hiçbir şey düşünmüyorum, düşünmek istemiyorum artık. oturdum, öylece istanbul depremini bekliyorum. enkaz altında, yaşar bir vaziyette kalırsam neler yapabileceğimi, sesimi nasıl duyurabileceğimi, telefonum ulaşabilir vaziyette ise şarjını mümkün olduğunca idareli kullanmam gerektiğini düşünüyorum. annem’in kulakları çok sağlıklı değil, o enkaz altında, yaşar halde kalırsa ona sesimizi nasıl duyurabilirizi düşünüyorum. kalbim, sıkışıyor. eğer diyorum enkaz altında kalmaz isem ilk kimlere koşacağımı düşünüyorum, bulamıyorum… yeğenlerime mi akrabalarıma mı, komşularıma mı koşayım, bilmiyorum. oturduk, kardeşim… öylece BÜYÜK istanbul depremini bekliyoruz. böyle bir şey olabilir mi? deprem ülkesi olduğumuzu yeni duymuş gibi mi yapalım? uzmanların bas bas bağırıp ama yetkililerin duymazdan, görmezden geldiklerini mi konuşalım, ne yapalım? bilimi yok sayalım, çözümleri ve gerekli kontrolleri yok sayalım ama bunlar yeni bir şeymiş gibi, her yaşadığımız deprem sonrası “ne yapılabilir” i konuşalım. hükümet bu kadar rant peşindeyken, para peşindeyken, şov peşindeyken ben artık konuşacak derman bulamıyorum kendimde. yeter artık durdurun bu sanayileşmeyi, durdurun ovalara evler, siteler yapmayı, durdurun çarpık yapılaşmaları, kentleşmeleri. yazık, yeni bir şeymiş gibi “onu yapacağız, bunu yapacağız” demeyi bırakın! yapın artık. yakalamışlar bir müteahhit (ki suçludur) tek suçlu oymuş gibi, onun üzerine yığılıp, diğer sorumluların üzerleri kapatılacak… yapılacak bunlar, yaptılar çünkü. yazık allahım yarabbim sen sabır ver. kalkmışız burada çözüm sunuyoruz, çözüm üretmeye çalışıyoruz. halk yapıyor bunu… ahlaksızlar!