Cumhurıyetler Atabeylikler

Konu sahibi son olarak 2622 gün önce görüldü
Cumhurıyetler Atabeylikler



Azerbaycan Cumhuriyeti

Resmi adı: Azerbaycan Cumhuriyeti



Başkenti: Bakü (Nüfusu: 1.800.000).



Diğer önemli şehirleri: Gence, Sumgayt, Lenkeran, Mingeçaur.



Yüzölçümü: 86.600 km2.



Nüfusu: 7.400.000 (1993 tahmini). Nüfusun % 54'ü şehirlerde yaşamaktadır. Ortalama ömür 70 yıldır. Çocuk ölümlerinin oranı binde 25'tir. Nüfusun % 33'ünü 14 yaşın altındakiler oluşturmaktadır.



Km2 başına düşen insan sayısı: 85.5



Nüfus artış hızı: % 1.2



Etnik yapı: 1989 sayımına göre Azerbaycan nüfusunun % 82.64'ünü Azeri Türkleri oluşturuyordu. Ermeni saldırıları dolayısıyla çok sayıda Azerinin, Ermenistan'dan Azerbaycan'a göç etmesiyle bu oran son yıllarda daha da arttı. En büyük azınlığı % 5.58 orana sahip olan Ruslar oluşturur. Azınlık olarak ikinci sırada % 5.56 orana sahip olan Ermeniler gelir. % 2.44 oranında da Lezginler mevcuttur. Kalan nüfusu Avarlar, Ukraynalılar, Tatarlar, yahudiler ve Meshet Türkleri oluşturur. Azerbaycan'a bağlı Dağlık Karabağ özerk bölgesinde nüfusun % 77'si Ermenidir. Yine Azerbaycan'a bağlı bir diğer özerk bölge olan Nahcivan'da ise nüfusun % 96'sı Azeridir.
Dil: Resmi dil Azeri Türkçe'sidir. Azınlıkların dilleri de konuşulmaktadır.
Din: Azerbaycan nüfusunun yaklaşık % 88'i Müslümandır. Kalan nüfusun büyük çoğunluğu hıristiyandır. % 0.3 oranında yahudi, az sayıda da Bahai vardır. Müslümanların % 70'i Şii-Caferi, % 30'u sünnidir.



Coğrafi durumu: Bir Kafkasya ülkesi olan Azerbaycan kuzeyden Gürcistan ve Rusya Federasyonu, doğudan Hazar denizi, güneyden İran, batıdan da Türkiye ve Ermenistan'la çevrilidir. En yüksek yeri Bazardyüzyü (4466 m.)'dür. En önemli ırmakları İran Azerbaycanı'yla arasında sınır teşkil eden Aras nehriyle, Kura nehridir. Bunların dışında da çok sayıda akarsuyu vardır. Doğusundaki Hazar denizi Azerbaycan'a can veren bir denizdir. Bu deniz aynı zamanda İran'la ve Orta Asya'yla deniz yolu bağlantısını sağlamaktadır. Dağlık bir bölge olmakla birlikte Azerbaycan topraklarının % 40'ı ovadır. Ovalar daha çok Aras ve Kura nehirlerinin kıyıları boyunca uzanır. Topraklarının % 23'ü tarıma elverişli arazi, % 25.4'ü otlaktır. İklim bölgelere göre değişir. Ancak genellikle bozkır iklimi hâkimdir.



Yönetim şekli: Azerbaycan çok partili demokratik sistemi benimsemiş laik bir cumhuriyet olmakla birlikte ülkede demokratik sistem tam anlamıyla oturmamıştır. Devletin en üst yöneticisi cumhurbaşkanı, hükümetin başkanı başbakandır. Cumhurbaşkanı genel seçimle belirlenmektedir. 50 üyeli bir parlamentosu vardır. Azerbaycan, BM, BDT (Bağımsız Devletler topluluğu) ve IMF (Uluslararası Para Fonu) gibi uluslararası örgütlere üyedir.



Siyasi partiler: Azerbaycan'daki siyasi partilerin başta gelenleri şunlardır: Azerbaycan Halk Cephesi: Azerbaycan'a komünizmin hâkim olduğu dönemde bir halk hareketi olarak ortaya çıkan Halk Cephesi siyasi parti olarak kuruluşunu 16 Temmuz 1989'da gerçekleştirdi. Cephe'nin genel başkanlığına da Ebulfez Elçibey seçildi. Komünizme karşı direnişin de öncülüğünü yapan Halk Cephesi bağımsızlık yanlısı politikasıyla halkın geniş çaplı bir desteğine kavuştu. Liberal ve milliyetçi-muhafazakâr bir anlayışa sahiptir. Milli İstiklal Partisi: Genel başkanlığını İtibar Memedov'un yaptığı bu parti de milliyetçi bir anlayışa sahiptir. Bununla birlikte Elçibey'in cumhurbaşkanlığından uzaklaştırılması konusunda Haydar Aliyev'in yanında yer aldı.



İdari bölünüş: 64 ile ayrılır. Azerbaycan'a bağlı iki ayrı özerk bölge bulunmaktadır. Bunlardan Dağlık Karabağ, Azerbaycan sınırları içindedir ve yüzölçümü 4400 km2'dir. İkinci özerk bölge Nahcivan'dır. Daha çok İran'la çok az da Türkiye'yle sınırı olan Nahcivan'ın Azerbaycan'la bağlantısını Ermenistan kesmektedir. Nahcivan'ın yüzölçümü 5500 km2'dir.
Tarihi: Azerbaycan toprakları, Hz. Ömer (r.a.) döneminde fethedilerek İslâm topraklarına katıldı. Raşid halifeler döneminde İslâm'ın Kafkasya'ya yayılması için bir merkez olarak kullanılan Azerbaycan'a daha sonra Emeviler ve Abbasiler hükmetti. Abbasiler'in zayıflamalarından sonra bu bölgede Şirvanşahlar, Sâcoğulları, Revvadiler, Sellariler, Ahmediler gibi çeşitli mahalli idareler kuruldu. Selçuklu sultanı Tuğrul Bey, 1054'te Azerbaycan topraklarının bir kısmını Selçuklu topraklarına kattı. Sonraki yıllarda Azerbaycan'ın tamamına yakın bir kısmı Selçukluların hâkimiyetine geçti. Diğer yerlerde bölgesel idareler varlığını sürdürdü. Sonra burası İldenizlilerin eline geçti. İldenizlilerden sonra da Moğollar, Harezmşahlar, Timurlular, Karakoyunlular, Akkoyunlular, Safeviler bölgeye hükmetti. Kanuni döneminde, 1534'te Azerbaycan Osmanlılar tarafından fethedildi. Bu tarihten sonra Azerbaycan üzerinde bir Osmanlı-Safevi mücadelesi başladı. Bu mücadelede bölgenin bazı yerleri zaman zaman Safevi hâkimiyetine geçti. Osmanlılarda duraklama ve gerileme dönemlerinin başlamasıyla Safevilerin eline geçen Azeri toprakları daha da arttı. 1747'de Safevi hükümdarı Nadir Şah öldürülünce Azerbaycan bağımsız bir devlet oldu ve çeşitli iç karışıklıklara ve dış baskılara rağmen elli yıla yakın bir süre bağımsızlığını sürdürdü. İç karışıklıklar daha sonra bölgenin küçük feodal devletlere ayrılması sonucunu doğurdu. Azerbaycan'a daha önce de çeşitli saldırılarda bulunmuş olan Rusya en son 1805'te düzenlediği saldırılarla Kuzey Azerbaycan'ın büyük bir kısmını ele geçirdi. Rus-İran savaşlarının ardından 1813'te imzalanan Gülistan anlaşmasıyla da bugün Azerbaycan Cumhuriyeti'ni oluşturan Kuzey Azerbaycan Rusya'ya Güney Azerbaycan da İran'a kaldı. Daha sonra 1828 ve 1829 anlaşmalarıyla da Azerbaycan'ın statüsü ve kesin sınırları belirlendi. Kuzey Azerbaycan'ın Rusya'ya bırakılmasından sonra bölge halkıyla Ruslar arasında çeşitli çarpışmalar oldu. Azerbaycan halkının bağımsızlık mücadelesi 1917 Bolşevik ihtilalinden sonra Azerbaycan Müsavat Partisi ve Mehmed Emin Resulzade'nin liderliğinde kurulan Azerbaycan Milli Şurası öncülüğünde yürütüldü. Azerbaycan Milli Şurası 28 Mayıs 1918'de Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti'nin kuruluşunu ilan etti. 27 Nisan 1920'de Kızıl Ordu yani SSCB ordusu Azerbaycan'ı işgal ederek Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti'ni ortadan kaldırdı. Ertesi gün de Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin kuruluşu ilan edildi. 5 Aralık 1936'da da burası SSCB'nin bir üyesi haline getirildi. 1985'te Sovyet lideri Mihail Gorbaçov'un yeniden yapılanma (perestroika) ve açıklık (glasnost) politikalarını uygulamaya koymasından sonra Azerbaycan'daki muhalif güçler bağımsızlık yanlısı Halk Cephesi'nin etrafında toplanmaya başladı. Bu arada diğer Sovyet cumhuriyetlerinde de bağımsızlık mücadeleleri başladı. Sovyetler Birliği'nin dağılmaya başlamasıyla birlikte Azerbaycan da 30 Ağustos 1991'de bağımsız devlet oldu ve 8 Eylül 1991'de gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçimlerine tek aday olarak giren eski komünistlerden Ayaz Muttalibov bu göreve seçildi. Bağımsızlık sonrası ilk serbest cumhurbaşkanlığı seçimlerini ise Halk Cephesi lideri Ebulfez Elçibey kazandı ve 17 Haziran 1992'de cumhurbaşkanı oldu. Ancak Elçibey'in cumhurbaşkanı olması Rusya'yı endişeye soktu. Derken Rusya'yla yakın ilişki içinde olduğu bilinen ve darbe hazırlığı içinde olduğundan Şubat 1993'te görevinden alınmış olan ordu komutanlarından Suret Hüseyinov etrafına topladığı askerlerle Haziran 1993'te Gence'de bir isyan başlattı. Bu isyanı bastıramayan Elçibey, Bakü'yü terk ederek Nahcıvan'a sığındı. Bunun üzerine Hüseyinov çok geçmeden Bakü'yü ele geçirdi ve hükümeti istifaya zorladı. Öte yandan Nahcivan özerk bölgesi meclis başkanı Haydar Aliyev isyancıların çağrısı üzerine Bakü'ye geçti ve önce Azerbaycan Milli Meclisi başkanlığına 24 Haziran 1993'te de vekaleten cumhurbaşkanlığına getirildi. 30 Haziran'da isyancı lider Hüseyinov başbakan oldu. Ekim 1993 başında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerini de Haydar Aliyev kazanarak 10 Ekim'den itibaren asaleten cumhurbaşkanı oldu. Bu gelişmelerden sonra Azerbaycan yeniden başını Rusya'nın çektiği Bağımsız Devletler Topluluğu'na üye oldu.
 
