Diktatörlüklerde diktatör demek suçtur!
Yazı, konuşma ve sosyal medya paylaşımları yoluyla Tayyip Erdoğan için diktatör ifadesini kullananlar hakkında cumhurbaşkanına hakaret suçlaması ile sayısız dava açıldı ve mahkumiyet kararları verildi.
Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz yıl CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’ya karşı, kendisi için ‘diktatör bozuntusu’ sözünü kullanması nedeniyle 100 bin TL’lik tazminat davası açtı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı da Kılıçdaroğlu hakkında ‘cumhurbaşkanına hakaret’ suçundan soruşturma başlattı.
Gazeteci Hasan Cemal, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun sözlerine yer verdiği “Diktatör bozuntusu!” başlıklı yazısında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a hakaret ettiği iddiasıyla 11 ay 20 gün hapis cezasına çarptırıldı.
Adana’da eczacılık yapan Mehmet Ali Gülşen isimli bir yurttaş bir basın açıklamasında “Diktatöryal eğilimler içinde” şeklinde bir söz sarf ettiği için hakkında cumhurbaşkanına hakaret suçlamasından 1 yıl 5 ay 15 gün hapis cezası verildi. Cumhurbaşkanına hakaret suçlaması ile ülke çapında açılan binlerce dava içinde “diktatör” kelimesinin kullanımı önemli bir yer tutuyor.
Öylesine bir özelliği var ki bu sözcüğün, yalnızca cumhurbaşkanına karşı sarf edildiğinde suç olabilirken, Aynı cumhurbaşkanı tarafından ana muhalefet partisi başkanına veya başka bir ülke devlet başkanlarına karşı rahatlıkla kullanılabiliyor. Mahkemeler kimin tarafından sarf edildiğine göre hakkında hüküm verebildiği bir kavram diktatör.
İyi de esasen siyasal bir yönetim biçimini anlatan ve Türkçede yetkilerin tek elde toplanması, tek adam yönetimi anlamına gelen diktatörlük kavramı hakaret olmuş olsaydı koskoca cumhurbaşkanı bu sözü hiç ağzına alıp başkalarına karşı sarf eder miydi?
Tüm ulusu temsil ettiği varsayılan cumhurbaşkanına karşı hakaretler savcı ve mahkemeler tarafından tavizsiz bir şekilde engellenip cezalandırılırken, aynı cumhurbaşkanına başkalarına karşı hakaret etme özgürlüğü tanınabilir mi?
AB ülkelerinin hiç birinde bizdeki gibi bir ’cumhurbaşkanına hakaret’ suçu bulunmamaktadır.
Yalnızca diktatörlüklerde diktatör demek suç olup yalnızca diktatörlüklerde bir sözü kullanma hakkı tek bir kişiye bahşedilebilir.
**
Şöyle bir hatırlayın.
Bu memlekette anayasanın ‘bekleme odası’na alındığını daha bu yakınlarda kendi ağzıyla ilan eden o değil miydi?
‘Rejimin fiilen değiştiği’ni açıklayan ondan başkası mıydı?
MİT TIR’ları haberi nedeniyle Can Dündar’la Erdem Gül’ü casus, ajan ilan eden de, “Bu haberi yapan kişi bunun bedelini ağır ödeyecek, öyle bırakmam onu” diyen de, onları hapse attıran da, yargı bağımsızlığının, güçler ayrılığının canına okuyan da o değil miydi?
Bir büyük medya patronu hakkındaki beraat kararını bozdurmak için, bir zamanlar, Adalet Bakanı’nı Yargıtay nezdinde devreye sokan da Erdoğan değil miydi?
“Kırın kapısını alın o gazeteciyi içeri... Savcı mırın kırın mı ediyorsa, onu da atın içeri...” diye İstanbul Valisi’ne talimat veren Başbakanlık Müsteşarı’nı İçişleri Bakanı yapması unutulacak mı Erdoğan’ın?..
Ya Erdoğan’ın, “O gazetecinin sitesini kapatın! Mahkeme kararı mı yok?.. Yaa kardeşim, biz yasa yapan yeriz, gerekirse hangi yasa yapılıyorsa onu yapar, sizin yaptığınızı suç olmaktan çıkarırız. Koca yüzde 50 oy almış bir partinin iradesini söylüyorum ben. Boş ver, affedersin siktir et gerisini...” diyen, hukuk devletini böylesine hiçe sayan kendi Başbakanlık Müsteşarı’nı İçişleri Bakanlığı koltuğuna oturtması unutulacak mı?..
Yine Erdoğan’ın, “O polisleri derhal açığa alın, uzaklaştırın. Sabaha bırakmak mı?.. Onlar ifade mifade aldılar, o zaman bir anlamı kalmaz. Hemen toplayın, bir saat içinde yapın, geçin. Ondan sonrasını siz buraya bırakın, yasa ne lazımsa çıkar kardeşim” diyerek İstanbul Valisi’ne talimat yağdıran Başbakanlık Müsteşarı’nı İçişleri Bakanı yapmasını unutup gidecek miyiz?..
Ya Alo Fatih hatları?..
Ya 17-25 Aralık’ın yolsuzluk dosyaları?..
Ya hırsızlık, rüşvet soruşturmaları?..
Ya yatak odalarından, ayakkabı kutularından ortalığa saçılan milyon dolarları?..
O kadar çok örnek var ki.
Bütün bunlar unutulacak mı?
Şimdi bunların tümü, Tayyip Erdoğan’ın anayasayı, hukuku yerle bir eden bütün bu adımları, 1 Kasım diye, yüzde 49 diye unutulacak mı?
Hukukun canına okuyan bütün uygulamaların üstü beyaz sayfa denerek örtülebilir mi?
Neredeyse her Allah’ın günü, herkesin gözlerinin içine baka baka yargıya talimat yağdıran bir Erdoğan’ın hukuk tanımazlığı karşısında istikrar adına sessiz kalınabilir mi?
Bu hukuk tanımazlık geçiştirilebilir mi?
Daha düne kadar böylesine ‘hukuk cinayetleri’nin altında imzası olan birisine ne denir?