Dengesiz Bir Adamın Anatomisi – Duygu Özlem Yücel | Kitap Tanıtımı

Konu sahibi son olarak 664 gün önce görüldü
unnamed-219x300.png

Dengesiz Bir Adamın Anatomisi – Duygu Özlem Yücel
DexPlus – Mart 2015

Duygu Özlem Yücel, kitaplarını ne kadar sevdiğimi her fırsatta dile getirdiğim bir yazar. Blogumda tüm kitaplarının yorumlarını bulabilirsiniz ama benim şahsi favorim Dengesiz Bir Aşkın Anatomisi‘ydi; kendisiyle tanışmamı sağlayan, okuduğum ilk kitabı. Ne kadar etkilendiğimi, kitabı ne kadar sevdiğimi sanırım yorumumu okuyan herkes rahatlıkla anlayabilir: Tek diyeceğim var; bu yazara dikkat edin! Çok çok uzun süreler Türk Edebiyatı’nda adını duyurmaya devam edecek… İşte Dengesiz Bir Adamın Anatomisi, bu bayılarak okuduğum, gözyaşlarımı tutamadığım ve önüme gelen herkese okuttuğum bu kitaptaki Can’ın hikâyesi. Duygu’yla e-posta aracılığıyla tanıştıktan sonra yüzyüze görüştük, bu bir Tüyap fuarıydı ama ilk ve son görüşmemiz olmadı ve bana destek olan kişiler arasında yerini kısa sürede aldı. Ben de tabii ki olabildiğimce büyük bir fangirl oldum. :) Daha sonra da ilk fırsatta Can’ın da bir hikâyesi olması gerektiği konusunda durdurulamaz baskıma başladım, sanırım bir noktadan sonra pes etti ve aklındaki diğer projeyi rafa kaldırıp bu kitap üzerinde çalışmaya başladı. İyi ki de yapmış, henüz Dengesiz Bir Aşkın Anatomisi’ni okumayanınız varsa, hemen koşun ve alıp okuyun ya da önce bunu okuyun ve sonra koşup diğerini alın ama ikisini de mutlaka okuyun! Hatta diğer kitapları da yedekleyin, çünkü okumak isteyeceksiniz! Şimdi size önce Dengesiz Bir Adamın Anatomisi’ni tanıtacağım, sonra da bir bölüm ön okumayla ağzına bir parmak bal çalacağım. ;)

Yazarın Diğer Kitapları:

Zamane Aşkları
Dengesiz Bir Aşkın Anatomisi
Her Son Bir Başlangıçtır

Kitap Tanıtımı

Can, Aslı’dan önce cehennemdeydi… Aslı’dan sonra yine cehennemde…
Onlar büyük bir rastlantıyla tanıştılar ve sonrasını küçük mucizelere bıraktılar…
Ama büyük bir engel vardı, Aslı’nın bir türlü anlayamadığı…
İlişkilerindeki denge, yıkıcı bir dengesizliğe sürüklendi.
Ama sizce de, aşk bir dengesizlik hali değil mi?
Aşk, büyük bir kaosta savrulmaktan korkmamak değil mi?
Aşk, her şeye değmez mi?

Ön Okuma

“Sen delisin be adam!”

“Evet öyleyim!”

“Seninle yaptığımız bütün bu çılgınlıklara inanamıyorum!”

“Bana ve hayatımdaki bu anlık hallere artık alıştığını sanıyordum…”

“Nasıl alışabilirim ki? Sen… Sen sürprizlerle dolusun!”

“Hayatı bir rutinden mi ibaret zannediyorsun? Aynı günün tekrarını yaşamamız için mi bu dünyaya gönderildiğimizi ve bu yaşamın bize böyle hoyratça harcamamız için mi hediye edildiğini düşünüyorsun gerçekten?”

“Seni tanımadan önce ben sadece yaşıyordum… Zamanın içinde sürüklenir gibi… Öylesine…”

“Peki ya şimdi?”

“Şimdi yaşadığım her anın ayrı bir tadı olabileceğini biliyorum. Ve yaşamdan alınabilecek binlerce zevk olduğunu… Yeter ki görecek gözlerimiz ve cesaretli bir yüreğimiz olsun. Ve artık hepimizin bir hayata gelme amacı olduğunu da biliyorum. Tıpkı sen ve ben… Ve karşılaşmamız gibi… Bunun da bir tesadüf olmadığını biliyorum artık! Bizim karşılaşmamızı sağlayan güç her ne ise, bunun olacağı başından belliymiş sanki…”

“Sen tanıdığım en büyük yürekli kadınsın biliyor musun?”

