Dindar Bir Vatan Evladı: Mustafa Kemal Atatürk

  • Kullanıcı aRMiNa
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Atatürk Köşesi (Arşiv)
Konu sahibi son olarak 2622 gün önce görüldü
Dindar Bir Vatan Evladı: Mustafa Kemal Atatürk

Dindar Bir Vatan Evladı: Mustafa Kemal Atatürk
Kaynak : sozcu.net - Dindar Bir Vatan Evladı: Mustafa Kemal Atatürk Yarım yüzyılı aşkın bir süredir bazı ideolojik çevreler tarafından Türk halkına son derece çarpık bir mantık aşılanmaya çalışıldı.

Oysa, Atatürk’ün hayatı ve düşünceleri araştırılıp incelendiğinde, materyalist kesimlerin öne sürdükleri bu tür iddiaların bütünüyle gerçek dışı olduğu ortaya çıkar. Gerek Atatürkü yakından tanıyan kişilerin aktardıkları bilgiler, gerekse Atatürkün hayatını anlatan güvenilir kaynaklar incelendiğinde, Atatürkün sarsılmaz bir Allah inancına sahip, Kuran-ı Kerimi kendisine rehber edinmiş samimi bir Müslüman olduğu görülecektir.

Atatürk’ün sağlam bir İslam inancına sahip olduğu, çeşitli vesilelerle yaptığı konuşmalarda da açıkça kendini göstermektedir. Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Önderimizin ortaya koyduğu uygulamaları incelediğimizde de, bunların dinimizin özüne ve Kuran-ı Kerimde tarif edilenlere uygun olduklarını görürüz.

Atatürk’ü dinden uzak ve materyalist bir kişi olarak göstermek isteyenler şunu iyi bilmelidirler ki, Atatürk hayatı boyunca, temelini materyalizmden alan komünizme karşı büyük bir mücadele vermiştir. Bu konuyla ilgili olarak da, Şurası unutulmamalıdır ki; Türk aleminin en büyük düşmanı komünistliktir. Her görüldüğü yerde ezilmelidir. (Faruk Şükrü Yersel, Eskişehir Gazetesi, 1926) talimatını vermiştir.
Bizlere yani Türk Ulusuna düşen vazife ise Atamızı, onun ilkelerini, fikir ve düşüncelerini en doğru bilgilerle tanımak, halkımıza tanıtmak ve gelecek nesillere aktarmaktır.

Atatürk, Allahın birliğini, büyüklüğünü şu samimi sözlerle ifade etmiştir:

Ey Millet! Allah birdir. Şanı büyüktür. Allah’ın selameti, atıfeti ve hayrı üzerinize olsun. Koyduğu esas kanunlar, Kurân-ı Azimüşşandaki ayetlerdir. İnsanlara feyz ruhunu vermiş olan dinimiz son dindir. Ekmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, hakikate uymamış olsaydı, bununla diğer ilahi ve tabii kanunlar arasında aykırılıklar olması gerekirdi. Bütün ilahi kanunları yapan Cenab-ı Haktır. (Atatürkün S ve D. c. 2, s. 93)

Atatürk, Kuran-ı Kerime olan bağlılığını onu Kitab-ı Ekmel yani (En Mükemmel Kitap)8 diye tanımlayarak dile getiriyordu. Dolmabahçe Sarayı ve Çankaya Köşküne hafızları çağırtarak sık sık Kuran okutmuş, ayetler üzerinde incelemelerde bulunmuş ve hafızlarla meal ve tefsir konularında fikir alış verişinde bulunmuştu.

Atatürk özel sohbetlerinde pek çok kez dindar olmanın gerekliliğinden, Peygamber Efendimizin hayatından, Asr-ı Saadet ve Hülefayı Raşidin (dört halife) dönemlerinden, dinimizin yüceliğinden, Allahın kudretinden söz etmiştir. İslam Dininin son ve mükemmel din, Peygamberimiz (sav)in de son peygamber olduğunu her fırsatta vurgulayan Atatürk, ulusuna da dindar olmayı, dinini öğrenmeyi öğütlemiştir.
 