Dış problemleri: Dağlık Karabağ meselesinden dolayı Azerbaycan'la Ermenistan arasında bir anlaşmazlık vardır. Ermenistan Dağlık Karabağ'daki isyancılara askeri ve lojistik destek sağlamaktadır. (Dağlık Karabağ meselesi hakkında "İç problemler" kısmına bkz.) Bazı Ermenilerin "Büyük Ermenistan" emeli peşinde olmaları da Azerbaycan'ı endişeye sokmaktadır. Azerbaycan üzerindeki Rus tehdidi son bulmuş değildir. Halk Cephesi'nin iktidardan uzaklaştırılması sonucuna varan son siyasi gelişmelerde Rusya'nın önemli rolü vardı. (Bu konuda "Tarih" kısmına bkz.) Rusya'nın Azerbaycan'la yakından ilgilenmesinde bu ülkenin petrol yönünden zengin olmasının önemli rolü vardır.



İç problemleri: En önemli iç problemi Dağlık Karabağ meselesidir. Bölgeye önceden yerleştirilmiş olan Ermeniler bu bölgeyi Azerbaycan'dan ayırarak Ermenistan'a bağlamak istemektedirler. Ermenilerin Karabağ'ı Ermenistan'a bağlama çabaları 1960'lı yıllarda başladı. Sovyetler'in son yıllarına kadar bu yöndeki çabaları sadece siyasi ve idari faaliyetlerden ibaret kaldı. Siyasi faaliyetler Sovyetler'in son yıllarında çeşitli gösterilere dönüştü. 22 Şubat 1988'de Dağlık Karabağ Özerk Sovyeti, Karabağ'ın Ermenistan'a bağlanmasını öngören bir karar aldı. Ancak Moskova yönetimi bu kararı reddetti. Bu gelişmelerin ardından olaylar daha da şiddetlendi. 15 Ocak 1989'da Sovyet yönetimi Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi'ni Azerbaycan'ın sorumluluğundan alarak özel bir komisyon tarafından yönetilmek üzere merkezi idareye bağlama kararı aldı. Bu karar Ermenileri kısmen memnun ettiyse de tam tatmin etmedi. Üstelik Ermenilere karşı Azeriler de Karabağ meselesine sahip çıktılar ve bu mesele bir Azeri-Ermeni çatışmasına yol açtı. Azeri-Ermeni çatışmasının büyümesi üzerine 20 Ocak 1990'da Sovyet ordusu Azerbaycan'a girerek büyük bir katliam gerçekleştirdi. Azerbaycan'ın bağımsızlığını ilan etmesinden sonra Karabağ'ın içindeki silahlı Ermeni milisler Ermenistan'ın da desteğiyle Azerbaycan'a karşı bir silahlı hareket başlattılar. Çatışmaların ilerlemesinden sonra Ermenistan da olaylara müdahale ederek Karabağ'daki Ermeni milislerin yanında Azerbaycan'a karşı saldırılar başlattı. Batı'dan da destek alan Ermeniler çatışmalarda Azerbaycan topraklarının bir kısmını işgal ettiler.



İslami Hareket: Azerbaycan Müslümanlarının % 70'ini Şiiler oluşturmaktadır. Şiilerin kendilerine özel bir eğitim sistemleri olmakla birlikte Azerbaycan Şiilerinin durumu İran Şiilerinin durumundan biraz farklıdır. Azerbaycan şiileri Türklük yönlerine ağırlık verdiklerinden kendilerini Türkiye Müslümanlarına daha yakın hissetmektedirler. Komünist rejimin hâkim olduğu dönemlerde uygulanan baskı politikası şiileri de sünnileri de olumsuz bir şekilde etkilemiştir. Ancak bağımsızlık sonrası başlayan yeniden uyanış hareketi ve eğitim çalışmaları bu olumsuz etkileri tedrici bir şekilde ortadan kaldırıyor. Azerbaycan Diyanet İşleri Başkanlığı gençlerin dini eğitimi için birçok Kur'an kursu, 5 İmam-Hatip lisesi ve 1 İlâhiyat fakültesi açtı. Ayrıca din eğitimi için başta Türkiye olmak üzere çeşitli ülkelere de öğrenci gönderiliyor. Kömünist dönemde kapatılan veya başka amaçlar için kullanılan camilerin birçoğu yeniden ibadete açıldı. Türkiye'deki bazı İslâmi kurumların da Azerbaycan'da çalışmaları var. Bağımsızlık sonrasında İslâmi hayatta da gözle görülür bir canlanma olduğu bir gerçek. İnsanlar komünizmin hâkim olduğu dönemde öğrenemedikleri dini prensipleri bu dönemde öğrenme ve hayata geçirme fırsatı bulabiliyorlar.



Ekonomi: Azerbaycan ekonomisi daha çok petrol, doğal gaz, petrokimya, tarım ve hayvancılığa dayanır. 1991'de toplam 86 milyon varil petrol, 11 milyar 655 milyon m3 doğal gaz üretilmiştir. 1992'deki petrol rezervi 3 milyar 300 milyon varil, doğal gaz rezervi 170 milyar m3 olarak tahmin ediliyordu. Dağıstan'a sınır bölgelerde demir, bakır ve kükürt yatakları bulunmaktadır. Ayrıca kurşun, çinko, kobalt ve tuz rezervlerine sahiptir. Petrol, doğal gaz ve maden gelirlerinin gayri safi yurtiçi hasıladaki payı % 40'dır. 13 iktisadi bölgeye ayrılan Azerbaycan'ın en önemli iktisadi bölgesi Apseron (Bakü) İktisadi Bölgesi'dir. En çok petrol, elektrik, doğal gaz, petrokimya ürünleri ve yakıt üretimi bu bölgede yapılmaktadır. Sanayi tesislerinin çoğu da bu bölgededir. Tarımdan elde edilen gelirin gayri safi yurtiçi hasıladaki payı % 26'dır ve çalışan nüfusun % 40'ı bu alanda iş görmektedir. Ekilen arazinin % 65'inde sulu tarım yapılır. Kura ırmağının havzasında en çok pamuk yetiştirilmektedir. Bunun yanı sıra tütün, hububat, mısır, pirinç, çay ve turunçgiller de üretilir. 1992'de 1 milyon 310 ton pirinç ve tahıl, 170 bin ton yer bitkileri, 1 milyon 600 bin ton meyve, 900 bin ton sebze üretilmiştir. Hayvancılık da gelişmiştir. 1992'de ülkede 1 milyon 800 bin baş sığır, 5 milyon 100 bin baş koyun, 100 bin baş domuz bulunuyordu. Bunun yanı sıra ipekçilik yaygındır. 1991'de 40 bin ton da balık avlanmıştır.



Para birimi: Manat



Gayri safi milli hasılası: 12 milyar 358 milyon dolar.



Kişi başına düşen milli gelir: 1670 dolar.



Dış ticaret: İhraç ettiği ürünlerinin başında ham petrol, doğal gaz, petrokimya ürünleri, gıda maddeleri, tarımsal hammaddeler ve bazı sanayi ürünleri gelir. İthal ettiği malların başında da ulaşım araçları ve yedek parçaları, makineler, elektrikli ve elektronik araçlar ve dayanıklı tüketim maddeleri gelir. 1991'de ihracat gelirleri, ithalat giderlerinden yaklaşık 680 milyon dolar fazla olmuştur.
Sanayi: Azerbaycan'da petrol ve petro-kimya tesislerinin yanı sıra, çelik ve alüminyum üretimi, makina yapımı, gemi yapımı, lastik, tekstil, halıcılık, konserve, kâğıt, selüloz ve metal ürünleri üzerine de sanayi tesisleri bulunmaktadır. Bunların yanı sıra çeşitli hafif sanayi tesisleri mevcuttur. Sanayi kuruluşlarının % 40'ı Apseron İktisadi Bölgesi'ndedir. Sanayi kesiminde çalışanların % 65'i de bu bölgede çalışmaktadır. Sanayinin gayri safi yurtiçi hasıladaki payı % 14'tür. Çalışan nüfusun yaklaşık % 16'sı sanayi sektöründe iş görmektedir.
Enerji: 1991'de 23 milyar 300 milyon kw/saat elektrik üretilmiş ve tamamı yurtiçinde tüketilmiştir. Elektrik enerjisi genellikle doğal gazla çalışan termik santrallerden elde edilmektedir. Kişi başına yıllık elektrik tüketimi ortalama 3250 kw/saattir.



Ulaşım: Ülkenin tarifeli sefer yapılan tek havaalanı Bakü yakınındaki Sumgait'ta bulunan uluslararası trafiğe açık havaalanıdır. Bakü'de ithalat ve ihracatta kullanılan bir büyük liman mevcuttur. Azerbaycan 2090 km. demiryoluna, yaklaşık 32.000 km'si asfaltlanmış olmak üzere 36.700 km. karayoluna sahiptir. Bu ülkede ortalama 30 kişiye bir motorlu ulaşım aracı düşmektedir.



Eğitim: Eğitim ücretsizdir. İlkokul ve genel ortaöğretim kurumlarının sayısı yaklaşık 4400'ü bulmaktadır. 80 kadar da mesleki ortaöğretim kurumu mevcuttur. Azerbaycan'da Bakü Üniversitesi'nin yanı sıra on sekiz yüksek okul ve özel enstitü mevcuttur. Okuma yazma bilenlerin oranı % 90'dır. 25 Aralık 1991'de Latin alfabesine geçilmesi kararlaştırılmıştır.



Sağlık: 750 hastane, toplam olarak 29 bine yakın doktor ve diş doktoru, 70 bin ebe ve hemşire mevcuttur. Ortalama 255 kişiye bir doktor düşmektedir. (Buna diş doktorları da dahildir.)
 
