Dini Tasavvufi Halk Edebiyatı

Konu sahibi son olarak 2620 gün önce görüldü
Tasavvuf Edebiyatı, Tasavvuf Edebiyatı Hakkında, Tasavvuf Edebiyatı Terimleri

Tasavvuf Edebiyatı, Tasavvuf Edebiyatı Hakkında, Tasavvuf Edebiyatı Terimleri

-Tasavvuf-

İslamiyetten sonra ortaya çıkan bir düşünce ve inanç sistemi ; bir yaşama şeklidir.

Geniş anlamıyla islam mistisizmidir.

ßu inanç dini korkudan çok Allah sevgisi ve evrensel insanlık sevgisi üzerine kurulmuştur

-TASAVVUF TERİMLERİ-

Vücudu Mutlak : Tek varlık

Vahdeti Vücud : ßirlik

Tecelli: Tanrı ile bir olmak

Ayan-ı Sabite: Allah'ın yansıması

Fenafillah: Tasavvuftaki son aşama

İnsan-ı Kamil: Fenafillah'a ulaşmış kişi

Maşuk:Sevgili

Aşık:Allah aşkıyla yanan,seven

Şarap:Anlamların özü

Meyhana:
Allah aşkının sunulduğu yer

Mecli: Allah2ı anmak için yapılan toplantılar

Sarhoş: Allah aşkıyla kendinden gecen , deerviş

Saki: Mürşid, Allah aşkını sunan, Yol gösteren​
 

Dini Tasavvufi Halk Edebiyatı Tasavvuf, Türklerin İslamiyet'i kabulunden sonra Anadolu'da kendini göstermiştir.

Tasavvuf düşünürlerine "mutasavvıf" denir.

Mutasavvıflara göre, Allah'a bilmeden O'na ulaşılamaz.

Dini tasavvufi halk edebiyatı, Allah aşkı, doğruluk, nefse hakim olma, ahlak, toplum gibi konuları işler. Manzum Eserler Şiirsel özelliğe sahip, dini tasavvufi halk edebiyatı ürünleridir.

İlahi Türk Halk Edebiyatı'nda din ve tasavvuf konularında, ezgiyle söylenen şiir türüdür. İlahinin özel bir biçimi yoktur.

Koşma, semai biçimlerde olur. 7-8 heceli olanları genellikle dörtlüklerden, 11 ve daha çok heceli olanları ise beyitlerden oluşur.

Nefes Alevi ve Bektaşi şairlerin, ayinlerde, meclislerde ezgiyle okunan, koşma biçimindeki şiirleridir.

Nutuk Tarikata yeni giren dervişlere, tarikat derecelerini, tarikat adâbını öğretmek için söylenmiş şiirlerdir.

Deme Tükmen Alevi Bektaşilerinin, aşık tarzı halk edebiyatı nazım türü olan nefese verdiği isimdir.

Devriye Özellikle Alevi-Bektaşi Edebiyatı'nda, tasavvuf düşüncesinin devir kuramını konu edinen şiirlerdir. Destan, koşma, nefes, ilahi gibi biçimlerde yazılırdı.

Şathiye Tekke şairlerini,n tasavvuf konularını örtülü bir biçimde işledikleri, Tanrı'ya senli benli bir söyleyişle seslendikleri şiir türüdür.

Şathiyelerde, dinsel inançlar konu edilinirken yer yer alaycı bir dil kullanılır. İlk bakışta saçma sanılan bu sözlerin, yorumlandığında tasavvufla ilgili türlü kavramlara değindiği görülür.

Şeriata aykırı ya da anlamsız gibi söylenmiş şathiyeler, varlık birliği inancına bağlı türlü görüşleri yansıtır.

Mensur Eserler Düz yazı (nesir) olarak yazılmış yapıtlardır.

Fütüvvetname Fütüvvetle ilgili değerlendirmelerin, geleneklerin yer verildiği, fütüvvetin ilkelerini, tarihini, niteliklerini, törelerini konu edinen yapıtlara verilen addır.

Bu yapıtlarda, fütüvvetlerin özellikleri açıklanır, fütüvvet yoluna girerken uyulması gereken kurallar belirtilir. Günümüze ulaşan en eski fütüvvetname, 10. yüzyılda mutasavvıf Sülemi tarafından yazılan Arapça Kitab ül-fütüvve'dir.

Silemi, yapıtlarında, füttüvetin kurallarından, yol ve yordamından söz eder; fütüvveti uygunsuz davranışlardan kaçınmak, Tanrı'ya itaat etmek, ahlak üstünlüklerini, güzelliklerini korumak şeklinde tanımlar.

Gazavetname Türk Edebiyatı'nda, savaşları konu edinen yapıtlara verilen isimdir.

Gazavetname ile daha çok din düşmanları üzerine, gazilerin düzenledikleri akın ve savaşları, bu sırada gösterilen kahramanlıkları anlatan yapıtlar kastedilir.

Bu kentin ya da bir kalenin alınmasını konu edinen yapıtlara "fetihname", düşmanın yenilgisiyle biten savaşları konu edinenlere ise "zafername" denirse de, bu gibi farklılıklar daha sonra birbirine karıştırılmış ve bunların tümüne birden "gazavetname" denilmiştir.

Menakıbname Menakıbnamelerde, kahramanların, din ulularının, tarikat büyüklerinin yaşamları, gösterdikleri kerametler yer alır. Kahramanlar, olağanüstü nitelikler taşır, olağanüstü işler yaparlar.

Battalname Battal Gazi'nin menkıbeleşmiş hayatı üzerine kurulmuş destansal halk hikayesidir.

Yapıtta, Battal Gazi'nin tarihsel kişiliği çerçevesinde oluşan menkıbelerin yanısıra, başkalarına ait kahramanlıkların Battal'a mal edilmesi ve hikâyecinin düşsel katkısı ile oluşan; böylece gerçek tarihten iyice uzaklaşan serüvenler anlatılır.

Battal'ın adı çerçevesinde oluşmuş iki halk hikayesi vardır: Arapça "Z'at ül-himme" (halk ağızında Zelhimme) ile Türkçe "Battalname". Dini Tasavvufi Halk Edebiyatı Türk Edebiyatı’nın içinde Dinî-Tasavvûfî edebiyatın önemli bir yeri vardır.

Bugün kabul gören anlayışa göre şekil ve dil açısından Halk Edebiyatı özelliklerine yakın olan Tasavvuf Edebiyatı Mahsulleri, Türk Halk Edebiyatı içinde, Aşık Edebiyatı ve Anonim Edebiyatla birlikte yer almaktadır.

Aynı şekilde muhtevası bakımından ele alındığında dinî olan eserler, şekil ve dil özellikleri bakımından, Divan Edebiyatı özelliklerine yakın ise Divan Edebiyatı içinde kabul edilmektedir.