Atatürk, dinimizin akıl ve mantığa uygun olduğunu da aşağıdaki sözleriyle belirtmiştir:

Bilhassa bizim dinimiz için herkesin elinde bir ölçü vardır. Bu ölçü ile hangi şeyin bu dine uygun olup olmadığını kolayca takdir edebilirsiniz. Hangi şey ki akla, mantığa halkın menfaatine uygundur; biliniz ki o bizim dinimize de uygundur. Bir şey akıl ve mantığa, milletin menfaatine, İslamın menfaatine uygunsa kimseye sormayın. O şey dinidir. Eğer bizim dinimiz aklın mantığın uyduğu bir din olmasaydı mükemmel olmazdı, son din olmazdı. (Atatürkün S.D. II, 1923, s. 127)
İslam Dini hakkında bu kadar güzel fikirlere sahip olan ve her ortamda bu düşüncelerini dile getiren Atatürk, açıktır ki Allahtan korkan, Allahın emirlerini elinden geldiği kadar yerine getirmeye çalışan bir Müslümandı. Atatürk, Çanakkale Zaferinde çarpışan Türk askerlerinin iman ruhunu şöyle anlatmıştır:

Çanakkale İslâmla korundu diyen Atatürk şöyle devam ediyor: Öleni görüyor. Üç dakikaya kadar öleceğini biliyor. En ufak bir fütur (yılgınlık) bile göstermiyor. Sarsılmak yok. Okuma bilenler ellerinde Kurân, cennete girmeye hazırlanıyor. Bilmeyenler kelime-i şehadet getirerek yürüyor. Bu, Türk askerlerindeki ruh kuvvetini gösteren, şaşılacak ve övülecek bir misaldir. Emin olmalısınız ki Çanakkale Muharebesini kazandıran bu yüksek ruhtur. (Atatürkün S ve D. c. 2, s. 93)

Atatürk; Peygamber Efendimizi çok iyi tanımış, onun üstün özelliklerini çeşitli vesilelerle anlatmıştır:

O, Allahın birinci ve en büyük kuludur. Onun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim, senin adın silinir; fakat sonuca kadar O, ölümsüzdür. (Dr. Utkan Kocatürk, Atatürkün Fikir ve Düşünceleri, Atatürk ve Din Eğitimi, A. Gürtaş, s. 26)

Onun hak peygamber olduğundan şüphe edenler, şu haritaya baksınlar ve Bedir destanını okusunlar. Hz. Muhammed (sav)in bir avuç imanlı Müslümanla mahşer gibi kalabalık ve alabildiğine zengin Kureyş ordusuna karşı Bedirde kazandığı zafer, fani insanların karı değildir; Onun peygamber olduğunun en kuvvetli işareti işte bu savaştır. (Hakikati Tasvir, Ş. Günaltayın Anıları, A. Gürtaş, s. 26)
Atatürk’ün Hz. Muhammed (sav)e yönelik övgü dolu sözleri ise şöyledir:



Bütün dünyanın Müslümanları Allahın son peygamberi Hz. Muhammedin gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm Müslümanlar Hz. Muhammedi örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli; İslamiyetin hükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli. Zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler. (Urduca Yayınlarda Atatürk, A.Ü. Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Yayını, 1979, s. 70-71)

Büyük bir inkılap yapan Hazreti Muhammed (sav)e karşı beslenilen sevgi, ancak onun ortaya koyduğu fikirleri, esasları korumakla tecelli edebilir. (Şemsettin Günaltay, Ülkü Dergisi, sayı 100, s.)

Atatürk, laikliği, din ve vicdan özgürlüğünün temeli olarak kabul etmiştir. Bize düşen görev, Atatürkün de yaptığı gibi, İslamı savunmak ve Allahın dinini insanlara öğretmektir.

Şurası unutulmamalıdır ki; Türk aleminin en büyük düşmanı komünistliktir. Her görüldüğü yerde ezilmelidir.

**********

Tam bir Türk milliyetçisi ve Türk-İslam Birliği taraftarı olan Atatürkün Türk aleminin en büyük düşmanı komünistliktir. Her görüldüğü yerde ezilmelidir. sözü onun tüm bu deccallere ve zihniyetlerine karşı olduğunu göstermektedir. Komünizmle mücadele eden Atatürk ayrıca Türk-İslam Birliğinin en büyük savunucularından biri olarak bu birliğin önemine şöyle dikkat çekmiştir:

Türk Birliği’nin bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk Birliği`ne inanıyorum, onu görüyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk Birliğiyle açacaktır. Dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır.
 
