-
- Katılım
- Nisan 2, 2014
-
- Mesajlar
- 3,728
-
- Tepkime puanı
- 0
-
- Puanları
- 291
-
- Yaş
- 35
Deterjan, kir sökücü anlamına gelmektedir. Sabun dışındaki temizleyicilerin tümü deterjan sınıfına girmektedir.
Temizlik ürünlerinin tarihçesini incelediğimizde 15.YY’da sabun ile başladığı görülmektedir. İlk bilimsel sabun üretimi Michel Eugene Chevreul tarafından 18.YY’da gerçekleştirilmiş, 19.YY’da buhar makinesinin icadı ile endüstriyel sektör haline gelmiştir. Deterjan endüstrisi ise 1930’larda ABD’de deterjan üretiminin başlaması ile günümüze kadar gelmiştir.
Nedir bu deterjan?
Deterjanın ana maddesi yüzey aktif maddedir. Yüzey aktif madde pahalıdır, bu sebep ile birçok üretici yüzey aktif maddeyi az oranda kullanarak, yerine bentonit, kaolin, değişik tuzlar, asitler ve silikatlar gibi temizleyici özelliği olan maddeleri de kullanmaktadırlar. Yüzey aktif maddeler dışında deterjan içinde ayrıca beyazlatıcı, yumuşatıcı, parlatıcı ya da antiseptik özelikte kimyasal maddeler de bulunmaktadır.
Bu inorganik maddeler kolay erimedikleri için, su ve toprakta bozulmadan kalmakta, akarsu, göl ve denizlere ulaşarak buralarda yaşayan canlıları ve onlarla beslenen insanların sağlığını tehdit etmektedir. Çocuklarımıza temiz bir dünya bırakabilmek için bu tür maddelerin kullanıldığı ürünlerden uzak durmamız gerekmektedir.
eco-friendlyDeterjanların, sadece yeraltı ve yerüstü sularımıza değil, soluduğumuz havaya da çok büyük zararları vardır. Bugün Amerika’da yapılan araştırmalar evlerimizin içinin sokaklardan 4-5 kat daha kirli olduğunu göstermektedirler. Hijyen amacı ile yoğun kimyasal içeren ürünleri kullanmamız ve kapaklarını açık bırakmamız sebebi ile evimizin içindeki havayı kirleterek hem ailemize – evcil hayvanlarımıza zarar verdiğimiz gibi, hem de temizlik işlemi sırasında havayı soluyarak kendimize zarar vermekteyiz. Unutmamalıyız ki; deterjanlar mikroplara ne kadar zarar veriyorsa aynı ölçüde akciğer, karaciğer ve beynimize de zarar vermektedirler. Astım, alerji ve hormonal değişiklere kadar birçok hastalığa sebep olurlar.
Bunların yanında cildimiz de zarar görmektedir. Deterjanların içeriklerinde bulunan optik ağartıcılar (ki bunlar sadece ışık oyunu yaparak bize giysinin daha beyaz görünmesini sağlayan birer yanılmadır), yumuşatıcılar vb cilt ile temas ettiğinde tehdit oluşturmaktadırlar.
Deterjan kalıntılarının çamaşırlarımız üzerinden temizlenebilmesi için; çamaşır makinesindeki çamaşırlarımızın 8 ton, bulaşık makinesindeki bulaşıklarımızın 6 ton su ile durulanması gerekmektedir. Banyoda kullandığımız şampuan ve duş jeli ancak 2 ton / 250 kova su ile tam olarak durulanabilmektedir.
Bulaşıklarımızın üzerindeki deterjanı uzaklaştırabilmek için, bulaşıklarımızı yaklaşık 6 kere durulamamız gerekmektedir. Tam durulanamaması durumunda maruz kaldığımız deterjan oranı günlük yaklaşık 75 mg’dır. Bu bebeklerde 250 mg kadar ulaşabilir.
Sıvı sabunlar; bulaşık deterjanları ve şampuanların hammadde miktarlarının değiştirilmiş halidir. Aynı şekilde duş jelleri, traş köpükleri – jelleri, diş macunlarının içinde de deterjan maddesi bulunmaktadır. İçeriklerindeki kimyasallar iyi durulanmadıklarında (ki kolay kolay durulanamazlar) derimiz ve ağzımız ile vücudumuza girerler. Derimiz terleyen, ısınan, soğuyan kısacası yaşayan bir organdır. Derimiz ile temas eden her şey en az yediklerimiz kadar önemlidir.
Sağlığımızı, çevremizi korumak için neler yapmalıyız?
Günümüzde doğal, organik, ekolojik kelimelerini deterjan kelimesi birlikte sık sık duymaya ve görmeye başladık. Peki bu kelimeler deterjan ile bir araya gelince neyi ifade ediyor?
