Z
Z3yn3P
Ziyaretçi
Ziyaretçi
Merhametsizlik, İslam'ın umumî yasaklarından biridir. Bu sadece çocuk veya insanlar hakkında değil, hayvanlar yani "her ruh taşıyan" mahlûk hakkında yasaklanmıştır. Bu zîruh, hay¬van da olsa, kâfir de olsa fark etmez: "Herhangi bir zîruha (ruh ve hayat sahihine) kim işkence yapar, sonra da tövbe etmeden ölürse, kı¬yamet günü, Allah da ona işkence yapar.(1) Müslümana rahîm (merhametli) olmak, kerim olmak tavsiye edilir. Şu hadislere bir göz atalım: "(Halka) merhametli olmayan kimseye (Hak tarafın¬dan) rahmet edilmez.”(2) "Rahmet ve şefkat sahiplerine Rahman olanAllah rahmet eder; arz ehline rahmet edin ki (müşfik olun ki) semâ ehli de size rahmet etsin.(3) "Merhamet ancak şakî olanlardan alın¬mıştır.”(4)
Hz. Peygamber (a.s.) çocuklara karşı gösterilmesi gereken şefkate ayrıca ağırlık verir: "Küçüklerimize şefkat etmeyen bizden değildir.”(5) "Çocuklarınızı çok öpün, zira her öpücük için size cen¬nette bir derece verilir, melekler öpücüklerinizi sayarlar ve sizin için yazarlar.”(6) diye çocukları sevmeye teşvik eden Hz. Peygamber (a.s.), torunlarından birini öperken, orada bulunanlardan birisi, "Benim on çocuğum var, hiçbirini de öpmedim" diyerek Hz. Pey¬gamberin (a.s.) davranışını yadırgadığını ifade eder. Resulullah'tan aldığı cevap şu olur: "Şefkatli olmayana merhamet edil¬mez.(7) Bir başka rivayetin bildirdiğine göre, bir grup bedevi, "Çocuklarınızı öper misiniz?" diye Hz. Peygamber'den (a.s.) so¬rar. "Evet!" cevabını alan bedeviler "Fakat biz Allah'a andolsun öpmeyiz!" deyince Resulullah'm (a.s.) onlara cevabı şu olur:
—Allah kalplerinizden merhameti çıkardı ise ben ne yapabili¬rim?(8)
Hz. Enes, her yönüyle, her davranışıyla insanlara en iyi ör¬neği sunan Hz. Peygamber'i "Çocuklara karşı insanların en müşfiği" olarak tavsif eder.(9)
Tedib
Çocuğu gaddarlığa karşı koruma meselesinde İslam'ın has¬sasiyeti bilhassa tedible ilgili olarak koyduğu kaidelerde kendi¬ni göstermektedir. Çünkü, çocuğu en ziyade ezen husus, tedib ve terbiye maksadıyla takınılan sert ve merhametsiz tavırdır.
Tedib, lügat olarak, edeb verme manasına gelir. Umumiyet¬le, âdab ve davranışlarla ilgili olarak cemiyetin iyi saydığı şey¬leri öğretme, kötü saydığı şeylerden de koruma faaliyetidir. Bu maksatla yapılacak her çeşit talim, müdahale, tedbir, mükâra, ceza, azar birer tedib faaliyetidir. Her tedib bir terbiye vasıtası¬dır. Çocuğun anlayışına, işlediği hatanın cinsine ve derecesine göre tatbik edilecek çeşitli tedib şekilleri vardır. "Va'z ve nasi¬hat, Allah'ın nasihatıyla korkutma (vaîd), tehdit, dövme, hap¬setme, ikram, hediye, ihsan, (çeşitli şekillerde) iyilik etme," hepsi tedibin çeşitlerine girer.(10)
İslam alimleri, Hz. Peygamber'in (a.s.) "Herkese derecesine göre davranın.”(11) "Akılları nisbetinde ikabda bulunun”(12) hadisini, çocukların tedibi mevzuunda, "Kendi aklınıza göre değil, onların aklına uygun düşecek ceza ile cezalandırın”(13) şeklinde anlayarak tedib edilecek çocuğun iyice tanınmasını, çocuğun umumî du¬rumuna göre, bunlardan birinin tercih edilmesini prensip ka¬bul ederler.
Tedib vasıtaları arasında, dayağın yer alma keyfiyetini, "ter¬biyede dayağın kaldırılması" fantazisine meyleden Batı kay¬naklı günümüz esprisi, "çocuğa kötü muamele, işkence kapısı¬nın açılması" olarak değerlendirebileceğini göz önüne alarak, bu mevzuda İslam'ın görüşünü belirtmek gerekecektir:
a. Her şeyden önce, gerek dünyevî, gerek uhrevî meseleler¬de kişinin terbiyesinde, onun, ümit ve korku arasında (beynerrecâ vel havf) tutulması mühim bir esastır. Kur'an daima cennet ve cehennemi yan yana zikreder, Allah'ın rahmeti ile ümit verirken, adalet ve cezasıyla, gadab ve celaliyle de korkutur.
