Borsa yatırımcısı
Bronz Üye
-
- Katılım
- Nisan 1, 2021
-
- Mesajlar
- 4,590
-
- Tepkime puanı
- 1,132
-
- Puanları
- 233
DEVLET BAHÇELİNİN CEMAAT VE TARİKATLAR HAKKINDAKİ AÇIKLAMALARI
8.01.2022 tarihli konuşmalarında Devlet Bey "Herkesin, yasalar kapsamında ve maşeri vicdan sınırları içinde hür ve müstakil hareket etmeye, inanç hürriyetini sonuna kadar yaşamaya hakkı vardır. Tarikat ve cemaatler, devletle rekabete meyletmedikten, devleti ele geçirme hatasına düşmedikten sonra, sosyolojik bir realite olarak hayatın olağan akışı içinde var olmaya devam edeceklerdir. Bizim derdimiz ve sorun ettiğimiz konu tarikat ve cemaatlerden ziyade yüce dinimize yönelik suçlamalardaki sinsiliktir." ifadelerini kullandı.
Bu sözlerle İslam düşmanlığını tarikat ve cemaatlere nefret sözlerinin arasına gizlemiş fitne ve şer odaklarına "maksadınızı biliyoruz" diyerek mesaj verdi.
Devlet beyin ifadelerini anlamak için öncelikle tarikat ve cemaatlerin Türk tarihindeki yerlerine bir bakalım. Bu hususta Seyyid Ahmet Arvasi'nin Türk İslam Ülküsü isimli eserindeki şu ifadeleri nakledelim:
“Bin yıldan beri İslâm ile şereflenen aziz Türk Milleti, her türlü sapık yoldan ve koldan uzak durarak İslâm'ın ana-caddesinde yürümüş, "sünnetten" ve "cemaatten" asla ayrılmamıştır. Karahanlının, Selçuklunun ve Osmanlı'nın çizgisi hep bu olmuştur.
Bugün de Türkoğlu, bu çizgide yürümek, kendi kafasını ve vicdanını, sapık cereyanlara kapamak zorundadır. Emperyalizmin "din", "mezhep" ve "tarikat" kılığında ülkesine sızmasına izin vermemelidir.”
Burada sünnet ve cemaat kelimelerinin ayrıca ifade edilmesine ihtiyaç duyuyorum. Sünnet “peygamber efendimizin tatbikat ve tasdikidir” ve cemaat ise onun şanlı sahabe kadrosunun yoludur. Bu yol bazen Hazreti Ebubekir’dir bazen Hazreti Ali’dir. Bu konuya yine merhum Arvasi hoca şöyle temas etmektedir: “"Türk tasavvuf tarihi, incelendiğinde görülecektir ki, milletimiz, gerek Hz. Ebubekir'den gelen, gerek Hz. Ali'den gelen bütün «kollara» sahip çıkmıştır. Bununla birlikte denebilir ki, Türkistan ve Maveraünnehir Türklüğünde daha çok Hz. Ali çizgisi biraz daha ağır basar.
Türkler, Anadolu'ya ve Batı'ya geldikten sonra, yaşamak ve var olmak için sürekli olarak «kılıç kullanmak» zorunda kalınca, bütün «Ashab-ı Kirama» ve büyük imam Hz. Ebubekir'e olan yüksek saygısını korumakla birlikte daha çok Hz. Ali çizgisinde gelişen «tasavvuf kollarını» tercih etmiştir, sanırım."
Bütün bu ifadeler birlikte mütalaa edildiğinde gerçekten de tarikat ve cemaatlerin Türk milleti açısında Devlet Bahçeli beyefendinin de zikrettikleri üzere sosyolojik bir realite olduğunu kimse inkar edemez. Esasen Türk milleti Hazreti Ali’den veya Hazreti Ebubekir’den gelen saf, katışıksız ve bidatsiz yola tabi cemaat ve tarikatler sayesinde İslamı da asr-ı saadettekine benzer bir berraklıkta yaşamaya hassasiyet göstermiştir. Ne hazindir ki bu cemaat ve tarikatler başta İngiliz ve mason kontrolündeki sinsilerin elinde oyuncak olunca Türk milletinin de sosyolojik yapısı bozulmaya başlamış, bunun neticesinde devlet yönetimi, otoritesi sarsılmıştır. Nitekim bu bozulma Selçuklu ve Osmanlı gibi kudretli iki devletin de inkırazına sebep olmuştur.
