folie a deux
Bronz Üye
-
- Katılım
- Mayıs 3, 2019
-
- Mesajlar
- 2,602
-
- Tepkime puanı
- 1,695
-
- Puanları
- 349
Görmüyor musun?
Bu akşam öyle sıradan bir akşam değil.
Kumburgaz asla böyle sessiz olmazdı.
Bu sahil neden yalnız ve çırılçıplak bugün?
Dalgalar evin ikinci katına kadar çıkacak gibi vuruyor kıyıya.
Haydi ama..
Bu kadar aceleci değildim ama korkuyor işte insan.
Pardon...
Henüz eve varamamıştım ben değil mi? En son burnuna yapışan dondurmayı izliyordum.
Biraz vanilya biraz da kakao.. Pek tatlı duruyordu, biraz da güldüm sorma..
Unutmadan.
Nasıl desem ki.. kıyamet gibiydi ya kahkahan!
Tufan koptu içimde, sen bana bakma.. Biraz çocuksul sevmişim sadece belki biraz daha fazla.
Hafif bir rüzgâr esti de, ben saçlarının melteminde asılı kalmıştım.
Sanki tavan arasına gizlenen intihar merasimi, birazdan tam da yanağından öleceğim hissiyatı.
Korktum anlıyor musun?
Gamzemin içine gömülü olmanı çok isterdim! Ama çok küçüktü ya, sığmazdın hem onun hem de benim içime.
Düşünsene..
Şarkımız çalıyor şu an.. bir yerlerden uçuşan yapraklar gibi, aynı nakaratta değiyoruz birbirimize.
Yonca Lodi - Kalbin ömürlük bende emanet..
Mırıldanırdık beraber, biraz da p*şt gülüşü..
Haydi kalk gel! bul bir bahane dediği an ay’ın gözlerine karışması ve sadece benim dünyamın aydınlanması...
Dans edelim mi diye hiç sormamalıydın biliyorsun! Ayaklarına basardım hep, ses etmezdin ama acırdı canın, utandırırdın beni.
Sonra o malum söz.
Bir birbirimize sadece sımsıkı sarılsak olmaz mı?
Allah’ım..
Lütfen hemen şimdi ölebilir miyim?Bu ihtişamlı kolların, eşsiz kokunun arasında.
Haneme bir günah daha yazılsa da, dökülsün işte prangalarım ayaklarına
Bir kahve içmeliyiz, hemen hemen hemen! kendimize gelmeliyiz.
Garson bey iki orta alabilir miyiz?
Pardon benimki sert hatta en sertinden olsun..
- Beyefendi, misafiriniz nerede? tek kişi geldiniz de kahve soğumasın?
Lütfen bana sadece iki kahve getirin ayrıca kalem ve kağıt.
Ne yazacağım şimdi?
Yazma.
Yazma.
Yazma.
Yırt beni, yut onu yazma!
Ama yapmalıyım, yapmalıydım..
“Bir demir parçası olsaydım keşke veya herhangi bir nesne.. Eskicilere satılırdım hiç değilse.. işine yaramazdım kimsenin biliyorum ama en azından zaman aşımına düşerdi kalbim, biraz paslanırım da değersiz kalırdım işte..
öyle bir an, öyle karanlık bir sokak tenhasında iki aşık.
Arka planda gizlenmiş it gibi tırsan silüet.. ah bu yangın, sokak lambalarından da daha beter.. Dokunma..
Cam kırıkları batırıyor dünyama gördüklerim..
Pembeyi de sevmezdin ama öyle giyinmiştin.. Belki de sevmediğin çok şey yapmıştın, toz pembe yalanlar gibi..
Utangaçlıktan kısıldığını düşündüğüm gözlerinin yalanlardan düşük geçirmesi gibi..
Ah o adamın..
Köprücüğüne değme telaşı, sana sızma arzusu..
içimde onu öldürme dürtüsü ve suskunluğum..
Hiç yoluna, kumbarada birikmiş tüm paralar arasında ilk benim harcanışım..