Ebulfez Elçibey'in Ölümü

Azerbaycan'ın bağımsız olmasında önemli etkisi olan ve eski cumhurbaşkanı Ebulfez Elçibey tedavi gördüğü Ankara'da 22 Ağustos Salı günü vefat etti.
Elçibey, 1938'de Nahcıvan'ın Keleki köyünde doğmuştu. Bakü Devlet Üniversitesi Arap Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olmuştu. 1988-1989 yıllarında Azerbaycan halkına bağımsızlık mücadelesi yolunda öncülük ederek, halkından büyük destek gördü. Aktif siyasi hayatına 1989 yılında, Azerbaycan Halk Cephesi Partisi`nin başına geçerek başladı.
Azerbaycan, SSCB`nin 1990`da dağılmasının ardından 18 Ekim 1991'de bağımsızlığını resmen ilan etti. Ayaz Muttalibov`un kısa süren cumhurbaşkanlığının ardından, Ebulfez Elçibey 7 Haziran 1992`de Azerbaycan Cumhuriyeti`nin ikinci cumhurbaşkanı oldu.
Elçibey, daha önce 'Milli Kahramanlık Ödülü'nü verdiği Suret Hüseyinov`un Haziran 1993`de ayaklanmasından sonra cumhurbaşkanlığı görevini terk ederek doğum yeri olan Keleki`ye döndü.
31 Ekim 1997`de Keleki`den Bakü`ye döndü ve Azerbaycan Halk Cephesi Partisi`nin başında aktif siyasi hayatına devam etti. Elçibey, zaman zaman Haydar Aliyev iktidarına karşı verdiği sert demeçlerle kamuoyunun dikkatlerini üzerine çekti.
 
Batı Trakya Türk Cumhuriyeti

Başkent: Gümülcine
Yüzölçümü: 8.578 Km²
Ordu: Çoğunlukla piyade, 29.170 kişi
Yönetimi: Cumhuriyet
Devlet başkanı: Hoca Salih Efendi
Genelkurmay Başkanı: Süleyman Askeri
Başlangıç tarihi: 31 Ağustos 1913
Yıkılışı: 25 Ekim 1913
Batı Trakya Türk Cumhuriyeti (aslen Osmanlıca: önce Garbî Trakya Hükûmet-i Muvakkatesi; غربی تراقیا حكومت موقته سى; Batı Trakya Geçici Hükümeti, sonra Garbî Trakya Hükûmet-i Müstakilesi; غربی تراقیا حكومت مستقله سى; Batı Trakya Bağımsız Hükümeti), tarihte ilk Türk Cumhuriyeti 31 Ağustos 1913 tarihinde Batı Trakya’da kurulmuştur. Balkan Savaşları sonrasında Batı Trakya'daki Türkler tarafından kurulan 3 ay süreyle mevcut olmuş bir devlettir. Garbî Trakya Müstakil Hükümeti adıyla da anılan bu devletini, hem Yunanistan hem de Bulgaristan tanır. Kuvay-ı Milliye tabiri ilk defa Batı Trakya mücadelesinde kullanılır. Bu devlet, varolduğu kısa süre içinde henüz hiçbir başka hükümet tarafından tanınamamıştı. Batı Trakya bölgesinin henüz kendine ait olmayan Yunanistan siyasi sebeplerden dolayı böyle bir devlete sıcak bakıyordu, hatta kendi iradesi ile Dedeağacı bu devlete teslim etmişti. Bulgaristan ve Osmanlı İmparatorluğu ise yine siyasi sebeplerden dolayı bu devletin sonunu istediler. Cumhuriyet sadece 56 gün yaşadı.

Sınırlar

Tüm Batı Trakya (Doğuda Meriç, batıda Makedonya, Kuzeyde Bulgaristan - Rodopların Karlık, dağları ve güneyde Ege Denizi; Ortaköy köprüsü- Kırcaali–Eğridere-Paşmaklı, Eşekkulağı geçidi-Makas- Mesta Karasu ve İskeçe üzerinden Akdeniz’e, Enez’den Gümülcine -İskeçe- Dedeağaç- Karağaç- Fere’ye- Koşukavak- Mestanlı ile çevrilidir.)

Tarihi
Osmanlı Devleti, Balkan Savaşı ile ilgili olarak son antlaşmayı da 13 Mart 1914'de Sırbistan ile yapmıştı. İki devletin ortak sınırı kalmadığından, bu antlaşmada daha çok Sırbistan'da kalan Türkler'in durumu konusuna yer verildi ve "Batı Trakya Geçici Türk Hükümeti" kuruldu. Ancak 3 ay sürebildi.
29 Eylül 1913'de Osmanlı Devleti ile Bulgaristan arasında yapılan İstanbul Antlaşması ile Edirne dahil Doğu Trakya'nın Osmanlı Devleti'ne verilmesine karşılık Batı Trakya Bulgarlara bırakılmıştı. Batı Trakya Geçici Türk Hükümeti bu duruma karşı çıktı ve antlaşmayı tanımadığını ileri sürdü. Aradan geçen sürü içinde Geçici Hükümet bütün bölgede teşkilatını kurdu ve 30000 kişilik bir de savunma gücü oluşturdu. Bağımsızlığını ilan eden yeni yönetim, ilk olarak ülkenin sınırlarını belirlemiş, bağımsız devletin sembolü olan ay yıldızlı, yeşil, beyaz bayrağı resmi binalara çekmiş, 29.170 kişilik ordusunu kurup, bütçesini hazırlamış, pul bastırarak, pasaport uygulamasına geçmiştir. Bu arada Osmanlı yasa ve tüzükleri aynen kabul edilerek davalara da Garbi Trakya Adliyesi bakmaya başlamıştır.
Selanik doğumlu bir Yahudi olan Emmanuel Karasu (Carasso) tarafından resmi bir haber ajansı kurulmuş; Fransızca ve Türkçe olarak Müstakil-Indépendant
adında bir gazete çıkarılmıştır. Bu gelişmeler üzerine Bulgarlar, bölgede yığınak yapmaya başladı. Ancak o dönemde Osmanlı Devleti, yeni kurulan bu Cumhuriyete dış baskıların da etkisiyle olumlu bakmıyordu. Buna ilaveten İstanbul’daki siyasi iktidar kavgası ve kargaşası Batı Trakya’da böyle bir bağımsız Türk devletiyle ilgilenme olanağını ortadan kaldırmıştı. Bunun üzerine Sadrazam Sait Halim Paşa hükümeti, Batı Trakya Geçici Türk Hükümeti üzerine baskı yaparak bölgenin boşaltılmasını sağladı. Nitekim 29 Ekim 1913 tarihinde imzalanan İstanbul Anlaşmasıyla Osmanlı hükümeti, Batı Trakya'yı bütünüyle Bulgaristan’a bırakmıştır. Batı Trakya Türk Cumhuriyeti’nin toprakları, General Lazarof komutasındaki Bulgar kuvvetlerince 30 Ekim 1913 tarihine kadar tamamen işgal edilir ve bu devlet sona erer. Böylece Ağustos 1913'ün ilk günlerinde, Batı Trakya'da büyük ümitlerle başlayan bu kurtuluş mücadelesi de üç ay sonra Ekim sonlarında acı bir düşkırıklığı ile sona erdi. Bölgede bir yoğunluk oluşturan Türkler ve yüzyıllardır Türk hakimiyeti altında kalan bu topraklar da Makedonya gibi hudutlar dışında bırakıldı.
1912 Ekiminde başlayan, sonradan Romanya'nın da katılmasıyla bütün Balkanları kapsayan büyük kavga, Ağustos 1913'de yani 10 ay gibi kısa bir süre sonunda bitti. Bu büyük kavga neticesinde mirastan en büyük payı Yunanistan aldı. Osmanlı Devletinin Balkanlardaki 5 vilayeti, Selanik, Manastır, Kosava, Yanya ve İşkodra'nın paylaşılması sonucunda;
  • Yunanistan: 50. 000 km², toprak ve 1. 600. 000 nüfus;
  • Sırbistan: 30. 000 km², toprak ve 1. 200. 000 nüfus;
  • Bulgaristan: 18. 000 km², toprak ve 1. 000. 000 nüfus;
  • Karadağ: 5. 000 km², toprak ve 150. 000 nüfus kazandılar.
Ayrıca Arnavutluk bağımsızlığını ilan etti ve İşkodra'yı da topraklarına kattı. Balkanlı diğer uluslar, büyük mirası aralarında pay ederken ve Makedonya'yı adeta yutarlarken, buranın asıl sahibi olan Makedon halkından hiç bahsedilmedi. Ege adaları hakkında, büyük devletler Londra'da Şubat 1914'de şu esasları tespit ettiler: Meis hariç İtalya'nın işgal ettiği adalar onda; İmroz, Bozcaada hariç diğerleri Yunanistan'da kalacaktı. Ancak bu karar hukuki bir neticeye bağlanamadan Birinci Cihan Savaşı başladı.

Bayrak

Bayraktaki siyah Balkanlardaki zulmü temsil etmektedir. Yeşil İslamı, Ay Yıldız Türklüğü temsil etmektedir.

Millî Marşı

Ey Batı Trakyalı asil Türk çocuğu ne mutlu sana,
Sen hayat verdin kanınla millî kurtuluş savaşına.
Yüce kahramanlığın nakşedildi cihanın her yanına,
Selam duruyor milletler senin şu millî bayrağına.

Bastığın şu yerler senin şanlı şehitlerinle dolu.
Düşmanlar taciz edemez yüce kahramanların ruhunu.

Şanlı şehitlerin sarılmış kurtuluş bayrağına,
Bu ne ulvi şereftir gömülmek ecdad toprağına.
Yurtta hürriyetin, istiklâlin rüzgârı esiyor,
Kahraman mücahitler şu pis esareti deviriyor.

Bu şanlı millî istiklâl savaşından asla dönülmez!
Karşımıza çelik ordular da çıksa, bizi ürkütemez!

Biz, millî istiklâl için Meriç’i, Karasu’yu aştık,
Bütün müstevlileri ezerek, yenerek hedefe ulaştık.
Balkanlarda şanlı bir cumhuriyet çığırını açtık,
İlk defa hürriyet meş’alesini biz yaktık.

Bu bayrak dalgalanacak, cumhuriyet yaşayacak!
Karşımızdaki düşmanlar bizden ürküp kaçacak!

Binlerce yıl hür yaşayan bir milletin torunlarıyız,
Şu steplerin kurdu, arslanı, göklerin kartalıyız.
Mücahitlerin hamlesi her zaman fırtınalar andırır,
Savaşta heybetimizin dehşetinden düşmanlar bayılır.

Batı Trakya Cumhuriyeti yaşayacak,yaşayacak!
Terakkimizin karşısında milletler şaşıracak!

Ey şirin Batı Trakya!... İşte nihayet esaretten kurtuldun,
Ey düşmanlar!... Sanmayın savaşlardan bu millet yorgun.
Cumhuriyetin yüce bayrağı her an bu yurtta dalgalanacak,
Su bütün Batı Trakyalılar kıyamete kadar hür yaşayacak!



 
Hatay Cumhuriyeti

12 Eylül 1938 tarihinde Hatay'da kurulan devlet. 30 Haziran 1939 tarihinde Hatay Millet Meclisi'nin Türkiye'ye iltihak kararı alması ile son bulmuştur. Devletin ilk ve tek cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen'dir.

