Borsa yatırımcısı
Bronz Üye
-
- Katılım
- Nisan 1, 2021
-
- Mesajlar
- 4,590
-
- Tepkime puanı
- 1,132
-
- Puanları
- 233
Devlet Yönetiminde Milliyet ve Ehliyet
Prof.Dr. Osman Turan’ın Türk Cihan Hakimiyeti Mefkûresi Tarihini okumaktayım.
Türklerin,tebliğden evvel de muvahhid oluşuna dair tespitleri not alıyorum.Notlarımı gözden geçirirken “milliyetçilik ve emanet” anlayışına dair şu nota rastladım.
Osman Turan hoca Göktürk efkârına istinad ettirdiği bir nakilde Göktürkleri Çin’in hakimiyetine düşüren Kie-li han hakkında bu davranışının milli bir nefrete dönüştüğünü ifade eder. Özellikle, milliyetçilik Türklere Fransız ihtilali ile geldi diyen müfteriler bu satırları okumalı...
“Kötü bir kağan “Tanrı’dan korkmadığı, iyi ve kötü ruhlarla alay ettiği, atalarımızın töresine tecavüzde bulunduğu ve Çinli bir fikir adamının tavsiyelerine göre de memuriyetine yabancılara verdiği için felaketlere sebep oldu ve Tanrı’nın gazabına uğradı.” (Göktürk Efkârı)
Bir paragraflık basit bir yazı gibi ama her bir cümle müstakil bir konu... “Tanrı’dan korkmadığı...” ifadesiyle öncelikle anlıyoruz ki yöneticilerde evvela Allah korkusu olmalı ve bu korkuyu unutmadan yönetmelidir. Tebaasına davranışlarında Allah korkusu temel referans olmalıdır.
İrfan geleneğimizde yöneticilerin vasıflanması gereken korku şöyle tarif edilmiştir: “Önce hallâk-ı cihandan korkmalı sonra ondan korkmayandan korkmalı.”
“İyi ve kötü ruhlarla alay ettiği...” Bu ifadelerin mitolojik bir çağrışımı olduğunu iddia edenler olduğu gibi iyi ruhtan kastın “melek” kötü ruhtan kastın “şeytan” olduğunu söyleyen tarihçiler de vardır. Muvahhid itikada sahip Türkler için ikinci görüş daha makûldür.
İyi ruhla alay etmek yanlış evet ama kötü ruhla alay etmek neden gazap sebebi? Esasen alay etmek sakınmamak manasında düşünülürse meleklerin iyilik çağrıları ciddiye alınmadığı gibi şeytanların da kötüye teşvikinden sakınılmamıştır. Kie-li han bu sebeple gazaba uğramıştır.
“Atalarımızın töresine tecavüzde bulunduğu...” ifadesi ile milli birikime verilen önem ortaya konulmaktadır. Merhum Arvasi hocamız da “töre muvahhid itikatla çelişmediği müddetçe ona uymak gerekir” diyerek bu zaruriyeti ortaya koymaktadır.Bu bakımdan bu ifade “milli” bir sitemdir.
“Çinli bir fikir adamının tavsiyelerine göre...” bu ifade ile devlet yönetiminde milliliğe işaret eder. Merhum Arvasi Hocamız da “Her millet milliyetçidir.” “Milliyetçilik kadro ve programı ile daima iktidarda olmalıdır.” diyerek aynı tavsiyeyi günümüz için de tekrar eder.
“...memuriyetleri yabancılara verdiği için...” ifadesi de yine Arvasi hocamızın “...milli şuurdan yoksun kadrolara milleti teslim etmek ihanettir.” tespitinde ifade edildiği gibi büyük bir yanlıştır.
Bu yanlış aynı zamanda yüce ve mukaddes kitabımız Kuran-ı Kerimdeki “Şüphesiz ki Allah size emaneti ehil olana vermeyi emreder.” (Nisa/58) ayetine de muhalefet etmek olur. Peygamber efendimiz aleyhisselam “Emaneti ehline vermeyince kıyameti bekleyin.” buyurmuştur.
Kie-li han da memuriyetleri Türklere değil de yabancılara verdiği için ve bunu da kendi milletinin mütefekkirleri yerine Çinlileri referans aldığı için kısaca emaneti ehline vermeyip Allah buyruğuna karşı geldiği için tebaasını kıyamete yani felaketlere uğratmıştır.
Göktürk efkârına göre bu felaketlere sebep olduğu için de Kie-li han Tanrı’nın gazabına uğramıştır. Bütün bunlar göstermektedir ki devlet yönetiminde en evvela lâzım gelen, gözetilmesi gereken iki hususiyet ehliyet ve milliyettir.
Ehliyetten maksat sadece o işi yapabilmek değildir aynı zamanda liyakat sahibi de olmaktır. Enva-i çeşit kurt vardır, hepsi de ehliyet sahibidir ama bozkırın hakimi Bozkurttur. Zira Bozkurtta liyakat da vardır.
Milliyetten kasıt ise sadece mensubiyet değil aynı zamanda şuurdur. Merhum Arvasi hocamızın tabiriyle ne yabancılar ne de bize yabancılaşmış kadrolar bizi anlayamaz. Bugün bilhassa İngiliz oyunu akımlara kendini kaptıran ve bize yabancılaşmış kişiler istikbalimiz için tehdittir.
