Din ve İnanış Nedir
Moğolların dini konulardaki tutumları başlangıçta Türklerden farklı idi. Moğollarda domuz ve köpek kutsal varlık olarak değerlendirilir. Atalarının domuzdan türediğine, ruhlarının köpek tarafından tanrıya ulaştırılacağına inanırlardı. Ancak, diğer kültür unsurlarında olduğu gibi, din konusunda da Türk tesiri zamanla kendini gösterir. Cengiz Han' da Gök Tanrı inancının izleri açıkça görülür, Bunda, Cengiz Han'ın mensup olduğu kabilenin Moğollaşmış bir Türk boyu olmasının rolü olabilir.
Moğollarda totemizm ilk inanç şekli idi. Kutlu ve ilahi özellikleri olduğu kabul edilen varlıkların ongunları yapılmıştır. Bazı tabiat unsurlarına kutsallık izafe edilmiştir. Zamanla eski Türk dininin bozulmuş şekli olan Şamanizm'e kayılmıştır. Uzun süre bu inanç sisteminde kalan Moğollarda dini ayinleri kam adını verdikleri kişiler idare ederdi. Bunlara Şaman da denilmiştir.
Şamanizm terimi de buradan gelir. Şamanizmde astronomi varlıklarına (Güneş, Ay, Gök yüzü), coğrafya unsurlarına (dağ, su) tanrısallık yüklenir. İyi ve kötü ruhların varlığı kabul edilir. Şamanizmde fal bakan, kehanette bulunan, ruhlarla münasebetleri düzenleyen kamların önemi büyüktür. Nitekim, Cengiz'in han seçilmesinde, kurultayda şamanın söylediği sözler çok etkili olmuştur. Fakat Cengiz Han Şamanların devlet idaresinde söz sahibi olmasına sıcak bakmamıştır.
Moğollar Cengiz' den önce Hristiyanlığı tanımışlardır. Cengiz devrinde Budizm oldukça yayılmıştır. Cengiz Han, Harzemşah tüccarları aracılığıyla İslam'i tanımıştır. Ancak, Moğollar'ın Müslüman olmaları için uzun zaman geçmesi gerekmiştir. Cengiz Han, bütün inançların ülkesinde serbestçe yaşamasına izin vermiştir, Dini baskı uygulamak gibi bir yönteme başvurmamıştır. Bütün din ve inançlara aynı mesafeden bakmıştır. Cengiz Yasası, din adamlarına çeşitli haklar tanımıştır.
Türk-Moğol devletlerinde dini taassuptan ve dini baskılardan söz edilemez. Türk-Moğol devletindeki Moğol unsurlar, zaman içinde, İslamiyet'i kabul ederek Türkleşmişlerdir. Altın Orda, İIhanlılar, Çağataylılar İslamiyet'i benimsemişlerdi. Bu devletler Türk-İslam kültürü içinde yaşıyorlardı. Moğolistan'ın dışında kalan Moğollar-KubilayHanlığı hariç-İslam dinine girerek Türkleşmişlerdir. Moğolistan'daki Moğollar, Saka (Yakut) ve Altay-Sayan Türi Şamanizm inancı içinde kalmışlardır.
İran dışında kalan Türk dünyasında Sünni-Hanefi inancı benimsemiştir. İran bölgesinde Türklerin büyük çoğunluğu Şii-Caferi görüşündeydiler. Türkler arasında, hangi mezhebe mensup olurlarsa olsunlar, Ehl-i Beyt sevgisi en yüksek seviyede tutulmuştur. Yeseviye geleneğine bağlı tarikatların geniş ölçüde yayılması Türk dünyasında dini hoşgörünün yaşamasını sağlamıştır. Dini hukuk kuralları yanında örfi hukuk ve Cengiz Yasası kuralları da yürürlüktekalmıştır.