Atatürk son derece dindar bir insandı. Fakat günümüze kadar kendisinin bu dindar yönü hep gizlenmiş, bir insanın hem dindar hem de medeni ve son derece de aydın olamayacağı insanlara empoze edilmiştir. Halbuki Atatürk hem dindar olunup hem de dünya çapında aydın ve ileri görüşlü olunabileceğinin en büyük göstergesidir. Üstelik din zaten insanı karanlıktan çıkarıp aydınlığa götürür, birtakım dogma fikirlere saplanmasına müsaade etmez, daima araştırmayı ve öğrenmeyi öğütler.

Atatürk, İslam ahlakıyla ahlaklanmış, tam bir Osmanlı beyefendisidir. Kendisinin ne kadar dindar bir insan olduğunu hayatına baktığımızda çok iyi anlayabiliyoruz. Her şeyden önce Atatürk 1920’ lerin sonu 1930’ ların başında Kuran tefsiri ve tercümesi ile hadis çalışması yaptırmıştır. Atatürk’ ün Kuran’ ın tercümesini yaptırması Türk halkının Kuran’ ı anlayarak öğrenmesini, dinini bilerek uygulamasını sağlamaktır. Elmalı Hamdi Atatürk’ ün bu verdiği görevi yerine getirerek Kuran’ ın hem tefsirini, hem de tercümesini yapmıştır. Atatürk sayesinde Kuran tüm Müslümanlar tarafından Türkçe okunabilmiş ve ayetler üzerinde derin düşünerek, anlayarak Allah’ ın hikmetli sözleri kavranabilmiştir.


Atatürk’ ün dindar yönünü anlatmak için hayatından vereceğimiz birkaç örnek yeterli olacaktır.


ATATÜRK’ ÜN KURANI ÇOK İYİ BİLMESİ:

Atatürk Edirne ziyaretinde Selimiye Camii' nin içini dolaşırken, mihrapla büyük avizenin arasında durarak yukarıdaki yarım kubbenin üzerinde Arapça yazılı olan ayeti okuyarak müftüye sorar. ' Hocam bu ayet Tevbe suresi 18' nci ayet değil mi? ' der. Müftüden ' Evet paşa hazretleri' cevabını aldıktan sonra müftüye ' Bana bu ayetin manasını söyleyebilir misiniz? ' diye sorar. Hocanın doğru cevabı üzerine teşekkür edip ' Evet bende öyle biliyorum' der. Hat sanatının ağdalı uygulamasıyla kubbeye yazılı ayetin hem Arapça' sını ve hem de Türkçe anlamını bilecek kadar İslam konusunda birikimli bu büyük ve güzel insanı dinsiz gibi göstermek çok büyük bir hata olacaktır.

ATATÜRK’ ÜN MECLİSİ KURAN OKUTARAK AÇTIRMASI:

Atatürk Büyük Millet Meclisi' nin 23 Nisan 1920 Cuma günü açılmasını emretmiştir. Bu açılışın 21 Nisan 1920' de tüm Türkiye' ye gönderilen bildirgesi, bildirgeyi bizzat kaleme alan Atatürk' ün, samimi inancını açıkça gözler önüne seren tarihi bir belge niteliğindedir: 1. Allah' ın yardımıyla 23 Nisan Cuma günü, Cuma namazından sonra Ankara' da Büyük Millet Meclisi açılacaktır. 2. Vatanın bağımsızlığı ve kurtarılması gibi çok önemli vazifeleri olan Meclisin açılış gününü, Cumaya tesadüf ettirmekten maksat, o günün kutsallığından faydalanmak ve açılmadan önce sayın milletvekilleriyle Hacı Bayram Camii' nde Cuma namazı kılmak, Kuran ve namazın nurlarından faydalanmaktır... 3. O günün kutsallığını güçlendirmek için bugünden başlayarak valiliklerde, vali beyefendinin düzenlemesiyle hatim indirilecek, muhayiri şerif okunacaktır. Hatmin son kısımları Cuma namazından sonra Meclis binası önünde tamamlanacaktır....
 
