Diderot Etkisi: Neden İhtiyacımız Olmayan Şeyleri İstiyoruz?

🟢 Konu yazarı şu anda aktif
20230715_185333.jpg

18. yüzyılda Fransa’da yaşamış aydınlanma çağı filozoflarından Denis Diderot‘un (1713-1784), çok fazla borcu birikir. Bunu duyan Rus İmparatoriçesi Katerina, Diderot’nun kütüphanesini satın alır, Diderot’ya 25 yıllık maaşını peşin öder ve kütüphaneyi kendisine tekrar hediye eder

Artık Diderot, bütün borçlarından kurtulmuş ve rahatlamış ve bir servete sahip olmuştur. Bir gün bir arkadaşı ona kadife bir sabahlık hediye eder. (Bazı rivayetlere göre ise kendisi almıştır.)

Filozof sabahlığıyla çalışma masasında şevkle çalışırken, birden bire yeni ve gösterişli sabahlığı ile çalışma masasının hiç uyuşmadığını düşünür. Ve işte her ne olursa, bundan sonra olur. Derhal, çalışma masasını değiştirip harika bir çalışma masası alır.

Artık sabahlık ve çalışma masası uyumludur. Fakat o da ne? Yerdeki eski halı, sabahlığına ve çalışma masasına yakışmıyor. Hemen servetine ve kendisine yakışacak bir halı alır.

Aynı şekilde; evin koltukları, sandalyeleri, masaları, dolapları, duvar resimleri, duvar halısı, oda süslemeleri Diderot’u rahatsız etmeye başlar ve evin bütün eşyalarını değiştirir. Durumu anlaması fazla zaman almaz. Hırslarından dolayı başladığı noktaya dönmüştür.

Bunun üzerine, meşhur eseri “Eski Sabahlığım İçin Pişmanlık” adlı yazısı ortaya çıkar. Diderot, bu olayların ardından şu meşhur sözleri söyler: “Eski sabahlığımın efendisi iken yenisinin kölesi oldum.”

Her satın alma kararının yenisini tetikleyerek başka bir şeyin daha satın alınmasına yol açtığı tüketim çılgınlığına “Diderot Etkisi” denir.
 
Şeye benziyor. Hepsini okumasa da sürekli kitap satın almak…
 
Bir dönem ben de ihtiyacım olsun ya da olmasın düşünmeden çok alışveriş yapar sonra da hiçbirini kullanmazdım fakat neyse ki zamanla aşmayı başardım. O kadar gereksiz para harcadım ki düşünmek bile istemiyorum. Gezmeye, eğlenceye giden paraya acımam ancak ihtiyaç harici eşyaya yapılan yatırım artık çok boş geliyor.
 
Çünkü gözümüz aç. Uzun uzun yazardım da üşeniyorum. İzlediğim filmi yarıda bıraktım burda nasıl nutuk çekeyim
 
Sahip olabilme takıntısı ya da her istediğine ulaşabilme özgürlüğü olarak da ele alınabilir. İnsan genel anlamda elindekileri ile yetinmez ve daha farklı olana ulaşmayı da hedefler.

Günümüzde ise ihtiyaç harici alışveriş yapmaya sürekli özendiriliyorlar yoksa sağlam / kullanabilir telefonu olan bir kişi, neden her sene telefon değiştirmek istesin ki?

İnsanlara satın aldıkları ile ayrıcalıklı olacakları ya da fark yaratacakları empoze ediliyor ve bu da bir süre sonra tüketim çılgınlığına dönüşmektedir.

Sade bir yaşam süren kültürlerde dikkat ederseniz birkaç metrekare evin içinde çok az da eşya vardır ve ekonomik olarak da güçlü olup alım güçleri yüksektir. Yaşamlarını herhangi bir obje / eşyaya bağlanmadan sürdürmeyi tercih eder ve tüm dünyayı da özgürce gezerler.

Yapay ihtiyaçlar üretmeden insanları köle gibi çalışmaya motive edemeyecekleri bir sistem kurmuşlar ve gayet güzel de işliyor.
 
Doyumsuzluktan ve eksik hissetmekten dolayı.
 
Geri