçağ düzenini, Osmanlılığı geri getiremez. Cumhuriyeti yıkamaz… Kişi, “Kendi yurdunda sürgün” olmamak için, “Hak bildiği yolda yalnız” da olsa yürümesini bilmelidir.
Hiçbir koşul, “Ulusal Kurtuluş Savaşı” koşullarından daha ağır ve kötü değildir.
Türk ulusu o karanlık dönemi aşıp, aydınlığa nasıl ulaştıysa, bugün de ulaşacaktır. Bundan kimse kuşkusu duymasın. Çünkü “Devrimin kanunu mevcut kanunların üstündedir. Bizi öldürmedikçe, bizim kafalarımızdaki cereyanı boğmadıkça, başladığımız yenilikçi devrim bir an bile durmayacaktır. Bizden sonraki devirlerde de hep böyle olacaktır.” (Mustafa Kemal Atatürk)
“Türkiye yedi düvele karşı kanla, canla, başla gerçekleştirilen bir mücadelenin sonucunda, şanlı bir “Kurtuluş Savaşı” ile kurulmuş, yüce bir ulustur. 1923 Cumhuriyet devriminin ürünüdür. Tarihi kökleri olan yedi bin yıllık bir devlettir.
Kimse bu vatanı sokakta bulmamıştır ve göz göre göre de onun parçalanmasına, şeriat cumhuriyetine dönüşmesine göz yummayacaktır…
Yeniden ateşten gömleği giyme zamanı gelmiştir. Bu ülke sapıklardan, şeriatçılardan, Cumhuriyet yıkıcılarından, sömürgecilerden ancak bir İkinci Kurtuluş Savaşı ile kurtulabilir.
Yerden biter gibi imam hatip okulları, Kuran kursları, tekkeler, zaviyeler açılıyor.
Türkiye Cumhuriyeti’nin ordusu, yargısı, polisi, AKP ile Cemaat arasında ikiye bölünmüş görünümde...
Şimdi AKP kesimi, Cemaat kesimini temizlediğini iddia ediyor.
Oysa, devletimizin varlığı bu kurumlara dayandığı için, bunların bir an önce bu bölünmüş ve AKP’nin veya Cemaat’in emrinde olan görünümden kurtulup demokrasinin, temel insan hak ve özgürlüklerinin yanında olduklarını kamuoyuna göstermeleri gerekirken bu kurumlarda yaprak kımıldamıyor,herkes birbirinden korkuyor.
Şu anda Türkiyede kurulan korku imparatorluğu Abdülhamit devrini geçmiş durumdadır.
Her çeşit şeriatçı ve faşist saldırıya karşı cumhuriyeti ve vatanı korumak artık her Türk vatandaşının görevi ve boynunun borcu haline gelmiştir. Bu nedenle, baskıya, sömürüye, cumhuriyet yıkıcılığına direnmek insanların en doğal hakkıdır.
Baskıya, işkenceye, sömürüye boyun eğmek ise, yaşarken ölümü kabullenmek demektir. Çünkü toplumların ilerlemesi, yücelmesi kötü koşulların değişimi ile olur. Değişim ise her çağda direnme ve devrimlerle gerçekleşmiştir.
Mustafa Kemal Atatürk şöyle diyordu:
Direnmek yaşamak demektir.
1789 Fransız Devrimi olmasaydı, bugün ne kardeşlikten ne özgürlükten ne de eşitlikten söz edebilirdik. Feodal zulüm sürüp giderdi. 1923 Devrimi ve Mustafa Kemal olmasaydı, Türkiye Arabistan ya da Nijerya olurdu… Aydınlanmayı yaşayamazdık.
Kimse kimsenin yaşam hakkını elinden alamaz. Kimse canı istediği için Ortaçağ düzenini, Osmanlılığı geri getiremez. Cumhuriyeti yıkamaz… Kişi, “Kendi yurdunda sürgün” olmamak için, “Hak bildiği yolda yalnız” da olsa yürümesini bilmelidir.
Hiçbir koşul, “Ulusal Kurtuluş Savaşı” koşullarından daha ağır ve kötü değildir.
Türk ulusu o karanlık dönemi aşıp, aydınlığa nasıl ulaştıysa, bugün de ulaşacaktır. Bundan kimse kuşkusu duymasın. Çünkü “Devrimin kanunu mevcut kanunların üstündedir. Bizi öldürmedikçe, bizim kafalarımızdaki cereyanı boğmadıkça, başladığımız yenilikçi devrim bir an bile durmayacaktır. Bizden sonraki devirlerde de hep böyle olacaktır.” (Mustafa Kemal Atatürk)
“Türkiye yedi düvele karşı kanla, canla, başla gerçekleştirilen bir mücadelenin sonucunda, şanlı bir “Kurtuluş Savaşı” ile kurulmuş, yüce bir ulustur. 1923 Cumhuriyet devriminin ürünüdür. Tarihi kökleri olan yedi bin yıllık bir devlettir.
Kimse bu vatanı sokakta bulmamıştır ve göz göre göre de onun parçalanmasına, şeriat cumhuriyetine dönüşmesine göz yummayacaktır…
Yeniden ateşten gömleği giyme zamanı gelmiştir. Bu ülke sapıklardan, şeriatçılardan, Cumhuriyet yıkıcılarından, sömürgecilerden ancak bir İkinci Kurtuluş Savaşı ile kurtulabilir.