Din ve Din Eğitimi

Konu sahibi son olarak 791 gün önce görüldü
Milliyetçilik akımlarının doğumundan sonra, maalesef millet tezleri de başlı başına birer din biçimini aldı. Toplumsal hayatta bir nesli daha medeni hâle getirecek programların ve projelerin uygulanması hedeflenmeli. Evrensellikten asla taviz verilmemeli.

Yok sahabenin kilimi, efendime söyleyim turancının bilimi, kızıl elmanın sapı; tüm bunlar bir gencin eline tüfek verip sınırda nöbet bekletmek ve uygun adım marşla yürütmek için uydurulmuş şeyler.

En basitinden bugün Türkiye'de fiziki engeli bulunan vatandaşlarımızın sosyal hayata kazandırılması, yeni nesil şehir plancılığının onları da kapsayacak biçimde tasarlanması gibi düzenlemeler AB uyum sürecinin bir parçası olarak hayatımıza girdi. Bir sahabecilik anlayışı ya da bir turancılık palavrası, içinde bulunduğu ideolojik körlük içerisinde asla bunu düşünemezdi.
 
Dini eğitimlerin asıl amacı -geldiği dönemi de dikkate alırsak- insan hayatını daha yaşanabilir kılmak değil miydi?
Bugün gelinen noktada ise dinler aracılığı ile toplumlar parçalara bölünüp birbirine düşman edilmeye çalışılıyor.
 
Yazıda din ve din eğitiminin doğru bir şekilde öğretilmesi gerekliliğini vurgulamış. Bir yere kadar anlayabiliyorum ancak Pisi'nin de söylemiş olduğu gibi manen duyguları suistimal etmek adına uydurulmuş şeylerden de uzak durulmalıdır. Devlet eliyle öğretilmesi gerekliliğinden ziyade devlet kontrolüyle öğretilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bugün 4. Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi kitabını ben elime aldığımda-din eğitimi devlet okullarında 4. sınıfta başlar-, direkt olarak islami dini terimler ve sübhaneke duası başlamaktadır. Halbuki bunun yerine din eğitiminin neden öğrenilmesi gerekliliğinden ya da din tarihinden bahsedilmesi gerekmektedir. Din eğitimi programlarının başlangıç noktasını dahi değerlendiğimizde neresinden tutsak çürük yerine denk geleceğimiz için elimizde kalmaktadır. Şunu belirtmeliyim ki sadece ilkokul kısmını değerlendirdim. İmam hatiplere henüz dokundurmadım bile, orası tam bir facia.
Bana kalırsa da devlet kontrolünde olmalı; güzel bir müfredat, daha esnek belki daha eğlenceli öğretim ve kesinlikle evrensellik ilkesinden şaşmamalıdır.
 
din öğretilmemeli. anası babası öğretsin istiyorsa.
 
abi bu arvaslar kim ya... gizli bir tarikat mı?... yok serhat arvas yok, yok habip arvas, yok pomak arvas..... KİMSİNİZ SİZ... K İ M.....
 
Din dersi 'seçmeli ders' olmalıdır çünkü sadece aile içinde bu eğitimi vermek isteyen ebevenyler var ayrıca bazı aileler de çocuklarının din dersi almasını istemiyor olabilir.
 
daha önce farklı başlıkta konuşulmuştu bu konu. ben okullarda din kültürü ve ahlak bilgisi dersine karşı değilim mesela. zannediyorum 4. sınıfta giriyor müfredata. ben o dönem o konuda da söylemiştim, şu anda da düşüncem değişmemiş, karşı değilim ancak ben bu dersin faydalı ya da verimli olduğunu düşünmüyorum kendi adıma. çünkü benim hatırladığım çok yüzeysel bilgi içeriyordu bu dersler. zaten ne kadar kapsamlı anlatabilirsin ki dinleri, inanç sistemlerini kısıtlı ders saatlerinde? dinlere ve inanç sistemlerine dair bütün okumalarımı kendim yaptım.
bu arada bence insanlar, her şeye dair okuma yapmalılar, din de buna dahil. sadece islam da değil.
sonra müslümanlığı tarikat vb oluşumların içinde öğrenip yaşadığı şeyi islam sanan bir kitle oluşuyor. ya da tam tersi neye karşı olduğunu bilmeyen islamofobik bir kitle oluşuyor. o yüzden okumalı, doğru kaynaklarla öğrenmeli.
yani ben din eğitimine karşı değilim, bir sürü bidat ve hurafeyle karışmış hikayelerle bezeli bir din eğitimine karşıyım.
 