Başkenti Antakya olan devletin 1938 yılındaki nüfusu 237.000 kişiydi.
Birinci Dünya Savaşı'ndan 1938'e Hatay
Osmanlı İmparatorluğunun 1. Dünya Savaşı'nı kaybetmiş olması sonucu, bütün cephelerde olduğu gibi Filistin ve Suriye'de dövüşen Osmanlı Ordusu da, 1918 Eylül ayı sonlarına doğru görev bölgesinden çekilmeye başladı. Suriye'de, VII. Yıldırım Ordusu'nun yöreden ayrılmasından sonra İtilaf Devletleri'nin desteği ile, Hicaz Emiri Faysal'ın başkanı olduğu bir Arap-Suriye hükümeti kuruldu. İngilizler, 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Antlaşması hükümlerine dayanarak 25 Kasım 1918'de İskenderun Sancağı'na bir miktar asker çıkardılar. Aynı Antlaşma hükümlerine göre, Osmanlı yönetimine bırakılmış olmasına rağmen İskenderun Sancağı 'nı işgal eden İngiliz birlikleri, 5-6 gün kentte kaldıktan sonra çekilerek 7 Aralık 1918 tarihinde, Antakya'ya giren Fransız askerlerine işgali devrettiler.

Mondros Antlaşması ile bu topraklarda görevi bitmiş olan VII. Yıldırım Ordusu Kumantanı Mustafa Kemal Paşa geri geldiği Adana'da bu işgal hareketini müttefik orduları kumandanı Mareşal Allanby nezdinde protesto etti.

Yerli halkın ileri gelenlerinden bir grubun Fransız yönetimine karşı mücadele kararı alması sonucu sancakta mücahitler olarak adlandırılan ve zaman zaman silahlı çatışmaya da giren bir direniş hareketi örgütlendi. 13 Temmuz 1919'da İskenderun Sancağı'na gelerek halka Fransız yönetiminden memnun olup olmadıklarını soran Amerikan heyetine büyük çoğunluğun Türk idaresini istedikleri şeklindeki beyanı, Fransız yönetimine karşı başlatılan direniş hareketinin haklılığını göstermekte idi.

Sivas Kongresi'nde ilk esasları meydana çıkmış olan Misak-ı Milli kavramı ile ilgili olarak bu direniş hareketinin önde gelen isimlerinden Tayfur Ata Bey (Sökmen) ile Ankara arasında yapılan yazışmalarda, İskenderun Sancağı ve havalisinin de ( Hatay) bu hudutlar içerisinde olduğunun Mustafa Kemal tarafından belirtilmiş olması, bir süredir Misak-ı Milli hududu dışında kaldıkları kuşkusu içinde olan bölge halkının maneviyatını yükseltti.

Güneydoğu Anadolu ve İskenderun Sancağı'nda iki yıldır süregelen ve Fransız hükümetini huzursuz eden direniş hareketinin ve çatışmaların sona erdirilmesi amacıyla, Ankara Hükümeti ile 9 Haziran 1921 tarihinde başlanan görüşmelerin, 20 Ekim 1921 tarihinde imzalanan Ankara Antlaşması ile bir uzlaşma ortamına girmesi üzerine, Antakya'da Fransız yönetimine karşı sürdürülen direniş faaliyetine bir süre ara verildi. Ancak, antlaşmanın imzalanmasından kısa bir süre önce, 26 Ağustos 1921 tarihinde, Fransızlar bütün Suriye'yi işgal ederek, daha önce kurmuş oldukları Faysal başkanlığındaki Suriye Hükümeti'ne son vermiş ve ülkede manda yönetimini uygulamaya başlamışlardı.

Gene Ankara Antlaşması hükümlerine göre Fransızlar, Adana, Mersin, Osmaniye, Kilis ve Anteb'i boşaltırken, İskenderun, Antakya, Kırıkhan, Reyhanlı, Altınözü ve Samandağ'dan çekilmeyip bu beldeleri İskenderun Sancağı adı altında ve özel bir statü içinde, Fransız mandası olarak yöneltilmekte olan Suriye Devleti'ne bağladılar. Bu uygulamaları ile Ankara Antlaşması, sancağın kurtuluş ümitlerini gelecekte belirsiz bir zamana bırakmış olması nedeniyle Hatay'da yaşayan Türkler arasında üzüntü yarattı.

Ankara Antlaşması hükümleri içinde sancak dahilindeki okullarda Türkçe'nin okutulması, Arapça'nın yanında Türkçe'nin de resmi mahiyette bir dil olması, Türk kültürünün yayılması, sancak bayrağının Türk bayrağına benzer bir bayrak olması gibi maddeler bulunmasına rağmen Fransızlar bu maddeleri hiçbir zaman uygulamadılar. Özellikle eğitim ve sağlık hizmetlerinde, Hıristiyan nüfusu, Türk nüfusa yeğ tutan bir davranış içine girdiler. Bu tutum, sancakta yaşayan farklı etnik grupların, farklı dili konuşanların ve farklı siyasi akımlara mensup olanların çatıştığı karışık bir ortam yarattı.

Fransızların, İskenderun Sancağından çekilmemeleri ve sancak içindeki Türk nüfusa karşı davranışlarındaki eşitsizlik üzerine tekrar faaliyete geçen direniş örgütü, merkezi Adana'da olan, Tayfur Ata Bey (Sökmen) başkanlığında, İskenderun ve Havalisi Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti'ni kurarak, Ankara ile ilişkilerini devam ettirdiler ve bir heyet halinde Ankara'ya giderek, Mustafa Kemal'den bölge ile ilgilenmesini istediler.

1922'de Fransızlar tarafından Suriye Devletleri Federasyonu kuruldu ve İskenderun Sancağı, Federasyona bağlı olan Haleb Devleti içinde yer aldı. Ülkenin bağımsızlığını ve bütünlüğünü garanti altına alan ve yeni Türkiye Devleti'nin sınırlarını çizen Lozan Antlaşmasında esaslı bir şekilde ele alınmayan ve bu nedenle yöre halkının umutsuzluğa sevk eden Hatay Meselesi, Atatürk'ün 15 Mart 1923 günü Adana'da yaptığı konuşmada, "... kırk asırlık Türk yurdu düşman elinde esir kalamaz" sözü ile yeni bir dinamizm kazandı ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin gündemine ciddi olarak girdi.

Gelişen olaylar karşısında bölgede yaşayan diğer etnik gruplara karşı da örgütlenme ihtiyacı duyan Türk nüfus, Türkiye ile birleşme temasını işleyen Altın-Özü isimli bir gazete ile faaliyeti çok kısa süren Antakya Halk Fıkrası adlı bir de parti kurdular.

Bölgedeki huzursuzlukların Milletler Cemiyeti 'nde yaptığı etkiler sonucu 1926 yılında Fransızlar, İskenderun'da bir hükümet kurulması teklifini gündeme getirdiler. Teklife göre, Beyrut'taki yüksek komiserliğe bağlı olarak çalışacak bu hükümetin kendi anayasası, kendi meclisi ve seçilmiş bir başkanı bulunacaktı. Hükümet merkezi olarak İskenderun öngörülmekteydi. Bu hükümetin teşkili amacıyla yapılan seçimler sonucunda, Arapların çoğunlukta olduğu bir meclis oluştu. Başkanlığına da Ahmet Türkmen'in adaylığına karşılık, İskenderun Sancağında Fransız olağanüstü komiserinin delegeliğini yapan H. Duriex'in getirildiği Bağımsız İskenderun hükümeti, gördüğü tepkiler karşısında kısa bir süre sonra ismini, Kuzey Suriye Hükümeti olarak değiştirme kararı aldı.

Anayasaları gereği sancağın bağımsızlığı için yemin etmiş olan Kuzey Suriye Meclisi milletvekilleri bu karardan dört gün sonra, Şam'daki Merkezi Suriye Hükümeti'ne bağlanma kararı aldı.

Ortaya çıkan bu yeni durum üzerine Fransa'nın Suriye üzerindeki manda yönetiminin sona ereceği 1935 yılından sonra, İskenderun Sancağının geleceğini, Türk nüfusun çıkarlarına uygun bir neticeye ulaştırmak amacında olan Türkler, Fransızların engelleme gayretlerine rağmen hedeflerine ulaşmak için yoğun bir propaganda faaliyetine girdiler.

Bu faaliyet içinde, özellikle anavatanda gerçekleştirilmiş olan Atatürk ilke ve inkılapları örnek alındı. Örneğin, Latin harflerini öğreten kurslar açıldı, fes yerine şapka giyilmeye başlandı ve herhangi bir faaliyet gösteremeyerek, sembolik bir kuruluş halinde kalan Halk Partisi kuruldu. Türk nüfusun yaptığı bu gayretli ve ısrarlı çalışmalar meyvelerini verdi ve bir süre sonra Fransızlar, İskenderun Sancağında Türk hakimiyeti kavramına sıcak bakmaya başladılar.

Sancakta yaşayan Türkler, Ankara'ya gönderdikleri heyetler ile zamanın başbakanı İsmet İnönü ve Mareşal Fevzi Çakmak aracılığı ile Atatürk'e bir kere daha aktardıkları davaları için Ulu Önder'den daha yakın ilgi ve destek istediler. Türk hükümeti, 1936 Eylül ayında Cenevre'de yapılan Milletler Meclisi toplantısında konuyu gündeme getirerek, İskenderun sancağının bağımsızlık talebini Fransız Hükümeti'ne resmen bildirdi.
Hatay Devleti
Kuruluşu
Atatürk, 1936 yılı TBMM'nin açış konuşmasında, "... Fransızlar ile aramızda senelerdir sürüp giden davanın neticelenmesinin zamanı gelmiştir" diyerek sancağın bulunduğu bölgeye Hatay ismini verdi. Bu davranışı ile Hatay Meselesine ciddi olarak el konduğunu ifade etmiş olan Atatürk, o sırada faaliyette olan Antakya-İskenderun Yurdu cemiyetinin adını da Hatay Egemenlik Cemiyeti olarak değiştirdi. Bu cemiyetin merkezi İstanbul'da idi.
 
Olayların hızlı bir gelişme içine girdiği bugünlerde, Fransız başbakanı Leon Blum'un, Suriye'ye bağımsızlık verileceği şeklinde beyanı, Hatay'ın Suriye'ye geçmeden anavatana katılması için yapılacak çalışmaların hızlandırılmasını gerekli kıldı. Bu sırada Türk nüfusun aleyhine gelişeceği sezilen, 14-15 Kasım 1936 genel seçimlerine Türkler katılmayarak seçimi boykot ettiler. 1937 yılı başında, Hatay'daki huzursuzluğu gündemine alarak görüşen Milletler cemiyeti, "...her Hataylı dilediği cemaat listesine yazılmak ve rey vermek hakkına sahiptir" maddesini içeren Türk tezini kabul etti ve yapılacak halk oylaması için Antakya'ya bir gözlemci heyeti gönderdi.