“Yapma, saçmalama lütfen…”

“Dinle beni ufaklık… Sen geldiğinden beri kendime bakıyorum ve ne kadar değiştiğimi görüyorum. O şifa veren ruhunun beni nasıl değiştirdiğine hâlâ inanamıyorum! Ve içimin nasıl böyle ehlileştiğine… Sanki mücadele içindeki bedenim ve savaş vermekten yorulan bünyem hep bu anı beklemiş gibi… Senin gelişini! Yanımda hiçbir şey söylemeden öylece otursan ve dursan dahi beni iyi edişini… İçinden içime akan enerjini…”

“Bu bir bütünlük gibi… Sen ve ben bir bütünüz sanki.”

“Belki de daha önceki hayatlarında birbirini tanıyan ruhlarız kim bilir?”

“Senin gibi bir adam… Böyle şeylere inanır mı?”

“Neden olmasın? Hayatta bazen açıklayamayacağın şeyler olur. Bu akışta aklının yetmediği ve bir anlam veremediğin ama son derece mantıklı bir düzen vardır. Ve belki de sen ve ben çok önceden bir yerlerden beri kendi hikâyemizi yaşıyoruzdur…”

“Ne güzel bir hikâye… Düşünsene… Sen ve ben, burada ve geçmişte… Kendi hikâyemizin içinde!”

“Bir bütün gibi…”

“Evet bu çok mantıklı baksana… Yoksa bakışların bana nasıl bu kadar tanıdık olabilir ki? Seni ilk gördüğüm günden beri onları daha önce hiç gitmediğim bir yerlerden hatırlıyorum sanki…”

“Ve senin gülüşün… Bana daha önce binlerce, on binlerce kez gülmüşsün gibi… Ah ufaklık…”

“Yine ne var Patron?”

“Keşke sana başından beri her şeyi anlatabilseydim ve beni gerçekten tanıyabilseydin… O zaman da bana öyle gülümser miydin?”

“Sana gülümsemekten ne zaman vazgeçtim ki? Niçin anlatmıyorsun öyleyse?”

“Çünkü seni seviyorum da ondan!”

“Ne? Ne dedin?”

“Seni seviyorum ufaklık!”

“Bu bana ilk seni seviyorum deyişin! Ve bende seni seviyorum hem de deliler gibi, çılgınlar gibi, aklını kaçırmışlar gibi!”

“Seni seviyorum ve bu yüzden gitmem gerektiğini biliyorum…”

“Ne diyorsun sen böyle?”

“Ben… Gitmeliyim… Buradan… Sen hayatıma girdiğinde ve işler kontrolden çıkmadan hemen önce her şeyi yönetebilirim, seni üzemeden bu işin içinden istediğim an sıyrılabilirim sandım. Ama yapamadım! Sana âşık oldum ve şimdi artık sensiz bir hayat düşünemiyorum. Ama…”

“Ama ne Can? Nolur şimdi susma… Ama ne?”

“Ama gitmem gerektiğini biliyorum… Ruhum artık yorgun… Ruhum kırık, dökük ve hasarlı… Seni de bu karanlık dünyama çekemem ve bu iyi olma mücadelesinin içine sürükleyemem!”

“Dur kalkma… Yanımda oturmaya devam et! Nereye gidiyorsun?”

“Gitmem gerek ufaklık! Senden olabildiğince uzağa…”

“Hayır gitme dur! Yalvarırım gitme! Birlikte başarırız, her şeyi atlatırız! Bırak da her şeyi birlikte aşalım!”

“Gitmeliyim…”

“Can… Can… Nolur gitme! Yalvarırım… Beni böyle bırakamazsın. Mahvolurum! Dur! Nolur!”

“Hoşça kal Aşk!”

. . .

Kan ter içinde uyandım! Kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. Alnımda birikmiş ter damlalarını silerken yattığım yerde kaskatı kesilmiş bedenimi açmaya ve panik içindeki nefesimi sakinleştirmeye çalışıyordum.

Gerçeklikte miydim?

Karanlık odada etrafa baktım…

Bu gerçekse biraz önceki neydi öyle?

Bir hayal mi? Bir rüya mı? Bilinçaltımın bana korkularımla süslediği bir hediyesi mi?

Nefesim normal haline dönerken, ya hepsi gerçek olsaydı, diye düşündüm… Nefesim kesildi!