Bu sebeple Kie-li hanın düştüğü hataya düşmemeli, yabancı mütefekkirlere değil bağrımızdan çıkanlara kulak vermeli, kadroları yabancılara veya bize yabancılaşmış kişilere değil bizden olanlara, milli olanlara teslim etmeliyiz.(habip arvas)
Prof.Dr. Osman Turan’ın Türk Cihan Hakimiyeti Mefkûresi Tarihini okumaktayım.
Türklerin,tebliğden evvel de muvahhid oluşuna dair tespitleri not alıyorum.Notlarımı gözden geçirirken “milliyetçilik ve emanet” anlayışına dair şu nota rastladım.
Osman Turan hoca Göktürk efkârına istinad ettirdiği bir nakilde Göktürkleri Çin’in hakimiyetine düşüren Kie-li han hakkında bu davranışının milli bir nefrete dönüştüğünü ifade eder. Özellikle, milliyetçilik Türklere Fransız ihtilali ile geldi diyen müfteriler bu satırları okumalı...
“Kötü bir kağan “Tanrı’dan korkmadığı, iyi ve kötü ruhlarla alay ettiği, atalarımızın töresine tecavüzde bulunduğu ve Çinli bir fikir adamının tavsiyelerine göre de memuriyetine yabancılara verdiği için felaketlere sebep oldu ve Tanrı’nın gazabına uğradı.” (Göktürk Efkârı)
Bir paragraflık basit bir yazı gibi ama her bir cümle müstakil bir konu... “Tanrı’dan korkmadığı...” ifadesiyle öncelikle anlıyoruz ki yöneticilerde evvela Allah korkusu olmalı ve bu korkuyu unutmadan yönetmelidir. Tebaasına davranışlarında Allah korkusu temel referans olmalıdır.
İrfan geleneğimizde yöneticilerin vasıflanması gereken korku şöyle tarif edilmiştir: “Önce hallâk-ı cihandan korkmalı sonra ondan korkmayandan korkmalı.”
“İyi ve kötü ruhlarla alay ettiği...” Bu ifadelerin mitolojik bir çağrışımı olduğunu iddia edenler olduğu gibi iyi ruhtan kastın “melek” kötü ruhtan kastın “şeytan” olduğunu söyleyen tarihçiler de vardır. Muvahhid itikada sahip Türkler için ikinci görüş daha makûldür.
İyi ruhla alay etmek yanlış evet ama kötü ruhla alay etmek neden gazap sebebi? Esasen alay etmek sakınmamak manasında düşünülürse meleklerin iyilik çağrıları ciddiye alınmadığı gibi şeytanların da kötüye teşvikinden sakınılmamıştır. Kie-li han bu sebeple gazaba uğramıştır.
“Atalarımızın töresine tecavüzde bulunduğu...” ifadesi ile milli birikime verilen önem ortaya konulmaktadır. Merhum Arvasi hocamız da “töre muvahhid itikatla çelişmediği müddetçe ona uymak gerekir” diyerek bu zaruriyeti ortaya koymaktadır.Bu bakımdan bu ifade “milli” bir sitemdir.
“Çinli bir fikir adamının tavsiyelerine göre...” bu ifade ile devlet yönetiminde milliliğe işaret eder. Merhum Arvasi Hocamız da “Her millet milliyetçidir.” “Milliyetçilik kadro ve programı ile daima iktidarda olmalıdır.” diyerek aynı tavsiyeyi günümüz için de tekrar eder.
“...memuriyetleri yabancılara verdiği için...” ifadesi de yine Arvasi hocamızın “...milli şuurdan yoksun kadrolara milleti teslim etmek ihanettir.” tespitinde ifade edildiği gibi büyük bir yanlıştır.
Bu yanlış aynı zamanda yüce ve mukaddes kitabımız Kuran-ı Kerimdeki “Şüphesiz ki Allah size emaneti ehil olana vermeyi emreder.” (Nisa/58) ayetine de muhalefet etmek olur. Peygamber efendimiz aleyhisselam “Emaneti ehline vermeyince kıyameti bekleyin.” buyurmuştur.
Kie-li han da memuriyetleri Türklere değil de yabancılara verdiği için ve bunu da kendi milletinin mütefekkirleri yerine Çinlileri referans aldığı için kısaca emaneti ehline vermeyip Allah buyruğuna karşı geldiği için tebaasını kıyamete yani felaketlere uğratmıştır.
Göktürk efkârına göre bu felaketlere sebep olduğu için de Kie-li han Tanrı’nın gazabına uğramıştır. Bütün bunlar göstermektedir ki devlet yönetiminde en evvela lâzım gelen, gözetilmesi gereken iki hususiyet ehliyet ve milliyettir.
Ehliyetten maksat sadece o işi yapabilmek değildir aynı zamanda liyakat sahibi de olmaktır. Enva-i çeşit kurt vardır, hepsi de ehliyet sahibidir ama bozkırın hakimi Bozkurttur. Zira Bozkurtta liyakat da vardır.
Milliyetten kasıt ise sadece mensubiyet değil aynı zamanda şuurdur. Merhum Arvasi hocamızın tabiriyle ne yabancılar ne de bize yabancılaşmış kadrolar bizi anlayamaz. Bugün bilhassa İngiliz oyunu akımlara kendini kaptıran ve bize yabancılaşmış kişiler istikbalimiz için tehdittir.
Bu sebeple Kie-li hanın düştüğü hataya düşmemeli, yabancı mütefekkirlere değil bağrımızdan çıkanlara kulak vermeli, kadroları yabancılara veya bize yabancılaşmış kişilere değil bizden olanlara, milli olanlara teslim etmeliyiz.(habip arvas)
