-
- Katılım
- Aralık 21, 2011
-
- Mesajlar
- 6,158
-
- Tepkime puanı
- 3
-
- Puanları
- 293
-
- Yaş
- 31
“Dal” Türkçe sözcük olup birkaç anlamı vardır. Yani sesteş bir sözcüktür. Bir anlamı “ağaç dalı” ndaki bildiğimiz anlamıdır ve Uygurcadan bu yana kullanılır. Dilimizde epey türevi vardır (dallanmak, dalına binmek, dal vermek vb.). İkinci anlamı ise “çıplak, yalın”dır. Örneğin “dalkılıç, daltaban, dalkavuk” dediğimizde bu anlam anlaşılır.”Dal” sözcüğünün birkaç anlamı daha vardır, ancak konumuzun dışında olduğu için onları es geçiyoruz.
“Kavuk” sözcüğü de Uygur Türkçesinden beridir yazılı Türkçede yerini almıştır, kullanılır. Birçok anlamı vardır: İdrar torbası, içi boş şey, üzerine sarık sarılan içi boş külah. Biz Türkçemizde daha çok bu üçüncü anlamıyla (içi boş külah, koni) kullanıyoruz. “Dalkavuk” dilimizdeki birleşik sözcüklerdendir.”Dal” ile “kavuk” sözcüklerinin birleşmesinden oluşmuştur. Şimdi yukarıdaki verilere göre değerlendirirsek “dalkavuk” şu anlamlara gelir: Kavuğu yalın, kavuğu çıplak, yani külahında sarık olmayan. Bu sözcük, önad(sıfat) olduğu halde zamanla “adlaşmış sıfat” haline gelmiş; yani sonrasındaki ad düşmüş ve o kişiyi ifade eden ad haline gelmiştir.
O dönemlerde soytarılar “dal külah(sarıksız külah)” takarlar ve bu nedenle sarıksız külah anlamında “dalkavuk” denirdi. Sarıklı külah ise okumuşluk, bilgelik simgesiydi. Yani bilgede de soytarıda da kavuk vardı; ama burada ayırt edici ölçüt sarıktı. Yani külahı(kavuğu)sarıklı ise bilge; sarıklı değilse soytarı oluyordu. (Elbette ”Her sarıklı o zamanın bilgesiydi” diye bir kesinleme yapamayız; bizim vurgulamak istediğimiz o zamanlarda sarığın neyin simgesi olduğudur).
Kavuk dediğimiz koni (külah) şeklindeki başlığa sarık sarmazsanız o külah “sarıksız” olur; yani “yalın” olur; yani “dal” olur. Kısaca “dalkavuk” olur. “Sarık” Türkçe olup Farsçaya ve Sırpçaya da bizden geçmiştir.
Dalkavuk sözcüğünün “Halk ağzında” sıkça kullanılan karşılığı “yalaka” dır. Derleme Sözlüğü hazırlanırken, halk ağzından derlenip sözlüklere girmiştir.
Osmanlı zamanında “dalkavuk” sözcüğünün karşılığı olarak Arapça “müdâhin” sözcüğü de kullanılmıştır.
Bakalım Osmanlı şairi beytinde ne demiş:
“Külahını sat da harc eyle müdâhin olma bir ferde
Cihanda kelle sağ olsun külah eksik değil merde”
Yani, başkasına dalkavukluk, yalakalık yapacağına gerekirse külahını sat; mert adama soytarılık, yalakalık yakışmaz! Ya dalkavukluk yapmayıp gerekirse külahını satacaksın ya da külahınla soytarılık yapacaksın!
TDK Sözlüğünde “dalkavuk” u şöyle açıklar: “Kendisine çıkar sağlayacak olanlara aşırı bir saygı ve hayranlık göstererek yaranmak isteyen kimse, şaklaban, yağcı, yalaka.”
