Demokrasi nöbeti.

Konu sahibi son olarak 3555 gün önce görüldü
Demokrasi nöbeti.

Milli egemenlik ve milli irade ancak demokrasi ile

anlam kazanır.


Bir takım politikacılar ve onlara çanak tutan köşe

yazarları Hep birlikte bağırıyorlar:

"Milli egemenlik mukaddestir. Milli irade

seçimlerde tecelli etmiştir. İktidarın yaptığı her

şey demokratiktir" diyorlar.

Demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla

uygulanmadığı yani başta inanç özgürlüğü olmak

üzere tüm

temel hak ve özgürlüklerin devlet tarafından

güvence altına alınmadığı toplumlarda ne milli

egemenlikten ne de milli iradeden söz etmek mümkün

değildir.

İktidarın demokratikliği sadece milli iradeye

dayanmasında, yani demokrasiye uygun olarak

yapılmış seçimlerle yönetime gelmesinde değil,

yönetim erkini ele geçirdikten sonra da

demokrasiye uygun davranmasıyla ölçülür.

Yani demokratik bir biçimde iktidara gelmiş de

olsanız, demokrasiyi tahrip edecek, ondan

sapacak, örneğin iktidarınızın devamını demokratik

kurum ve kuralların üstünde ve dışında

sürdürecek önlemler alamazsınız.

Seçim sistemini demokratik kurum ve kuralların

dışına taşıyarak, "ömür boyu iktidar için" seçim

yaptıramazsınız.

Milli iradeye uygun olarak iktidara gelmiş de

olsanız, demokratik sistemin temeli olan laik ve

demokratik bir eğitimi, dinci temellere göre

yeniden düzenleyemezsiniz.

Unutmayalım ki Almanya'da Hitler de seçimle

iktidara gelmiş ve mevcut sistemi, "milli iradeye"

dayanarak ırkçı bir totaliter rejime

dönüştürmüştü.

Bugünkü iktidar ve onun yandaşları istedikleri

kadar, "seçilmiş iktidar milli egemenliğe

uygundur, milli iradeyi temsil eder, yaptığı her

eylem, demokrasiye uygundur" diye bağırsınlar,

dini eğitimin yaygınlaştırılmasının,

üniversitelerin siyasal iktidara bağımlı

kılınmasının,

türban dedikleri sıkmabaş gibi dinsel simgelerin

kamu alanlarında kullanılmasının demokrasiyi

tahrip ettiği gerçeğini örtemezler.

Hep bir ağızdan bağırarak, anti demokratik

uygulamaları demokrasi diye yutturmaya çalışan,

politikacı ve yazar çizer takımının bu

yutturmacalarına ancak çalışmadan,AKP'nin

erzak,kömür ve

para yardımı ile geçinen cahil,yobaz ve şakşakçı

takımı inanır,birazcık tahsili olan,bilinçli

vatandaşların hiç birisi inanmaz.

“Ne oldu, nasıl oldu” tartışmaları, darbeci

askerlerin itirafları, ‘FETÖ’nün devlete nasıl

sızdığının ilk kez keşfedildiği duygusunu yaratan

değerlendirmeler ve sayıları on bine ulaşan

gözaltı, yüz binlere yaklaşan başta MEB olmak

üzere devletin neredeyse tüm kurumlarındaki

tasfiyeler...

15 Temmuz darbe girişimi, bir yandan “ne istediler

de vermedik” sözü atlanarak Gülen Cemaatinin

devlet içinde nasıl örgütlendiği, diğer yandan da

ilan edilen OHAL’in TSK’nın yapısının

değiştirilmesini de içeren Kanun Hükmünde

Kararnameleriyle (KHK) siyaset gündeminin esas

konusu

olmayı sürdürüyor.

“Tehlike geçmedi” saikiyle alanlara çağrılan,

bayrak, vatan, ezan simgeleriyle yüklü sokak,


darbe girişimini ve sonrasındaki gelişmeleri nasıl

algılıyor? OHAL nasıl alkışlanabildi?

Sokakta devam eden “demokrasi nöbetlerinin”

karakteri, darbe girişiminin ilk günlerine

damgasını vuran tekbirli, linççi, milliyetçi

renkten ne kadar uzaklaşabildi? “Toplumsal

mutabakat” söyleminin altı ne kadar dolu? “Hainler

mezarlığı” neyin göstergesi?