Konusu din ve tasavvuf olan Dinî-Tasavvûfî edebiyat mahsullerini bağımsız olarak ele aldığımızda bu edebiyatın kendine has özellikleri olan zengin ve müstakil bir edebiyat oluşturduğunu görürüz.

Türk sosyal yapısı inançlar açısından birlik gösterdiğinden din ve tasavvuf, toplumdaki bir çok insan için genel kabuller arasında yer alan ve herkesin ilgi duyduğu bir konu olmuştur.

Bundan dolayı dinî ve tasavvûfî konular genel hatlarla ikiye ayrılan Divan ve Halk Edebiyatı alanlarına mensup ediplerimiz için de en çok işlenen temel konular arasındaydı.

Bugün birbirinden kesin çizgilerle ayrılan Divan ve Halk Edebiyatında her iki alana da hâkim, iki alanın şekil ve tür özelliklerine uygun eserler verebilen ediplerimiz mevcuttur.

Bunu Türk halkının sosyal yapısının sınıflaşmayı kabul etmemesine ve zevk bütünlüğüne bağlayabiliriz.

Türklerin İslam dinini kabul etmesinden sonra ediplerimiz dine ait algılamaları doğrultusunda eserler vermeye başlamışlardır.

Türklerin sosyal hayatlarının her safhasında köklü bir değişiklik getiren bu yeni dine ait kutsallar, edebiyatın da temel konusu olmuştur.

Türkün kendine has edebi zevki ve duyuşuyla dinî kavramlar zengin şekil ve türlerde en güzel örneklerini bulmuşlardır. Zaman içinde muhtevası dinî-tasavvûfî olan bir çok tür meydana getirilmiştir.

Dinî-Tasavvûfî Türk edebiyatı, içinde farklı anlayışa ve özelliklere mensup gruplamalar yapılabilecek kadar zengin ve çeşitli bir yapıya sahiptir. Bu disiplin içinde yer alacak olan Bektâşî Edebiyatı ve Bektâşîler bu gruplara, özel ve orijinal bir örnektir.

Ahmet Yesevî, Edip Ahmet gibi ilklerin temelini attığı bu anlayış Yunus Emre, Mevlâna, Kaygusuz Abdal, Hacı Bayram Velî, Süleyman Çelebî vb. bir çok mutasavvıfımızla gelişmiş, halk tarafından büyük ilgi ve kabul görmüştür.

M.Fuat Köprülü’nün: “İslamiyetten sonraki Türk Edebiyatında bulunan milli zevki anlayabilmek için en çok tetkîke layık bir devir, halk lisanını ve halk veznini kullanmak suretiyle geniş bir kitleye hitap etmiş ve eserleri asırlarca yaşamış büyük mutasavvıflar devridir.” şeklinde nitelediği bu dönem Dinî-Tasavvûfi Türk Edebiyatı sahasıdır.

Edebiyat araştırmacıların çoğu tarafından bağımsız bir şekilde ele alınmayan Dinî- Tasavvûfî Edebiyat mahsulleri yukarıda ifade ettiğimiz gibi şekil ve dil özelliklerine göre Divan ya da Halk Edebiyatı içinde ele alınmıştır.

Bu anlayıştan dolayı Dinî-Tasavvûfî Edebiyat sahasına giren eserler müstakil olarak ele alınamamıştır.

Zaman içinde bu edebiyatın bağımsız olarak ele alınması ve bu edebiyattaki şekil, tür ve örneklerin bir arada toplanmasına ihtiyaç duyuldu.

Dinî-Tasavvûfî Türk Edebiyatı sahasında Türkiye’deki önemli isimlerden biri olan Abdurrahman GÜZEL , daha önce Türk Dili Dergisi’nin Türk Halk Şiiri özel sayısı içinde yer alan “Tekke Şiiri” ve Türk Dünyası El Kitabı’ndaki “Dinî-Tasavvûfî Türk Edebiyatı” bölümlerini hazırlayarak bu alana müstakil bir disiplin olarak yaklaşmış ve bu perspektiften bakarak adı geçen kısımları hazırlamıştır.

Bu bölümler GÜZEL’in meydana getireceği bağımsız bir eserin habercisi olmuştur. Alanla ilgili bir çok araştırıcı ve öğrenciler için hazırlanan bu bölümler, birer başvuru kaynağı olmuş, zaman içinde yoğun ilgi görmüştür.

Bu ilgi ve bölümlerin genişletilmesine duyulan ihtiyaçtan dolayı Abdurrahman GÜZEL Dinî -Tasavvûfî TürkEdebiyatı adlı eserini kaleme almıştır.

Abdurrahman GÜZEL’in tanıtımını yapacağımız eseri, Sözbaşı ve dört bölümden oluşmaktadır.

Sözbaşı’nda Dinî-Tasavvûfî Türk Edebiyatı kitabının üç cilt olarak yazılmasının planlandığı ve tanıtımını yapacağımız eserin giriş mahiyetinde olduğu belirtilmektedir.

Birinci bölümün ilk başlığı olan “Türk Dili ve Edebiyatı Bilim Dalları’nın Taksiminde İhmal Edilen Bir Disiplin Olarak Dinî Tasavvûfî Türk Edebiyatı”, “Dinî-Tasavvûfî Türk Edebiyatı’nın Tarihini Hazırlayan Tasavvûfî Unsurlar”altbaşlığı altında ele alınmış, Türklerin İslam dinini seçmelerinden önceki ve sonraki sosyal durumlarına değinilmiştir.

Burada Türklerin inançlarına verdiği değer ve inancın sosyal hayattaki öneminin İslamiyetle doruğa ulaştığı ifade edilerek “alplikten alperenliğe geçiş” özetlenmiştir.

Dinî Tasavvûfî Türk Edebiyatı’nın Tarihi seyrine Kısa Bir Bakış birinci bölüm içinde yer alan ikinci başlıktır.

Burada, tasavvufun Türkler arasında yayılmasına değinilerek başlangıcından zamanımıza kadar Dinî Tasavvûfî Türk Edebiyatı yüzyıllara göre ele alınmıştır.

Her yüzyılın önde gelen mutasavvıflarının isimleri verilmiş, Dinî-Tasavvûfî Türk Edebiyatı şairlerinin birleştirici, bütünleştirici yönü vurgulanmıştır.

Birinci Bölümün üçüncü başlığı Dinî Tasavvûfî Türk Edebiyatını Oluşturan Unsurlar üç kısım halinde incelenmiştir.

Birinci kısımda Fikri Açıdan Dinî-Tasavvûfî Türk Edebiyatı ele alınmıştır. Burada bu edebiyatın fikri temelini oluşturan tasavvuftan ve onun Türkistan’da Ahmet Yesevî ile sistemleşmesinden bahsedilmiştir.

