Daha-Hakan Günday

Konu sahibi son olarak 2808 gün önce görüldü
Siz bu cümleyi okurken, bir yerlerde insanlar, ülkelerindeki savaş, açlık ve yoksulluktan kaçmak için sonu zifiri bir yolculuğa çıkmaya hazırlanıyor. Ancak bu hikâye o kaçak göçmenlerle değil, onları kaçıranlardan biriyle ilgili. Adı Gazâ. Babası bir insan kaçakçısı, Gazâ da onun çırağı. Henüz 9 yaşında. Yani, hayata ve insana dair, öğrenmemesi gereken ne varsa, hepsini öğrenecek yaşta.

"Doğu ile Batı arasındaki fark, Türkiye'dir. Hangisinden hangisini çıkarınca geriye Türkiye kalır, bilmiyorum ama aralarındaki mesafe Türkiye kadar, ondan eminim. Ve biz orada yaşıyorduk. Her gün politikacıların televizyonlara çıkıp jeopolitik öneminden söz ettiği bir ülkede. Önceleri çözemezdim ne anlama geldiğini. Meğer jeopolitik önem, içi kapkaranlık ve farları fal taşı gibi otobüslerin, sırf yol üstünde diye, gecenin ortasında mola verdiği kırık dökük bir binanın ada ve parsel numaralarıyla yapılan çıkar hesapları demekmiş. 1.565 km uzunluğunda koca bir Boğaz Köprüsü anlamına geliyormuş. Ülkede yaşayanların boğazlarının içinden geçen dev bir köprü. Çıplak ayağı Doğu'da, ayakkabılı olanı Batı'da ve üzerinden yasadışı ne varsa geçip giden, yaşlı bir köprü. Kursağımızdan geçiyordu hepsi. Özellikle de, kaçak denilen insanlar… Elimizden geleni yapıyorduk... Boğazımıza takılmasınlar diye. Yutkunup gönderiyorduk hepsini. Nereye gideceklerse oraya… Sınırdan sınıra ticaret… Duvardan duvara…"
(Tanıtım Bülteninden)

Türkçe (Orijinal Dili:Türkçe)
420 s. -- 2. Hamur-- Ciltsiz -- 14 x 20 cm
İstanbul, 2013
ISBN : 9786050917260
 
Çok uzun zamana yayıldı bu kitabı okumalarım. Başladım, bıraktım, devam ettim, bıraktım. Okumak istedikçe bir sürü şey girdi araya, bir türlü içine giremedim. Bir de Kinyas ve Kayra'nın bıraktığı etkiden sonra girdiğim yüksek beklenti korkusu, bunun karşılanmayacağı endişesi beni kitaba karşı soğuttu. Tam tersi olması gerekirken, daha bir hevesle okuma isteği oluşacakken, olmadı işte, devam edemedim.

İki gündür elimde. Kinyas ve Kayra elbette değil ama Hakan Günday beni kesinlikle hayal kırıklığına uğratmış değil bu kitabında. Bunu nasıl yapıyor bilmiyorum, en dipler ve en tepeler. Hepsi, hepsi içinde. Duyguları bu kadar yoğun yaşatan nadir yazarlardan.

Daha? Daha çok şey var hissedecek.

Bitsin kitap, yine uğrarım buraya.
 
kitaplığımda beklemekte. ama nedendir bilmem, hep bir sonraya öteliyorum.
 
Bu adamın Piç'ini okudum. Altını çizebileceğim 2 cümleden fazla çıkmadı ki, basit geldi kalemi. Hatta boş. Ama "Daha" nasıldır bilemem, bilmek isteyeceğimi de sanmıyorum.
 
Bu adamın Piç'ini okudum. Altını çizebileceğim 2 cümleden fazla çıkmadı ki, basit geldi kalemi. Hatta boş. Ama "Daha" nasıldır bilemem, bilmek isteyeceğimi de sanmıyorum.