ATATÜRK’ ÜN ALLAH İNANCI:
Sabiha Gökçen: ' Bir sabah, Ata' nın elini öpmek üzere yanına girdim. İşleri ile meşguldu. Bir süre ayakta bekledim, birden derin bir iç geçirdi ve ' Allah' dedi. (O bunu sık sık tekrarlardı) Atatürk hakkında evvelce çok şeyler duymuştum, bu tesirle olacak, bir hayli şaşırdım. O' nun ağzından Allah kelimesini duymak beni şaşırtmış ve heyecanlandırmıştı. Ata' nın yüzüne şaşkın bir şekilde bakmış olacağım ki; ' Sen dindar mısın?' diye sordu. Ben de ailemden aldığım din terbiyesiyle ' Evet, dindarım' dedim ve bu cevabımı nasıl karşılayacağını anlamak için ürkek ürkek yüzüne baktım. Cevabım hoşuna gitmişti. ' Çok iyi... Allah büyük bir kuvvettir. O' na daima inanmak lazımdır. ' dedi ve bu konuda uzun uzun izahat verdi. Ben de o zaman anladım ki, Atatürk hakkında söylenenlerin aslı yoktur ve Ata bütün söylenenlerin hilafına inançlı bir insandır.

ATATÜRK’ ÜN İSLAM DİNİNE BAĞLILIĞI:

" Türk Milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum. "
"Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur" ; "Din vardır ve lazımdır. " (Yakınlarından Hatıralar, Asaf İlbay, s. 102)

"Allah birdir, şanı büyüktür. Allah' ın selameti, sevgisi üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri Allah tarafından insanlara dini gerçekleri duyurmaya memur ve elçi seçilmiştir. Bunun temel esası, hepimizce bilinmektedir ki, Yüce Kuran' daki anlamı açık olan ayetlerdir. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir. En mükemmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun düşüyor." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, c. 2, s. 93)


" Bizim dinimiz en makul ve en doğal bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin doğal olması için akla, tekniğe, ilme ve mantığa uygun olması gerekir. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur. İslam' ın sosyal hayatı içinde hiç kimsenin, bir özel sınıf halinde varlığını sürdürme hakkı yoktur. Kendilerinde böyle bir hak görenler dini kurallara uygun harekette bulunmuş olmazlar. Bizde ruhbanlık yoktur, hepimiz eşitiz ve dinimizin kurallarını eşit olarak öğrenmeye mecburuz" (Atatürk' ün Söylev ve Demeçleri, 1959, c.2, s. 90)


ATATÜRK’ ÜN ÖLMEDEN ÖNCE SÖYLEDİĞİ SÖZ:

" Bütün dünya Müslümanları, Allah' ın son Peygamberi Hz. Muhammed (SA)' in gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli; İslamiyet' in hükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli; zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilir. " (Urduca Yayınlarda Atatürk, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yayınları, Ankara 1979, sayfa 102)
Atatürk’ ün köşkte sürekli dört hafız getirtip Kuran okuttuğu, peygamberimize olan sevgisi ve düşkünlüğü çok iyi bilinmektedir. Peygamberimizin mezarını yıkmak isteyenlere Suudilere ‘‘ Bu kutsal emanete asla dokunamazsınız. Bir tek taşının bile zarar gördüğünü duyarsam orduyu aşağıya gönderirim’ diye karşı çıkan da Atatürk’ tür. Dolayısıyla Atatürk’ ün gerçek bir dindar olduğunu saklamaya çalışmak her zaman beyhude bir çabadan öteye gidemeyecektir.
 
Atatürk ölümünden elli yıl sonra bazı görüşlerinin açıklanmasını istemiş ve bu son derece önemli görüşlerini vasiyetinde bildirmiştir. Atatürk 6 Eylül 1938 tarihinde Dolmabahçe Sarayı’nda iken yanında Cumhurbaşkanı Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak, Ordinaryüs Prof. Neşet Ömer İrdelp olduğu sırada İstanbul Beyoğlu 6. Noteri İsmail Kunteri makamına davet ederek elyazısı ile yazıp bir zarfa koyduğu ve zarfı kapalı bir şekilde üç yerinden kırmızı balmumu döküp mühürleterek, Noter’e, “Bu kapalı zarfta vasiyetim var, icap ettiği zaman gerekeni yaparsınız” diyerek teslim eder.