b. Çocuk terbiyesinde ümitle birlikte korku da yer almalı¬dır. Çocuk için korkunun en müşahhas, en uyarıcı tem¬silcisi "dayak"tır. Hz. Peygamber (a.s.), aşağıda belirtile¬cek çok sıkı kayıtlarla dövmeye müsaade etmesine rağ¬men, deyneğin korkutucu, caydırıcı tesirinden istifade edilmesi için onun evde, "herkesin göreceği şekilde asılı tutulmasını" tavsiye etmiştir.(14) Gazali, muallimlere: "Tediblerin büyük kısmını korkutarak, dayak ve tedibi de azaltarak" yapmalarını tavsiye eder.(15)
c. Hz. Peygamber (a.s.), "küçük çocukların" dövülmesini ya¬saklar: "Henüz tıfıl olan çocuklarınızı dövmeyin.”(16) Buradaki tıfıl kelimesi "doğum-buluğ arasındaki çocuk" mânâsına gelirse de, "doğum-temyiz arasındaki çocuk”(17) mânâsı¬na da gelmektedir ve hadiste bu ikinci mânâda kullanıl¬mıştır; zira belli yaşlardan sonra, belli kayıtlarla dayağa izin verildiğine dair rivayetler de mevcuttur. Aliyyü'l-Kaari, çocuğun altı yaşından önce sadece dil ve ihsanla tedib edilmesi gerektiği, dövmek suretiyle tedibe altı ya¬şından sonra tevessül edilebileceğini söyler.(18) Şu halde, hadisten "temyiz yaşından önce dövmenin yasaklandı¬ğı" anlaşılmıştır.
d. Hadiste dayağa namazla ilgili olarak ruhsat verilmekte¬dir: "Çocuklar yedi yaşına basınca namazı emredin, öğretin; on yaşına basınca da kılmadığı takdirde (alıştırmak için) dö¬vün.” Alimler daha küçük yaşta dayağın fayda değil zarar vereceğini ifade ederler. Hatta başta Beyhakî ol¬mak üzere bazı âlimler "dayağın sadece vacip olan bir fi¬ile icbar için caiz olacağı" düşüncesine dayanarak, buluğa kadar hiçbir şey vâcib olmadığı için bu yaşa ka¬dar, hiçbir surette dövülmemesi gerektiğini ileri sürmüş¬tür.(19) Fakat muhtar ve makbul görüş bu değildir.
e. Alimler dayağın münhasıran tedib maksadıyla olması gereğine işaret ederler. Öfke ve hıncını teskin etmek, iş¬kence ve eziyette bulunmak maksadıyla olan dayak helâl değildir. Çocuğun kasıtsız, unutarak yaptığı fiilleri sebebiyle dövülmesi de haramdır.(20)
f. Vurulacak miktar üzerinde de durulur. Hz. Peygamber (a.s.), Muallim Mirdas'a: "Sakın üçten fazla vurmayasın; aksi takdirde Allah sana kısas tatbik eder" buyurur.(21) Bu ko¬nuda âlimler çeşitli görüşler ileri sürmüşlerdir. Her halü¬karda "hadd" maksadıyla olmayan tedib için olan dövmeler, on darbeyi geçmeyecek ve yaralayıcı olmaya¬cak.(22) Kaabisi, henüz buluğ çağına yaklaşmayan çocuk¬ların hafif dövülmesi ve üç darbeden fazla vurulmaması gerektiğini söyler.(23) Buluğa yaklaşanlara da en fazla on darbe tecviz edilir. Alimlerin ekseriyeti bu görüşü ilti¬zam eder.(24)
g. Vurulacak nahiye de tahdit edilmiştir. Yüze vurmak ke¬sinlikle yasaklanmıştır.(25) Hayvanın bile yüzüne vurmak dinen yasaktır.(26) Bazı alimler bütün vuruşların aynı ma¬halle olmasını da hoş karşılamazlar.(27) Kaabisî en uygun mahallin ayak altı olacağını söyler.(28)
ğ. Alimler, hadislere dayanarak kullanılacak vasıta üzerin¬de de dururlar. Tahta, deynek, kamçı gibi yaralayıcı şey¬ler de yasaktır. Elle, bükülü mendille veya ince çubukla dövmeye müsaade edilmiştir. Aksi takdirde, yasağın dı¬şına çıkıldığı için, ortaya çıkacak durumlardan döven kimse hukuken sorumludur.(29) Hukuku tecavüz ettiği için uhrevî sorumluluğu da olacaktır.
Hülasa görüldüğü üzere, dayak tedib maksadıyla tecviz edilmiş olmasına rağmen, çeşitli kayıtlarla son derece sınırlan¬dırılmıştır. Bu kayıtlara her zaman riayetin mümkün olmayaca¬ğını göz önüne alan İmâm-ı Şafii, Zeynü'd-Dîn el-Irâkî gibi di¬ğer bazı alimler "dayak caiz olmakla beraber terki efdaldir, da¬ha iyidir" neticesine varmışlardır.(30)
Alimleri bu hükme götüren Hz. Peygamber (a.s.)'in şahsi tutumunu da burada belirtmemizde, mevzumuzun aydınlan¬ması açısından zaruret var: Hz. Ayşe, Resulullah'm ne kadınla¬rından, ne de hizmetçilerinden kimseyi dövmediğini, eliyle hiç¬bir şeye (bu niyetle) vurmadığını kesin bir dille ifade eder. Sa¬habeden, Hz. Peygamber'e (a.s.) yakınlığıyla meşhur Hz. Enes de Aleyhissalatu vesselam'a (hazerde ve seferde) on yıl hizmet ettiğini, işlerinin her defasında Resulullah'ın arzu ettiği şekilde olmadığını, buna rağmen kendisine bir defacık ne vurduğunu, ne sebbettiğini, ne azarladığını, ne surat astığını ne de ayıpladığını, hatta bir kere olsun "of be" demediğini, yaptıkları arasın¬da hoşuna gitmeyen için "Ne fena yapmışsın" demediğini veya yapılan bir şey için "Bunu niye böyle yaptın?", yapılmayan şey için de "Onu niye yapmadın?" diye hesaba çekmediğini, kazara hanımlarından biri, "Keşke şöyle yapsaydın" diye müdahale ede¬cek olsa "Bırakın çocuğu, o Allah'ın murad ettiğinden başka bir şey yapmamıştır" dediğini anlatmaktadır.(31)