Ah kahrolsun şu odamın aynaları.. Beni hâlâ adam gibi göstermeye çalışması, kızgın yağda dahi kızarmayan iki yüzlü kalbimin tüm bunları göz ardı edişi..”
Garson bey: lütfen masamdaki yapay gülleri alır mısınız? eylem hazırlığındaki yüreğimin etrafındaki her şey sahte!
Cepheler arası savaş veriyoruz şurada, müziği de kısar mısınız? hatırlamak istiyorum..
Sevgilimin söylediği tüm yalanları hatırlamak istiyorum..
Bir de kahveleri tazeleyelim lütfen..
Biraz çarpıntı olacaktı biliyorum ama henüz bitmemişti söyleyeceklerim..
“Merak ediyorum..
Arabesk sevmezdin ki sen, nasıl dersin hatasız kul olmaz, hatamla sev beni?
İstanbul boğazındaki köprüler gibi değil miydik biz? Biri yamuk dursa, iki tarafta denize batacaktı, hani biz oltalara takılmayacak, bir başka balık ile aynı havasızlığı dahi tahammül etmeyecektik..
Ne oldu bize sevgilim..
Esmer tenine şiirler döşerken, bu mayınları içime döşemen neden? Kim vurduya gidiyorum şurada, nasıl bir k*pe ayaz bu, içim üşüdü ulân!
Nefesin..
Ona dolanıyordu ya hani.
Gülüşü dökülüyordu dudaklarına..
Kağıda düşenler acımazmış, ben ne çok acıdım oysa..
ama sen bunlara bakıp acıma sakın..
Birazdan kesilmiş olacak bileklerim, evimizin banyosundan akıp gideceksin. Birkaç saat buraları kirleteceğim, bunun için özür dilerim.
Lütfen eve ilk giren sen olma, üzerimi örtmelerini bekle. Seni kan tutar beni kirpiklerinden sıyrılan bakışların!
Ve son isteğim..
Aşkımın teminatı olan şu kırmızı rengin hatırına;
Bu aşkı bensiz katleder misin?
Rüzgar.
Bu akşam öyle sıradan bir akşam değil.
Kumburgaz asla böyle sessiz olmazdı.
Bu sahil neden yalnız ve çırılçıplak bugün?
Dalgalar evin ikinci katına kadar çıkacak gibi vuruyor kıyıya.
Haydi ama..
Bu kadar aceleci değildim ama korkuyor işte insan.
Pardon...
Henüz eve varamamıştım ben değil mi? En son burnuna yapışan dondurmayı izliyordum.
Biraz vanilya biraz da kakao.. Pek tatlı duruyordu, biraz da güldüm sorma..
Unutmadan.
Nasıl desem ki.. kıyamet gibiydi ya kahkahan!
Tufan koptu içimde, sen bana bakma.. Biraz çocuksul sevmişim sadece belki biraz daha fazla.
Hafif bir rüzgâr esti de, ben saçlarının melteminde asılı kalmıştım.
Sanki tavan arasına gizlenen intihar merasimi, birazdan tam da yanağından öleceğim hissiyatı.
Korktum anlıyor musun?
Gamzemin içine gömülü olmanı çok isterdim! Ama çok küçüktü ya, sığmazdın hem onun hem de benim içime.
Düşünsene..
Şarkımız çalıyor şu an.. bir yerlerden uçuşan yapraklar gibi, aynı nakaratta değiyoruz birbirimize.
Yonca Lodi - Kalbin ömürlük bende emanet..
Mırıldanırdık beraber, biraz da p*şt gülüşü..
Haydi kalk gel! bul bir bahane dediği an ay’ın gözlerine karışması ve sadece benim dünyamın aydınlanması...
Dans edelim mi diye hiç sormamalıydın biliyorsun! Ayaklarına basardım hep, ses etmezdin ama acırdı canın, utandırırdın beni.
Sonra o malum söz.
Bir birbirimize sadece sımsıkı sarılsak olmaz mı?