Gezi’yle başlayan, kendi yaşam alanına müdahale

edildiğinde bunu açıkça söyleyebilme ve

sokaklarda söyleyebilme anlayışı, bu defa ve ilk

kez merkez sağ ve sağcılar arasında görülmeye

başlandı. Yani daha önceden sokakta olmak

çapulculuk, eşkıyalık ya da dediğiniz gibi devlete

karşı olmak iken, şimdi devlet kendisinin sokakta

savunulmasını onayladı. Bunu ne kadar geriye

alabilecek emin değiliz.

Devletin yanında olmak mı, yoksa Erdoğan’ın

yanında olmak mı?

Darbecilere karşı sokağa çağrılanların, yarın

demokrasi, hak ve özgürlük isteyecek kitlelere

karşı da seferber edilmeyeceğinin hiçbir garantisi

yok!
Evet, sokaktaki davranışın muhaliflere karşı

yönelmesinden ya da anlık kızgınlıklarla linç

girişimleri, mülke el koymalar, kimi zaman insana

saldırmalar gibi cereyan etmesinden

endişeliyiz. Nitekim ilk gün gerek askerlere,

gerekse kendinden olmayana yönelik linç

girişimleri ya da işte “Fenerbahçe şampiyon mu

oldu ?” diye sorma gafletinde bulunan bir gencin

bıçaklanması, sonra özellikle kadınlara ve

cinselliklerine yönelik çok ciddi sloganlar ve

bunların devam etmesi, sokakta sadece

Müslümanların olduğuna dair izlenim ve sloganların

yükseltilmesi

Demokrasi için insanlar alanlara çağrılırken aynı

günlerde Suruç katliamı anmasının

yasaklanması ya da grevde olan işçilerin sokakta

olmasına izin verilmemesi neyi gösteriyor?
Hükümet onayı yoksa sokağın onaylanmadığı anlamına

geliyor.

Evet, Gezi’nin bazı sembollerini taklit vb.

görüntülerle karşılaşıyoruz. Bazı pankartlarla,

bazı görüntüler verilmeye çalışılıyor; fakat benim

görebildiğim, halktan ziyade, birtakım

insanlar biatını gösterebilmek, adeta bir tür

reklam için alana gidiyorlar. Platformlarda

siyasiler, yarı siyasiler, iş adamları, sermaye

sahipleri, sanatçılar var. Bunlar, mesela

Cumhurbaşkanı tarafından Saraya çağrılarak taltif

ediliyor. Bir kere tek tek kişilerin öne

çıkarılması son derece sakıncalı. Gezi’de halk

öndeydi, kimse bireysel olarak önde değildi,

bireysel olarak önde olmaktan da utanmaktaydı. Bir

tür komünalizm, dayanışmacılık söz

konusuydu. Oysa şimdi sadece bir tür İslami

nasyonalizmle örtülmüş bir reklam sokağı

görüyorum.

İnsanlık dışı bir rövanşizm geziyor ortalıkta.

Malumunuz, darbe girişiminin sosyolojik ayağında

bir de ‘darbecilerin cenaze namazı

kılınmayacak’ fetvasının ardından gelen ‘hainler

mezarlığı’ tartışması var. İstanbul Büyükşehir

Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Diyanet İşleri

Başkanı’nın ‘aileler rencide olabilir’ uyarısıyla

tabelanın kaldırıldığını açıkladı, ancak mezarlık

varlığını koruyor. Hainler mezarlığı nasıl

bir akıldır, insan hakları açısından nerede

durur…. Ne söylersiniz?
Doğrusu böyle vahim bir şey olamaz. Kadir

Topbaş’ın böyle bir mezarlığı kendi başına açması

kadar, belki de daha vahim olan Diyanet İşleri

Başkanlığı’nın böyle bir konuda kendisini söz

söylemeye yetkili kılması. Bir tür rövanşizmin

ortalıkta gezindiğini biliyoruz zaten ama bunun

bu kadar insan dışı cereyan ediyor oluşu son

derece vahim. Benzer şeyleri, Lokman Birlik’in

cenazesinin sürüklenmesinde ya da çocuklar canlı

canlı bodrumlarda öldürülürken bize

seyrettirilmesinde de gördük.

