S
She`
Ziyaretçi
Ziyaretçi
Masamın üzerinde biriken dosyalar
evraklar
raporlar iş...iş...-(Terbiyeden-Yoksunum)- nefes alamaz olmuştum...Onları nasıl yetiştirecektim...Raporlar
analizler
veriler off off...Kafam kazan gibi olmuştu...Son yazdığım raporu kaç defa geri dönderdi Müdür bey bilmiyorum...şurası olmamış
burası olmamış
sonuncuda birde fırça kaydı...Masama oturup kafamı ellerimin arasına aldım...Çöp kutusu kağıtlarla dolmuştu...Her günüm böyle geçiyordu.Hafta sonunu zor ediyordum.
Çocuklarımı yıllardır gitmediğimiz köyümüze götürmeye karar vermiştim.Köyümüz şehre çok yakındı ama Babamın ve Annemin ölümünden sonra içimden gelmiyordu gitmek...Çocuklarım görsünlerdi büyüdüğüm ve sokaklarında koştuğum köyümü.Kızım annesiyle konu komşuya ziyarete gitmiş bense oğlumu almış köyü gezdiriyordum.Köy meydanında o koşturuken;Güneşin yakıcı sıcaklığını gölgeleyen dallarıyla asırlık çınara sırtımı vermiş ve onulmaz hayallere dalmıştım.
Rahmetli babam otuz yıl önce getirmişti buraya hiç unutamıyorum o günü...Köyün meydanında eşeğinin sırtında kiraz satan amcaya..
-Hey satıcı bakarmısın? dedi babam
-Buyur Bey’im
-Kirazların güzel mi?
-Bizim köyün kirazları hem lezzetli hemde iri olur
dedi.
-Ver ordan iki kilo..
İşte bu çınarın altında bitirmiştik iki kilo kirazı...Babam yüzünde acı bir ifadeyle bana bakarak;
-Oğlum şimdi tek tek topla attığın şu kiraz çekirdeklerini...onları şu gazete parçasının içine koy
-Tamam baba ama ne yapacağız onları?
-Bak oğul her şey bir tohumdan ibarettir.Şimdi onları götüreceğiz evimizin önündeki boş tarlaya ekeceğiz.Onlardan fidanlar elde edecek
sonra belirli aralıklarla dikeceğiz ve onlar bizim geleceğimiz olacak.Her zaman ektiğin tohum sağlam olacak
tarlan sulak olacak ve sen onlara iyi bakacaksın ki hasatın güçlü olsun...Bunları yaparken Allah’a olan şükrünü hiç unutmayacaksın...Ne istersen ondan isteyeceksin...
Saçtığın tohumu besmeleyle saçacak
büyütmesi için Allah’a yalvaracaksın unutma...Bak biraz önce biz kirazları yedik
onlar nasıl bizim ayağımıza kadar geldi hiç düşündün mü?
-Ne bileyim
hiç düşünmedim.
Gördün mü ya
dedi babası bilmemiz ve şükretmemiz gereken ne çok nimete sahibiz.
Derin bir nefes aldı ve;
Az önce güneş bizi yakmasın diye çınarın altına gölge için girdik ve sırtımızı yasladık.
Ali merakla babasına bakıyordu. Babası devam etti:
-Güneş olmasa tohumlar canlanıp yeşermez
büyümezler
Ali’nin küçük kafasında şimşekler çaktı Öyle ya; tohumlar canlanıp
büyümeseler hem insanlar
hem bütün canlılar aç kalırdı. Yani hayat olmazdı. Heyecanla babasına döndü:
-O halde toprak da nimet
su da! diye söyledi
Babası gülerek onun saçlarını okşadı.
-Elbette yavrum
elbette! dedi.
Nimetlerin hepsine şükür bereket getirir.Bereket bolluk demektir.Bolluk paylaşmayı
paylaşma mutluluğu...
Şimdi tohumları saçtığın ve sonrasında içine koyduğun gazete parçasını düşün...O nasıl bu hale geldi? Hangi aşamalardan geçti biliyor musun?
-Ne bileyim
bunu da hiç düşünmedim.
Bak oğul
Alamanyada kağıt fabrikasında çalışan bir arkadaşım vardı.Memlekete izine döndüğü bir gün anlatmıştı kağıdın hikayesini...