İşte bu yorumu omuzlarda taşıyalım, 3 gün 3 gece büyük meydanlarda tezahüratlarla gezdirelim.

Hakan Günday yeni nesil facebook tipi yazar diyebileceğimiz kişilerden.
 
Vakti zamaninda soylemistim yine tekrar edeyim : Kaliplasmis basit kliseleri, suslu kelimelerle ambalajlayip piyasaya sureyim. Ve buna edebiyat diyeyim. Oynadigimiz oyunun adi : Hakan Günday olmak.

Tumblr boy olur ancak kendisinden fikrimce
 
Himmm. Hosuma gitti yazdiklarini cok begendigim 3 kisinin (hic dusunce, arpes ve hosgeldinharunabi) bu kadar sevdigim bir yazara boylesine yuklenmeleri. Ben kendimden cok sey buluyorum yazarda. Ne kadar populer oldugunun, hangi kesimce begenildiginin bir onemi yok bu yuzden.
Yine yazarim. Telden bu kadar.
 
Eski sevgilimin önerisiyle Hakan Gündayı çok sevmesiyle ve bir kitabını bana hediye etmesiyle başladı tanışmam.
Sırf o seviyor diye sevmiştim en başında.
Az ve Piç adlı kitaplarını okudum. Vaktim olursa bunuda okuyacağım. Sevgli hediyesi koleksiyonunun en kıymetli köşesindedir kendisinin kitabı.
Bir Ahmet Batman ya da yeni türemiş yazarlarla aynı kefeye konulacak biri değildir bana göre..
 
Evet, yazacağım demiştim ve yazayım iki üç satır. Konunun azcık dışına çıkabilirim, düşünce platformunda olsun o kadar.

Daha kitabının arkasında, yazarın diğer kitaplarının minik özetlerini gördüm. 7 kitabından sadece birini okuma isteği oluşmadı. Beni çeken nedir diye düşünüyorum, acıyı anlatış tarzı sanırım. Yeni nesil yazarların çoğunda gördüğüm, hızlı giden olaylar örgüsünü yaşatmıyor. Oldu bittiye gelmiyor olaylar. Evet allayıp pulluyor kelimeleri, ortaya görüntüsü harika bir yemek çıkarıyor. Ama tadı da gayet güzel oluyor. Sadece görüntüyle yetinmiyor. Belki benim sevdiğim baharatları kullanıyor, belki benim oranlarımı kullanıyor ölçülerinde, belki bu yüzden yakınım. Belki ilerde bıkacağım, çünkü onu da aşacağım. Ki her şeyin gelişip ilerlediği bir dünyada aynı şeylere takılmam mümkün değil.

Acıyı anlatış tarzının üzerinde biraz daha durmak istiyorum. Acının içine girip onu görünür bir şey haline getiriyor. Ya da hepsini çöpe atalım, ben sadece anlamak istediklerimi anlıyorum ve şu yaptığım da sadece yazarı fazlaca içselleştirip onu savunma arzusu.pppp
 
Gaza' nın dünyası, Gaza' nın gözünden ya da Hakan Günday' ın dilinden vatansız insanların dünyası bu kadar çarpıcı ve o dünyanın içinde yaşıyormuş gibi anlatılabilirdi zaten. Piyasa yazarları kategorisine koymak belki acımasızca olabilir. Mesela Az' ı okuyun derim ben. Daha' dan daha gerçekçi gelebilir. Sert bir dili var yazarın ve biz küfürü seviyoruz çünkü hayatın tam da içinden geldiği için. Ancak fuarda yazarı dinleme fırsatım oldu. Oldukça gereksiz bir sözünden dolayı fikrim değişti kendisi hakkında. Tabi bu eserleri hakkındaki fikrimi asla değiştirmedi. Yazar Yeraltı Edebiyatının hakkını veriyor kanımca.
 