Heyetin halk oylaması konusunda olumlu bir kanı ile Cenevre'ye dönmesinden ve raporlarını 27 Ocak 1937'de Milletler Cemiyeti'ne vermelerinden sonra, İskenderun Sancağı için yeni bir statü ve anayasa taslağı hazırlanarak sancakta, Millet Meclisi seçimi yapılması kararı alındı. Türkiye adına Numan Menemencioğlu'nun katıldığı anayasa taslağı hazırlama komisyonu, Fransız, İngiliz, Belçikalı ve Hollandalı diplomatlardan oluşmaktaydı. Komisyon tarafından 15 Mayıs 1937'de tamamlanan tasarı Milletler Cemiyeti'nce 29 Mayıs 1937'de kabul edildi. Bu taslağa göre sancak, içişlerinde bağımsız, dışişleri, maliye, gümrük işlerinde Suriye'ye bağlı kalacaktı. Sancağın toprak bütünlüğü, Türkiye ve Fransa'nın garantörlüğü altındaydı.

Milletler Cemiyeti'nce kabul edilen tasarı esasları çerçevesinde Ekim 1937'de Antakya ve İskenderun'da Türk konsoloslukları açıldı. 15 Nisan 1938'de başlayan ve ileride yapılacak Millet Meclisi seçimine esas olacak sayım işleminde, adilane hareket edilmeyip, Türkler aleyhine bir tavır takınılması üzerine durum, Türkiye Cumhuriyeti'ne, Fransız Hükümetine ve Milletler Cemiyeti'ne duyuruldu.

Sayım sırasında yer yer kanlı olayların da çıkması üzerine örfi idare ilan edildi ve toplum düzenini sağlamak amacıyla Fransız milislerinden oluşan Albay Collet komutasında bir birlik Antakya'ya geldi. Türk partizanı bir asker olan Albay Collet tarafından düzen sağlanıncaya kadar, sayım işlerine beş gün ara verildi. Askeri tedbirlere rağmen olayların devam etmesi üzerine Fransız delegesi Carreaux, Hatay'ın yönetimini Türkler'e bırakmayı teklif etti.

Bu teklif üzerine Ankara'nın görüşü ve oluru alınarak, İçişleri Müdürlüğü mahiyetinde olan İskenderun Sancağı Valisi görevine Dr. Abdurrahman Melek atandı ve vali 6 Haziran 1938 tarihinde göreve başladı.

Bu tedbirlere rağmen etnik gruplar arasında sürüp giden gergin ortamda bazen ölümle sonuçlanan olayların devam etmesi üzerine, sayım işleri tamamen durduruldu ve seçim komisyonu 26 Haziran 1938'de Sancak'tan ayrıldı.

Duruma bir hal çaresi bulmak amacıyla Türkiye ve Türkiye ve Fransız heyetleri arasında Antakya'da yapılan ve bir hafta süren görüşmeler sonunda, 2500 Türk ve 2500 Fransız askerinden oluşacak birliklerin Hatay'a girmeleri ve sayımın bu birliklerin denetimi altında yapılması kararı alındı. Bu karar gereğince, 5 Temmuz 1938'de Kurmay Albay Şükrü Kanatlı komutasındaki Türk alayı törenle Antakya'ya girdi. Alınan tedbirler ile sayım işlerine 22 Temmuz 1938 tarihinde yeniden başlandı ve sayım işlemi 1 Ağustos 1938 tarihinde tamamlandı. Sayım sonucunda seçmen sayısı: Türkler 35.847, Aleviler 11.319, Ermeniler 5.504, Araplar 1.845, Ortodoks Rumlar 2.098, diğerleri ise 395 kişi olarak tespit edildi. Bu sayılara göre Millet Meclisi için: Türklerden 22, Alevilerden 9, Ermenilerden 5, Araplardan 2, Ortodoks Rumlardan 2 olmak üzere toplam 40 milletvekilleri adayları, seçilecek milletvekili sayısı kadar olduğundan, bunlar için seçim yapılmadı ve bu adayların tümü milletvekili olarak meclise girdiler.

2 Eylül 1938 günü toplanan Hatay millet Meclisi, daha önce Atatürk tarafından aday gösterilen Tayfur Sökmen'i Hatay Devleti Cumhurbaşkanı seçti. Dr. Abdurrahman Melek başbakanlığa atanırken, Abdülgani Türkmen meclis başkanı oldu. Beş bakandan oluşan Hatay Devleti Hükümeti, Hatay Millet Meclisi'nin 6 Eylül 1938'deki oturumunda güven oyu aldı.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne Bağlanması
Çıkarılan bir yasa ile Türkiye Cumhuriyeti yasalarının tümü Hatay Devleti'nin yasaları olarak kabul edildi ve bunlar içinde hemen uygulanabileceklerin belirlenmesi için hükümete yetki verildi. Devlet yönetiminde vatandaşlara uygulanan eşitlik sayesinde cemaatler arasındaki ayrılık ve husumet giderek azaldı.

İlk başta Antakya, İskenderun, Kırıkhan ilçelerinden ibaret olan Hatay Devleti'nde daha sonra Reyhanlı ve Yayladağ ilçeleri oluşturularak ilçe sayısı beşe yükseltildi. Para birimi Suriye lirası olan Hatay Devleti'ni dış ülkelerde Suriye Devlet Başkanı temsil edecekti. Devletin bayrağı, Türk bayrağının çok benzeri olup sadece yıldızı kırmızı idi. Posta işlerinde Suriye postalarına bağlı kalınacaktı. Suriye ile askeri ve siyasi hudut bulunmayacaktı.

Bir süre sonra Fransız idaresindeki Suriye Devleti ile Hatay Devleti arasında bazı konularda yetki ve yönetim açısından başgösteren anlaşmazlıklar giderek büyüdü. Manda yönetimi zamanından bu yana görev yapan bütün Fransız ve Suriyeliler, Türk yönetimince işten çıkarıldılar. Gerginleşen münasebetler üzerine Suriye Devleti'nin bir ara posta pulu vermemesi üzerine, Hatay Devleti, Türkiye Cumhuriyeti'nin pullarını kullanmaya başladı. Kısa bir süre sonra kendi pullarını çıkaran Hatay Devleti, Uluslararası Postalar Topluluğu'na üye oldu. Devletin parası Suriye parası idi. Vurgunculuğa mani olmak amacıyla gizlice toplanan meclisin bir gece içinde çıkardığı bir kanunla, Suriye parası yerine Türk lirasına geçildi. Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası İskenderun'da bir şube açtı.

Bu sırada Hatay'ın Türkiye Cumhuriyeti ile olan sınırı kapalı idi. Suriye Devletiyle anayasa gereği bir sınırı bulunmamaktaydı. 20 Ekim 1938 gece yarısı Fransızlar, kendilerine çıkarılan güçlükleri bahane ederek, Suriye Devleti'nin Hatay Devleti ile varolmayan sınırını kapattılar ve Hatay Devleti ile olan ilişkiyi dondurdular. Amaçları Türkiye ile sınırı kapalı olan Hatay Devleti'ni ekonomik açıdan güç duruma sokup kendi istekleri doğrultusunda hareket etmeye zorlamaktı. Bu olaya misilleme olmak üzere Hatay Devleti de Suriye ile yeni oluşan sınırını kapattı. Her iki taraftaki sınırın kapalı olmasının Hatay Devleti'nin ticaret ve ulaşım işlerini aksatacağı ihtimali karşısında, olaydan iki gün sonra Millet Meclisi'nde alınan bir kararla Türkiye Cumhuriyeti ile olan sınır açıldı.

Suriye hududunun Fransızlar tarafından kapatılması, öteden beri düşlenen, Hatay'ın anavatana katılması hedefi için pek olumlu bir ortam yaratmıştı. Fransızlar'ın bu durumu sezip özür dileyerek, Hatay Devleti ile olan sınırı tekrar açmalarına rağmen Hatay Devleti, Suriye Devleti ile olan sınırını açmadı. Bu gergin ilişkiler içinde, anavatana katılma arzusu ile dolu sekiz ay geçti.

Türkiye Cumhuriyeti'nde 1939 yılında yapılan milletvekili seçiminde, Hatay Devlet Başkanı Tayfur Sökmen Antalya'dan, Başbakan Abdurrahman Melek ise Antep'ten milletvekili seçilerek TBMM'ne girdiler. Bu olay Hatay'ın anavatana katılması hedefinin bir diğer adımını oluşturmakta idi. Zaten Fransa da bu konuya son zamanlarda ılımlı bakmakta kamuoyunda ise bu çözümün bölgedeki istikrar ve her iki devletin geleceği için en uygun yol olacağı görüşü ağırlık kazanmakta idi.

Nihayet Fransa Hükümeti ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti arasında yapılan anlaşmaya uygun olarak, Hatay Millet Meclisi'nin 23 Haziran 1939'da oybirliği ile aldığı karar gereğince Hatay Devleti, Türkiye Cumhuriyeti'ne katıldı.

Hemen uygulamaya konan bu karar sonucu, Hatay'da görevli son Fransız birliği 7 Temmuz 1939 günü Antakya kışlasında yapılan törenle Hatay'dan ayrıldı. Türkiye Cumhuriyeti, Fransızlar'a bağlı olan Suriye-Büyük Lübnan Bankası, Tütün İdaresi, Elektrik Şirketi, İskenderun Liman Şirketi'ni satın alırken, Suriye uyruğuna geçmek isteyen vatandaşlarına da bir tercih hakkı tanıdı.

Suriye Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti temsilcilerinin katılımı ile oluşan komisyon sonucunda bugünkü sınır çizgisi tespit edildi ve TBMM'de çıkarılan 7 Temmuz 1939 tarih ve 3711 sayılı yasa ile Hatay ili oluşturuldu. Emniyet Genel Müdürlüğü ve Hatay Egemenlik Cemiyeti Genel Sekreteri Şükrü Sökmen Süer, Hatay'ın ilk valisi oldu.

Antakya'da, 23 Temmuz 1939 tarihinde TBMM adına gelen heyetle beraber yapılan anavatana katılma törenleri ile Ulu Önder Atatürk'ün sağlığında neticesini göremediği büyük ülküsü olan Hatay meselesi daima karşısında olduğu bir askeri harekat yerine arzuladığı gibi politik yollarla kesin sonuca ulaştı ve Kırk Asırlık Türk Yurdu anavatan sınırları içine alınmış oldu.
 
