Ne keyifli tahliller ve çok yönlü bakış açıları.Öncelikle teşekkürlerimi sunarım Süreyya.
Başak,Bardak, çok hoşsunuz
)
ismail89 teşekkürler.
İnsanlık tarihi boyunca -izmler hep var olacaktır. Hegel ,Spinoza ve Dante'nin teoloji temelli toplumsal yaklaşımları bir ön kabule de dayanır aslında.
Hristiyan Dante'de ilahi adalet kavramı nasıl betimleniyorsa ,Hegel'de Geist'in tez olarak varlığı onun Diyalektik idealizminde elbette referansı. Spinoza'nın Panteizmi de öyle.Toplumu bir yaratıcı kavramından ayrı düşünmemeleri ortak noktaları belki de.
Fakat Kant dönemi bir açıdan Hegel'in karşısında.Kant daha çok liberal temelli davranmaktadır.Hegel aydınlanmanın akılcılığını , içeriksiz ve soyut evrensel etik yasalarını eksik görür.Birey vicdanı ,kanaatleri onu yönlendirmeye yetmemektedir ki toplumdaki suç olgusunun her dönemde var olduğunu düşünürsek Hegel burada haklı.Toplumun ihtiyaçları da dışlanırsa salt ödev ahlakı koşulsuz buyruk olarak içeriksiz olacaktır.
Hegel'in idealinde gelenek, akıl sentezinin mümkün olduğu, hem öznel hem de toplumsal özgürlüğün olduğu bir düzen.Bu da bilinçlenlenme ile mümkün.Bu açıdan modern toplumsal sorunlar,hak kavramı anlaşılabilir.
Sonuç olarak baktığımızda Hegel toplumcu,devletçi bazda sentez ümidi ile olaya yaklaşırken ,Kant objektif temelli ,soyut ve rasyonel etik yasası arayışında. Ahlaksal yükümlülük koşulsuz,insan ve toplum doğasının dışında var olan olarak ,a priori yönüyle akılda mevcut ona göre.
Spinoza'nın özgürlük konusundaki yaklaşımı da aslında anlaşılabilir:Kötülüğün nedeni insanın zaaflarıdır,zincirlerimizi bu zaaflar oluşturur ve Tanrı nasıl hiçbir zaafa bağlı değilse ve özgürse insan da böyle bir tutum geliştirmelidir derken.
Yani iyi ve kötü kavramı beraberinde birçok sorunsalı da barındırıyor aslında bana göre: Özgürlük,hak,adalet,etik gibi .İnsanlık süreci belki de bu kavramların argümanları süreci.Çünkü insan düşündüğü kadar seçmek ve eylemek de isteyen bir varlık.
Başak,Bardak, çok hoşsunuz
ismail89 teşekkürler.
İnsanlık tarihi boyunca -izmler hep var olacaktır. Hegel ,Spinoza ve Dante'nin teoloji temelli toplumsal yaklaşımları bir ön kabule de dayanır aslında.
Hristiyan Dante'de ilahi adalet kavramı nasıl betimleniyorsa ,Hegel'de Geist'in tez olarak varlığı onun Diyalektik idealizminde elbette referansı. Spinoza'nın Panteizmi de öyle.Toplumu bir yaratıcı kavramından ayrı düşünmemeleri ortak noktaları belki de.
Fakat Kant dönemi bir açıdan Hegel'in karşısında.Kant daha çok liberal temelli davranmaktadır.Hegel aydınlanmanın akılcılığını , içeriksiz ve soyut evrensel etik yasalarını eksik görür.Birey vicdanı ,kanaatleri onu yönlendirmeye yetmemektedir ki toplumdaki suç olgusunun her dönemde var olduğunu düşünürsek Hegel burada haklı.Toplumun ihtiyaçları da dışlanırsa salt ödev ahlakı koşulsuz buyruk olarak içeriksiz olacaktır.
Hegel'in idealinde gelenek, akıl sentezinin mümkün olduğu, hem öznel hem de toplumsal özgürlüğün olduğu bir düzen.Bu da bilinçlenlenme ile mümkün.Bu açıdan modern toplumsal sorunlar,hak kavramı anlaşılabilir.
Sonuç olarak baktığımızda Hegel toplumcu,devletçi bazda sentez ümidi ile olaya yaklaşırken ,Kant objektif temelli ,soyut ve rasyonel etik yasası arayışında. Ahlaksal yükümlülük koşulsuz,insan ve toplum doğasının dışında var olan olarak ,a priori yönüyle akılda mevcut ona göre.
Spinoza'nın özgürlük konusundaki yaklaşımı da aslında anlaşılabilir:Kötülüğün nedeni insanın zaaflarıdır,zincirlerimizi bu zaaflar oluşturur ve Tanrı nasıl hiçbir zaafa bağlı değilse ve özgürse insan da böyle bir tutum geliştirmelidir derken.
Yani iyi ve kötü kavramı beraberinde birçok sorunsalı da barındırıyor aslında bana göre: Özgürlük,hak,adalet,etik gibi .İnsanlık süreci belki de bu kavramların argümanları süreci.Çünkü insan düşündüğü kadar seçmek ve eylemek de isteyen bir varlık.