Hindistan'daki Türk devletlerinde din konusu, bazı bakımlardan, farklı yaklaşımlarla ele alınmıştır. Gazneliler ve onlardan sonra gelenler Hindistan'da İslamiyet'i yaymağa çalışmışlardır.
Hatta, yegane amaçlarıolmuştur. Ancak, dini konularda hoşgörülen ayrılmamışlardır. Halaci (Kalaç) Sultanı Alaeddin Muhammed (1296-13 16) din adamlarının devlet yönetimine müdahalesini önlemiş, dini din adamlarına, devlet işlerini de hükümdara bırakan biranlayışı benimsemiştir. Bu anlayış laiklik görüşünden farklı değildir. Babür, samimi bir Müslümandı. Ancak, ne kendisi ne de soyundan gelenler dini hoşgörüyü unuttular. Ekber Şah (1556-1605)'ın, dini konulardaki yaklaşımı ilgi çekicidir. Ekber, iyi bir asker ve yönetici olmasına rağmen fikir alanlarına eğilmekten ievk almıştır. Hindistan' daki çeşitli inanışları birleştirmek için "Din-i İlahi" diye uydurma bir din kurmaya kalkmıştır.
Hatta, birkaç kişi inanmıştır. Ölümünden sonra tamamen unutulmuştur. Hindistan Türkleri, Ekber' den sonra da İslam' a hizmet etmişler, din hürriyetini korumuşlardır. Bugün Hint Müslümanların çoğunluğu Sünni bii kısmı da Şii görüşünü benimsemiştir.
Özellikle Taşkent, Semerkand, Buhara ve Horasan' daki medreseler İslam dünyasının merkezi konumunda olmuşlardır. Birçok tarikat bu bölgelerde kurulmuş ve İslamiyet'i yaymak için çeşitli bölgeleri etkilemişlerdir. Hindistan, Bangladeş' ve Afganistan'da İslamiyet geniş ölçüde bu bölgede kurulan Türk devletleri sayesinde yayılmıştır. Bu devir Türk devletlerinde İslamiyet sosyal hayatın temelini meydana getirmiştir.
Moğolların dini konulardaki tutumları başlangıçta Türklerden farklı idi. Moğollarda domuz ve köpek kutsal varlık olarak değerlendirilir. Atalarının domuzdan türediğine, ruhlarının köpek tarafından tanrıya ulaştırılacağına inanırlardı. Ancak, diğer kültür unsurlarında olduğu gibi, din konusunda da Türk tesiri zamanla kendini gösterir. Cengiz Han' da Gök Tanrı inancının izleri açıkça görülür, Bunda, Cengiz Han'ın mensup olduğu kabilenin Moğollaşmış bir Türk boyu olmasının rolü olabilir.
Moğollarda totemizm ilk inanç şekli idi. Kutlu ve ilahi özellikleri olduğu kabul edilen varlıkların ongunları yapılmıştır. Bazı tabiat unsurlarına kutsallık izafe edilmiştir. Zamanla eski Türk dininin bozulmuş şekli olan Şamanizm'e kayılmıştır. Uzun süre bu inanç sisteminde kalan Moğollarda dini ayinleri kam adını verdikleri kişiler idare ederdi. Bunlara Şaman da denilmiştir.
Şamanizm terimi de buradan gelir. Şamanizmde astronomi varlıklarına (Güneş, Ay, Gök yüzü), coğrafya unsurlarına (dağ, su) tanrısallık yüklenir. İyi ve kötü ruhların varlığı kabul edilir. Şamanizmde fal bakan, kehanette bulunan, ruhlarla münasebetleri düzenleyen kamların önemi büyüktür. Nitekim, Cengiz'in han seçilmesinde, kurultayda şamanın söylediği sözler çok etkili olmuştur. Fakat Cengiz Han Şamanların devlet idaresinde söz sahibi olmasına sıcak bakmamıştır.