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)



Kıbrıs Türk Devleti yarımadasının 65 km güneyindeki Akdeniz'de yer alan en büyük üçüncü ada ve AnadoluKıbrıs adasının kuzey kısmında yer alan Türk
devletinin adıdır. KKTC şu anda sadece Türkiye tarafından tanınıyor. Daha önceden Bangladeş ve Pakistan tarafından da tanınmasına rağmen uluslararası baskılar sonucu bu ülkeler tanımalarını geri çekmiştir. KKTC uluslararası toplum tarafından uluslararası ilişkilerde Kıbrıs'ın içinde katılıyor (mesela Avrupa Birliği'ndeki üye sayımında).


Yönetim Biçimi
Cumhuriyet ile yönetilen KKTC'nin 50 kişiden oluşan bir meclisi vardır. Cumhuriyet Meclisi adı verilen mecliste 25 milletvekili ile birinci parti Cumhuriyetçi Türk Partisi'dir. İkinci Ulusal Birlik Partisi'nin 18, iktidarın diğer ortağı Demokrat Parti'nin 6, Barış ve Demokrasi Hareketi'nin ise 1 milletvekili vardır.
Coğrafya
Kuzey Kıbrıs'ın kuzeyinde 65 km mesafe ile Türkiye, doğusunda 112 km mesafe ile Suriye, 267 km ile İsrail, 162 km ile Lübnan; güneyinde Güney Kıbrıs ve 418 km ile Mısır; batısında ise 965 km ile Yunanistan yer almaktadır. KKTC'nin toplam yüzölçümü adanın üçte birine denk gelen 3355 km² dir. Kıbrıs adası sahil şeritinin yarısı KKTC sınırları içerisindedir. Ekilebilen % 45 lik verimli arazinin % 20 si sulanabilmekte ve KKTC genelinin % 20 si ormanlık olup yoğun bir ağaçlandırma programı düzenli olarak sürdürülmektedir.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin önemli yerleşim yerleri, başkent Lefkoşa, Girne, Gazimağusa'dır.
Tarih
1960'da Kıbrıs'ta yaşayan Rum ve Türk cemaatleri arasında kurulan ortaklık Kıbrıs Cumhuriyeti yaşanan iç çatışmalar sonucu sürdürülemez olmuş ve 15 temmuz 1974
tarihinde Yunan cuntasının Kıbrıs'da darbe yaptırması sonucu gerçekleşen Kıbrıs Barış Harekâtı'nın ardından gerçekleşen İkinci Barış Harekâtı'nın hemen ardından 25-26 Ağustos 1974 tarihinde BM Genel Sekreteri Kıbrıs'a gelmiş ve toplumlar arasında ikili görüşmelerin başlatılmasını istemişti. İkili görüşmelerde varılan mutabakat gereği nüfus mübadelesi yapılmış ve Rumlar güneye Türkler ise kuzeye geçmiştir. Böylece iki bölgeli ve iki toplumlu bir federal yapı için uygun ortam sağlanmış oldu. 13 Şubat1975 günü Kıbrıs Türk Federe Devleti'nin ilanı Doktor Fazıl Küçük tarafından açıklanarak gerçekleşti. Amaç federal bir Kıbrıs Devleti yaratmaktı, ancak bu gerçekleşmediğinden 8 yıl sonra Türkler yol ayrımına giderek kendi cumhuriyetlerini kurmak yoluna girdiler.
KKTC'yi ilk tanıyan ülkeler olup 15 Kasım 1983 tarihinde KKTC'nin ilanı gerçekleşti. Türkiye,Pakistan ve BangladeşTürkiye dışındaki ülkeler daha sonra bu tanımayı geri çekmişlerdir. KKTC'nin kuruluş bildirgesini kurucu cumhurbaşkanı Rauf Denktaş okumuştur.
Bu bildirge aşağıdaki gibidir:
"Kıbrıs Türk halkının özgür iradesini temsil eden, doğuştan hür ve eşit olan bütün insanların hür ve eşit yaşamalarına inanan, bu inanç içinde, Kıbrıs Türk Halkının kendi kaderini tayin etme hakkını 17 Haziran 1983 tarihli kararıyla dünyaya ilan etmiş olan, ırk, milli menşe, dil ve din gibi farklara dayalı olarak insanlar arasında ayırım gözetilmesini, her türlü sömürgeciliği, ırkçılığı, baskı ve tahakkümü reddeden, Kıbrıs'ta, Doğu Akdeniz'de, Orta-Doğu'da ve dünyada tam bir barış ve istikrarın, huzur ve güven içinde yaşama ve kendi kendilerini yönetmeye hakları olduğuna inanan, aynı adada yan yana yaşamaya mecbur bulunan bu iki halkın aralarındaki bütün sorunları, eşit düzeyde müzakerelerle, barışçı, adil ve kalıcı bir çözüme ulaştırmanın mümkün ve zorunlu olduğu görüşüne sımsıkı bağlı bulunan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ilanının iki eşit halk arasında ortaklığının bir federasyon çatısı altında yeniden kurulmasını ve sorunların çözümlenmesini engellemeyip, kolaylaştırabileceğine kani olan, iki halk arasındaki bütün sorunların barışçı ve uzlaşmacı bir politika ile çözümlenebileceğine inanan ve bu amaçla müzakereler yürütülmesini yürekten dileyen ve önerilmiş bulunan zirve toplantısının bu açıdan yarar sağlayacağına inanan Meclisimiz, Kıbrıs Türk Halkı adına, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kuruluşunu ve 'bağımsızlık bildirisini' onaylar".
Daha sonra yapılan referandum sonucu halk KKTC Anayasasına büyük bir çoğunlukla evet demiştir. Yıllarca süren toplumlararası görüşmelerden bugune değin herhangi bir sonuç çıkmamıştır. En son BM Kıbrıs Çözüm Planı ile iki toplum arasında yeniden birleşme imkânı da referandum'da Türklerin "evet"ine karşı Rumların "hayır" demesi sonucu gerçekleşmemiştir.

 
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Dış İlişkileri

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, kimine göre uluslararsı olarak tanınmamaktadır, Türkiye'ye bağlıdır ve bunu kolaylaştırmak için KKTC'nin uluslararası topluluk ile ilişkileri vardır. Her ne kadar bazı inanılan son gelişmeler yaptırımı zayıflatsa da, KKTC, Kıbrıs devletinin uluslararası olarak tanınmış cumhuriyetini; siyasî, kültürel ve ekonomik yaptımlarını tam 1974 yılından bu yana elinde tutmaktadır.

Son Gelişmeler
Annan Planı temel alınarak yapılan 2004 halk oylamasında, uluslararası topluluğa üye olan KKTC'nin yaklaşımları değişmeye başladı. Azerbaycan, KKTC ile direk uçuşlara (her ne kadar özel olarak kiralanmış ucuz tarifeli uçaklar ile olsa da) başladı. Oysa bundan önce KKTC'ye gitmek için tüm uçuşlar Türkiye'den yapılmak zorundaydı. İslam Konferansı Örgütü, konferansın genel sekreteri bir Türk'tür (Ekmeleddin İhsanoğlu), KKTC'yi bir topluluktan, bir gözlemci konumuna yükseltti ve Birleşik Devletler kongre üyelerinden oluşan bir temsilciler kurulu, KKTC devleti ile doğrudan bağlantıya geçti. Bu bağlantılar adanın güney kısmına gitmeden, doğrudan KKTC'ye yapılan ziyaretler ve iki tarafın bakanlıklarına yapılan milletvekili buluşmalarıdır.
Azerbaycan'ın önderliğinde, tüm Türk dil ailesine mensup Orta Asya ülkeleri, KKTC ile olan kendi hava bağlantıları ile ilgilenmeye başladıklarını belirttiler. (Her ne kadar Azerbaycan, Avrupa Birliği'nin yaptığı güçlü baskılara karşı dayanıyor olsa da 2005'ten sonra KKTC'ye olan tarifeli uçuş seferlerini durdurmak zorunda kaldı.)
2005 Eylül'ünde Türkiye'nin denetiminde Yeni York'ta düzenlenen İslam Konferansı Örgütü'nde (İKÖ), üye ülkelere ve diğer devletlere Birleşmiş Milletler'in KKTC'ye yönelik kararlarını ve sınırlamalarını tanımamaları ve KKTC ile daha fazla doğrudan bağlantılar kurmaları yönünde çağrıda bulunuldu.
Ekim 2005'te Kırgızistan'ın gönderdiği büyük bir meclis kurulu, ekonomik ve kültürel bağlılıkları ile yakınlık bağlılıklarını göstermek amacıyla KKTC'ye vardı.

Diplomatik Temsilcilikler
Şu an Türkiye, KKTC'de bir elçiliği ve konsolosluğu olmasına rağmen sadece bir elçilik ile KKTC ile diplomatik ilişkilerini sürdürüyor. Diğer ülkelerden ise fiili olarak çalışan elçilikler ve konsolosluklar olmasına rağmen resmî olmayan temsil kurumları bulunmakta. Türkiye ise KKTC'nin ilişkilerini, resmî olmayan bu kurumlar ile birlikteymiş gibi göstermektedir. Lefkoşa'da (ki bu şehir KKTC'nin denetimindedir) hem İngiliz Yüksek Kurulu hem de Birleşik Devletler büyük elçiliği kendi resmî diplomatik konutlarında bulunmaktadır (her ne kadar bu diplomatik konutlar 1963Büyük Britanya'nın ya da Birleşik Devletler'in KKTC'deki resmî tanımlamasını göstermemektedir. öncesinden beri kullanılıyor olsa da). Bu sadece
Azerbaycan ve Gambiya yakın zamanda KKTC'yi sonunda resmî olarak tanıdıklarını ve içtenliklerini tüm dünyaya duyurdular. Bu iki ülke bunu şimdiye kadar doğrudan gerçekleştirmedi; fakat resmî olmayan bağlantılarını arttırdılar. Ayrıca diğer ülkelerin diplomatları, KKTC'nin büyük elçiliği ile olan buluşmalarını devam ettirmek için KKTC'nin Ankara'da bulunan elçiliğine yakın zamanda ziyaretler düzenlediler. KKTC'ye karşı ilgisini olumlu yönde değiştiren son ulus devlet Paraguay'dır.
Ayrıca KKTC'nin diğer şehirlerini temsil etmek ve ilk KKTC Temsilci Kurulu'na yardım etmek için KKTC tarafından onursal temsilciler atandı.