Aklımda kaldığı kadarıyla bende sana anlatayım.
Gün olur büyür
iş güç sahibi olursan israf etmeyesin...
"Kağıdın yapımı için genel olarak ağaç ya da pamuk kullanılırmış.Ancak daha çok ağaç kullanılırmış. Kağıdın hammaddesi olan ağaçlar kesilip kütük haline getirilir. Kütük halindeki ağaçların kabuğu
iç kısma zarar verilmeden soyulurmuş.Bu işlem
ağacı
suyun içinde gevşek lifler haline getiriyormuş. Kabuğu soyulan kütükler önce küçük parçalara ayrılırmış. Daha sonra bir öğütücünün içinde kimyasal maddelerle karıştırılırmış. Bu sayede
ağaçta lifleri birarada tutan bir madde çözülürmüş. Bu aşamada son olarak hamur beyazlatılırmış.Hamur karıştırıcıya girer ve orada hamura
kağıdın kalitesini artıran maddeler de eklenirmiş. Karıştırıcı
lifleri pürüzsüz bir hamur haline getirir
sıvı haldeki hamur depolandığı yerden
sıkı bir tel örgü şeklindeki yürüyen bir bendin üzerine dökülürmüş. Bu işlem hamuru sudan arındırmak içinmiş. Suyun daha etkili alınabilmesi için soğurma işlemi de yapılırmış. Suyu belli bir miktarda alınan hamur
bir silindir tarafından sıkıştırılırmış. Ek silindirler hamuru sıkıştırma işlemine devam ederler
bu işlem sonunda hamur sudan arınır ve iyice düzleşirmiş.Ağsı haldeki hamur
sıcak silindirlerin arasından geçirilerek iyice kurutulur. Son olarak
hamur
sayfalar halinde kesilmeden önce kalan pürüzlerin giderildiği bir aşamadan geçermiş..."
İşte oğul
elimizin altında işimize yaramaz dediğimiz kağıdı ve diğer nimetleri buruşturup atmadan önce düşünmeliyiz...Şu memlekette yirmi milyona yakın kağıtla işi olan insan olsa her biri bir kağıt çöpe atsalar yirmi milyon kağıt eder.Bunun maddi değerine hesap yetmez...
İşte oğul Allahu Tealanın Kur’anı Keriminde Araf suresi 31.ayetinde buyurduğu gibi:
"Ey Ademoğulları
her mescid yanında ziynetlerinizi takının Yiyin
için ve israf etmeyin Çünkü O
israf edenleri sevmez"
Bak oğul;yiyecez
içecez lakin israf etmeyeceğiz tamam mı?
İyi ki gelmişlerdi köye...Hatıralarını bile unuttuğu geçmişiyle barışık yaşamalıydı insan.Yerde ki taşa bir hışımla tekme atarken oğluna döndü ve gel sana bir hikaye anlatıyım dedi....
Pazartesi günü işi geldiğinde buruşturduğu kağıtlar çöp kutusunda hala duruyordu.Eğildi çöp kutusuna atılmış kağıtları aldı...Onları düzelterek dosyaya koydu.Ama hepsi buruş buruş olmuş
işe yarayacak halleri kalmamıştı. Kafasında binbir düşünce oluştu."Dostuluklar
arkadaşlıklarda böyle olmuştu"."İnsan gönlüde böyle olmalı" diye mırıldandı kendi kendine..."Kırıldığı zaman izi ve buruşukluluğu gitmiyor".
Cuma günü hiç düşünmeden çöp kutusuna attığı bu kağıtlara ne demeliydi.Neden babasının nasihatları köye gitmeden aklına gelmemişti.Masadan kalemi alarak o buruşuk kağıtlardan birinin arka boş tarafına şöyle yazdı:
"Beni buruşturup atmadan önce iki kere düşünün;
Yok ettiğiniz geçmişiniz ve karanlık geleceğiniz."
Kağıdı arka fona astı...gülümsüyordu...Baba seni şimdi anlıyorum...Keşke dedi ve iki damla gözyaşı süzüldü yanaklarından...