Dini metinlerin okumasını yapabilmek için bile nitelikli bir okumanın nasıl yapılabileceğine dair bir okuma yapmak icap eder. Klasisizm dönemine kadar ortaya konmuş metinlerin kendilerine göre bir yazımsal şekli vardır. Örneğin bir İlyada ve Odessa şiirseldir ve metin içerisinde sık sık aynı dizeler yinelenir. Yahut bir Dede Korkut Hikâyeleri de bu şekildedir. Kutsal kitaplar ve dini metinler de bu şekildedir.

Dinin geldiği ve genel geçer kurallarının haiz olduğu dönemki dünya tasavvuru ile günümüzdeki dünya tasavvuru aynı değildir, olamaz da zaten. Bu yüzden din, gidip de insanları köleleştirin demez ama diğer yandan köleliğe de karşı çıkmaz. Köleye karşı adaletli ve inayetli davranılması gereğini öğütler. Aynı şekilde din, kadının toplumsal hayattaki ikincil statüsünü ve mülk kabul edilişini de ortadan kaldırmaz. O dönemin şartları gereği böyle bir durum söz konusu diye, kadına karşı aşırı bir şekilde olumsuz tutumlarda bulunulmaması gereğini emir verir.

İslâm dini adına ahkâm kesenlerin bir kesiminin kaçırdıkları nokta, söz konusu bu din öğretisi geldikten sonraki 1500 senede insanlığın kendi ahlâkını ve toplumsallığını daha nitelikli hâle getirecek bir takım edinimleri kazandıklarını, yani dini öğretinin de üzerine bir şeyler koyduklarını kabullenemiyor olmalarından ve/veya din kitabına hemen her alanla ilgili totaliter bir misyon yüklüyor olmalarından kaynaklı. Bu durum, dini metinleri okumaktan kaynaklı da olabiliyor, okumamaktan kaynaklı da olabiliyor. Hani kimine sorsan, dini metinlerin içinden motor yedek parçasının nasıl üretilebileceğinden üzümlü kekin tarifine kadar her şeyi çıkarabiliriz. Tam da bu yüzden buna "inanç" deniyor ya. İnanç da doğası gereği zaten irrasyonel bir şey ya...

Durum böyle olunca ne oluyor; Bir din görevlisi ya da dini vaaz vermeyi kendine misyon edinmiş bir kanaat önderi söylevde bulunurken dinin kadına mutlak bir özgürlük getirdiğinden, onun toplumsal ve hukuksal alanda ihtiyacı olan tüm haklarını garanti eden şartları sağladığından söz ediyor. İki hafta sonra başka bir vaazında aynı kişi, bu kez de kadının dini öğretiye göre nasıl dövülebileceğinden, daha doğrusu kadına uygulanabilir şiddetin ölçüsünden ve bunu yaparken aşırı uçlara nasıl kaçılmaması gereğinden bahsediyor.

Söz konusu din ise, herkes işine geldiği gibi. Teknik olarak mümkün olmamasına rağmen dinin içine turancılığını da karıştırıyorlar, komünizmini de karıştırıyorlar, onunu da karıştırıyorlar bununu da karıştırıyorlar. Oysa hümanizmanın doğuşundan itibaren her konu kendi alanında değerlendirilmektedir. Yani, sosyoloji sosyolojinin konusudur, felsefe felsefenin, bilim bilimin, mühendislik mühendisliğin, hukuk hukukun, vesaire. Mevlaları inananları inananlardan korusun, ne diyeyim. En güzeli inanmamak. Elhamdülillah müslüman değilim.
 
Dini metinlerin okumasını yapabilmek için bile nitelikli bir okumanın nasıl yapılabileceğine dair bir okuma yapmak icap eder. Klasisizm dönemine kadar ortaya konmuş metinlerin kendilerine göre bir yazımsal şekli vardır. Örneğin bir İlyada ve Odessa şiirseldir ve metin içerisinde sık sık aynı dizeler yinelenir. Yahut bir Dede Korkut Hikâyeleri de bu şekildedir. Kutsal kitaplar ve dini metinler de bu şekildedir.

Dinin geldiği ve genel geçer kurallarının haiz olduğu dönemki dünya tasavvuru ile günümüzdeki dünya tasavvuru aynı değildir, olamaz da zaten. Bu yüzden din, gidip de insanları köleleştirin demez ama diğer yandan köleliğe de karşı çıkmaz. Köleye karşı adaletli ve inayetli davranılması gereğini öğütler. Aynı şekilde din, kadının toplumsal hayattaki ikincil statüsünü ve mülk kabul edilişini de ortadan kaldırmaz. O dönemin şartları gereği böyle bir durum söz konusu diye, kadına karşı aşırı bir şekilde olumsuz tutumlarda bulunulmaması gereğini emir verir.