Türk Tasavvuf anlayışının oluşumundan bahsedilerek bu anlayışla Anadolu’ya giden dervişlerin alp tipini gazi tipine dönüştürmelerine işaret edilmiştir.

İkinci kısımda Dil ve Edebiyat açısından Dinî-Tasavvûfî Türk Edebiyatı incelenmiştir.

Burada bu edebiyat mahsullerinin sanat değeri, canlılığı ve lirizmine dikkat çekilerek ediplerin milli zevk, şekil, dil ve üslup itibariyle en güzel örnekleri verdiklerine işaret edilmiştir. Müteselsil olarak Dinî-Tasavvûfî Türk Edebiyatı üçüncü kısımda ele alınmıştır.

Burada kaynağını Kur’an ve sünnetten alan, Ahmet Yesevî’yi pîr kabul eden Türk tasavvuf anlayışının tarihi seyri içersinde Anadolu’da silsile halinde yetişen mutasavvıfların isimleri zikredilerek bunların millî ve orijinal örnekler verdiklerine değinilmiştir.

Birinci Bölüm içinde yer alan dördüncü başlık; Dinî Tasavvûfî Türk Edebiyatı ve Özellikleridir.

Burada Türk Edebiyatının bir ilim dalı halini alması için karşılaştırmalı edebiyat araştırmalarının hızlandırılması gerektiğine işaret edilmiş :

“Özellikle bu alandaki kişilikler, eserler, edebiyatlar olmak üzere üç alanda metod, terminoloji, muhteva, yapı, fonksiyon, tür, şekil vb. açılarından yapılacak olan mukayeseli çalışmalar Türk Edebiyatına ilim dalı olarak yeni bir çehre kazandıracaktır.” denmiştir.

Yaygın olan Türk Edebiyatı tasniflerinde Dinî-Tasavvûfî Türk Edebiyatının yerinin net olarak belirlenmediğine işaret edilerek alternatif bir tasnif verilmiştir.

Dördüncü başlığın birinci kısmında, Dinî-Tasavvûfî Türk Edebiyatının Asli Temaları işlenmiş, bu edebiyatın “insanoğlunun her iki dünyasını da bahtiyar kılma yolunda birleştirici ve hoşgörülü bir yol takip ettiği”vurgulanarak Dinî-Tasavvûfî Türk Edebiyatının asli temaları ifade edilmiştir.

İkinci kısımda Nazım Şekilleri başlığı altında bu edebiyatta kullanılan vezin, kafiye ve nazım şekillerinden bahsedilmiştir. Beşinci başlıkta Dinî Tasavvûfî Türk Edebiyatında Türler işlenmiştir.

Altıncı başlık olan Dil ve Üslup Özellikleri nde Dinî-Tasavvûfî Türk Edebiyatının anlatım tarzına değinilmiş, mecaz sistemine dikkat çekilmiştir.

Birinci bölümün son başlığı Dinî-Tasavvûfî Türk Edebiyatıdır.

Burada bir bilim dalı olarak bu edebiyatın müstakil bir şekilde ele alınıp Dinî -Tasavvûfî Türk Edebiyatı şeklinde ifade edilmesinin gereği vurgulanmıştır.

Birinci bölümün sonunda bölümde ele alınan konulardan elde edilen sonuçlar netice kısmında verilmiştir.

İkinci Bölüm İslam Medeniyeti Çağlarında Dinî-Tasavvûfî Türk Edebiyatını Hazırlayan Unsurlara Kısa bir Bakış başlığını taşımaktadır.

Burada da bu edebiyatı hazırlayan unsurlara değinilmiştir.

Bu anlamda Din Kavramı, Türklerin Dinî Tarihi ve Türklerdeki Belli Başlı Dinî İnanışlar kısmında Nom, Toyın, Yalvaç, Yada Taşı, Sata, Kam, Şamanizm alt kısımları altında incelenmiştir.

Bundan sonra Yaratılış ve Tufan Efsaneleri, Tanrılar, Dişi Tanrılar, Kötü Tanrılar, Put-Fetişler, Yer-Sular, Ateş ve Ocak, Şaman veya Kam Hayatı, Şaman Cübbesi Külahı ve Davulu, Ayin, Tören ve Bayramlar kısımlarıyla Türklerin tarihteki dinî inanışları ve bu inanışlarla ilgili kutsallar ve törenlere değinilmiştir.

Türklerin İslamiyetten önceki inançlarına ait genel bir özet yapılmıştır.

Bunlardan sonra Türkler ve İslamiyet kısmında Türklerin İslam dini ile ilk temasları anlatılmıştır.

Bununla birlikte tasavvufun da Türkler arasında yayılması ve başlangıcına da değinilmiştir.

Bu kısımda Türk tasavvufunun tasnifi de yapılmıştır. Bu kısmı Türklerin Müslüman Oluşları ve İlk Eserleri kısmı takip etmiş Dini-Tasavvufî edebiyatın ilk ürünleri sayılan eserlerden bahsedilmiştir.

İkinci bölümün ikinci başlığı Dinî-Tasavvûfî Türk Edebiyatının Faydalandığı Bilim Dallarından İslami İlimler adını taşımaktadır.

Burada Türk Edebiyatını etkileyen Kur’an İlmi, Tefsir İlmi, Hadis İlmi, Akâid İlmi, Fıkıh İlmi, Kelâm İlmi, Siyer ve Kıyas ilimlerinin kısaca tanım ve muhtevaları verilmiştir. Bölümün üçüncü başlığı Tasavvuf Cereyanının Kur’ân-ı Kerim, Sofiler ve Türkler’e Göre Tanımları adını taşımaktadır.

Burada Tasavvuf alt başlığında bu terim, kelime ve ıstılah açısından değişik görüşler ışığında tanımlanmış, tasavvufun karakteristik özellikleri, muhtevası ve fonksiyonuna değinilmiştir.

Tasavvufun Geçirdiği Dönemler “Asr-ı Saadet devri, Tâbiun devri, Tarikatlar devri” olarak incelenmiş bütün bu düşünceler doğrultusunda tasavvufun Kuran-ı Kerim’e , yabancı sûfilere ve Türk sûfilerine göre geniş bir tarifi yapılmıştır.

Bu tanımlar ışığında tasavvuf, manzum ve mensur olarak çok yönlü bir şekilde tanımlanmıştır.

Son kısımda Türk sûfilerinin (Ahmet Yesevî, Mevlânâ, Hacı Bektâş Velî, Yunus Emre , Kaygusuz Abdal ve Niyazi Mısrî) tasavvuf tarifleri ile, Türklerin tasavvuf anlayışının altı çizilmiş, tasavvufun, Türklerin sosyal ve kültürel hayatındaki yeri ve önemine değinilmiştir.