Hakan Günday' ı Az adlı kitabının bana hediye edilmesi ile tanıdım. Sonra Kinyas ve Kayra' sını okudum. Bir daha da okumayı düşünüyorum, ilerde. Sonra diğer kitapları ile tanıştım. Türk edebiyatına yeni bir soluk getirdiğini düşünenlerdenim. Kendine özgü bir usluba sahip, onu seven gerçekten bayılarak okur ve sever, sevmeyen de hiç sevmez, hatta kitaplarının sonunu bile zor getirir. Farklı bir tarzı var, acımasız da diyebiliriz buna. İnanılmaz bir zekaya da sahip olduğunu düşünmeden edemiyorum. Olaylar, karakterlerin iç dünyasınının bir dışa vurumu, bazen saçmalıyor diyorsunuz, dramatik bile gelebiliyor ama okumaya da devam ediyorsunuz. Ben psikolojiye ilgili olduğum için yazarı çok sevdim. Çünkü, yaptığı psikolojik tahliller, gerçek bir dünyadan örneklemeler sunuyor size. Hayatın acımasızlığı, kurtlar sofrasının varlığı, toz pembe olmayan bir dünya örneklerini sunuyor size. Elbette yazar bir Yaşar Kemal, bir Orhan Pamuk, bir Hasan Ali Toptaş etmez. Ancak, yabana atılmaması gerekenler arasında yer almalı. Okuyun, okutturun.
 
Bir yazarın ne kadar popüler olması önemli değildir. Bu ister sosyal medyada olsun ister farklı şekilde olsun. Benim için önemli olan, yazılan bir kitabı okuyorsam ona göre yorum yaparım. Okumadığım nadir kitaplar var yorum yaptığım. O da aşk ve dini birleştiren kisiler.. bunlar bana oynuyor gibi geliyor ve bir başka yazarın sözlerini calan insanların kitaplarını okumuyorum.

Hakan o kadar çok kelimelerle oynuyor ki, okuduğunuz zaman bazen yorulabiliyorsunuz ama bazen de gerçekten kendinizi bulabiliyorsunuz.
Bir kitap çok sıkıcı gelir ama içinden bir cümle bulursunuz e o kitabı size sevdirtir.
Önemli olan insanın kendisini bulmasıdir.


2017 de yiz ve sosyal medya da tanınmıyorsanız okunmuyorsunuz. Az çok içlerindeyim yazarların. Bunu yazarlara değil, okuyan kesimin sadece fenomen olan kitaplar okumasına laf söyleyin. Ben bir kitap yazıyorsam ve bu sosyal medyada illa tanınması gerekiyorsa elimden gelen her şeyi yapar ve gerekli reklamlarıda yapar tanınsın isterim. Okuyup eleştiri yapsınlar ama okumayıp eleştiri yapmak ön yargılı davranmaktır.

En zor işlerden biridir yazar olmak. Hayallerinizi oturup bir kâğırda yazmaya çalışıyorsunuz ve yıllar alıyor bir kitap yazmak,çıkarmak, o bu şu hepsi çok zor. Ve ben yazıyorsam, bu kadar çaba gösteriyorsam tabii ki satışı en çok neredeyse onu yapacağım. Tanınmak değil de yazdığım şeyleri insanlarin okuması için her türlü şeyi yaparım.

Hakan buralara gelebilmek için çok uğraştı. Anlatış tarzı, üslûbu, her bir insanın acısını anlatabilecek biri.

Daha kitabını daha bitirmedim , yarıda bıraktım ve geldiğim noktaya kadar gerçekten ve bir babanın oğluna yaptığı kötülüğü güzel anlatiyor.

Az kitabıyla tanıdım onu. Başlarda karışık gelsede sonra toparlayıp devam ettikçe, yaşanan olayları canlı hissettim.
Kendimi gördüm derda'da..

Diğer kitaplarını okumadığım için yorum yapamam. Ama bence başarılı bir yazar.
 
Geri