TDK Sözlüğünde ikinci bir anlamı daha var:”Saraylarda devlet büyüklerini nükteli sözlerle eğlendiren kimse.”
Bu kadarlık dilbilimsel açıklama yeter. Şimdi gelelim Ruhbilimsel çözümlemeye. Gerçi, sözlükler bize bu konuda yeterince ipucu vermiyor değil. Eski zamanlarda “sarık” bilgeyi işaret etmekteydi. Külahın yani kavuğun üzeri sarıkla sarılınca “bilge” olunuyor; külahı sarıksız olanlar da “şaklaban” kabul ediliyordu. Dalkavuk denince, bu tip kişilere, yani halk ağzıyla söylersek yalakalara ve şaklabanlara işaret edilmekteydi. Bu söylemdeki “hakaret” anlamı günümüzde de devam etmektedir. Yani “ bilgeliğin işareti olan sarığı yok.” denmek istenmektedir. “Dalkavuk” (kavuğu sarıksız, yalın kavuklu) denince “şaklaban” kastedilmektedir. Çünkü şaklabanların kavukları “dal”dır; yani yalındır, sarıksızdır. Sadece “dalkavuk” dediğinizde bile bu kişilerin ne kadar “aşağılık” olduğunu vurgulamış olursunuz. Şaklaban, ”çıkarı için onurunu ayaklar altına alan” demektir.
Yalakayı argo kabul edenler vardır. Beşir Ayvazoğlu, bir yazısında şöyle diyor;”Bu çirkin sözcük herkes tarafından uluorta kullanılmaktadır.” Bence halk ağzında doğup yaygınlaşmış ve köküyle ekiyle ne demek istediği belli olan bir sözcüktür, bir kenara atılamaz. Ancak itiraf etmeliyim ki bu yazıyı silmem için bilgisayarım da sürekli “düzelt” uyarısı yaptı. Ancak anlatmak istediklerim,”yalaka” sözcüğünde daha vurgulu olarak anlam bulmakta. Kanımca “yalaka” sözcüğünün argo kabul edilmesindeki en önemli etken, toplumda yalakaların çoğunluğu oluşturması ve bu sözcüğe bu yüzden ambargo koymak istemeleridir.
Dalkavuklar, istisnasız,”güven, özgüven sorunu” olan kişilerdir. Bu duygulanım bozukluğunun kökleri çocukluk çağında bulunabileceği gibi sonraki yaşlara ait edinsel bir durum da söz konusu olabilir.
Dalkavuklar için kime-nasıl yalakalık yapıldığı veya yapılacağı önemli değildir. Yarandıkları karakterler değişebilir. Yani dalkavuk, kişiye özel çalışmaz. Onun için yaranacak ve çıkar sağlanacak kadar güçlü bir kişi yeterlidir. Bu kişi A kişisi olmuş, B kişisi olmuş, fark etmez.
Dalkavuklarda özgüven sorunu olması onlarda ikinci bir ruhsal gediğe yol açar: Aşağılık duygusu. Geçekten de bu kişiler kendilerini hep yetersiz, aşağılık görürler. Ancak bu durum o kişilerin bilinçaltında zıt yönde tepki biriktirir. Yani bu kişilerin bilinçaltı bu durumdan daima rahatsızdır. Bu rahatsızlıklar baş ağrısı, mide spazmı vb biçimlerde dışa vurur. Onun için dalkavuklar genellikle sindirim sistemi başta olmak üzere psikomotor (ruhsal kaynaklı bedensel rahatsızlıklar) hastalıklara sahiptirler.
Dalkavukların en önemli özelliği de “anında adam satabilmeleri” dir. Kendilerine güven duymadıkları gibi diğer insanlara karşı da güvensizdirler; yalakalık yaptıklarına bile! Onun için, yıllarca yalakalık yaptıkları insanları birkaç saniyede satmaları sıkça rastlanan bir durum ve tutumdur.