İki tip yüzey aktif madde vardır: kimyasal ve bitkisel. Kullandığımız deterjanın veya kozmetik ürünlerin sağlığımıza ve çevreye zarar vermemesini istiyorsak bitkisel bazlı ve bitkisel olduğunu USDA Biobased, Eco Control, Eco Garantie, EPA – DFE (Çevre için tasarım) sertifikaları ile kanıtlamış olanlarını tercih etmeliyiz. Bu sertifikalara sahip deterjan markaları bitkisel yüzey aktif maddeleri kullanmaktadırlar. Bu sertifikalara sahip ürünler hem vaad ettikleri gibi temizlerler hem de temizlerken sağlığımıza ve çevreye zarar vermezler.
Organik deterjan diye bir şey var mı?
Temizlik ve kozmetik ürünlerinin içinde su olduğu için bu ürünlerde %100 organik kelimesini kullanmamız doğru değildir. Çünkü su organik değildir. Deterjan kelimesi ile organik kelimesini bir arada kullanabilmemiz için ürünün içinde organik içerik olması gerekir. Örn; organik lavanta, organik papatya, organik aloe vera gibi.
Organik olduğunu iddia eden ürünlerin USDA Organic, Ecocert Organic, Na True .. sertifikalarına sahip olması gerekmektedir. Aksi halde ürün organik değil, ekolojik dir. Ayrıca Avrupa ve Amerika’nın organik kriterlerinde de farklılık vardır. Örn Amerika da bir ürün için gıda standartlarına göre organiktir diyebilmek için ürünün %95 organik içerikli olması gerekirken, Avrupa da % 10 organik içerik olması yeterlidir. Ayrıca günümüzde ekolojik ürünler de organik olarak da adlandırılmaktadır.
DFE-LogoUnutmamamız gereken bir konu da, su olan yerde bakteri de olur. Bu sebep ile sıvı ürünlerin içinde koruyucu olması normaldir, sertifikalı ürünlerde kullanılan koruyucular insan sağlığını tehdit etmeyen ve minimum miktarda kullanılan koruyuculardır. Koruyucu oranı az olması sebebi ile bu ürünlerin raf ömürleri fazla uzun değildir. Bu ürünlerin üzerinde üretim tarihi veya son kullanma tarihi yazmak zorundadır. Ürün seçerken üretim veya son kullanma tarihine dikkat etmemiz özellikle önemlidir.
İfade hataları ve hileleri ile dolu günümüz pazarlama sektöründe bilinçli tüketici olmak en az sağlığımız kadar aile bütçemizi de koruyabilmemiz için de önemlidir. Sertifikası olmayan veya sertifikasının sahip olduğu özellikler ile söylemleri birbirini tutmayan ürünleri tüketmemeliyiz.
Satış noktalarını, üreticilerini sorgulamalı, sertifikalarını belgelemelerini talep etmeliyiz..
Temizlik ürünlerinin tarihçesini incelediğimizde 15.YY’da sabun ile başladığı görülmektedir. İlk bilimsel sabun üretimi Michel Eugene Chevreul tarafından 18.YY’da gerçekleştirilmiş, 19.YY’da buhar makinesinin icadı ile endüstriyel sektör haline gelmiştir. Deterjan endüstrisi ise 1930’larda ABD’de deterjan üretiminin başlaması ile günümüze kadar gelmiştir.
Nedir bu deterjan?
Deterjanın ana maddesi yüzey aktif maddedir. Yüzey aktif madde pahalıdır, bu sebep ile birçok üretici yüzey aktif maddeyi az oranda kullanarak, yerine bentonit, kaolin, değişik tuzlar, asitler ve silikatlar gibi temizleyici özelliği olan maddeleri de kullanmaktadırlar. Yüzey aktif maddeler dışında deterjan içinde ayrıca beyazlatıcı, yumuşatıcı, parlatıcı ya da antiseptik özelikte kimyasal maddeler de bulunmaktadır.
Bu inorganik maddeler kolay erimedikleri için, su ve toprakta bozulmadan kalmakta, akarsu, göl ve denizlere ulaşarak buralarda yaşayan canlıları ve onlarla beslenen insanların sağlığını tehdit etmektedir. Çocuklarımıza temiz bir dünya bırakabilmek için bu tür maddelerin kullanıldığı ürünlerden uzak durmamız gerekmektedir.
eco-friendlyDeterjanların, sadece yeraltı ve yerüstü sularımıza değil, soluduğumuz havaya da çok büyük zararları vardır. Bugün Amerika’da yapılan araştırmalar evlerimizin içinin sokaklardan 4-5 kat daha kirli olduğunu göstermektedirler. Hijyen amacı ile yoğun kimyasal içeren ürünleri kullanmamız ve kapaklarını açık bırakmamız sebebi ile evimizin içindeki havayı kirleterek hem ailemize – evcil hayvanlarımıza zarar verdiğimiz gibi, hem de temizlik işlemi sırasında havayı soluyarak kendimize zarar vermekteyiz. Unutmamalıyız ki; deterjanlar mikroplara ne kadar zarar veriyorsa aynı ölçüde akciğer, karaciğer ve beynimize de zarar vermektedirler. Astım, alerji ve hormonal değişiklere kadar birçok hastalığa sebep olurlar.