İbrahim ERZURUMLU
Çocuklarımı yıllardır gitmediğimiz köyümüze götürmeye karar vermiştim.Köyümüz şehre çok yakındı ama Babamın ve Annemin ölümünden sonra içimden gelmiyordu gitmek...Çocuklarım görsünlerdi büyüdüğüm ve sokaklarında koştuğum köyümü.Kızım annesiyle konu komşuya ziyarete gitmiş bense oğlumu almış köyü gezdiriyordum.Köy meydanında o koşturuken;Güneşin yakıcı sıcaklığını gölgeleyen dallarıyla asırlık çınara sırtımı vermiş ve onulmaz hayallere dalmıştım.
Rahmetli babam otuz yıl önce getirmişti buraya hiç unutamıyorum o günü...Köyün meydanında eşeğinin sırtında kiraz satan amcaya..
-Hey satıcı bakarmısın? dedi babam
-Buyur Bey’im
-Kirazların güzel mi?
-Bizim köyün kirazları hem lezzetli hemde iri olur
-Ver ordan iki kilo..
İşte bu çınarın altında bitirmiştik iki kilo kirazı...Babam yüzünde acı bir ifadeyle bana bakarak;
-Oğlum şimdi tek tek topla attığın şu kiraz çekirdeklerini...onları şu gazete parçasının içine koy
-Tamam baba ama ne yapacağız onları?
-Bak oğul her şey bir tohumdan ibarettir.Şimdi onları götüreceğiz evimizin önündeki boş tarlaya ekeceğiz.Onlardan fidanlar elde edecek
Saçtığın tohumu besmeleyle saçacak
-Ne bileyim
Gördün mü ya
Derin bir nefes aldı ve;
Az önce güneş bizi yakmasın diye çınarın altına gölge için girdik ve sırtımızı yasladık.
Ali merakla babasına bakıyordu. Babası devam etti:
-Güneş olmasa tohumlar canlanıp yeşermez
Ali’nin küçük kafasında şimşekler çaktı Öyle ya; tohumlar canlanıp
büyümeseler hem insanlar
-O halde toprak da nimet
Babası gülerek onun saçlarını okşadı.
-Elbette yavrum
Nimetlerin hepsine şükür bereket getirir.Bereket bolluk demektir.Bolluk paylaşmayı
Şimdi tohumları saçtığın ve sonrasında içine koyduğun gazete parçasını düşün...O nasıl bu hale geldi? Hangi aşamalardan geçti biliyor musun?
-Ne bileyim
Bak oğul
Aklımda kaldığı kadarıyla bende sana anlatayım.
Gün olur büyür
"Kağıdın yapımı için genel olarak ağaç ya da pamuk kullanılırmış.Ancak daha çok ağaç kullanılırmış. Kağıdın hammaddesi olan ağaçlar kesilip kütük haline getirilir. Kütük halindeki ağaçların kabuğu
İşte oğul
İşte oğul Allahu Tealanın Kur’anı Keriminde Araf suresi 31.ayetinde buyurduğu gibi:
"Ey Ademoğulları
Bak oğul;yiyecez
İyi ki gelmişlerdi köye...Hatıralarını bile unuttuğu geçmişiyle barışık yaşamalıydı insan.Yerde ki taşa bir hışımla tekme atarken oğluna döndü ve gel sana bir hikaye anlatıyım dedi....
Pazartesi günü işi geldiğinde buruşturduğu kağıtlar çöp kutusunda hala duruyordu.Eğildi çöp kutusuna atılmış kağıtları aldı...Onları düzelterek dosyaya koydu.Ama hepsi buruş buruş olmuş
Cuma günü hiç düşünmeden çöp kutusuna attığı bu kağıtlara ne demeliydi.Neden babasının nasihatları köye gitmeden aklına gelmemişti.Masadan kalemi alarak o buruşuk kağıtlardan birinin arka boş tarafına şöyle yazdı:
"Beni buruşturup atmadan önce iki kere düşünün;
Yok ettiğiniz geçmişiniz ve karanlık geleceğiniz."
Kağıdı arka fona astı...gülümsüyordu...Baba seni şimdi anlıyorum...Keşke dedi ve iki damla gözyaşı süzüldü yanaklarından...
İbrahim ERZURUMLU