Sayın Devlet Bahçeli beyefendilerin birkaç cümle ile öz bir şekilde ifade ettikleri açıklamasında dikkat edilmesi gereken çok mühim ibareler var. Bunlardan birisi de “Tarikat ve cemaatler, devletle rekabete meyletmedikten, devleti ele geçirme hatasına düşmedikten sonra…” ifadesidir ki bu ifade ile cemaat ve tarikatların devlet yönetimine heves etmek yerine sosyolojik olarak topluma faydalı olmaları teşvik edilmektedir. Bakınız Devlet Bahçeli beyefendinin bu ifadelerini merhum Arvasi hocamızın şu ifadeleriyle tavzih etmekte fayda vardır:
“Selçuklu ve Osmanlı döneminde, ülkemizde yaşamak ve gelişmek fırsatı bulan «mezhepler» ve «tarikatlar», devletin kontrolünde idi. Devlet, büyük bir hassasiyetle, bunların «ana caddede» kalmasını temin eder; «sapık yollara ve kollara» asla müsamaha edilmezdi. Dinin safiyeti ve ulviyeti, ciddiyetle korunur, onun siyasî maksatlara ve menfaatlere âlet edilmesine asla fırsat verilmezdi. Bu konuda yapılan yayınlar, titizlikle incelenir, dinin şu veya bu istikamette saptırılması, behemehâl önlenirdi. Bu konuda «Şeyhülislâmlık» müessesesi büyük yetkiye sahiptir.”
Arvasi hocanın bu ifadelerinden anlaşıldığı üzere tıpkı Devlet Bahçeli beyefendinin de işaret ettikleri üzere cemaat ve tarikatlerin vazifesi dinin ana caddesi denilen ve Hazreti Muhammed aleyhisselama tabi olan başta Hazreti Ebubekir ve Hazreti Ali radiyallahu anhuma efendilerimizin de takip ve temsil ettikleri ehlisünnete bağlılıktır. Bununla beraber devlet işlerini de devlet idarecilerine terk etmektir.
Sayın Devlet Bahçeli beyefendilerin ifade ettiği üzere “Devletin en temel görevlerinden birisi de öğrenci yurtları inşa ederek evlatlarımızın barınma ihtiyaçlarını köklü çözümlerle buluşturmaktır.” sözleriyle gençlerimizi himaye etme çağrısı son derece mühimdir. Bu hususta bu çağrılara kulak verilmesi ve buralardan gerekli vazifelerin çıkarılması istikbalimiz adına elzemdir. Bu tür tehlikelere merhum Arvasi hocamız da işaret etmiş fakat o dönemin yetkilileri maalesef gereken ihtimamı göstermemiştir.
Arvasi hoca “Asla unutulmamalıdır ki, gençliğimize biz, sahip çıkmazsak, onları biz maddeten ve manen himaye ederek gözümüz gibi korumazsak, onlara «gayrimeşru güçler» ve «hain emeller» sahip çıkar. Bu, hem gençlerimizin, hem de milletçe yarınımızın tehlikeye atılması demek olur.” diyerek bu tehlikeye yaklaşık 40 yıl evvel dikkat çekmiştir.
Yine merhum Arvasi hocamız “Onun için ve ısrarla yıllardan beri diyoruz ki, “Bir devlet, milletinin dînine sahip çıkmaz, kendini çeşitli komplekslere kaptırarak, dîn sahasını ihmal ederse; millet, sağlam, yeterli ve tatmin edici bir dîn eğitim ve öğretiminden geçirilmezse, başka devletler ‘sahte sahiplik tavrı’ içinde meseleleri istismar ederler.”
Sayın Devlet Bahçeli beyefendilerin Türk dünyasını tehdit eden Selefi tehlikesine dikkat çekmesi de üzerinde durulması gereken başka bir mühim husustur. Zira gerek Hazreti Ebubekir gerekse Hazreti Ali yoluyla Türk dünyasına ulaşan temiz itikada bağlı olan Türk milletini bölmek isteyen emperyalistler Selefilik başta olmak üzere nice sapık akımı Türk coğrafyasına karşı teşkilatlandırmışlardır. Bu sapık akımların müntesipleri ya Türk’e silah çekecek emperyal taşeronlardır ya da bünyeyi tahrip edecek bozuk itikadi virüslerdir. Bütün bunlardan korunmanın yolu ecdadımızın yaşadığı gibi İslam’ı berrak, bidatsiz bir şekilde yaşamaktır. Malazgirt fatihi Muhammed Alparslan’ın ifadesiyle “Biz Türkler temiz bir milletiz. Bidat nedir bilmeyiz. Bunun için Allah bizi aziz kıldı.” şuurunu terk etmemek gerekir.