Gitmeye cesaretim var mıydı? Ona daha fazla zarar vermeden yol alıp gitmeye?

Bilinçaltım çığlık atıyordu!

“Ona her şeyi anlatabilmeye cesaretin oldu mu ki? Ya da ona bir kez olsun seni seviyorum diyebilmeye? Korkaksın sen, korkak! Ona zarar vermemek için çekip gidemeyecek kadar korkak!”

Korkak mıydım gerçekten? Bu kadar korkak mıydım?

Ya her şeyi bilseydi… O zaman da rüyamdaki gibi bana, birlikte atlatırız der miydi?

Evet ben cesaretsizdim ve korkağın tekiydim!

Midem kasıldı. Onun yattığı tarafa dönüp bakamadım bile…

Varlığını inkar edercesine, onun olduğu tarafın aksi yönüne doğru döndüm ve cenin pozisyonunu alan bedenimle yattığım yerde dakikalarca şok içinde durdum.

Sonra birden…

Çok da uzun bir süre geçmemişken…

Arkamdaki kıpırdanma ile irkildim!

“Can…” dedi yarı kısık bir ses.

Hâlâ arkama dönüp onunla yüz yüze gelmeye cesaretim yoktu!

“Evet?” dedim sanki çok derin bir uykunun içindeymişim gibi sözcüleri ağzımda yuvarlayarak…

“Can ben…”

Konuşması yarım kaldı ve sesi titremeye başladı.

İçime bir bıçak saplanırken, kaskatı bedenimi ani ama dikkatli bir refleksle açıp, heyecanla onun olduğu tarafa döndüm. Bana bakan o güzel gözlerinden yaşlar süzülüyordu.

Ellerimle yaşları silerken dokunuşlarımın onu iyi hissettirmesini umarak “Noldu bebeğim? Noldu sana?” dedim heyecanla…

“Can ben…” yaşlar durmaksızın süzülmeye devam ediyordu… “Ben çok kötü bir rüya gördüm!”

Yutkundum…

Ve o içini döküp rahatlamak istercesine devam etti “Sen ve ben hiç bilmediğimiz bir yerde… Sanki bir gökkuşağının içinde ya da bir hiçlikte… Oturmuş konuşuyorduk. İlk başta her şey öyle güzeldi ki… Sonsuz bir huzurun içinde uçuyormuşuz gibi…” Hıçkırıkları arasında cümleleri kesilmeye başlamıştı. “Ve sonra birden… Birden sen… Sen bana… Gitmeliyim dedin… Çünkü…”

Yüreğime bir yumruk indi!

Aniden ellerimle dudaklarını kapattım. Devamını duyamazdım!

“Şşşt… Sevgilim geçti… Lütfen biraz rahatla ve daha fazla anlatma. Sadece her ne gördüysen unutmaya çalış. Bak ben buradayım ve yanındayım.”

Sustu ve bakışları biraz olsun sakinleşti.

Devamını anlatsaydı ve her şey bir bir dudaklarından dökülseydi eğer…

O zaman tıpkı o rüyadaki gibi…

Gitmek zorunda kalırdım!

Ruhuma bir bıçak saplandı…

Onu kendime çekip kollarımı korunmasız bedenine dolayarak sakinleşmesi için bir süre öylece bekledim. O da kollarını yavaşça bedenime doladı, yüzünü boynuma gömdü ve gözyaşları dinerken orada dakikalarca sessizce durdu…

Yüreğimdeki yumruk…

Ruhumdaki bıçak…

Canım yanıyordu!

Nefesimi tuttum ve isyan etmeye hazır içimi direnircesine sıkmaya başladım.

Midemi sıktım, yumruklarımı sıktım, çenemi sıktım…

Ama başaramadım! Gözlerimden süzülen bir damla yaşın yanağımdan onun saç tellerine akmasına engel olamadım. O yaş gözlerimden yavaşça süzüldü, süzüldü ve sessizce yok oldu…

Tıpkı ertesi gün yok olacak olan o an gibi…

Ne Aslı ne de ben bir daha o akşamdan ve olanlardan söz etmedik ve tüm o yaşananları inkar edip ya da hiç olmamış sayıp geçiştirip unutmayı seçtik…

Ama yüklerle dolu ruhlarımız en derinlerinde bir yerde çok iyi biliyordu ki;

… O bir rüya değildi!

O; ikimizin, başka bir boyutta yaşanmış, itiraflarla dolu gerçekliğiydi…
 
Geri