Aslında iktidara kemik bir oy verenler dışında,

yani yüzde 23-28 grubu dışında, ben insanların

mevcut durumu gördüğünü düşünüyorum. Şunun çok iyi

farkındalar, bu bir paylaşma zamanıdır ve

iktidara el koyan bu paylaşmayı yönetecektir!

Bunun şimdiki görüntüleri İslamiyet üzerinden

yürütülüyor olabilir, camilerden, salalar

üzerinden yürütülüyor olabilir, geçmişte de

kışlalardan yürütülmüştü. Dolayısıyla benzer darbe

tecrübesini burada konuşturacaktır. Burada

dediğim gibi iki mesele var; biri sokağın

meşrulaşması ve devletin sokağı desteklemesi.

Diğeri

de kışlaların yerini camilerin almış olması.
 
Caliyor ama calisiyor, caliyorsa benden caliyor diyen bir millet her seyi hakediyordur.
Paralel devlet yapilanmasi diye kendini paraliyorlar ama
devletin yarisini onlara verenler kendini melek ilan ediyor.
Hirsizligi savunacak kadar alcalan bir topluma aciyamam.
 
Küresel çetelerin hepsi bir ahtopotun kollari olmuş bir millete saldiriken bu milleti gerici yobaz diye aşağilamak kompleksine girmeniz kuduzluktan öte geçmez..

Dipik not : bu ve benzeri tiplere dikkat edin ne zaman toplumsal bi olay olsa bunu birilerine kanalize etmek için tetikçiliğe başlıyor.Bunlar millete destek olmak yerine onlarda saldıriyor.

Hadi en zavallisindan hoştt..
 
Küresel çetelerin hepsi bir ahtopotun kollari olmuş bir millete saldiriken bu milleti gerici yobaz diye aşağilamak kompleksine girmeniz kuduzluktan öte geçmez..

Dipik not : bu ve benzeri tiplere dikkat edin ne zaman toplumsal bi olay olsa bunu birilerine kanalize etmek için tetikçiliğe başlıyor.Bunlar millete destek olmak yerine onlarda saldıriyor.

Hadi en zavallisindan hoştt..

Katilmiyorum. Elestiri her zaman yapici olmak zorunda degildir. Buyuk meseleler buyuk sozler getirir. Sanirim farkinda degilsiniz ama devlet elden gidiyordu. Hem de su an kostek olmakla suclanan insanlarin onlarca yildir dile getirdigi telkinlerin dinlememesi sebebiyle.

Bunun siyasi bir sorumlulugu vardir. Ortada verilecek bir hesap vardir. Tekrar ediyorum; devlet elden gidiyordu.

PQqpWb.png


Entry tarihine dikkat ediniz.

Bu insanlarin bugun herkesten fazla konusmaya hakki vardir. Eger siz de bunlardan biri degilseniz bunu sindireceksiniz. Gercekten vataninizi milletinizi seviyorsaniz sapkayi onunuze koyacaksiniz. Butun yanlislariniza ragmen magdur ve magruru oynamayacaksiniz.

Gereken budur.
 


Sizde yenisiniz galibaaa?

Millet siyasi sorumluluğu ikdidara zaten verdi.oynama derken kim nerede oynuyor bana anlatasana biraz.oyun kurucu kim?her toplumsal olayda fare deliklerinden firlayan siyasi analizciler mi?forunsalda her 3 kisiden 7 si zaten siyasel analizci..genelde siyasi alintilara cevap vermem ama bildirmek istedim doğruluk ekseninde kayan hatlarina uydu takin.

Siyasi sorumluluktan kastim milletin akp'ye verdigi iktidar degil, iktidarin yanlislarindan oturu sorumlulugu alip bu badirenin hesabini vermesidir. Milletin verdigi sorumluluk ve yetki yanlis kullanilmistir. Bunun sonucu olarak milyon tane insanin hakki yenmis, 200 kusur kisi olmus, devletin itibari ayaklar altina alinmistir.

Birakin forumdaki basibos yorumculari, kritik gerceklere odaklanin. Insanlar bikti artik birilerinin kendilerinde kabahat gormeyip kuresel gucler diye sayiklamasindan.
 
Geri