Dışişleri Bakanı
Serdar Denktaş (KKTC eski cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın oğlu) KKTC'nin dışişleri bakanıdır. Asıl amacı anavatanı olan Türkiye'nin askerî desteği devam ederken, ki zaten güneydeki Rumlara karşı savunmada bulunmak için hazırda 30.000 kişilik bir birlik beklemektedir, KKTC'nin yükselişini siyasî yollardan tüm dünyaya bildirmektir. Denktaş'ın KKTC için yaptığı betimlemeleri bağımsızlık, laik demokrasi ve uluslararası ekonomiyi güçlendirici yaklaşımları olarak kabul edilebilir.

Münakaşalar
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi
Uluslararası olarak tanınmış Kıbrıs devleti, KKTC'ye uluslararası alanda hiçbir resmî konum vermemek için KKTC'yi yok sayar ve etkin olarak diğer ülkelerin girişimlerini de caydırmaya çalışır. Bu yaklaşım Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından desteklenmektedir. Rum Yönetimi, KKTC'yi "Evlilik Dışı İlişki Sonucu Doğan Bir Kişi", "Türk Ordu'su Tarafından İşgal Edilmiş Bir Vatan" ve "Türkiye'nin Bir Kukla Eyaleti" olarak kabul eder ve görür. "İkiyüzlü" ve "Yalandan" gibi anlatım şekilleri Rumlar tarafından KKTC'de çalışan memurları ve KKTC'deki devlet kurumlarını belirtmek için kullanılır.
Gerçekte KKTC Cumhurbaşkanı, Kıbrıs Rum Yönetimi, Avrupa Birliği (AB) ve Birleşmiş Milletler (BM) tarafından basit olarak "Kıbrıslı Türk Cumhurbaşkanı" olarak kabul edilir. (1960 dönemindeki Kıbrıs yapısını delil göstermek hernekadar ilginç olsa da Kıbrıslı Türk Önderler, tüm veto gücüyle birlikte Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yardımcı cumhurbaşkanı olarak kabul edilirler. Fakat bu konum Rumlar tarafından Aralık 1963'ten beri kabul edilmemektedir.) Bu tutum yüzünden KKTC, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin hiçbir resmî tanımlamasını kabul etmez, onu "Güney Kıbrıs'ın Kıbrıslı Rum Yönetimi" olarak adlandırır ve bu yönetimin cumhurbaşkanını ise "Kıbrıslı Rum Önder" olarak kabul eder. Türkiye ise bu konumu onaylar.
Son zamanlarda bazı Kıbrıslı Türk ve Rum diplomatik başarıları elde edilmiştir. Hernekadar Yeşil Hat boyunca birkaç denetim noktası açılması son yaşanılan gelişmeler olsa da, Kıbrıslı Rum ve Türklerin diğer taraftan diğer tarafa ziyaretlerine izin verilmiştir.

Avrupa Birliği
Her iki taraf arasındaki müzakereler, 2004 yılında AB'nin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ni kendi topluluğuna katmasıyla içinden çıkılmaz bir duruma geldi. KKTC, AB'nin bu yeni üyesini yasadışı olarak görüyor ve kendisine danışılmadan böyle bir katılımın gerçekleştiğini savunuyor (1960'daki yapıyı şart koşuyor). Ayrıca AB'ye katılan bu Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Kıbrıslı Türk halkı temsil etmiyor. Yasal olarak AB düzenlemeleri tüm ada için geçerli olsa da, uygulamada adanın sadece güney bölümü AB'nin üyelik yararlarının tadını çıkarıyor.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, AB'den KKTC'ye gönderilme sözü verilen yardım paketlerininin ulaşımını veto etmek için AB'deki konumunu kullandı ve kendi üyeliklerini KKTC'ye daha da baskı kurmak ve KKTC'ye yapılan desteklere son vermek için kullanıyorlar. Türkiye'nin Avrupa Birliği ile Gümrük Antlaşması'nı imzalamasına rağmen Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ni tanımıyor olması bir anlaşmazlık konusu olmasına karşın, bu durum İngiltere ve ABD gibi ülkeler tarafından giderek olumsuz bir biçimde algılanmaktadır.
Hukuken AB, KKTC'yi, yabancı bir ordu işgali altındaki AB vatanı olarak ve bu sebeble yeni bir anlaşmaya ulaşılana kadar süresiz olarak AB yasa/yasamalarından muaf tutulan bir ülke olarak düşünmeyi sürdürüyor. Kuzey sakinlerinin hali hazırda seçim sürecine katılamaması gerçeğine rağmen koltukların sayısı Avrupa Meclisi'nde (6 koltuk) Kıbrıs'ın tüm nüfusu temel alınarak Kıbrıs için ayrıldı. Kıbrıslı Türk oyverenler 1960 yapısına benzemeyen bu yapıda, ki bu yapıda Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler Kıbrıs Meclisi'nde üyelerine ayrı ayrı oy verebiliyordu, Kıbrıs Sorunu'nun çözümüne kadar, geçerli statüko yüzünden, Avrupa Birliği Kıbrıs üyeleri için sadece Kıbrıslı Rumlar ile birlikte oy verebilirler. 97 Kıbrıslı Türk oy kullanmıştır. AB içine iki Kıbrıs üye eyelatini kabul etmek için henüz hiçbir destek yoktur.

Birleşmiş Milletler
1983 yılında BM iki Güvenlik Konseyi kararı aldı: KKTC'nin Tek Taraflı Bağımsızlık Kararı'nı yasadışı olarak kabul etti ve diğer BM üyesi ulusların bu hususta KKTC'yi tanımamasını şart koştu. BM'nin asıl amacı iki ayrı topluluğu tek bir fedaral yapıda biraraya getirmektir. KKTC, 1972'de Pakistan'dan ayrılan Bangladeş'i tanıması nedeniyle Birleşmiş Milletler'in yaptığını ikiyüzlülük olarak tanımlamaktadır. Yeşil Hat boyunca barışı koruyan BM Barışı Koruma Gücü hâlâ Kıbrıs'taki varlığını sürdürmektedir.

Türkiye
2005'te KKTC, Türk göçmenleri düzene sokmak için girişimlerde bulundu. Bunun sebebi istihdam açığı ve suç oranlarının artmasından kaynaklanıyordu. Bu KKTC ile Türkiye arasındaki ilk büyük çapta uyuşmazlıktı ve Türk egemenliğinin demografik statükosu etnik Türk göçmenleri ile sürdürülmek isteniyordu.

Dünya Posta Birliği
Dünya Posta Birliği, KKTC'yi ayrı bir ülke olarak tanımamaktadır ve KKTC'ye gönderilen tüm postalar, "ulaştırılamadı" olarak gönderene geri dönmektedir. KKTC bu sorunu çözmek için doğrudan Türkiye'yi alıcı adresi olarak göstermek zorundadır (bu adres "Mersin 10,Türkiye" olarak belirlenmiş olmalıdır). Her ne kadar KKTC posta pulları 1965 ile 1980 yılları arasında posta puluna benzemese de Zimbabve tarafından tanınır.

Genel Görünüm
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin KKTC'nin uluslararası izolasyonunun ana kaynağına olan tutumu devam ederken, Kıbrıslı Türk insanlarına olan sempati, onların 2004'te Annan Planı ile başlayan ve yeniden birleşmeyi amaçlayan halk oylamasının başarısız olmasından beri yükselerek devam ediyordu. Bazı gözlemciler bu sayede devam eden yaptırımların kırılmaya başlayacağına inanıyorlardı. Çin Cumhuriyeti'ne benzer bir siyasî durum ile KKTC bitirilebilirdi. (Çin'in diplomatik ilişkileri sadece 25 eyalet iledir; fakat diğer yönden ticaret, turizm ve spor için hiçbir engel yoktur ve gerçekte birçok ülke ile olan ilişkileri ekonomik ve kültürel kurumlar ile sağlanır.) Resmî tanımlamalar sadece İslam Konferansı Örgütü'nün (OIC) birkaç ulusunun (bunlar büyük olasılıkla Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Azerbaycan ve Özbekistan'ın Türk eyaletleri sayılabilir) kısa dönemden orta döneme olan tanımlamalarına benzer olacak gibi gözüküyor. Diğer birçok ulus, BM Güvenlik Konseyi'nin çözümlerinden (550, 541),ki hâlâ adada kuvvet bulunduruyorlar, memnun değil.
KKTC, Türkiye'nin AB'ye katılma girişimlerini tamamen destekliyor. Bu girişimlerin bir parçası olarak, son zamanlarda Türkiye yeni AB üyeleri olan Gümrük Birliği'ni genişletmeyi öngeren bir protokole imza attı. Bu protokolde Türkiye'nin hâlâ tanımadığı Güney Kıbrıs Rum Yönetimi de var. Fakat Türkiye buna rağmen beyannamede böyle bir tanımlama ile aynı anlama gelmediğinden emin ve yeni bir anlaşmaya ulaşılana kadar "Güney Kıbrıs'ın Kıbrıslı Rum Yönetimi" anlatımını kullanmamaya devam edecek. KKTC, Avrupa Birliği'nin Türkiye'yi Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ni tanıması yönünde zorlamaya yönelik her hareketini, kendilerini destekten yoksun bırakacak izolasyon çabası olarak görmektedir. Türkiye, KKTC'yi tamamen terk etmeyeceğine söz verdi; ama yaklaşan AB müzakereleri ile bu sözler şiddetli bir biçimde test edilecek.

Uluslararası Örgütsel Üyelik
KKTC, İslam Konferansı Örgütü'nün bir gözlemci-eyalet üyesidir.

 
Kibris'in Cografi Konumu;

Kibris Akdenizde bir ada. Kuzeyinde 65 km mesafe ile Türkiye, dogusunda 112 km mesafe ile Suriye, 267 km ile israil, 162 km ile Lübnan; güneyinde 418 km ile Misir; batisinda ise 965 km ile Yunanistan yer almaktadir. Kibris, Akdeniz'in Sicilya ve Sardinya'dan sonra üçüncü büyük adasidir. Kibris adasi 30.33 ve 35.41 eylemleri ve 32.23 ve 34.55 boylamlari arasindadir. KKTC'nin yüzölçümü 3.355 km²dir. Yaklasik olarak ada sahillerinin yarisi KKTC sinirlari içerisindedir.