İnsan davranışındaki “Onursuzsa sorumsuzdur.” ilkesi gereği dalkavuklar da onursuz oldukları için aynı zamanda sorumsuzdurlar. Amirseniz, size yaranmak için takla üstüne takla atanlara dikkat edin; onlar tribünlere oynamasını pek severler. Evet, tribünlere oynarlar ve maç öncesi, maçta veya maç sonrası sizi her an satabilirler. Yok, dalkavukların söz, tutum ve davranışları hoşunuza gidiyor, ruhunuzu okşuyorsa siz de üst’ünüze karşı dalkavuksunuz veya zamanında bolca dalkavukluk yapmışsınız demektir. Çünkü dalkavukluk “çift yönlü” dür. Yani kendisine dalkavukluk yapılmasından hoşlananlar da dalkavukturlar.
Dalkavuklar, özgüven eksikliğinden dolayı sürekli bir kaygıyla yaşamlarını sürdürürler. Bu kaygı da onlara öyle şaklabanlıklar yaptırır ki kendi bilinçaltı bölgeleri bile onlara tepki gösterir. Bu bağlamda, dalkavuklara “hastalıklı kişiler” gözüyle bakabiliriz.
Dalkavukların bir diğer özelliği de “her devrin adamı “olabilmeleridir. Dalkavukluklarına karşı karnı tok bir amirle karşılaştıklarında gerilimleri iyice artar. Bu durumda mide spazmı veya kalp krizi geçirip ölenleri bile vardır. Bunlar genelde, arkalarından ”İyi oldu namussuza, geberdi gitti!” denilen kişilerdir.
Onlara çok kızarız. Çünkü çevrelerine zarar verirler; ancak işin hastalık boyutunu yine de göz önünde bulundurmak gerekir. Tedavileri çok zor olduğu ve zaten kendileri de bu tedaviyi kabul etmedikleri için geriye tek yol kalıyor: Onlara karşı önlem almak, onlarla olan iletişimi en aza indirmek.
Dalkavuk kişiler,”kraldan çok kralcı”dırlar. Onları, böyle köktenci(fanatik) tutum ve davranışlarda sıkça görürsünüz. Bu fanatiklik, inançları gereği olmayıp korkudan kaynaklanan güdüleri onları yönlendirir. Tutum ve davranışlarında abartılı ve samimiyetsizdirler.
Güven sorunu yaşayan dalkavuklar, aynı zamanda inanç sorunu da yaşarlar. Hiçbir şeye kalpten inanmazlar. Hatta dinsel inançları araştırma(tahkik)’ya değil de korkuya dayandığı için bu dalkavuk selenterelerin imanları bile piçtir.
Bu aşağılık yaratıkların bir özelliği de şudur: Olur ya, gücü ellerine geçirirlerse kendilerine yalakalık yapılmasından çok hoşlanırlar. Onun için çevrelerini yalakalarla doldurur, onlarla kişisel doyuma ulaşırlar. Çünkü kişilikleri böyle bir duruma açtır. Ben, bu şekilde oluşan takıma “Çeteleşmiş Yalaka Seti” diyorum. Onlara yapılan her yalakalık, onların özgüven sorunlarına merhem olur. Bu şekilde kendilerini güvende duyumsarlar. Onun için, bu kısır döngü kimi kez epey uzun sürer.
Dalkavukların bir önemli özelliği de “Narsist” (Narsisist) oluşlarıdır: Yani sürekli onaylanmak, övülmek, beğenilmek isterler. Gücü elinde tutan dalkavuk, kendisine yalakalık yapmayanlara cephe alır. Onlarla uğraşır. Aklınca bu şekilde onları yola getireceğine inanır. Bu nedenle İdare Mahkemeleri ve Danıştay, bu tip yalaka yöneticilerin neden olduğu davalarla dolup taşmaktadır.