Orta Asya’da Dinî Tasavvûfî Türk Edebiyatının Başlangıç Dönemindeki İlk Mutasavvıflar eserin Üçüncü Bölümünü oluşturmaktadır.

Bu bölümde Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig, Kaşgarlı Mahmûd’un Divanü Lugati’t-Türk, Edip Ahmet Yüknekî’nin Atabetü’l-Hakâyık, Ahmet Yesevî’nin Divân-ı Hikmet-Fakrnâme, Süleyman Hâkim Ata’nın Bakırgan Kitabı tanıtılmış, müellifler hakkında bilgi verilmiş ve eserlerinden seçme metinler alınmıştır.

Üçüncü bölümün ikinci başlığı Anadolu’da Dinî Tasavvûfî Türk Edebiyatının Başlangıcı ve Dönemin Belli Başlı Mutasavvıflarıdır.

Burada Anadolu’daki Tasavvufi Düşüncenin Başlangıcında bu düşünce ışığında oluşan tarikatların (Mevlevîler, Bektaşîler, Bayramîler, Melamîler, Ahîler) fonksiyonlarından bahsedilmiştir.

XII. yüzyıldan XX. yüzyıla kadar her yüzyıldaki mutasavvıflardan, eserlerinden ve tasavvufî türlerden bahsedilerek her yüzyıl Dinî-Tasavvûfî Türk Edebiyatı açısından kısaca değerlendirilmiştir.

Bundan sonra XIII-XX. Yüzyıllarda Dönemin Belli Başlı Mutasavvıflarının ve eserlerinin detaylı tanıtıldığı bölümler gelmektedir.

Bu çerçevede XIII. Yüzyılın Belli Başlı Mutasavvıfları; “Mevlâna Celâleddin Rûmî, Hacı Bektaş Velî, Sultan Veled, Ahmed Fakih, Şeyyâd Hamza, Yunus Emre, Nasreddin Hoca” ele alınmıştır.

Her mutasavvıfın hayatı ve eserleri hakkında geniş bilgiler verilmiş, eserlerinden seçilen örneklerle bu şahıs ve eserlerin Dinî Tasavvûfî Türk Edebiyatındaki yeri ve önemi belirtilmiştir.

Bu yöntemle diğer yüzyıllarda incelenen mutasavvıflar şunlardır:

XIV. Yüzyıl: “Abdal Mûsa, Kaygusuz Abdal, Said Emre, Gülşehri, Aşık Paşa, Kadı Darir, Elvan Çelebi, Rabguzî”, XV.Yüzyıl; “Hacı Bayram Veli, Akşemseddin, Yazıcızâde Mehmed, Süleyman Çelebi, Eşrefoğlu Rûmî, Kemal Ümmî, Emir Sultan, Rûşenî, İbrahim Tennûrî”, XVI.Yüzyıl: “İbrahim Gülşenî, Ahmed Sârban, Bursalı Muhyiddin Üftâde, Aziz Mahmûd Hüdâyî, Şah İsmail Safavî (Hatâî), Vâhib Ümmî, Pir Sultan, Kul Himmet, Muhyiddin Abdal, XVII.Yüzyıl: “Adem Dede, Elmalılı Sinan Ümmî, Niyazi-i Mısrî, Şeyhülislam Yahyâ, Oğlanlar Şeyhi İbrahim Efendi, Kul Nesîmî, Âşık Virânî, Nakşi Akkirmanî, Gaybi Sunullah”, XVIII. Yüzyıl: “Bursalı İsmail Hakkı, Erzurumlu İbrahim Hakkı, Mahdum Kulu, Neccarzâde Şeyh Rıza, Cemâlî, Üsküdarlı Hâşim, Kul Şükrü, Nasuhî, Senâyî, Mehdî, Mahvî ”, XIX. Yüzyıl: “Seyrânî, Turâbî, Keçecizâde İzzet Molla, Şeyhülislam Arif Hikmet, Adile Sultan, Salih Baba, Bitlisli Müştak Baba”, XX.Yüzyıl: “Edib Harabî, Mihrâbî, Mehmed Nûri, Yozgatlı Hüznî, Aşık Molla Rahim, Derûnî, Sıtkı, Zeynel Uslu Baba” Eserin Dördüncü Bölümü Dinî-Tasavvûfî Türk Edebiyatında Şekil-Tür ve Anlatım Özellikleri başlığını taşımaktadır. Bu bölümün ilk ana başlığında Dinî Tasavvûfî Türk Edebiyatında Nazım Şekilleri ele alınmış, bu edebiyatta kullanılan aruz, hece ölçüleri ve kâfiyenin özelliklerinden bahsedilerek Dinî-Tasavvûfî Türk Edebiyatı mensuplarının Divan ve Aşık Edebiyatı mensupları ile müşterekliğine dikkat çekilmiştir.

Bundan hareketle bu edebiyatın Divan Edebiyatına Ait Ortak Nazım Şekilleri, özellikleri açıklanarak, örneklerle beraber verilmiştir.

Dinî-Tasavvûfî Türk Edebiyatına ait (özel) nazım şekli bulunmadığı belirtilerek bu edebiyatın Divan ve Aşık Edebiyatının şekillerini kullandığı ifade edilmiştir.

Dinî-Tasavvûfî Türk Edebiyatına Ait Türler adlı ikinci ana başlık altında tür ve şekil kavramı hakkındaki karışıklığa ve farklı görüşlere yer verilerek tasnifte muhteva özelliklerinin tercih edildiği belirtilerek bu tercihin gerekliliği ifade edilmiştir.

Buna göre türler, Alah Hakkında Yazılan Türler:

(Tevhid, İlâhi, Esmâi- Hüsnâ, Münacaat), Peygamber Hakkında Yazılan Türler; (Na’t, Gevher-nâme, Dolap-name, Esmâ-i Nebî, Siretü’n-Nebî, Mucizât-ı Nebî, Hicret-nâme, Mi’rac-nâme, Mevlid, Hilye, Kırk Hadis), Din ve Tasavvuf Yolunun Büyükleri Hakkında Yazılan Türler: ( Medhiye, Mersiye, Maktel-i Hüseyin, Menâkıb-nâme,Velâyet-nâme), Dinî İnançlar ve Tasavvûfî Düşüncelerle İlgili yazılan Türler: ( Vücud-nâme, Nasihat-nâme, İbret-nâme, Fazilet-nâme, Fütûvvet-nâme, Gazavât-nâme, Mansur-nâme, Minber-nâme, İstihrac-nâme, Tâc-nâme, Nevrûziye, Tahassür-nâme, Fetvâ-nâme, Tarikat-nâme, Nutuk, Hikmet, Devriye, Şathiye, Kıyamet-nâme, Mahşer-nâme, Şefaat-nâme ) toplam 47 tür olmak üzere verilmiş, bu türler tanıtılarak bu türde eser veren önemli kişiler belirtilmiştir.