Ekilebilen % 45 lik verimli arazinin % 20 si sulanmaktadir. KKTC genelinin % 20 si ormanlik olup yogun bir agaçlandirma programi devam etmektedir.
1571 yilinda Türkler tarafindan fethedilmis, 1878 yilinda ingilizler tarafindan isgal edilmis, 1960 yilinda Kibris Cumhuriyeti adiyla bagimsizlik kazanmis, 1974'de Yunan darbesi ertesinde Türk Silahli Kuvvetleri'nin gerçeklestirdigi Kibris Baris Harekati sonucu adada iki ayri devlet olusmustur. Nüfusun yaklasik %78 i Yunan (Rum), %18'si Türk'tür. En büyük sehir Lefkosa (Lefkosia/Λευκωσ?α)'dir. Günümüzde ada iki ayri cumhuriyet tarafindan yönetilmektedir: Kuzey Kibris Türk Cumhuriyeti, Güney Kibris Rum Kesimi (Kibris Cumhuriyeti)

iklim

Kibris'in iklimi tipik bir Akdeniz iklimidir. Yazlari uzun ve kurak, kislari kisa ve yagmurludur. Yillik ortalama sicaklik 19ºC'dir (66ºF). Yaz ortasi sicaklik 40ºC (105ºF) civarinda seyretmektedir ve Akdeniz'deki en sicak deniz olarak ortalama 21ºC'dir (75 Fº). Kisin hava oldukça yumusaktir ve yillik ortalama 500mm yagmur düsmektedir.

Bitki örtüsü

Yapragini dökmeyen, çamgiller, turunçgiller, zeytingillerin yani sira makilik, yapragini döken agaç, bodur agaççiklar, agaç ve çaliliklarla degisik çiçek türleri Kibris'in genel bitki örtüsünü olusturur.

Flora

Kibris'in essiz Akdeniz iklimi dogal zenginligin olusmasinda büyük bir etken olmustur. En yaygin orman tipi agaç türleri çam, servi, mese ve sonradan adada yetistirilen okaliptüstür. Kibris'ta 150'ye yakin degisik türde Gramineae out dahil, dogal olarak yetisen tahmini 1900 çesit çiçekli bitki bulunmaktadir. Dünyada bilinen orkide türlerinden 30'u sadece Kibris'ta yasamaktadir.
Dünyanin hiçbir yerinde bulunmayan ve yalniz Kibris'ta yetisen 19 bitki türü bulunmaktadir.

Fauna

Kibris gerek adada yasayan, gerekse kitalar arasinda göç eden hayvanlari barindirmasi nedeniyle zengin hayvan türüne sahip bir ülkedir. Kuzey Kibris cografik konumu nedeniyle Afrika ve Dogu Avrupa arasinda kuslarin konaklama ve yumurtlama merkezidir. Adada bulunan 350 türden 7 türü endemiktir. Ayrica 26 farkli çesit sürüngen ve amfibyum da yasamaktadir.

Kibris'in essiz sahilleri ayrica Akdeniz'de nesli tükenmekte olan caretta carettachelonia mydas kaplumbagalari için uygun yumurtlama merkezleridir. ve
Karpaz Milli Parki'nda 250 civarinda özgürce yasayan yabani esek bulunmaktadir

 
Kısa Kıbrıs Tarihi

Adaya, bazı tarihçilere göre Avrupa'dan, bazılarına göre ise Asya’dan gelen insanlar ayak basmıştır. Ada, eski çağlarda Hititler’den, Mısırlılar’a ve Antik Yunanlar’a birçok medeniyetin yönetimine girmiştir. Milattan önce 58 yılında ada Romalılar tarafından alınmış, ve 350 sene boyunca Roma İmparatorluğu kontrolünde kalmıştır. Milattan sonra 395’te, Bizans İmparatorluğu’nun bir parçası olmuş ve putperestlikten yavaş yavaş Ortodoks Hristiyanlığa kaymıştır.
1191 yılında Aslan Yürekli Richard Haçlı Seferleri sırasında adaya yerleşmiş ve daha sonra adayı Templar Şövalyeleri’ne satmıştır. 1192 yılında Guy de Lusignan’ın adayı satın almasına izin vermiştir. Kıbrıs, 1489’da Venedikliler’in adayı alışına kadar Lusinyanlar’ın yönetimi altında kalmıştır.
1571 yılında Osmanlılar adayı fethetmişler ve 1878 yılında, Britanya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında yapılan bir savunma anlaşması uyarınca adayı Britanya’ya kiralayana kadar yönetmişlerdir. Osmanlı İmparatorluğu Birinci Dünya Savaşı’na Almanya’nın tarafında katılınca, 1925 yılındaKıbrıs Britanya tarafından ilhak edilmiş ve bir İngiliz Kolonisi haline gelmiştir. 1960 yılında Kıbrıslı Türkler ve Rumlar Kıbrıs Cumhuriyeti’ni kurmuşlardır. Ancak 1963 yılında Rumlar Anayasa’yı tek taraflı olarak değiştirmeye kalktıklarında toplumlararası çatışma çıkmış ve Kıbrıslı Türkler Kıbrıs Cumhuriyeti’nden atılmışlardır. Toplam 103 Kıbrıs Türk köyü boşaltılmış ve Kıbrıslı Türkler adanın yüzde 3’ünü oluşturan enklavlarda yaşamaya zorlanmışlardır. 1974 yılında adayı Yunanistan’a bağlama amaçlı ve Yunanistan destekli bir darbenin ardından Türkiye adaya müdahale etmiştir. Müdahalenin ardından ada Kıbrıslı Türkler’in yaşadığı kuzey ve Kıbrıslı Rumlar’ın yaşadığı güney arasında ikiye bölünmüştür. 1975 Yılında Kıbrıslı Türk Federe Devleti kurulmuştur.

1983 yılında ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilan edilmiştir.
Nisan 2003’te kuzey ile güney arasında 30 yıl aradan sonra geçiş noktaları açılmıştır. 24 Nisan 2004’te Kıbrıslı Türkler, adayı birleştirmeye yönelik Annan Planı’nı kabul etmişlerdir. Ancak Kıbrıslı Rumlar planı reddetmişlerdir. 1 Mayıs 2004’te Rum tarafı, Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında ve tüm adayı temsilen Avrupa Birliği’ne girmişlerdir.

Kıbrıs Tarihinin Kronolojik Takvimi:
M.Ö. 7000 - 3000 Yeni Taş Devri
M.Ö. 4,000 - 2,500 Bakır Çağı
M.Ö. 2,700 - 1,050 Bronz Çağları
M.Ö. 1,500 - 1,450 Hititler
M.Ö. 1,450 - 1,000 Mısır Egemenliğinin başlangıcı
M.Ö. 1,200 - 1,000 Salamis, Soli, Marion, Baf, Kurium ve Girne şehir devletlerinin kurulması
M.Ö. 1,000 - 850 Demir Çağı
M.Ö. 850 - 750 Asurlular Egemenliği
M.Ö. 750 - 475 Asurlular Egemenliği, Mısırlılar Egemenliği, İran Pers Egemenliği
M.Ö. 333 - 58 Eski Yunan (Helen) Egemenliği
M.Ö. 58 -M.S. 395 Roma İmparatorluğu
395 - 649 M.S. Bizans İmparatorluğu
649 - 965 M.S. Ada savaş halindeki Bizans ve İslam İmparatorlukları arasında kalır
965 - 1191 Ada yeniden Bizans Egemenliği’ne girer
1191 - 1192 Aslan Yürekli Richard ve Templar Şövalyeleri
1192 - 1489 Lüzinyan Egemenliği
1489 - 1570 Venedik Egemenliği
1571 - 1878 Osmanlı İmparatorluğu
1878 - 1925 Ada İngiliz yönetimine girer
1925 - 1960 Ada İngiltere tarafından ilhak edilir
1960 Kıbrıs Cumhuriyeti kurulur
1963 Toplumlararası çatışma ve anayasal düzenin çökmesi
1963 Kıbrıs Otonom Devleti
1974 Adayı Yunanistan’a bağlamak amacıyla Yunan destekli darbe ve Türkiye’nin müdahalesi
1974 Ada kuzey ve güney arasında bölünür
1975 Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin ilanı
1983 Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurulur
1990 Rum Yönetimi (Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında) 4 Temmuz 1990’da Avrupa Birliği üyeliğine başvurur
2003 23 Nisan 2003’te kuzey ve güney arasında geçişler başlar
2004 24 Nisan 2004’te adanın birleştirilmesi amacı ile hazırlanan Annan Planı referanduma sunulur. Kıbrıslı Türkler Annan Planı’na “evet” derken, Kıbrıslı Rumlar planı reddeder. 1 Mayıs 2004’te Kıbrıs Rum Yönetimi Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında Avrupa Birliği’ne girer.

 
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) veya Kıbrıs Türk Devleti Akdeniz'de yer alan en büyük üçüncü ada ve Anadolu yarımadasının 65 km güneyindeki Kıbrıs adasının kuzey kısmında yer alan uluslararası camiada yanlızca Türkiye tarafından tanınan Türk devleti. Eskiden Pakistan ve Bangladeş de KKTC'yi tanımaktaydı; fakat sonra tanımaktan vazgeçmişlerdir. Birleşmiş Milletler adanın tek hâkimi olarak Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ni tanımaktadır.
Kuzeyde Dipkarpaz, batıda Güzelyurt, güneyde de Akıncılar'a doğru KKTC toprakları yayılır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Rum Kesimi toprakları arasında Birleşmiş Milletler'in kontrol bölgesi bulunmaktadır.

Yönetim ve Politika
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti cumhuriyetle yönetilmekte olup yarı başkanlık sistemi bulunmaktadır. Cumhurbaşkanı Devlet başkanı Başbakan ise hükümetin başkanıdır. Çok partili sistem uygulanmaktadır. Yürütme yetkisi hükümetin elindedir. Yasama yetkisi ise hükümetle beraber KKTC Meclisi'ne aittir.
Cumhurbaşkanlığı seçimi her beş yılda bir yapılır. Cumhurbaşkanını Halk seçer. Şu an bu görevi 17 Nisan 2006 beri Mehmet Ali Talat yürütmektedir. 50 kişiden oluşan Cumhuriyet Meclisi halkın oylarıyla seçilmektedir. Şubat 2005'de yapılan seçim ile başa gelen Mehmet Ali Talat önderliğindeki CTP, Mehmet Ali Talat'ın cumhurbaşkanı olmasıyla CTP genel sekreteri Ferdi Sabit Soyer'i Cumhuriyetçi Türk Partisi başkanlığına ve başbakanlığa getirmişlerdir. Partinin iktidar ortağı Turgay Avcı önderliğindeki Özgürlük ve Reform Partisi hükümettedir.

Ekonomi
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ekonomisi kamu sektörü dahilinde ticaret, turizm ve eğitimle beraber tarım ve imalat sanayinden oluşmaktadır. KKTC bütçesi:
4,409 Amerikan Doları (2002)
5,949 Amerikan Doları (2003)
8,095 Amerikan Doları (2004)
10,248 Amerikan Doları (2005)

 
Geri