Bunların yanında cildimiz de zarar görmektedir. Deterjanların içeriklerinde bulunan optik ağartıcılar (ki bunlar sadece ışık oyunu yaparak bize giysinin daha beyaz görünmesini sağlayan birer yanılmadır), yumuşatıcılar vb cilt ile temas ettiğinde tehdit oluşturmaktadırlar.
Deterjan kalıntılarının çamaşırlarımız üzerinden temizlenebilmesi için; çamaşır makinesindeki çamaşırlarımızın 8 ton, bulaşık makinesindeki bulaşıklarımızın 6 ton su ile durulanması gerekmektedir. Banyoda kullandığımız şampuan ve duş jeli ancak 2 ton / 250 kova su ile tam olarak durulanabilmektedir.
Bulaşıklarımızın üzerindeki deterjanı uzaklaştırabilmek için, bulaşıklarımızı yaklaşık 6 kere durulamamız gerekmektedir. Tam durulanamaması durumunda maruz kaldığımız deterjan oranı günlük yaklaşık 75 mg’dır. Bu bebeklerde 250 mg kadar ulaşabilir.
Sıvı sabunlar; bulaşık deterjanları ve şampuanların hammadde miktarlarının değiştirilmiş halidir. Aynı şekilde duş jelleri, traş köpükleri – jelleri, diş macunlarının içinde de deterjan maddesi bulunmaktadır. İçeriklerindeki kimyasallar iyi durulanmadıklarında (ki kolay kolay durulanamazlar) derimiz ve ağzımız ile vücudumuza girerler. Derimiz terleyen, ısınan, soğuyan kısacası yaşayan bir organdır. Derimiz ile temas eden her şey en az yediklerimiz kadar önemlidir.
Sağlığımızı, çevremizi korumak için neler yapmalıyız?
Günümüzde doğal, organik, ekolojik kelimelerini deterjan kelimesi birlikte sık sık duymaya ve görmeye başladık. Peki bu kelimeler deterjan ile bir araya gelince neyi ifade ediyor?
İki tip yüzey aktif madde vardır: kimyasal ve bitkisel. Kullandığımız deterjanın veya kozmetik ürünlerin sağlığımıza ve çevreye zarar vermemesini istiyorsak bitkisel bazlı ve bitkisel olduğunu USDA Biobased, Eco Control, Eco Garantie, EPA – DFE (Çevre için tasarım) sertifikaları ile kanıtlamış olanlarını tercih etmeliyiz. Bu sertifikalara sahip deterjan markaları bitkisel yüzey aktif maddeleri kullanmaktadırlar. Bu sertifikalara sahip ürünler hem vaad ettikleri gibi temizlerler hem de temizlerken sağlığımıza ve çevreye zarar vermezler.
Organik deterjan diye bir şey var mı?
Temizlik ve kozmetik ürünlerinin içinde su olduğu için bu ürünlerde %100 organik kelimesini kullanmamız doğru değildir. Çünkü su organik değildir. Deterjan kelimesi ile organik kelimesini bir arada kullanabilmemiz için ürünün içinde organik içerik olması gerekir. Örn; organik lavanta, organik papatya, organik aloe vera gibi.
Organik olduğunu iddia eden ürünlerin USDA Organic, Ecocert Organic, Na True .. sertifikalarına sahip olması gerekmektedir. Aksi halde ürün organik değil, ekolojik dir. Ayrıca Avrupa ve Amerika’nın organik kriterlerinde de farklılık vardır. Örn Amerika da bir ürün için gıda standartlarına göre organiktir diyebilmek için ürünün %95 organik içerikli olması gerekirken, Avrupa da % 10 organik içerik olması yeterlidir. Ayrıca günümüzde ekolojik ürünler de organik olarak da adlandırılmaktadır.
DFE-LogoUnutmamamız gereken bir konu da, su olan yerde bakteri de olur. Bu sebep ile sıvı ürünlerin içinde koruyucu olması normaldir, sertifikalı ürünlerde kullanılan koruyucular insan sağlığını tehdit etmeyen ve minimum miktarda kullanılan koruyuculardır. Koruyucu oranı az olması sebebi ile bu ürünlerin raf ömürleri fazla uzun değildir. Bu ürünlerin üzerinde üretim tarihi veya son kullanma tarihi yazmak zorundadır. Ürün seçerken üretim veya son kullanma tarihine dikkat etmemiz özellikle önemlidir.
İfade hataları ve hileleri ile dolu günümüz pazarlama sektöründe bilinçli tüketici olmak en az sağlığımız kadar aile bütçemizi de koruyabilmemiz için de önemlidir. Sertifikası olmayan veya sertifikasının sahip olduğu özellikler ile söylemleri birbirini tutmayan ürünleri tüketmemeliyiz.
Satış noktalarını, üreticilerini sorgulamalı, sertifikalarını belgelemelerini talep etmeliyiz..