Ayrıca her türe ait seçme örnekler verilerek türlerin muhtevasının kavranması sağlanmıştır. Eserde bu türlerin sadece bu konularla sınırlı kalmadığı sonraki çalışmalarda farklı konularda yazılan bu edebiyata ait türleri içine alan çalışmaların da yapıldığı ifade edilmiştir.

Aynı muhteva özellikleri göstermesine rağmen şekil özelliklerine bakılarak Divan ve Halk Edebiyatı içinde ele alınan türler burada ilk kez Dinî-Tasavvûfî Türk Edebiyatına Ait Türler başlığında birarada ele alınmıştır.

Bütün bu türler bu edebiyatın ayrı bir disiplin olarak ele alınması gerektiği fikrini destekler zenginlikte ve niteliktedir. Sadece bu bölüm türler arttırılarak ve örnekler arttırılarak bağımsız bir eser haline gelebilecek özelliktedir.

Eserde bu edebiyata ait eserlerde fikri unsur ile dini vecd ön planda olduğu için Divan ve Halk Edebiyatlarında az görülen bir muhteva bütünlüğünü kitle iletişimi ve bütünleşmesini temin ettiği vurgulanmıştır.

Eserin dördüncü bölümünün üçüncü ana başlığı Dinî-Tasavvûfî Türk Edebiyatının Dil ve Üslup Özellikleridir.

Burada; bu edebiyatın Anlatım ve Üslûp Özellikleri, bu edebiyat mensuplarının eserlerinde sıkça kullandığı, üslûbun karakteristik özelliklerinden olan “Tekrir, Seci, Mecaz, Teşbih, Telmih, İstiâre, Nidâ, İstifham, Atasözleri ve Deyimler, Halk Söyleyişleri” kısaca açıklanarak seçkin yazar ve eserlerden verilen örneklerle pekiştirilmiştir.

Netice bölümünde hazırlanan bueserle yapılan çalışma kısaca özetlenmiştir.

Sayın GÜZEL, bu eseriyle diğer edebiyatlar arasında kalan Dinî-Tasavvûfî Türk Edebiyatını zengin ve müstakil bir edebiyat olarak belirgin bir şekilde öne çıkarmıştır. Planladığı çalışmaların tamamlanmasıyla bu fikir yadsınamayacak bir hal alacaktır.

Eserde Tasavvufun tarihi seyri, İslamiyeti kabul öncesi Türklerin inanç yapılarına kadar uzanan bir çizgide ele alınmıştır. Böylece bu edebiyatın oluşumu tarihi ve sosyal şartlar ışığında işlenmiştir.

Eserde başlangıçtan günümüze Dinî-Tasavvûfî Türk Edebiyatı genel hatlarıyla özlü ve özgün bir şekilde seçkin mutasavvıf ve seçilmiş metinlerle anlatılmıştır.

Abdurrahman GÜZEL’in bu eseri, üniversitelerde eğitim gören lisans ve üzeri akademik çalışmalar yapanlar için temel bir kaynak olmanın yanısıra dili ve muhtevası açısından konuya ilgi duyan herkes için de temel bir başvuru kitabı niteliğini taşımaktadır.

 

DİNÎ-TASAVVUFÎ HALK EDEBİYATININ GENEL ÖZELLİKLERİ

Tekke edebiyatında Tasavvuf felsefesinin işlendiği şiirlere Tekke şiiri denir. Bu şiirlerle; dini halka Tasavvuf felsefesine göre anlatmak ve halk arasında Tanrı sevgisini yaymak istenir. Halkı dinin yasakladığı eylemlerden uzaklaştırmak, iyi ahlâka yönetltmek amacı güdülür. Bu edebiyatı anlamak için Tasavvuf felsefesi bilmek gerekir.

Bunlar nazım biçimi olarak diğer Halk edebiyatı ürünlerinden ayrılmaz; konusuna göre ilâhi (hikmet, nefes, ayin), nutuk, devriye, şathiye gibi adlar alırlar.

Bu edebiyatı kuran müritler okuma yazma bildiklerinden şiirlerinde Arapça, Farsça sözcükler olabilir; ara sıra aruz ölçüsünü de kullanabilirler. Fakat temelde halka bir şeyler öğretmeyi amaçladıkları için, halkın anlayacağı dilde ve ona yabancı olmayan nazım biçimleriyle yazmışlardır. Ayrıca şiirlerin akılda kolay kalma özelliğinden de yararlandıkları düşünülebilir.

Dinî-Tasavvufî Türk edebiyatı İslâmiyet’in ve Tasavvufun etkisiyle ortaya çıkmıştır. İslâmiyet’in kökleşip yayılmasında büyük etkisi olan tasavvuf, zamanla edebî eserlerde de işlenmiş, din ve tasavvuf, edebiyat aracılığıyla yayılmaya çalışılmıştır. Dinî-Tasavvufî Türk edebiyatına Tekke edebiyatı da denir. Dinî-Tasavvufî Türk edebiyatında asıl olan sanat yapmak değil, dinî-tasavvufi düşünceyi yaymaktır. Tekke şairlerinin çoğu tarikatlarda yetişmiş şeyh ve dervişlerdir. Tekke şiiri, halk şiirinden de divan şiirinden de nazım şekilleri almıştır.

En belirgin özellikleri şunlardır:

Kurucusu 12. yüzyılda Doğu Türkistan’da yetişen Hoca Ahmet Yesevi’dir.

Tekke Edb., Anadolu’da 13. y.y.’dan itibaren gelişmiştir.

Bu edebiyat şairleri tarikat merkezi olan tekkelerde yetişmiştir.

Nazım birimi genellikle dörtlüktür.

Hem aruz hem hece vezni kullanılmıştır.

Şiirlerin çoğu ezgilidir.

Allah, insan, felsefe, doğruluk, ibadet gibi konular işlenmiştir.

İlahi, nefes, nutuk, devriye, şathiye, deme gibi nazım şekilleri kullanılmıştır.

Dili Aşık Edebiyatı’na göre ağır, divan edebiyatınana göre sadedir.

Aşık, maşuk, şarap, saki gibi mazmunlara yer verilmiştir.

