Daha Az Kötü Olanın İyiliği

Konu sahibi son olarak 1 gün önce görüldü
İyi ve kötü. Bir düal ilişkinin öz evlâtları.

Evvelce belletilir neyin iyi neyin kötü olduğu. Ama hayatın konjonktürü güncellenir durur. Bundan muzdarip iyiyle kötünün hâkimiyet alanları da el değiştirir, yer değiştirir. Bir küser, bir barışır ve tavır değiştirir. Aynı gardıropta saklıdır kıyafetleri. Birinin dün taşıdığı kıyafetleri bugün hangisi giyinmiştir bilemeyebilirsin. Sevsen de sevmesen de biraz yakından tanıman gerekir ikisini de. Onlarla içli dışlı olduğun günler yaşamalısın ki tanıyabilesin. Acı tatlı anılar biriktirdikçe neyin ne olduğunu anlarsın. Var mı öyle ezbere yaşabilmek hayatı!

Herkes iyiyi istediğini söylüyor. Gelgelelim yaptığımız şey mütemadiyen iyileri kovmak. Varlıklarına tahammül gösteremiyoruz. Onları kaçırıyor ve akabinde hangimizin daha kötü olabileceği oyununu oynuyoruz. İçimizden en kötü olabilenler kazandığında ise, geriye kalanlarımız daha az kötüler hâlini alıyor. Daha az kötüler, en kötü olanlara, en azından daha kötü olanlara nazaran daha az kötü olduklarından daha iyiler olmuş oluyorlar. Böylelikle kötüyle iyiyi birbirinden ayırt etmiş oluyoruz.
 
Bazı insanlar dua gibidir. Görünmez ama dokunur sana, duyulmaz ama bırakmaz seni.
 
Ben atasözlerimizi bazen gözümde canlandırmaya çalışırım.
Ağaçlardan ormanı görememek, bu konuyu en iyi ve en kısa anlatan söz diye düşünüyorum. Yanlış ta anlamış olabilirim.
 
Kimse kötü olarak doğmaz aslında yaşam içerisinde baz alınması gereken şey adil olmak. İyilikten çok katkı sağlıyor insanlığa. Siyahya beyaz aramaktansa gerçek ve doğru şeyler daha cazip geliyor.
 
Kötülüğü sürekli besleyen bir kitle var ancak bir de koşullar gereği kötü olmaya mecbur kalanlar ki asıl sorun da burada başlıyor.

***

İngiliz genetikçiler MAOA geninin vücuttaki varlığının davranışsal bir bozukluk geliştirme riskini arttırabileceğini bulmuşlardır. Hem de durum sadece bununla da kalmayabilir ve ergenlik ve yetişkinlik yıllarında suç işleme potansiyeli ile de ilgili olabilir.

Genetik çalışmalar sonucunda çeşitli saldırgan davranışların %50’sinin genetik temelli olduğu belirlenmiştir. Bir insanın yaşamı boyunca genotipi ve etkisi altında kaldığı çevresel faktörler beyin fonksiyonlarını şekillendirmektedir. MAO-A, DAT1 ve DRS2 genlerinin ekspresyonundaki değişiklikler nörotransmiter (sinir iletimi) seviyeleri ve dolayısıyla zekâ, kavrama, mizaç (ruh hali) ve hafıza gibi karmaşık fonksiyonları etkilemektedir. Stres, madde bağımlılığı, uyku kalitesi, beslenme ve sosyal ilişkiler gibi çevresel faktörler de beyin fonksiyonlarını etkilemektedir.

Monoamin oksidaz A (MAO-A) nöron mitokondrisinde işlevsel olan bir gendir. Monoamin oksidaz enzimi ise serotonin, dopamin ve epinefrin/norepinefrin gibi çok sayıda önemli nörotransmiterin yıkımını sağlar. Bu nörotransmiterler saldırganlık, duygu durumları ve kavrama açısından önemlidirler. X kromozomu üzerinde bulunan MAO-A geni aynı zamanda “savaşçı gen” olarak bilinir. Bu gendeki anomaliler yeterli miktarda MAO enziminin sentezini engeller. MAO-A inhibisyonu ile nörotransmiterlerin nöronlardaki aşırı birikimi ise depresyon önleyici özelliğe sahip olmasının yanı sıra saldırgan davranışlara da sebep olmaktadır (X kromozumuna bağlı, resesif kalıtılan Brunner sendromu).

Prof. Dr. Burçin Aşkım GÜMÜŞ
Gazi Üniversitesi Biyoloji Bölümü
 
Terk-i dava edeceksin. Haklı olmaktan vazgeçmeyi bileceksin. Haklıysan şayet, öteki ilân edebilirsin, değersizleştirebilirsin. Her şeyi söyleyebilmeyi, her şeyi yapabilmeyi mübah hâle getirebilirsin.
 
Yazı çok güzel kalemine sağlık Mihri..​
Okuduktan sonra Yaşar Kemal'in O iyi insanlar o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık.” sözünü aklıma getirdi..​
 
Israile nukleer baslikli fuze atip %80nini bir gecede yok etmek yada bunun olmasini istemek bizi kotu biri yapmaz mesela degil mi?
Nedir o halde kötülük?
 
Israile nukleer baslikli fuze atip %80nini bir gecede yok etmek yada bunun olmasini istemek bizi kotu biri yapmaz mesela degil mi?
Nedir o halde kötülük?

Tanrısal manifestolarda bile ne denli uç söylemler ve sorun çözme uygulamaları var. En basiti Nuh tufanı. Biz kusurlu ürün çıkardık, bir de deli gibi üredi bunlar ve her yere yayıldılar. Kurunun yanında yaş da yanacak ama bunları iyice bir azaltmak lazım diyor.

Tanrı ile insanlık arasındaki sözleşme keyfidir aslında. Tanrı ne isterse onu yapar, bir şey diyemezsin.

Sen tanrıyı oynamak istiyor musun yoksa istemiyor musun? Asıl mesele o. Tanrı olmak istiyorsan teori ya da pratik uygulama fark etmez. Yapmam gerekeni yaptım, çünkü şu çünkü bu der geçersin.
 
Kötülere benzedikten sonra iyi olmanın ne anlamı var ki?

En kötü koşulda bile iyiliği seçmek bazen görünüşte kayıp gibi algılanabilir ancak bütüne göre iyi olanı beslemektir çünkü evrende her şey enerji ve kötülükle baş etmenin yolu da iyiliği çoğaltmaktan geçiyor.
 
Kötülere benzedikten sonra iyi olmanın ne anlamı var ki?

En kötü koşulda bile iyiliği seçmek bazen görünüşte kayıp gibi algılanabilir ancak bütüne göre iyi olanı beslemektir çünkü evrende her şey enerji ve kötülükle baş etmenin yolu da iyiliği çoğaltmaktan geçiyor.

Virüsün hayatta kalmasıyla senin hayatta kalman arasında bir tercih yapıyorsun sonuçta.
 
Geri