Eugène
Üye
-
- Katılım
- Ağustos 20, 2012
-
- Mesajlar
- 2,402
-
- Tepkime puanı
- 312
-
- Puanları
- 348
-
- Yaş
- 35
bertolt brecht'in kafa açıcı nidasıyla birlikte sorayım: dilin işlevi nedir? anlaşmak için yeterli midir? ya da bir olumsuzlama olarak, geniş kelime dağarcığına rağmen anlaşmaya/uzlaşıya erişmek için neden uygun kelimeleri bulamayız?

egosantrik bakış açısı ya da dili, piaget'e göre ilkokul çağından önceki çocukların dünyayı algılama biçimiyle ortaya çıkıyor. tek yönlü bu kişiliğin gelişimi, toplumsal yaşama adapte olma sürecinde törpüleniyor. ama yetişkin iletişimi de karşı bakış açısını irdelemekten uzak ve sadece "ben" ve "böyle düşünüyorum"u ifade etmekle yetiniyor.
mesela birisiyle tanıştığınızda sizin ona, onun size anlatmak isteyeceği ilk şeyler, "ben"i tanımlayan ve karşı tarafa "ben"i tanıtan sözler oluyor. bu ilişki sürecinin tamamına da yayılabiliyor ve kendini anlatan, anlatmaya çalışan insan yığınları ortaya çıkıyor. ancak kimse birbirini anlamıyor. insan yalnızlaşıyor. ifade yalnızlaşıyor. iletişim kurabilen ancak anlaşamayan bu insanların amacı, dilin işleviyle bu yalnızlığı kırmaksa, bu iletişimi ne kadar başarılı sayabiliriz?
aksi edimi de paylaşayım: strindberg, ahmet telli'nin ifade biçimindeki "nasıl da sessiz yaşanıyor gürültüler ortasında" düşüncesinin, yani susmanın da asıl "ben"i ifade ettiğini, daha doğru ifadeyle söze biçilen değerin "ben"i gizlemek için bir araç olduğunu söylüyor.

konuşmak da susmak da anlaşmaya/uzlaşıya bir çare değilse, neden iletişim kuruyoruz? cuma olsa da olmasa da robinson crusoe ne kadar sağlıklı bir iletişim kurabilir dış dünyayla?

egosantrik bakış açısı ya da dili, piaget'e göre ilkokul çağından önceki çocukların dünyayı algılama biçimiyle ortaya çıkıyor. tek yönlü bu kişiliğin gelişimi, toplumsal yaşama adapte olma sürecinde törpüleniyor. ama yetişkin iletişimi de karşı bakış açısını irdelemekten uzak ve sadece "ben" ve "böyle düşünüyorum"u ifade etmekle yetiniyor.
mesela birisiyle tanıştığınızda sizin ona, onun size anlatmak isteyeceği ilk şeyler, "ben"i tanımlayan ve karşı tarafa "ben"i tanıtan sözler oluyor. bu ilişki sürecinin tamamına da yayılabiliyor ve kendini anlatan, anlatmaya çalışan insan yığınları ortaya çıkıyor. ancak kimse birbirini anlamıyor. insan yalnızlaşıyor. ifade yalnızlaşıyor. iletişim kurabilen ancak anlaşamayan bu insanların amacı, dilin işleviyle bu yalnızlığı kırmaksa, bu iletişimi ne kadar başarılı sayabiliriz?
aksi edimi de paylaşayım: strindberg, ahmet telli'nin ifade biçimindeki "nasıl da sessiz yaşanıyor gürültüler ortasında" düşüncesinin, yani susmanın da asıl "ben"i ifade ettiğini, daha doğru ifadeyle söze biçilen değerin "ben"i gizlemek için bir araç olduğunu söylüyor.

konuşmak da susmak da anlaşmaya/uzlaşıya bir çare değilse, neden iletişim kuruyoruz? cuma olsa da olmasa da robinson crusoe ne kadar sağlıklı bir iletişim kurabilir dış dünyayla?