Omurgasızlar şubesinin selentereler sınıfından olan bu aşağılıklara yaşamınızın her döneminde rastlayabilirsiniz. Ona göre önleminizi alın. Amirseniz dalkavukluklarına prim vermeyin, sizi her an satabilirler; ast iseniz elden geldiğince bu dalkavuk amirinizden uzak durun. Aksi halde sizi de kendisi gibi hastalıklı duruma sokar ki bu durumda kendinize olan saygınızı yitirirsiniz.
Bizden uyarması!
“Kavuk” sözcüğü de Uygur Türkçesinden beridir yazılı Türkçede yerini almıştır, kullanılır. Birçok anlamı vardır: İdrar torbası, içi boş şey, üzerine sarık sarılan içi boş külah. Biz Türkçemizde daha çok bu üçüncü anlamıyla (içi boş külah, koni) kullanıyoruz. “Dalkavuk” dilimizdeki birleşik sözcüklerdendir.”Dal” ile “kavuk” sözcüklerinin birleşmesinden oluşmuştur. Şimdi yukarıdaki verilere göre değerlendirirsek “dalkavuk” şu anlamlara gelir: Kavuğu yalın, kavuğu çıplak, yani külahında sarık olmayan. Bu sözcük, önad(sıfat) olduğu halde zamanla “adlaşmış sıfat” haline gelmiş; yani sonrasındaki ad düşmüş ve o kişiyi ifade eden ad haline gelmiştir.
O dönemlerde soytarılar “dal külah(sarıksız külah)” takarlar ve bu nedenle sarıksız külah anlamında “dalkavuk” denirdi. Sarıklı külah ise okumuşluk, bilgelik simgesiydi. Yani bilgede de soytarıda da kavuk vardı; ama burada ayırt edici ölçüt sarıktı. Yani külahı(kavuğu)sarıklı ise bilge; sarıklı değilse soytarı oluyordu. (Elbette ”Her sarıklı o zamanın bilgesiydi” diye bir kesinleme yapamayız; bizim vurgulamak istediğimiz o zamanlarda sarığın neyin simgesi olduğudur).
Kavuk dediğimiz koni (külah) şeklindeki başlığa sarık sarmazsanız o külah “sarıksız” olur; yani “yalın” olur; yani “dal” olur. Kısaca “dalkavuk” olur. “Sarık” Türkçe olup Farsçaya ve Sırpçaya da bizden geçmiştir.
Dalkavuk sözcüğünün “Halk ağzında” sıkça kullanılan karşılığı “yalaka” dır. Derleme Sözlüğü hazırlanırken, halk ağzından derlenip sözlüklere girmiştir.
Osmanlı zamanında “dalkavuk” sözcüğünün karşılığı olarak Arapça “müdâhin” sözcüğü de kullanılmıştır.
Bakalım Osmanlı şairi beytinde ne demiş:
“Külahını sat da harc eyle müdâhin olma bir ferde
Cihanda kelle sağ olsun külah eksik değil merde”
Yani, başkasına dalkavukluk, yalakalık yapacağına gerekirse külahını sat; mert adama soytarılık, yalakalık yakışmaz! Ya dalkavukluk yapmayıp gerekirse külahını satacaksın ya da külahınla soytarılık yapacaksın!
TDK Sözlüğünde “dalkavuk” u şöyle açıklar: “Kendisine çıkar sağlayacak olanlara aşırı bir saygı ve hayranlık göstererek yaranmak isteyen kimse, şaklaban, yağcı, yalaka.”
TDK Sözlüğünde ikinci bir anlamı daha var:”Saraylarda devlet büyüklerini nükteli sözlerle eğlendiren kimse.”