Yüzyıllara göre bu edebiyatın en önemli temsilcileri şunlardır:

12.yy.: Hoca Ahmet Yesevi

13.yy.:Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli

14.yy.:Kaygusuz Abdal

15.yy.: Hacı Bayram-ı Veli, Eşrefoğlu Rumi

16.yy.: Pir Sultan Abdal

17.yy.: Niyaz-ı Mısrî, Sinân-ı Ümmî, Hüdâi

18.yy.: Sezai

19.yy.: Kuddusi, Turâbi
 

İslamiyet'in temel ilkelerine dayanarak nefsi arıtıp, ahlâkı güzelleştirerek dini yaşama ve bu yolla Allah'a ulaşma düşüncesine tasavvuf adı verilir.

X. yüzyıldan sonra tekkelerin çevresinde gelişen tasavvuf düşüncesi dinî - tasavvufi bir halk edebiyatının doğmasına yol açmıştır.

Oluştuğu yer dik*kate alınarak tekke edebiyatı olarak da adlandırılmıştır.

Dinî ve tasavvuf içerikli şiirler hem divan edebiyatı hem de halk edebiya*tı şairleri tarafından yazılmıştır.

Kitabımızın bu bölümünde halk edebiyatı geleneği çevresinde oluşturulan dinî tasavvufi şiirlere değineceğiz

Kadrosunda divan ve saz şairleri de bulunan dinî tasavvufi halk şiiri, halk edebiyatı ile divan edebiyatı arasında bu iki edebiyatı birbirine yaklaştıran, her iki edebiyatın hitap ettiği ayrı ayrı zümreleri birleştiren bir edebiyat köprüsü vazifesini görmüştür.

Dinî Tasavvufi Halk Şiirinin Genel Özellikleri

Tasavvuf hareketi Türkler arasında ilk kez Türkistan'da Ahmet Yesevi ile başlamış, daha sonra onun dervişleri aracılığıyla Anadolu'ya yayıl*mıştır. Onun yolundan giden Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Velî gibi mu*tasavvıflar eserlerinde bu düşünceyi işlemişlerdir.

Bu edebiyatın temel kaynağı İslam dini ve tasavvuftur.

Ayrıca dil, vezin ve nazım şekilleri gibi dış unsurlar bakımından çoğu zaman millî ruhu aksettirme yoluna gitmiştir.

Tasavvufi halk şiiri geleneğinde sanatsal kaygı ikinci planda tutulmuş, daha çok tasavvuf düşüncesini ve dinsel değerleri yayma amacı güdülmüştür.

Bu yönüyle bu tür şiirlerde didaktik unsurlar ağır bas*maktadır.

İslam dini ve tasavvuf, Osmanlı toplumunun en önemli ortak paydasıdır.

Herkesi ilgilendiren, ortak değerler etrafından oluşan temalar, yine herkesin anlayabileceği ortak, sade bir dille anlatıldığı için divan edebiyatı ve âşık edebiyatına göre daha fazla kişiye hitap etmiştir.

Dinî- tasavvufi halk şiiri geleneği, toplumsal bir görev üstlenmiş, hal*kı aynı düşünce etrafında kenetlemiş, onların hoşgörü içinde bir arada yaşamalarında kilit rol oynamıştır.

Özellikle Orta Asya'dan Anadolu'ya göçlerin sürdüğü ve Moğol istilasının birçok yeri kasıp kavurduğu dö*nemlerde, toplumda birlik, beraberlik ve düzenin oluşmasını yeniden sağlayarak Anadolu'nun vatan olmasında katkıda bulunmuştur.

Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli gibi mutasavvıf şairlerin ve diğer tekke erba*bının toplumdaki birleştirici rolü sonraki yüzyıllarda da devam etmiştir.

Bu şahsiyetler, tıpkı birer psikolog gibi toplumun manevi yönden kal*kınmasını, toplumsal moral değerlerinin yüksek tutulmasını sağlayarak psikolojik, sosyolojik, ahlâki bozulma ve yıpranmalara engel olmuştur.

Bu şiir geleneğinde öğreticilik de esas alındığından genellikle halkın anlayabileceği sade bir Türkçe kullanılmıştır.

Dinî-tasavvufi kavram*ları ifade eden kelimeler bulunsa da bunlar Türkçenin genel karakterini değiştirecek oranda fazla değildir.

Tekke edebiyatında hem hece hem aruz ölçüsü kullanılmıştır. Sadece hece veya sadece aruz ölçüsüyle yazanlar olduğu gibi her iki ölçüyle yazan şairler de vardır.

Nazım birimi genellikle heceyle yazanlarda dörtlük, aruzla yazanlarda beyittir.

Daha çok tam ve cinaslı uyak kullanılmıştır.

Dini- tasavvufi halk şiiri geleneğinin en yaygın nazım türü ilahidir. Bunun yanında nefes, nutuk, devriye, sathiye, methiye de bu şiir geleneği içinde değerlendirilir.

Şiirler çoğunlukla tekkelerde zikir esna*sında belli bir ezgiyle söylenmiştir.

Başlangıçtan günümüze kadar Dinî tasavvufi halk şiiri geleneği çer*çevesinde şiir yazan önemli şairler şunlardır:

12. yüzyıl:

Ahmet Yesevi

13. yüzyıl:

Hacı Bektaş-ı Velî

Yunus Emre

14 -15. yüzyıl

Seyyit Nesimî

15. yüzyıl

Kaygusuz Abdal

Eşrefoğlu Rumî

Hacı Bayram-ı Velî

16. yüzyıl

Aziz Mahmut Hüdâyî

Pir Sultan Abdal

17. yüzyıl

Niyaz-i Mısrî

18. yüzyıl

Erzurumlu İbrahim Hakkı
 

Dinî-Tasavvufî Türk edebiyatı İslâmiyet'in ve Tasavvufun etkisiyle ortaya çıkmıştır.

İslâmiyet'in kökleşip yayılmasında büyük etkisi olan tasavvuf, zamanla edebî eserlerde de işlenmiş, din ve tasavvuf, edebiyat aracılığıyla yayılmaya çalışılmıştır.

Dinî-Tasavvufî Türk edebiyatına Tekke edebiyatı da denir.

Dinî-Tasavvufî Türk edebiyatında asıl olan sanat yapmak değil, dinî-tasavvufi düşünceyi yaymaktır.

Tekke şairlerinin çoğu tarikatlarda yetişmiş şeyh ve dervişlerdir.

Tekke şiiri, halk şiirinden de divan şiirinden de nazım şekilleri almıştır.

En belirgin özellikleri şunlardır:

1) Kurucusu 12. yüzyılda Doğu Türkistan'da yetişen Hoca Ahmet Yesevi'dir.

2) Tekke Edebiyatı, Anadolu'ya 13. y.y.'dan itibaren gelişmiştir.

3) Bu edebiyat şairleri tarikat merkezi olan tekkelerde yetişmiştir.

4) Nazım birimi genellikle dörtlüktür.

5) Hem aruz hem hece vezni kullanılmıştır.

