Depersonalizasyon - Derealizasyon Bozukluğu Nedir

🟢 Konu yazarı şu anda aktif
Depersonalizasyon-derealizasyon bozukluğu (DPDR), kişinin sürekli veya tekrarlayan depersonalizasyon veya derealizasyon yaşamasına sebep olan ruhsal bir bozukluktur.

Depersonalizasyon; kişinin kendisinden, düşüncelerinden, hislerinden ve hatta bedeninden kopmuş hissetmesini ifade eder. Bireyler, genellikle kendilerini sanki dışarıdan bir gözlemci gibi izlediklerini hissettiklerini belirtir. Ayrıca düşünceleri ve davranışları üzerinde bir kontrolleri yokmuş gibi hissedebilirler. Yani depersonalizasyon basitçe kişinin duyarsızlaşması, kendinden kopması veya kendine yabancılaşması olarak ifade edilebilir.

Derealizasyon ise kişinin diğer insanlardan, çevresinden veya dünyadan kopmuş hissetmesini ifade eder. Derealizasyon yaşayan kişiler, çevrelerindeki dünyayı gerçek dışı veya sanki bir rüyaymış gibi algılayabilirler.
Tüm Reklamları Kapat

Belirti ve Semptomlar

Depersonalizasyon-derealizasyon bozukluğu belirtileri genellikle görünmezdir ve kişinin öznel deneyimlerindeki değişiklikler ile ilgilidir. Çoğu zaman depersonalizasyon-derealizasyon bozukluğu olan kişiler dahi belirtileri tarif etmekte zorlanabilir.

Depersonalizasyon-derealizasyon bozukluğu tek bir tanı olarak kabul edilse de belirtiler genellikle iki kategoriye ayrılarak incelenir. Buna göre bu bozukluğa sahip kişiler, depersonalizasyon ve derealizasyondan birinin belirtilerini yaşayabildiği gibi her ikisinin belirtilerini birden de yaşayabilir.

Depersonalizasyon Belirtileri

Kendi vücudunuzdan kopmuş hissetmek, bazen kendi vücudunuzu yukarıdan izliyormuş veya bir film seyrediyormuş gibi hissetmek;
Fiziksel, zihinsel veya duygusal açıdan uyuşmuş hissetmek;
Vücudunuz bazı bölümlerinin yanlış boyutta veya deforme olduğunu hissetmek (şişmiş, küçülmüş veya büyümüş);
Duygularla anıları ilişkilendirememek, bir anıyı sanki siz yaşamamış gibi hissettiğiniz için sahiplenememek;
Sanki gerçek bir benliğiniz yokmuş gibi kendinizden tamamen kopmuş hissetmek;
Kendi hareketleriniz, davranışlarınız ve konuşmalarınız dahil olmak üzere vücudunuz üzerinde bir kontrolünüz yokmuş gibi hissetmek;
Duygularınızı tanımada ve tanımlamada zorluk yaşamak.

Derealizasyon Belirtileri

Gerçeklikten kopmuş hissetmek;
İnsanlar, çevre veya dünyayla sizin aranızda cam bir duvar varmış gibi hissetmek;
Deneyimlerinizin garip, gerçek dışı veya rüya gibi olduğunu hissetmek;
Başkalarını veya çevreyi puslu, yapay veya karikatürize gibi deneyimlemek;
Sesleri normalinden daha yüksek veya daha yumuşak olarak deneyimlemek;
Nesneleri boyut, şekil, renk veya mesafe olarak normalinden farklı deneyimlemek;
Çarpık bir zaman algısına sahip olmak, zamanın normalden daha hızlı veya daha yavaş geçtiğini hissetmek (uzak bir geçmişte yaşanan bir olayı sanki dün yaşamış gibi hissetmek veya yakın zamanda gerçekleşen bir olayın çok daha uzak bir geçmişte yaşandığını hissetmek gibi).

Hastalıkla İlişkili Genler, Etken Faktörler ve Risk Faktörleri

Depersonalizasyon-derealizasyon bozukluğunun nedenleri tam olarak bilinmemektedir. Ancak genellikle şiddet, savaş veya çocuk istismarı gibi yaşamı tehdit eden travmatik deneyimler ile ilişkilendirilir. Bu yüzden depersonalizasyon gibi dissosiyatif semptomların gelişiminin genellikle travma ile baş etmenin bir yolu veya kişinin kontrol edemediği deneyimleriyle ilgili duygularına verdiği doğal bir tepki olduğu düşünülür. Aşağıdaki faktörler kişinindepersonalizasyon-derealizasyon bozukluğu geliştirme ihtimalini artırabilir.
Çocukluk Deneyimleri

Çocuklukta ihmal veya istismar edilmek, yetişkinlikte dissosiyatif bozukluk geliştirme olasılığını büyük ölçüde artırır. Depersonalizasyon-derealizasyon bozukluğu olan birçok kişi, çocukluk döneminde özellikle duygusal istismar ve ihmal gibi travmatik deneyimler yaşadıklarını bildirmektedir.