Mühürlü zarf 10 Kasım 1938’de Atatürk’ün vefat etmesi üzerine Ankara 3. Sulh Hukuk Hâkimi Osman Selçuk ve görevli bir heyet tarafından 5 Ocak 1939 tarihinde Ankara Ulus semtindeki Ziraat Bankası A.Ş. Genel Müdürlüğü Merkez Şube’deki özel kasalara Atatürk’ün vasiyetinde belirttiği üzere 50 yıl sonra, yani 10 Kasım 1988’de açılmak üzere konur Tutanaklar tutulup imzalar atılır ve kasalar kilitlenerek gününden önce açılması engellenir.


Ölümünün üzerinden yetmiş yıl geçmesine rağmen Atatürk’ün vasiyeti adeta bir sır gibi özenle saklanıyor. Peki bu yüzyılın dahisi olan, aklı, bilgisi, ileri görüşlülüğü dünya çapında bilinen ve taktir edilen Atatürk’ün görüşlerinin açıklanmamasının nedeni nedir? Yoksa bu görüşler birtakım çevreleri son derece rahatsız mı etmektedir?


Basında bildirilen haberlere göre Atatürk’ün vasiyeti 1988 yılında ölümünden tam elli yıl sonra 'Cumhurbaşkanı Kenan Evren ve o günkü Başbakan Turgut Özal tarafından açılıp okunmuştur. Ancak Atatürk’ün görüşlerine toplumun henüz hazır olmadığı! öne sürülerek vasiyetin açıklanması 25 yıl yasaklanmıştır. Öncelikle Atatürk’ün açıklanmasını istediği vasiyeti nasıl başka kişiler tarafından değerlendirilmeye tabii tutulup açıklanmayabilir? Toplum neye, hangi fikre ve inanca göre bu vasiyeti öğrenmeye hazır görülmemiştir?

 
Vasiyetle ilgili 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın da bilgisi olduğunu söyleyen Araştırmacı-Yazar Aytunç Altındal, 1967'de Bayar'a 'Atatürk'ün gizli vasiyeti var mıydı?' diye sorduğunu, Bayar'ın da kendisine, 'Muhtemeldir. Açıklanması şimdi doğru olmaz, Türkiye hazır değil' dediğini söylemiştir. Kenan Evren'in, Atatürk'ün fikirlerini gizlemesindeki amacı mutlaka açıklaması gerektiğini söyleyen Altındal, Atatürk'ün notlarının Anıtkabir'de olduğu yolunda kendisine güvenilir bilgiler geldiğini de sözlerine ekledi. Altındal, Atatürk'ün sır vasiyetinin, Cumhurbaşkanlığı'nın ardından Meclis'te Atatürk'ü Koruma Komisyonu'nun kararıyla, Genelkurmay Başkanlığı'nın oluru alındıktan sonra açıklanabileceğini de sözlerine ekledi.

Özenle saklanan Atatürk’ün vasiyeti ile ilgili birtakım ipuçları var. Altındal'a göre, Atatürk'ün notlarında Hilafet'le ilgili ilginç fikirleri yeralıyordu. Buna göre Atatürk, hilafetin kişi bazında değil, bütün İslam ülkeleri arasında rotasyonla değişecek bir kurum olarak canlandırılabileceğini düşünüyordu. Altındal’a göre, bu vasiyeti 1958’de öğrenen Adnan Menderes, "Siz isterseniz hilafeti bile geri getirebilirsiniz" bu nedenle söylemişti. Altındal, Atatürk’ün "1920’lerde sadece 3 Müslüman devlet var. Türkiye, İran ve Afganistan. Bu sayı ileride 40’a 50’ye çıkarsa, bu devletler kendileri bir araya gelerek bir Hilafet Meclisi oluştururlar" dediğini öne sürüyor.


Atatürk çok kuvvetle muhtemel ki, aklı ve üstün ileri görüşü sayesinde İslam ülkelerinin gelecekte birleşeceklerini görmüş ve bunu vasiyetinde dile getirmişti. Bu önemli bilgiler şimdi özenle Türk halkından adeta sır gibi saklanıyor. Hiç kimse bu vasiyetin varlığından söz etmiyor, konuşulmuyor ve adeta unutturulmaya çalışılıyor. Peki bu vasiyeti bilmek ve öğrenmek her Türk vatandaşının hakkı değil midir? Vasiyetteki bilgiler kimleri ve hangi çevreleri rahatsız etmiştir? Ayrıca toplumun buna hazır olup olmadığına toplum adına nasıl başkaları karar verme cesaretini gösterebilir?
 
Geri