İslâm dini adına ahkâm kesenlerin bir kesiminin kaçırdıkları nokta, söz konusu bu din öğretisi geldikten sonraki 1500 senede insanlığın kendi ahlâkını ve toplumsallığını daha nitelikli hâle getirecek bir takım edinimleri kazandıklarını, yani dini öğretinin de üzerine bir şeyler koyduklarını kabullenemiyor olmalarından ve/veya din kitabına hemen her alanla ilgili totaliter bir misyon yüklüyor olmalarından kaynaklı. Bu durum, dini metinleri okumaktan kaynaklı da olabiliyor, okumamaktan kaynaklı da olabiliyor. Hani kimine sorsan, dini metinlerin içinden motor yedek parçasının nasıl üretilebileceğinden üzümlü kekin tarifine kadar her şeyi çıkarabiliriz. Tam da bu yüzden buna "inanç" deniyor ya. İnanç da doğası gereği zaten irrasyonel bir şey ya...

Durum böyle olunca ne oluyor; Bir din görevlisi ya da dini vaaz vermeyi kendine misyon edinmiş bir kanaat önderi söylevde bulunurken dinin kadına mutlak bir özgürlük getirdiğinden, onun toplumsal ve hukuksal alanda ihtiyacı olan tüm haklarını garanti eden şartları sağladığından söz ediyor. İki hafta sonra başka bir vaazında aynı kişi, bu kez de kadının dini öğretiye göre nasıl dövülebileceğinden, daha doğrusu kadına uygulanabilir şiddetin ölçüsünden ve bunu yaparken aşırı uçlara nasıl kaçılmaması gereğinden bahsediyor.

Söz konusu din ise, herkes işine geldiği gibi. Teknik olarak mümkün olmamasına rağmen dinin içine turancılığını da karıştırıyorlar, komünizmini de karıştırıyorlar, onunu da karıştırıyorlar bununu da karıştırıyorlar. Oysa hümanizmanın doğuşundan itibaren her konu kendi alanında değerlendirilmektedir. Yani, sosyoloji sosyolojinin konusudur, felsefe felsefenin, bilim bilimin, mühendislik mühendisliğin, hukuk hukukun, vesaire. Mevlaları inananları inananlardan korusun, ne diyeyim. En güzeli inanmamak. Elhamdülillah müslüman değilim.
İnançsıza gsm vermiyorum ama sen bilirsin…………..
 
Din eğitimi dersi yok zaten;İslam bilgisi eğitimi var.
Hanginize din kültürü dersinde incil okutuldu ya da mensubu çok olan budizm ile ilgili bilgileriniz neler, dinler tarihi ya da din psikolojisi ile ilgili ne okuduk?
Hepimize Kur'an' dan sure ezberletildi sınavda da boşluk doldurmalı soruldu.
Önce dersin adıyla içeriği tutarlı olsun, ondan sonra gerekli mi gereksiz mi seçmeli mi zorunlu mu olsun tartışılır. Objektif bir şekilde tüm dinler ele alınıp (en azından mensubu fazla olanlar) inanç tarihi ve inanç psikolojisi odaklı bir içerik olacaksa zorunlu olabilir; Coğrafya, Sosyoloji bilmen ne kadar gerekliyse bu da o kadar gerekli çünkü (genel kültür açisindan). Tek bir din odaklı eğitim verilecekse seçmeli olmasi daha mantıklı gibi.
 
din egitimi de cinsel eğitim gibidir. formal yollardan vermezsen, formal olmayan yollardan yalan yanlış öğrenilir. zaten dinlerin de insan ürünü bir şey olduğunu sadece kendi inancını değil, geçmişten günümüze uzanan inanç tarihini okuduğunda anlayabiliyorsun.
 
Son düzenleme:
Hem laik bir devletiz deyip hem din eğitiminden veya islam bilgisi eğitiminden bahsetmek ve bu eğitimi de toplumun tüm kesmine mecburi yapmak o devletin kendisiyle çelişkisini gösteriyor.
Önce bu devleti yönetenler toplum ile beraber karar vermeli, söyledikleri gibi laik bir devlet olarakmı yoksa din üzerine inşa edilmiş bir sistem olarak mı devam etmek istiyorlar. Yok biz illa da laikiz diyorlarsa hiç kem küm etmeden okullardan tüm dini eğitimleri kaldırmaları gerekli ve eğer din bilgisi verilecekse dini kuruluşların devlet kontrolü altında isteğe bağlı olarak seçmeli ders olarak verilme imkanları sunulmalı.
 
Geri