Bu kadarlık dilbilimsel açıklama yeter. Şimdi gelelim Ruhbilimsel çözümlemeye. Gerçi, sözlükler bize bu konuda yeterince ipucu vermiyor değil. Eski zamanlarda “sarık” bilgeyi işaret etmekteydi. Külahın yani kavuğun üzeri sarıkla sarılınca “bilge” olunuyor; külahı sarıksız olanlar da “şaklaban” kabul ediliyordu. Dalkavuk denince, bu tip kişilere, yani halk ağzıyla söylersek yalakalara ve şaklabanlara işaret edilmekteydi. Bu söylemdeki “hakaret” anlamı günümüzde de devam etmektedir. Yani “ bilgeliğin işareti olan sarığı yok.” denmek istenmektedir. “Dalkavuk” (kavuğu sarıksız, yalın kavuklu) denince “şaklaban” kastedilmektedir. Çünkü şaklabanların kavukları “dal”dır; yani yalındır, sarıksızdır. Sadece “dalkavuk” dediğinizde bile bu kişilerin ne kadar “aşağılık” olduğunu vurgulamış olursunuz. Şaklaban, ”çıkarı için onurunu ayaklar altına alan” demektir.
Yalakayı argo kabul edenler vardır. Beşir Ayvazoğlu, bir yazısında şöyle diyor;”Bu çirkin sözcük herkes tarafından uluorta kullanılmaktadır.” Bence halk ağzında doğup yaygınlaşmış ve köküyle ekiyle ne demek istediği belli olan bir sözcüktür, bir kenara atılamaz. Ancak itiraf etmeliyim ki bu yazıyı silmem için bilgisayarım da sürekli “düzelt” uyarısı yaptı. Ancak anlatmak istediklerim,”yalaka” sözcüğünde daha vurgulu olarak anlam bulmakta. Kanımca “yalaka” sözcüğünün argo kabul edilmesindeki en önemli etken, toplumda yalakaların çoğunluğu oluşturması ve bu sözcüğe bu yüzden ambargo koymak istemeleridir.
Dalkavuklar, istisnasız,”güven, özgüven sorunu” olan kişilerdir. Bu duygulanım bozukluğunun kökleri çocukluk çağında bulunabileceği gibi sonraki yaşlara ait edinsel bir durum da söz konusu olabilir.
Dalkavuklar için kime-nasıl yalakalık yapıldığı veya yapılacağı önemli değildir. Yarandıkları karakterler değişebilir. Yani dalkavuk, kişiye özel çalışmaz. Onun için yaranacak ve çıkar sağlanacak kadar güçlü bir kişi yeterlidir. Bu kişi A kişisi olmuş, B kişisi olmuş, fark etmez.
Dalkavuklarda özgüven sorunu olması onlarda ikinci bir ruhsal gediğe yol açar: Aşağılık duygusu. Geçekten de bu kişiler kendilerini hep yetersiz, aşağılık görürler. Ancak bu durum o kişilerin bilinçaltında zıt yönde tepki biriktirir. Yani bu kişilerin bilinçaltı bu durumdan daima rahatsızdır. Bu rahatsızlıklar baş ağrısı, mide spazmı vb biçimlerde dışa vurur. Onun için dalkavuklar genellikle sindirim sistemi başta olmak üzere psikomotor (ruhsal kaynaklı bedensel rahatsızlıklar) hastalıklara sahiptirler.
Dalkavukların en önemli özelliği de “anında adam satabilmeleri” dir. Kendilerine güven duymadıkları gibi diğer insanlara karşı da güvensizdirler; yalakalık yaptıklarına bile! Onun için, yıllarca yalakalık yaptıkları insanları birkaç saniyede satmaları sıkça rastlanan bir durum ve tutumdur.
İnsan davranışındaki “Onursuzsa sorumsuzdur.” ilkesi gereği dalkavuklar da onursuz oldukları için aynı zamanda sorumsuzdurlar. Amirseniz, size yaranmak için takla üstüne takla atanlara dikkat edin; onlar tribünlere oynamasını pek severler. Evet, tribünlere oynarlar ve maç öncesi, maçta veya maç sonrası sizi her an satabilirler. Yok, dalkavukların söz, tutum ve davranışları hoşunuza gidiyor, ruhunuzu okşuyorsa siz de üst’ünüze karşı dalkavuksunuz veya zamanında bolca dalkavukluk yapmışsınız demektir. Çünkü dalkavukluk “çift yönlü” dür. Yani kendisine dalkavukluk yapılmasından hoşlananlar da dalkavukturlar.