6) Şiirlerin çoğu ezgilidir.

7) Allah, insan, felsefe, doğruluk, ibadet gibi konular işlenmiştir.

8) İlahi, nefes, nutuk, devriye, şathiye, deme gibi nazım şekilleri kullanılmıştır.

9) Dili Aşık Edebiyatı'na göre ağır, Divan Edebiyatı'na göre sadedir.

10) Aşık, maşuk, şarap, saki gibi mazmunlara yer verilmiştir.

Yüzyıllara göre Tekke Edebiyatını en önemli temsilcileri şunlardır:

12.yy.: Hoca Ahmet Yesevi

13.yy.: Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli

14.yy.: Kaygusuz Abdal

15.yy.: Hacı Bayram-ı Veli, Eşrefoğlu Rumi

16.yy.: Pir Sultan Abdal

17.yy.: Niyaz-ı Mısrî, Sinân-ı Ümmî, Hüdâi

18.yy.: Sezai

19.yy.: Kuddusi, Turâbi
 

Anadoluda Tasavvuf Edebiyatı, Anadoluda Tasavvuf Edebiyatının Gelişimi, Anadoluda Tasavvuf Edebiyatının Şairleri, Anadoluda Tasavvuf Edebiyatının Temsilcileri

Anadoluda Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatının Başlangıcı ve Temsilcileri

• Anadolu Sahasında Tasavvufî Düşüncenin Başlangıcına Kısa Bir Bakış

• 13. Yüzyılda Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı ve TemsilcileriTasavvuf

8lvGBA.png


• 14. Yüzyılda Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı ve Temsilcileri

• 15. Yüzyılda Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı ve Temsilcileri

• 16. Yüzyılda Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı ve Temsilcileri

• 17. Yüzyılda Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı ve Temsilcileri

• 18. Yüzyılda Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı ve Temsilcileri

• 19. Yüzyılda Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı ve Temsilcileri

• 20. Yüzyılda Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı ve Temsilcileri​
 
13. yüzyıl Tasavvuf Edebiyatı Şairleri

Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî

Hacı Bektaş-ı Velî

Sultan Veled

Ahmed Fakih

Şeyyâd Hamza

Yunus Emre

14.yüzyıl Tasavvuf Edebiyatı Şairleri

Abdal Musa

Kaygusuz Abdal

Gülşehri

Âşık Paşa

Said Emre

Kadı Darir

Elvan Çelebi

Rabguzî

15. yüzyıl Tasavvuf Edebiyatı Şairleri

Hacı Bayram Velî

Süleyman Çelebi

Eşrefoğlu Rûmî

Kemal Ümmî

Emir Sultan

Dede Ömer Ruşeni

Akşemseddin

Yazıcızâde Mehmed

İbrahim Tennûrî

16. yüzyıl Tasavvuf Edebiyatı Şairleri

Pir Sultan Abdal

Aziz Mahmud Hüdayi

Vahib Ümmi

Kul Himmet

Muhyiddin Abdal

İbrahim Gülşenî

Ahmed Sârban

Bursalı Muhyiddin Üftade

Şah İsmail Safevî (Hatâî)

17. yüzyıl Tasavvuf Edebiyatı Şairleri

Âdem Dede

Elmalılı Sinan Ümmi

Niyazî-i Mısrî

Şeyhülislam Yahya

Kul Nesîmî

Aşık Virani

Oğlanlar Şeyhi İbrahim Efendi

Nakşi Akkirmanî

Gaybi Sunullah

18. yüzyıl Tasavvuf Edebiyatı Şairleri

Bursalı İsmâil Hakkı

Erzurumlu İbrahim Hakkı

Mahdum Kulu

Neccarzade Şeyh Rıza

Cemâli

Üsküdarlı Haşim

Kul Şükrü

Nasuhî

Senâyî

Mehdî

Mahvî

19. yüzyıl Tasavvuf Edebiyatı Şairleri

Seyrânî

Türabi

Keçecizade İzzet Molla

Salih Baba

Bitlisli Müştâk Baba

Kıbrıslı Âşık Kenzî

Şeyhülislam Arif Hikmet

Adile Sultan

20. yüzyıl Tasavvuf Edebiyatı Şairleri

Edîb Harâbî

Mihrâbî

Mehmet Nuri

Yozgatlı Hüznî

Âşık Molla Rahim

Derûnî

Sıtkı

Konyalı Mehmet Yakıcı

Zeynel Uslu Baba

 

Tasavvuf-Tekke Edebiyatı İslamiyet'in ve tasavvuf felsefesinin etkisiyle ortaya çıkmış; İslamiyet'in yayılmasını sağlamış, zamanla edebî eserlerde de işlenmiş, din ve tasavvuf, edebiyat aracılığıyla halka yayılmaya çalışılmıştır.

Hoca Ahmet Yesevî, Anadolu Türklerinin geliştirdiği tasavvuf edebiyatının ilham kaynağı olmuştur. Onun Divan-ı Hikmet adlı tasavvufi eseriyle ve Orta Asya'dan Anadolu'ya gönderdiği öğrencileriyle Türk tasavvuf edebiyatının XIII. yüzyılda temelleri atılmıştır. Bu edebiyat, Yunus Emre ile en mükemmel anlatım yeteneğine ulaşmıştır.

Dinî-tasavvufi Türk edebiyatı (Tekke edebiyatı)nda esas olan sanatlı, süslü söyleyiş değil, dinî-tasavvufi düşünceyi halka yaymaktır. Şair, içinde bulunduğu tarikatın düşünce sistemini, felsefesini yaymak için şiiri bir araç olarak kullanmıştır. Tekke şairlerinin çoğu tarikatlerde yetişmiş şeyh ve dervişlerdir.

Tekke şiiri, Divan şiirinden de nazım şekilleri almıştır. Ayrıca hem hece hem aruz vezni kullanılmıştır. Dil sadedir, çünkü halka yöneliktir.

Dini - Tasavvufi halk edebiyatında şiir türleri şunlardır:
1. İlahi

Allah aşkını konu edinen, Allah'ı övüp ona yalvarmak için yazılan ve söylenen şiirlere ilahi denir. İlahiler tarikatlere göre farklı isimler alır. İlahiler, Mevlevilerde "âyin", Halvetilerde "durak", Gülşenilerde "tapuğ", Alevi-Bektaşi tarikatlerinde "deme, nefes", kimi tarikatlerde de "cumhur" adını alır.

İlahiler, genellikle hece ölçüsünün 7'li, 8'li kalıbıyla söylenir. 11 'li hece ölçüsüyle söylenen ilahiler de vardır. Dörtlük sayısı 3-7 arasındadır. Kafiye düzeni koşmaya benzer: "abab cccb dddb..." İlk dörtlüğün uyak düzeni "xbxb" ya da "aaab" şeklinde de olabilir. İlahi denince akla ilk gelen, Yunus Emre'dir. Daha sonra Eşrefoğlu Rumi, Niyazi Mısrî, Aziz Mahmut Hüdayi de ilahiler yazmıştır.

