teksas tombis
Bronz Üye
-
- Katılım
- Temmuz 25, 2015
-
- Mesajlar
- 4,356
-
- Tepkime puanı
- 4
-
- Puanları
- 293
-
- Yaş
- 42
Din bilgilerini tefsirlerden, meallerden öğrenmek
Tefsir okumak farz-ı kifâyedir. Fıkıh kitapları varken, din bilgilerini tefsirlerden öğrenmeğe kalkışmak, nafile ibadet olur. Farz-ı ayn olan fıkh kitaplarını okumağı bırakıp, nafile olan tefsir okumak, câiz değildir. Zaten, bizim gibi mukallitlerin, tefsirden fıkıh bilgisi öğrenmesi imkânsızdır. Cehenneme gidecekleri bildirilen yetmişiki fırkanın âlimleri, tefsirlerden yanlış mana anladıkları için, sapıttılar. Âlimler sapıtınca, bizim gibi cahillerin tefsirden ne anlayabileceğimizi düşünmeliyiz! Doğru yazılmış tefsirleri okuyan cahiller, böyle felâkete düşerse, Mehmed Abduh, Ömer Rızâ ve Seyyid Kutub gibi dinde reformcuların tefsir adındaki kitaplarını okuyan acaba ne olur? (Feth-ul-mecîd) vehhâbî kitabı, gençleri aldatmak için yazdığı yalanlara, iftiralara vesika olarak, birçok yerinde (İmâd ibni kesîr)in tefsirini göstermektedir. Şamdaki âlimlerden üstat Abdülganî, 1391 [m. 1971] baskılı (Fadl-üz-zâkirîn) kitabında, (İbni kesîr tefsiri)ni okumamalıdır. Çünkü, içinde dalâlât-i kesîre vardır demektedir. Seyyid Kutub, son zamanlarında yazdığı (Fî-zılâl-il Kur’ân)kitabında, Abduh masonunu övüyor. Üstadım dediği o sapık kimsenin yolunda olduğunu, tefsirine onun yazılarını, fikirlerini koyduğunu bildiriyor. Önceleri bir felsefeci, bir sosyalist iken, son zamanlarında İslam dinini değiştirmeğe, kendi hülya ve sapık görüşlerini din bilgisi olarak yazmağa başlayan bu adamın, mezhepsiz bir dinde reformcu [bir zındık] olduğu, son yazdığı kitaplarında, açıkça görülmektedir. Muhammed Alî Sâbûnî ismindeki bir kimse de, 1391 [m. 1971] senesinde Mekke-i mükerremede hazırladığı (Revâi’ul-beyân)kitabını, Ehl-i sünnet âlimlerinin yazıları ile doldurmuş ve aralarına Muhammed Sıddîk Hasen hân Bühüpâlî, Mahmûd Âlûsî, Seyyid Kutub ve İbni Kesîrin vehhâbîliği tervîc eden fikirlerini de karıştırmıştır. Bu zehirli kitapları okumamalı, çocuklarımıza da okutmamalıyız. Bunları piyasaya sürenlerin yaldızlı reklâmlarına aldanmamalıyız]. (Tam İlmihâl s. 887)
Tefsir okumak farz-ı kifâyedir. Fıkıh kitapları varken, din bilgilerini tefsirlerden öğrenmeğe kalkışmak, nafile ibadet olur. Farz-ı ayn olan fıkh kitaplarını okumağı bırakıp, nafile olan tefsir okumak, câiz değildir. Zaten, bizim gibi mukallitlerin, tefsirden fıkıh bilgisi öğrenmesi imkânsızdır. Cehenneme gidecekleri bildirilen yetmişiki fırkanın âlimleri, tefsirlerden yanlış mana anladıkları için, sapıttılar. Âlimler sapıtınca, bizim gibi cahillerin tefsirden ne anlayabileceğimizi düşünmeliyiz! Doğru yazılmış tefsirleri okuyan cahiller, böyle felâkete düşerse, Mehmed Abduh, Ömer Rızâ ve Seyyid Kutub gibi dinde reformcuların tefsir adındaki kitaplarını okuyan acaba ne olur? (Feth-ul-mecîd) vehhâbî kitabı, gençleri aldatmak için yazdığı yalanlara, iftiralara vesika olarak, birçok yerinde (İmâd ibni kesîr)in tefsirini göstermektedir. Şamdaki âlimlerden üstat Abdülganî, 1391 [m. 1971] baskılı (Fadl-üz-zâkirîn) kitabında, (İbni kesîr tefsiri)ni okumamalıdır. Çünkü, içinde dalâlât-i kesîre vardır demektedir. Seyyid Kutub, son zamanlarında yazdığı (Fî-zılâl-il Kur’ân)kitabında, Abduh masonunu övüyor. Üstadım dediği o sapık kimsenin yolunda olduğunu, tefsirine onun yazılarını, fikirlerini koyduğunu bildiriyor. Önceleri bir felsefeci, bir sosyalist iken, son zamanlarında İslam dinini değiştirmeğe, kendi hülya ve sapık görüşlerini din bilgisi olarak yazmağa başlayan bu adamın, mezhepsiz bir dinde reformcu [bir zındık] olduğu, son yazdığı kitaplarında, açıkça görülmektedir. Muhammed Alî Sâbûnî ismindeki bir kimse de, 1391 [m. 1971] senesinde Mekke-i mükerremede hazırladığı (Revâi’ul-beyân)kitabını, Ehl-i sünnet âlimlerinin yazıları ile doldurmuş ve aralarına Muhammed Sıddîk Hasen hân Bühüpâlî, Mahmûd Âlûsî, Seyyid Kutub ve İbni Kesîrin vehhâbîliği tervîc eden fikirlerini de karıştırmıştır. Bu zehirli kitapları okumamalı, çocuklarımıza da okutmamalıyız. Bunları piyasaya sürenlerin yaldızlı reklâmlarına aldanmamalıyız]. (Tam İlmihâl s. 887)