Bir kişi; şiddet, istismar veya ihmal gibi durumların gerçekleştiği bir evde büyüdüyse bir savunma mekanizması olarak kendisini bu durumlardan uzaklaştırmış olabilir. Bu yüzden yetişkinlikte de benzer stresli durumlarla karşılaştığında depersonalizasyon eğilimlerine geri dönebilir.


Ayrıca aile içi şiddete veya istismara tanık olmak, cinsel saldırı öyküsü, beklenmedik ölümler, doğal afetler, kaza veya savaş gibi hayatı tehdit eden bir tehlikeyle karşılaşmak da depersonalizasyon eğilimi yaratabilir.
Anksiyete Bozuklukları

Anksiyete, genellikle dissosiyatif bozukluklara eşlik eder ve depersonalizasyon ile birlikte teşhis edilir. Panik atak veya yüksek düzeydeki kaygı durumları, kişinin algısını değiştirebilir ve geçici olarak depersonalizasyon veya derealizasyon semptomlarını yaşamasına sebep olabilir.
İlaç ve Madde Kullanımı

Alkol ve esrar gibi zihin veya ruh halini değiştiren maddelerin kullanımı depersonalizasyon veya derealizasyon semptomlarına sebep olabilir. Semptomlar genellikle madde kullanımının verdiği keyif kadar sürse de bazı araştırmalar madde kullanımının etkisinde olmadığında bile depersonalizasyon veya derealizasyon hissine neden olabileceğini göstermektedir.[1]

Teşhis Yöntemleri

Depersonalizasyon-derealizasyon bozukluğu nadiren teşhis edilebilir. Uzmanların birçoğu bu tanıya aşina değildir. Bu yüzden doğru bir tanının konması yıllarca süren tedavilerden sonra gerçekleşebilir.

Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatiksel El Kitabı'nın beşinci baskısında (DSM-5), depersonalizasyon-derealizasyon bozukluğu için belirtilen tanı kriterleri şunlardır:[2]

Depersonalizasyon, derealizasyon veya her ikisinin birlikte olduğu ataklar sürekli veya tekrar edicidir.
Kişi, tüm bu deneyimler sırasında değişikliklerin gerçek olmadığının farkındadır. Yani, kişinin gerçeklik algısı bozulmamıştır; gerçeklik ve dissosiyatif deneyimleri ayırt etme yeteneğine sahiptir.
Semptomlar, kişinin sosyal veya mesleki hayatını sıkıntıya sokacak derecede şiddetlidir.
Semptomlar, bir ilaç veya madde kullanımından kaynaklanmamaktadır.
Semptomlar; şizofreni, panik bozukluk, travma sonrası stres bozukluğu veya başka bir dissosiyatif bozukluktan kaynaklanmamaktadır.

Buna göre, depersonalizasyon-derealizasyon bozukluğunun teşhis edilebilmesi için önce semptomların başka bir nedenden kaynaklanmadığından emin olunması gerekir. Dissosiyatif bozuklukları spesifik olarak teşhis edebilmek için kullanılabilecek laboratuvar testleri yoktur. Ancak semptomların nedeni olabilecek hastalık, ilaç veya madde kullanımı etkilerini ekarte etmek için çeşitli testler kullanılabilir. Bu yüzden hastanın uyuşturucu madde testi, kan testi, idrar testi, manyetik rezonans görüntüleme (MR) veya fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) gibi ek testlerden geçmesi istenebilir.

Depersonalizasyon-derealizasyon bozukluğunun teşhisi kişinin semptomlarının yanı sıra klinik gözlemlere dayanarak yapılır. Bu noktada uzmanlar, tanıyı belirlemek için özel olarak tasarlanmış görüşmeler ve değerlendirme araçlarından yararlanabilir. Dissosiyatif bozukluğu olan hastalarla yapılan görüşmelerden toplanan işaretlerle tasarlanmış Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği (DES) bu araçlardan biridir.

Depersonalizasyon-derealizasyon bozukluğu olan kişilerin yaşadığı deneyimlerin ve algısal rahatsızlığın farkında olmaları bozukluğun teşhisi için oldukça önemlidir. Ayrıca bu kriter, depersonalizasyon-derealizasyon bozukluğunu diğer dissosiyatif bozukluklardan ayıran önemli bir noktadır. Bu bozukluğa sahip kişiler, yaşadığı tüm beden dışı deneyimlere rağmen bu değişimin farkındadır.

Ayrıca şunun da altını çizmek gerekir ki, bu belirti ve semptomların yaşanması her zaman kişide depersonalizasyon-derealizasyon bozukluğu olduğu anlamına gelmez. Depersonalizasyon veya derealizasyon gibi dissosiyatif semptomları ara sıra yaşamak oldukça normaldir. Her insan hayatının bir döneminde çeşitli sebeplerden dolayı duyarsızlaşma, kendisine ve çevreye yabancılaşma gibi duygular yaşayabilir. DSM-5'te belirtildiği gibi bunun ruhsal bir bozukluk olarak tanımlanabilmesi için belirli kriterleri karşılaması gerekir.