Dalkavuklar, özgüven eksikliğinden dolayı sürekli bir kaygıyla yaşamlarını sürdürürler. Bu kaygı da onlara öyle şaklabanlıklar yaptırır ki kendi bilinçaltı bölgeleri bile onlara tepki gösterir. Bu bağlamda, dalkavuklara “hastalıklı kişiler” gözüyle bakabiliriz.
Dalkavukların bir diğer özelliği de “her devrin adamı “olabilmeleridir. Dalkavukluklarına karşı karnı tok bir amirle karşılaştıklarında gerilimleri iyice artar. Bu durumda mide spazmı veya kalp krizi geçirip ölenleri bile vardır. Bunlar genelde, arkalarından ”İyi oldu namussuza, geberdi gitti!” denilen kişilerdir.
Onlara çok kızarız. Çünkü çevrelerine zarar verirler; ancak işin hastalık boyutunu yine de göz önünde bulundurmak gerekir. Tedavileri çok zor olduğu ve zaten kendileri de bu tedaviyi kabul etmedikleri için geriye tek yol kalıyor: Onlara karşı önlem almak, onlarla olan iletişimi en aza indirmek.
Dalkavuk kişiler,”kraldan çok kralcı”dırlar. Onları, böyle köktenci(fanatik) tutum ve davranışlarda sıkça görürsünüz. Bu fanatiklik, inançları gereği olmayıp korkudan kaynaklanan güdüleri onları yönlendirir. Tutum ve davranışlarında abartılı ve samimiyetsizdirler.
Güven sorunu yaşayan dalkavuklar, aynı zamanda inanç sorunu da yaşarlar. Hiçbir şeye kalpten inanmazlar. Hatta dinsel inançları araştırma(tahkik)’ya değil de korkuya dayandığı için bu dalkavuk selenterelerin imanları bile piçtir.
Bu aşağılık yaratıkların bir özelliği de şudur: Olur ya, gücü ellerine geçirirlerse kendilerine yalakalık yapılmasından çok hoşlanırlar. Onun için çevrelerini yalakalarla doldurur, onlarla kişisel doyuma ulaşırlar. Çünkü kişilikleri böyle bir duruma açtır. Ben, bu şekilde oluşan takıma “Çeteleşmiş Yalaka Seti” diyorum. Onlara yapılan her yalakalık, onların özgüven sorunlarına merhem olur. Bu şekilde kendilerini güvende duyumsarlar. Onun için, bu kısır döngü kimi kez epey uzun sürer.
Dalkavukların bir önemli özelliği de “Narsist” (Narsisist) oluşlarıdır: Yani sürekli onaylanmak, övülmek, beğenilmek isterler. Gücü elinde tutan dalkavuk, kendisine yalakalık yapmayanlara cephe alır. Onlarla uğraşır. Aklınca bu şekilde onları yola getireceğine inanır. Bu nedenle İdare Mahkemeleri ve Danıştay, bu tip yalaka yöneticilerin neden olduğu davalarla dolup taşmaktadır.
Omurgasızlar şubesinin selentereler sınıfından olan bu aşağılıklara yaşamınızın her döneminde rastlayabilirsiniz. Ona göre önleminizi alın. Amirseniz dalkavukluklarına prim vermeyin, sizi her an satabilirler; ast iseniz elden geldiğince bu dalkavuk amirinizden uzak durun. Aksi halde sizi de kendisi gibi hastalıklı duruma sokar ki bu durumda kendinize olan saygınızı yitirirsiniz.
Bizden uyarması!