Allah’ım..
Lütfen hemen şimdi ölebilir miyim?Bu ihtişamlı kolların, eşsiz kokunun arasında.
Haneme bir günah daha yazılsa da, dökülsün işte prangalarım ayaklarına
Bir kahve içmeliyiz, hemen hemen hemen! kendimize gelmeliyiz.
Garson bey iki orta alabilir miyiz?
Pardon benimki sert hatta en sertinden olsun..
- Beyefendi, misafiriniz nerede? tek kişi geldiniz de kahve soğumasın?
Lütfen bana sadece iki kahve getirin ayrıca kalem ve kağıt.
Ne yazacağım şimdi?
Yazma.
Yazma.
Yazma.
Yırt beni, yut onu yazma!
Ama yapmalıyım, yapmalıydım..
“Bir demir parçası olsaydım keşke veya herhangi bir nesne.. Eskicilere satılırdım hiç değilse.. işine yaramazdım kimsenin biliyorum ama en azından zaman aşımına düşerdi kalbim, biraz paslanırım da değersiz kalırdım işte..
öyle bir an, öyle karanlık bir sokak tenhasında iki aşık.
Arka planda gizlenmiş it gibi tırsan silüet.. ah bu yangın, sokak lambalarından da daha beter.. Dokunma..
Cam kırıkları batırıyor dünyama gördüklerim..
Pembeyi de sevmezdin ama öyle giyinmiştin.. Belki de sevmediğin çok şey yapmıştın, toz pembe yalanlar gibi..
Utangaçlıktan kısıldığını düşündüğüm gözlerinin yalanlardan düşük geçirmesi gibi..
Ah o adamın..
Köprücüğüne değme telaşı, sana sızma arzusu..
içimde onu öldürme dürtüsü ve suskunluğum..
Hiç yoluna, kumbarada birikmiş tüm paralar arasında ilk benim harcanışım..
Ah kahrolsun şu odamın aynaları.. Beni hâlâ adam gibi göstermeye çalışması, kızgın yağda dahi kızarmayan iki yüzlü kalbimin tüm bunları göz ardı edişi..”
Garson bey: lütfen masamdaki yapay gülleri alır mısınız? eylem hazırlığındaki yüreğimin etrafındaki her şey sahte!
Cepheler arası savaş veriyoruz şurada, müziği de kısar mısınız? hatırlamak istiyorum..
Sevgilimin söylediği tüm yalanları hatırlamak istiyorum..
Bir de kahveleri tazeleyelim lütfen..
Biraz çarpıntı olacaktı biliyorum ama henüz bitmemişti söyleyeceklerim..
“Merak ediyorum..
Arabesk sevmezdin ki sen, nasıl dersin hatasız kul olmaz, hatamla sev beni?
İstanbul boğazındaki köprüler gibi değil miydik biz? Biri yamuk dursa, iki tarafta denize batacaktı, hani biz oltalara takılmayacak, bir başka balık ile aynı havasızlığı dahi tahammül etmeyecektik..
Ne oldu bize sevgilim..
Esmer tenine şiirler döşerken, bu mayınları içime döşemen neden? Kim vurduya gidiyorum şurada, nasıl bir k*pe ayaz bu, içim üşüdü ulân!
Nefesin..
Ona dolanıyordu ya hani.
Gülüşü dökülüyordu dudaklarına..
Kağıda düşenler acımazmış, ben ne çok acıdım oysa..
ama sen bunlara bakıp acıma sakın..
Birazdan kesilmiş olacak bileklerim, evimizin banyosundan akıp gideceksin. Birkaç saat buraları kirleteceğim, bunun için özür dilerim.
Lütfen eve ilk giren sen olma, üzerimi örtmelerini bekle. Seni kan tutar beni kirpiklerinden sıyrılan bakışların!
Ve son isteğim..
Aşkımın teminatı olan şu kırmızı rengin hatırına;
Bu aşkı bensiz katleder misin?
Rüzgar.
Moderatör tarafında düzenlendi: