Direnen direnir ömrünün sonuna kadar… Hatta kalbine bakmadan
yarasını görmeden yaşamayı bile öğrenir… Zamanın insana öğrettiği sadece bu değildir; insan adaletin ve aşkın insanoğlu için çok uzak iklimlerde kalmış iki zümrüdü anka olduklarını da fark etmiştir. Çünkü
yaşadığı her an
her ikisinin de insanoğlu için sadece “temenniden” ibaret olduğunu dakika dakika görmüş
yaşamıştır. Hatta
“adaleti sağlıyoruz/sağlayacağız” diye ortaya çıkan insanlarca verilen kararların
olabilecek en adaletsiz sonuçlar doğurabileceğini de görmüştür. Bu acı idrakin ardından
işte tam da o anda içini sonsuz bir yolculuk hissi kaplar… Arkasına bakmadan
bir seher vaktinde ve tam da “yolun gittiği yere”… Şairin dediği gibi:
Gitmek…
Uçar
kaçar gibi gitmek uzaklara…
Maksatlı yolculukta ne bir tat var ne bir büyü…
Kendimi unuttuğum için mi
kayboluyor zaman
ufkumdan?...
Önce beni hatırlayıp sonra hatırlı anları mı çoğaltmalıyım zamanda?!
Ah! ne zor şimdi kendime tutunup
zamana kafa tutmak
maviliğin tam ortasında...
Oysa çoktan dalıp gitmiştim uzaklara...
Gitmek…
Uçar
Maksatlı yolculukta ne bir tat var ne bir büyü…
Kendimi unuttuğum için mi
kayboluyor zaman
ufkumdan?...
Önce beni hatırlayıp sonra hatırlı anları mı çoğaltmalıyım zamanda?!
Ah! ne zor şimdi kendime tutunup
zamana kafa tutmak
maviliğin tam ortasında...
Oysa çoktan dalıp gitmiştim uzaklara...