Tedaviler veya İdare Yöntemleri

Depersonalizasyon-derealizasyon bozukluğu olan bazı kişiler için iyileşme tedavi olmaksızın gerçekleşebilir. Ancak birçok insan için semptomları yönetmeye yardımcı olmak için kişiselleştirilmiş tedavilere ihtiyaç vardır. Tedavi, semptomları tetikleyen unsurları anlamaya ve altta yatan stres etkenlerini ele almaya fayda sağlayabilir.
Psikoterapi

Depersonalizasyon-derealizasyon bozukluğunun tedavisine yönelik araştırmalar sınırlıdır. Ancak mevcut araştırmalar, bozukluk ile baş etmenin en etkili yolunun psikoterapi olduğunu göstermektedir.

Psikoterapinin amacı, hastaların depersonalizasyon-derealizasyon bozukluklarının doğasını anlamalarına ve semptomlar ortaya çıktığında onları yönetmelerine yardımcı olmaktır. Bu sayede kaygı, stres veya sorunun büyümesine sebep olacak diğer tepkilerin tetiklenmesinin önüne geçilebilir. Özellikle bilişsel-davranışçı terapi (BDT) gibi psikoterapiler, hastanın gerçek olmayan şeyleri hissetmekle ilgili deneyimlerini ve saplantılı düşüncelerini engellemeye yönelik stratejiler öğretebilir.


İlaç Tedavisi

Dissosiyatif semptomları tedavi etmek için Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) tarafından onaylanan herhangi bir ilaç yoktur. Ancak depersonalizasyon-derealizasyon bozukluğuna katkıda bulunan diğer semptomları tedavi etmek için ilaçlar kullanılabilir. Dissosiyatif bozukluklarının yanında depresyon veya anksiyete problemleri olan kişilere sağlık uzmanları tarafından antidepresan veya anti-anksiyete ilaçları reçete edilebilir. Bununla birlikte hastanın teşhis edilmiş başka bir ruh sağlığı problemi varsa ilaç ve terapinin birlikte yürütüldüğü bir tedavi daha faydalı olabilir.
Müddet Tahminleri (Prognoz)

Depersonalizasyon-derealizasyon bozukluğu olan bir kişi, semptomları tedavi esnasında üstesinden gelinebilir düzeydeki geçici streslerden kaynaklanıyorsa veya semptomlar uzun süreli değilse tam olarak iyileşebilir. Ancak tedaviye yanıt vermeyen kişilerde bozukluk kronik hale gelebilir. Bazı kişilerde bozukluk tedavi olmaksızın kendiliğinden kaybolabilir. Semptomlar sürekli veya tekrar edici olsa bile, hasta zihnini başka şeylerle meşgul edebilir veya benlik algılarından ziyade başka etkinliklere odaklanabilirse, hastalığın etkileri hayatında daha az soruna yol açabilir.
Görülme Sıklığı ve Dağılımı (Epidemiyoloji)

Akıl Hastalıkları Ulusal İttifakı'na (NAMI) göre her 4 yetişkinden 3'ü depersonalizasyon veya derealizasyon deneyimleri içeren dissosiyatif bir dönem geçirmiştir. Ancak insanların yalnızca %2'si depersonalizasyon-derealizasyon bozukluk kriterlerinin tamamını karşılamaktadır.[3], [4]

Depersonalizasyon-derealizasyon bozukluğu, genç yetişkinlik veya çocukluk döneminde başlayabilir. Vakaların büyük çoğunluğu 20 yaşından önce ve yalnızca %5'i 25 yaşından sonra teşhis edilir. Depersonalizasyon veya derealizasyon teşhisi konulan kişilerin yaklaşık %72'sinde başka bir ikincil psikiyatrik tanı vardır.


Kadınların dissosiyatif bozukluk tanısı alma olasılığı erkeklerden daha yüksektir. Ancak bazı araştırmalar, depersonalizasyon-derealizasyon bozukluğun erkeklerde ve kadınlarda eşit oranda görüldüğünü öne sürmektedir.
Sonuç

Depersonalizasyon-derealizasyon bozukluğu kişinin kendisinden, deneyimlerinden veya çevrelerinden kopuk hissettikleri dönemler içerir. Bu dönemler, çoğu zaman kafa karıştırıcı olabilir ve kişinin çevreyle olan etkileşimini zorlaştırabilir. Depersonalizasyon-derealizasyon bozukluğunun nedeni tam olarak bilinemese de semptomları erken tanımak, bu kafa karıştırıcı deneyimleri yönetmeye yardımcı olabilir.

kaynak
 
Geri