/Hoşâbi
8.01.2022 tarihli konuşmalarında Devlet Bey "Herkesin, yasalar kapsamında ve maşeri vicdan sınırları içinde hür ve müstakil hareket etmeye, inanç hürriyetini sonuna kadar yaşamaya hakkı vardır. Tarikat ve cemaatler, devletle rekabete meyletmedikten, devleti ele geçirme hatasına düşmedikten sonra, sosyolojik bir realite olarak hayatın olağan akışı içinde var olmaya devam edeceklerdir. Bizim derdimiz ve sorun ettiğimiz konu tarikat ve cemaatlerden ziyade yüce dinimize yönelik suçlamalardaki sinsiliktir." ifadelerini kullandı.
Bu sözlerle İslam düşmanlığını tarikat ve cemaatlere nefret sözlerinin arasına gizlemiş fitne ve şer odaklarına "maksadınızı biliyoruz" diyerek mesaj verdi.
Devlet beyin ifadelerini anlamak için öncelikle tarikat ve cemaatlerin Türk tarihindeki yerlerine bir bakalım. Bu hususta Seyyid Ahmet Arvasi'nin Türk İslam Ülküsü isimli eserindeki şu ifadeleri nakledelim:
“Bin yıldan beri İslâm ile şereflenen aziz Türk Milleti, her türlü sapık yoldan ve koldan uzak durarak İslâm'ın ana-caddesinde yürümüş, "sünnetten" ve "cemaatten" asla ayrılmamıştır. Karahanlının, Selçuklunun ve Osmanlı'nın çizgisi hep bu olmuştur.
Bugün de Türkoğlu, bu çizgide yürümek, kendi kafasını ve vicdanını, sapık cereyanlara kapamak zorundadır. Emperyalizmin "din", "mezhep" ve "tarikat" kılığında ülkesine sızmasına izin vermemelidir.”
Burada sünnet ve cemaat kelimelerinin ayrıca ifade edilmesine ihtiyaç duyuyorum. Sünnet “peygamber efendimizin tatbikat ve tasdikidir” ve cemaat ise onun şanlı sahabe kadrosunun yoludur. Bu yol bazen Hazreti Ebubekir’dir bazen Hazreti Ali’dir. Bu konuya yine merhum Arvasi hoca şöyle temas etmektedir: “"Türk tasavvuf tarihi, incelendiğinde görülecektir ki, milletimiz, gerek Hz. Ebubekir'den gelen, gerek Hz. Ali'den gelen bütün «kollara» sahip çıkmıştır. Bununla birlikte denebilir ki, Türkistan ve Maveraünnehir Türklüğünde daha çok Hz. Ali çizgisi biraz daha ağır basar.
Türkler, Anadolu'ya ve Batı'ya geldikten sonra, yaşamak ve var olmak için sürekli olarak «kılıç kullanmak» zorunda kalınca, bütün «Ashab-ı Kirama» ve büyük imam Hz. Ebubekir'e olan yüksek saygısını korumakla birlikte daha çok Hz. Ali çizgisinde gelişen «tasavvuf kollarını» tercih etmiştir, sanırım."
Bütün bu ifadeler birlikte mütalaa edildiğinde gerçekten de tarikat ve cemaatlerin Türk milleti açısında Devlet Bahçeli beyefendinin de zikrettikleri üzere sosyolojik bir realite olduğunu kimse inkar edemez. Esasen Türk milleti Hazreti Ali’den veya Hazreti Ebubekir’den gelen saf, katışıksız ve bidatsiz yola tabi cemaat ve tarikatler sayesinde İslamı da asr-ı saadettekine benzer bir berraklıkta yaşamaya hassasiyet göstermiştir. Ne hazindir ki bu cemaat ve tarikatler başta İngiliz ve mason kontrolündeki sinsilerin elinde oyuncak olunca Türk milletinin de sosyolojik yapısı bozulmaya başlamış, bunun neticesinde devlet yönetimi, otoritesi sarsılmıştır. Nitekim bu bozulma Selçuklu ve Osmanlı gibi kudretli iki devletin de inkırazına sebep olmuştur.