Şol cennetin ırmakları
Akar Allah deyu deyu
Çıkmış islam bülbülleri
Öter Allah deyu deyu

Aydan aydındır yüzleri
Şekerden tatlı sözleri
Cennette huri kızları
Gezer Allah deyu deyu

Yunus Emre var yarına
Koma bugünü yarına
Yarın Hakk'ın divanına
Çıkam Allah deyu deyu

Yunus Emre'ye ait olan bu ilahide dinî konular üzerinde durulmaktadır. "Cennet, Allah, İslam, huri kızları vb." sözler dinî terimlerdir. Şiir, 8'li hece ölçüsüyle ve dörtlük nazım birimiyle yazılmıştır. Kafiye düzeni koşmaya benzemektedir: "abab, cccb, dddb" biçiminde uyaklanmıştır. Ahengi sağlamak için hem kafiyeden hem rediften yararlanılmıştır. Dinî terimler kullanılsa bile yalın bir dil vardır.
2. Nefes

Bektaşi şairleri tarafından söylenen tasavvuf şiirlerine nefes denir. Bu şiirlerde peygamberimiz Hz. Muhammet ve Hz. Ali'ye duyulan sevgi işlenir. Ayrıca tasavvuftaki vahdeti vücut (varlık birliği) kavramı anlatılır. Pir Sultan Abdal, nefesleriyle ünlüdür. Dörtlükler hâlinde hece ölçüsünün 7, 8 ve 11 'li kalıpları ile yazılır. Az da olsa aruzla yazılan örnekleri vardır.

Ey erenler çün bu sırrı dinledim
Huzuru mürşide vardım bu gece
Hakikat sırrını andan dinledim
Evliya erkanın gördüm bu gece

Mürşidim Muhammed bildim yolumu
Rehberim Ali'dir verdim elimi
Tığbend ile bağladılar belimi
Erenler meydanın gördüm bu gece
...

Bu nefes örneği, 11'li hece ölçüsüyle yazılmıştır. Kafiye düzeni yine koşmanınki gibidir. Ahengi sağlamada uyak ve rediften yararlanılmıştır. Dörtlük nazım birimi kullanılmıştır. Dörtlükler arasında anlam birliği vardır. Şiirde peygamberimiz Hz. Muhammet ve Hz. Ali'ye övgülerde bulunulduğunu, onlara karşı sevginin dile getirildiğini görüyoruz. Demek bu şiir, nefes türündedir. Zaten bu şiiri, Bektaşi şairi Pir Sultan Abdal yazmıştır.
3. Şathiye:

Dinin ilkelerinden, inançlardan teklifsizce ve alaycı bir dille söz ediyormuş gibi bir izlenim taşıyan şiirlerdir. Görünüşte saçma sanılan bu şiirler aslında toplumun ve insanların eleştirisini yapmakla birlikte tasavvuf kavramlarını anlatır. Genellikle Bektaşî şairleri tarafından söylenir. Bu tarz şiirlerde tasavvufa bağlı görüşler, şaşırtıcı bir alaycılık içerisinde dile getirilir.

Kullanırsın kanatsızca rüzgarı
Kürekle mi yaptın sen bu dağları
Ne yapıp da öldürürsün sağları
Can verip alırsın sen cancı mısın

Sekiz cennet yaptın sen Adem için
Adın büyük bağışla anın suçun
Ademi cennetten çıkardın niçün
Buğday nene lazım harmancı mısın

Bir iken bin ettin kendi adını
Görmedim senin gibi iş üstadını
Yeşertirsin kurutursun odunu
Sen bağçevan mısın ormancı mısın

.....
Azmi Baba

16. yüzyılda yaşamış olan ve Bektaşi şairi olan Azmi Baba'nın yazdığı bu şiir, şathiye örneğidir. Şiirde duygu ve düşünceler teklifsizce, alaycı bir söyleyişle dile getirilmiştir. "Kürekle mi yarattın sen bu dağları / Ne yapıp da öldürürsün sağları / Buğday nene lazım harmancı mısın vb." dizelerde bu söyleyiş öne çıkmaktadır. Ancak bu söyleyiş, bildiğimiz manada alay anlamına gelmez. Bu şiirde anlatılanların tasavvufta derin manaları vardır. Şiir, 11 'li hece ölçüsüyle ve dörtlük nazım birimiyle yazılmıştır. Ahengi sağlamak için uyak ve redif kullanılmıştır.
4. Devriye:

İlahiye benzer tasavvuf şiiridir. Bu şiirler ezelden beri var olan insan ruhunun Allah'tan gelip tekrar Allah'a dönmesi düşüncesini ele alır.

Cihan var olmadan ketm-i ademde
Hakk ile birlikte yekdaş idim ben
Yarattı bu mülkü çünkü o demde
Yaptım tasvirini nakkaş idim ben

Anasırdan bir libasa büründüm
Nar-ı bad-ı âb- hâkten göründüm
Hayrülbeşer ile dünyaya geldim
Âdem ile bile bir yaş idim ben

Bektaşi Çelebi

Bu şiir devriyenin özelliklerini yansıtmaktadır. Şiirde insanın yaradılışından söz edilmektedir. Dörtlük nazım birimi kullanılmıştır. Uyak düzeni "abab, cccb..." biçimindedir. Ahengi sağlamak için redif ve tam uyaktan yararlanıldığını görmekteyiz. Bu şiirde halk şiirine özgü nitelikler ağır basmaktadır. Yer yer Arapça ve Farsça sözcüklerin kullanılması İslam etkisini göstermektedir.
5. Nutuk:

Tekke önderlerinin, pirlerin ve mürşitlerin, tarikate yeni girenlere tarikatın adabını, derecelerini öğretmek amacıyla yazdıkları öğretici şiirlere nutuk adı verilir. 11 'li hece ölçüsüyle söylenir.

Eliftir doksan bin kelamın başı
Var Hakk'a şükreyle beni n'eylersin
Vücudun şehrini arıtmayınca
Yüzünü yumaya suyu n'eylersin

Vücudun şehrini verme gayrıya
Hatır yıkıp güç eyleme gayrıya
Var bir amel kazan Hakk'a yaraya
Hakk'a yaramayan huyu n'eylersin

Pir Sultan Abdal

Pir Sultan Abdal, bu şiirinde tarikatla, tasavvufla ilgili öğütler vermektedir. Dolayısıyla bu şiir, nutukun özelliklerini yansıtmaktadır.
 
Geri