Moğollar Cengiz' den önce Hristiyanlığı tanımışlardır. Cengiz devrinde Budizm oldukça yayılmıştır. Cengiz Han, Harzemşah tüccarları aracılığıyla İslam'i tanımıştır. Ancak, Moğollar'ın Müslüman olmaları için uzun zaman geçmesi gerekmiştir. Cengiz Han, bütün inançların ülkesinde serbestçe yaşamasına izin vermiştir, Dini baskı uygulamak gibi bir yönteme başvurmamıştır. Bütün din ve inançlara aynı mesafeden bakmıştır. Cengiz Yasası, din adamlarına çeşitli haklar tanımıştır.
Türk-Moğol devletlerinde dini taassuptan ve dini baskılardan söz edilemez. Türk-Moğol devletindeki Moğol unsurlar, zaman içinde, İslamiyet'i kabul ederek Türkleşmişlerdir. Altın Orda, İIhanlılar, Çağataylılar İslamiyet'i benimsemişlerdi. Bu devletler Türk-İslam kültürü içinde yaşıyorlardı. Moğolistan'ın dışında kalan Moğollar-KubilayHanlığı hariç-İslam dinine girerek Türkleşmişlerdir. Moğolistan'daki Moğollar, Saka (Yakut) ve Altay-Sayan Türi Şamanizm inancı içinde kalmışlardır.
İran dışında kalan Türk dünyasında Sünni-Hanefi inancı benimsemiştir. İran bölgesinde Türklerin büyük çoğunluğu Şii-Caferi görüşündeydiler. Türkler arasında, hangi mezhebe mensup olurlarsa olsunlar, Ehl-i Beyt sevgisi en yüksek seviyede tutulmuştur. Yeseviye geleneğine bağlı tarikatların geniş ölçüde yayılması Türk dünyasında dini hoşgörünün yaşamasını sağlamıştır. Dini hukuk kuralları yanında örfi hukuk ve Cengiz Yasası kuralları da yürürlüktekalmıştır.
Hindistan'daki Türk devletlerinde din konusu, bazı bakımlardan, farklı yaklaşımlarla ele alınmıştır. Gazneliler ve onlardan sonra gelenler Hindistan'da İslamiyet'i yaymağa çalışmışlardır.
Hatta, yegane amaçlarıolmuştur. Ancak, dini konularda hoşgörülen ayrılmamışlardır. Halaci (Kalaç) Sultanı Alaeddin Muhammed (1296-13 16) din adamlarının devlet yönetimine müdahalesini önlemiş, dini din adamlarına, devlet işlerini de hükümdara bırakan biranlayışı benimsemiştir. Bu anlayış laiklik görüşünden farklı değildir. Babür, samimi bir Müslümandı. Ancak, ne kendisi ne de soyundan gelenler dini hoşgörüyü unuttular. Ekber Şah (1556-1605)'ın, dini konulardaki yaklaşımı ilgi çekicidir. Ekber, iyi bir asker ve yönetici olmasına rağmen fikir alanlarına eğilmekten ievk almıştır. Hindistan' daki çeşitli inanışları birleştirmek için "Din-i İlahi" diye uydurma bir din kurmaya kalkmıştır.
Hatta, birkaç kişi inanmıştır. Ölümünden sonra tamamen unutulmuştur. Hindistan Türkleri, Ekber' den sonra da İslam' a hizmet etmişler, din hürriyetini korumuşlardır. Bugün Hint Müslümanların çoğunluğu Sünni bii kısmı da Şii görüşünü benimsemiştir.
Özellikle Taşkent, Semerkand, Buhara ve Horasan' daki medreseler İslam dünyasının merkezi konumunda olmuşlardır. Birçok tarikat bu bölgelerde kurulmuş ve İslamiyet'i yaymak için çeşitli bölgeleri etkilemişlerdir. Hindistan, Bangladeş' ve Afganistan'da İslamiyet geniş ölçüde bu bölgede kurulan Türk devletleri sayesinde yayılmıştır. Bu devir Türk devletlerinde İslamiyet sosyal hayatın temelini meydana getirmiştir.