Sayın Devlet Bahçeli beyefendilerin birkaç cümle ile öz bir şekilde ifade ettikleri açıklamasında dikkat edilmesi gereken çok mühim ibareler var. Bunlardan birisi de “Tarikat ve cemaatler, devletle rekabete meyletmedikten, devleti ele geçirme hatasına düşmedikten sonra…” ifadesidir ki bu ifade ile cemaat ve tarikatların devlet yönetimine heves etmek yerine sosyolojik olarak topluma faydalı olmaları teşvik edilmektedir. Bakınız Devlet Bahçeli beyefendinin bu ifadelerini merhum Arvasi hocamızın şu ifadeleriyle tavzih etmekte fayda vardır:
“Selçuklu ve Osmanlı döneminde, ülkemizde yaşamak ve gelişmek fırsatı bulan «mezhepler» ve «tarikatlar», devletin kontrolünde idi. Devlet, büyük bir hassasiyetle, bunların «ana caddede» kalmasını temin eder; «sapık yollara ve kollara» asla müsamaha edilmezdi. Dinin safiyeti ve ulviyeti, ciddiyetle korunur, onun siyasî maksatlara ve menfaatlere âlet edilmesine asla fırsat verilmezdi. Bu konuda yapılan yayınlar, titizlikle incelenir, dinin şu veya bu istikamette saptırılması, behemehâl önlenirdi. Bu konuda «Şeyhülislâmlık» müessesesi büyük yetkiye sahiptir.”
Arvasi hocanın bu ifadelerinden anlaşıldığı üzere tıpkı Devlet Bahçeli beyefendinin de işaret ettikleri üzere cemaat ve tarikatlerin vazifesi dinin ana caddesi denilen ve Hazreti Muhammed aleyhisselama tabi olan başta Hazreti Ebubekir ve Hazreti Ali radiyallahu anhuma efendilerimizin de takip ve temsil ettikleri ehlisünnete bağlılıktır. Bununla beraber devlet işlerini de devlet idarecilerine terk etmektir.
Sayın Devlet Bahçeli beyefendilerin ifade ettiği üzere “Devletin en temel görevlerinden birisi de öğrenci yurtları inşa ederek evlatlarımızın barınma ihtiyaçlarını köklü çözümlerle buluşturmaktır.” sözleriyle gençlerimizi himaye etme çağrısı son derece mühimdir. Bu hususta bu çağrılara kulak verilmesi ve buralardan gerekli vazifelerin çıkarılması istikbalimiz adına elzemdir. Bu tür tehlikelere merhum Arvasi hocamız da işaret etmiş fakat o dönemin yetkilileri maalesef gereken ihtimamı göstermemiştir.
Arvasi hoca “Asla unutulmamalıdır ki, gençliğimize biz, sahip çıkmazsak, onları biz maddeten ve manen himaye ederek gözümüz gibi korumazsak, onlara «gayrimeşru güçler» ve «hain emeller» sahip çıkar. Bu, hem gençlerimizin, hem de milletçe yarınımızın tehlikeye atılması demek olur.” diyerek bu tehlikeye yaklaşık 40 yıl evvel dikkat çekmiştir.
Yine merhum Arvasi hocamız “Onun için ve ısrarla yıllardan beri diyoruz ki, “Bir devlet, milletinin dînine sahip çıkmaz, kendini çeşitli komplekslere kaptırarak, dîn sahasını ihmal ederse; millet, sağlam, yeterli ve tatmin edici bir dîn eğitim ve öğretiminden geçirilmezse, başka devletler ‘sahte sahiplik tavrı’ içinde meseleleri istismar ederler.”
Sayın Devlet Bahçeli beyefendilerin Türk dünyasını tehdit eden Selefi tehlikesine dikkat çekmesi de üzerinde durulması gereken başka bir mühim husustur. Zira gerek Hazreti Ebubekir gerekse Hazreti Ali yoluyla Türk dünyasına ulaşan temiz itikada bağlı olan Türk milletini bölmek isteyen emperyalistler Selefilik başta olmak üzere nice sapık akımı Türk coğrafyasına karşı teşkilatlandırmışlardır. Bu sapık akımların müntesipleri ya Türk’e silah çekecek emperyal taşeronlardır ya da bünyeyi tahrip edecek bozuk itikadi virüslerdir. Bütün bunlardan korunmanın yolu ecdadımızın yaşadığı gibi İslam’ı berrak, bidatsiz bir şekilde yaşamaktır. Malazgirt fatihi Muhammed Alparslan’ın ifadesiyle “Biz Türkler temiz bir milletiz. Bidat nedir bilmeyiz. Bunun için Allah bizi aziz kıldı.” şuurunu terk etmemek gerekir.
/Hoşâbi