Devrimcinin Atatürk’e resti

  • Kullanıcı aRMiNa
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Hayatı Ve Anıları
Konu sahibi son olarak 2616 gün önce görüldü

Atatürk Beyoğlu’nda göçmen bir Rus karı kocanın sahibi olduğu, daha önceleri de birkaç kez uğradığı bir gece kulübüne gidecek ve bu yerin sahibi olan kadın bir ara onun yanına gelerek, banka kredilerinin kesildiğini, zor durumda kaldıklarını söyleyerek yardımı isteyecekti.

Bunun üzerine, Gazi’de orada İş Bankası’na bu yere bir miktar kredi açılmasını isteyen bir mektup yazarak kadına verecek.

İşte, bu mektup birçok kişi tarafından Gazi’nin bu gece kulübü sahibine yüklü bir çek verdiği biçiminde algılanmış bulunuyor.

Dr.Reşit Galip de, Gazi’nin bu Rus göçmenine yüklüce bir çek sunduğunu sananlardan. Halkın parası bir lokantacıya nasıl verilebilir? Atatürk bile yapamaz bunu!…

Ertesi gece Dolmabahçe Sarayı’ndaki yemekte Dr.Reşit Galip, huzursuz, kabına sığmıyor, içkiyi de fazlaca kaçırmış durumda.

Sofrada Ruşen Eşref Ünaydın, Recep Zühtü, Şükrü Kaya, Tevfik Rüştü Araş, Celal Sahir, Hasan Cemil Çambel ve daha birkaç kişi ve kimilerinin eşleri var.

Reşit Galip, bir ara sözü bir Millî Eğitim Bakanı Esat Bey’e getirecek ve ona acı eleştirilerde bulunacak. Esat Bey ise, eski bir asker ve Gazi’nin hocası.

Doktora göre, Esat Bey, eski kafalı, yaşlı, böyle bir kimse bakanlık yapmamalı. Gazi, konuyu kapatmak isteyecek, Reşit Galip’e yatıştırıcı birkaç söz de söyleyecek ama o bir kere almış hızını.

Arkasından, milletin parasını nasıl olurda bir lokantacıya verebildiğini soracak! Bu haddini bilmezlik karşısında Gazi, ondan sofrayı terk etmesini isteyecek.

“-Lütfen sofrayı terk ediniz!”

“-Bu saray da, bu sofra da, sizin değil, milletin sarayıdır, sofrasıdır!”

Bu kadarı da gerçekten fazlaydı. Üstelik, Dr.Reşit Galip nezaket sınırlarını çoktan aşmış durumda.

Ve herkes, Gazi’nin sert bir biçimde doktora çıkışacağını, azarlayacağını sanıyor. Oysa o sessizce ayağa kalkacak ve kendisi sofrayı bırakıp gidecek…

Arkasından uşağı Cemal Efendi. Ölümüne değin 12 yıl boyunca ona hizmet edecek olan Cemal Efendi, onu hiç böyle görmediğini hep anımsayacak: “Atatürk soyunana kadar bir kelime konuşmadı.

Sinirleri henüz yatışmamıştı. Yüzü sapsarıydı. Cumhurbaşkanı olduktan sonra belki de hiç kimse onunla böyle konuşmamıştı.” Gazi öylesine kırgın, üzgün ve kızgındı ki ağzından şu sözler de dökülecekti:

“-Çelebi Efendi, desene ki yılanı koynumuzda büyütüyormuşuz.”

Dr.Reşit Galip ise yaptığının ezikliği ve utancı içinde kıvranıyor. Ertesi gün ilk tirenle Ankara’ya gidecekti ama cebinde parası yoktu.

O sıra Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri olan Tevfik Bıyıklıoğlu’ndan borç isteyerek 25 lira alacaktı. Gazi’nin bir süre sonra bu durumu duyunca Tevfik Bey’e çıkışacaktı:

“-İnsan o halde bulunan arkadaşına 25 lira mı verir? Hiç değilse benim hesabımdan birkaç yüz lira vermeliydin”

Yaptığının acısı içinde kıvranan Dr.Reşit Galip duygularını Atatürk’e özür dileyerek mektup yazmakta gecikmeyecekti.

Mektup Gazi’ye ulaştığında kızgınlığı ve kırgınlığı çoktan geçmişti. Gülümseyerek diyecekti ki:

“-Nedir, bir kabahati mi var ki?”

Dolmabahçe Sarayı’ndaki o gecenin üzerinden dört ay geçmiş. Gazi, Çankaya’daki eski köşkte dostlarıyla. Bir ara Dr.Reşit Galip’ten de söz açılacak. Gazi:

“-O nerelerde? Hiç görmüyorum.” diyecek ve biraz sonra da yaverine, Çankaya’da yakınlarda bir yerde oturan doktoru çağırmalarını söyleyecek. O Çankaya gecesinin tanıklarından biri de Yakup Kadri Karaosmanoğlu. Ondan dinleyelim:

“-Reşit Galip, yemek salonuna girdiği vakit, hepimiz. Zorlu bir imtihan devresi geçirecek sanıyorduk. Fakat her şey hafif bir şaka içinde geçti. Reşit Galip’e sofrada yer gösterip oturttuktan beş on dakika sonra, dışarıdan iki nöbetçi eri çağrıldı.

Mustafa Kemal: ‘Şu efendiyi oturduğu yerden kaldırınız!’ dedi ve iki kuvvetli Anadolu çocuğu, bir hamlede Reşit Galip’i kucaklayıp havaya kaldırdılar. Mustafa Kemal gülerek:

‘-Biz adamı böyle kaldırmasını da biliriz!’ dedi.

Ve bu sahne, bu söz, Reşit Galip’in üç dört ay evvel Dolmabahçe Sarayı’ndaki sofrada:

‘-Sen beni buradan kaldıramazsın! Çünkü bu saray ve bu sofra milletindir!’sözüne bir cevaptı.”

Düşmanlarını bile bağışlayan Atatürk, bir devrimciyi mi bağışlamayacaktı!

19 Eylül 1932 günü Dr.Reşit Galip, Gazi’nin emri ile, görevini bırakması sağlanan o eleştirdiği Esat Bey’in yerine 1933 Üniversite Reformu’nu gerçekleştirecek olan Millî Eğitim Bakanı olmuş bulunuyordu!
 
Geri