Çocuk cinsel istismarı ile mücadele, birçok alandan uzmanın iş birliğiyaptığı bir ekip çalışmasınıgerektirir. Cinsel saldırının öğrenildiği veya cinsel saldırıdan kuşkulanıldığı andan itibaren bu çalışma başlar. Sürecin farklı aşamalarında; hekimler ve diğer sağlık çalışanları, öğretmenler, psikologlar, sosyal hizmet uzmanları, avukatlar,savcı ve hâkimler gibi uzmanlar yer alır.Türkiye’de çocuk ve erişkinde cinsel istismar yeni yeni konuşulabilen bir konudur. Cinsel saldırılar konusundaki suskunluk uzmanların eğitimini de etkilemiştir. Bu alanda çalışan uzmanların eğitiminde standart yoktur. Gerek kuramsal gerek uygulamada olguizleme çalışmalarıtüm fakültelerde aynı donanımda değildir. İlgili fakültelerde lisans eğitimlerinde çocuk istismarı ve istismar ile karşılaşıldığında nasıl bir yol izlenmesi gerektiği yeterince öğretilmemektedir. Bu durum istismarın tanınmasını, tanındığı zaman da bildirilmesini zorlaştıracaktır. Ancak Mor Çatı, KAMER, Türkiye İnsan Hakları Vakfıgibi kuruluşlar, psikoloji, adli tıp, psikiyatri ve çocuk psikiyatrisi benzeri uzmanlık derneklerinde, birçok kentteki barolarda kendi disiplinlerindeki profesyonellerin veya gönüllülerin ihtiyaçlarına yönelik özel eğitimler yapılmaktadır.Öğretmenler bu konunun açığa çıkmasında ve destek verilmesinde anahtar konumdadır. İstismarın tanınması ve yetkili makamlara bildirilmesinde; çoğunlukla ilk olarak sağlık çalışanları ve öğretmenler görev alırlar. Ayrıca, bu kişiler, aile dışında çocuğun iletişim kurduğu ilk yetişkinlerdir. Bu nedenle istismarı fark etmeleri olasılığı yüksek bir meslek grubudur. Türk Ceza Kanunu’nda çocuk istismarı gibi, kamu adına soruşturmayı gerektiren bir suç işlendiğinden şüphe duyan doktor, hemşire, psikolog sağlık çalışanı veya kamu görevlisi, durumu bildirmekle yükümlüdür. Bildirmediği takdirde bir yıla kadar hapis cezası ile yargılanacaktır. Yasal yükümlülüğe rağmen, fark edilen istismar vakaları her zaman bildirilmemektedir veya bildirilememektedir. Ülkemizde bildirmeme nedenlerinden biri, uzmanların bildirim sonrası çocuğun yeterince korunacağından endişe duymalarıdır. Birçok cinsel istismar vakasında, istismar ortaya çıktıktan sonra çocuklar istismarcıyla evlendirilmeye zorlanmakta, mağdur çocuk suçlanmakta hatta öldürülmektedir. Hekimler, öğretmenler çocukların güvenliğinden endişe etmekte, bu nedenle bildirim yapmaktan kaçınabilmektedir. Çocuğun cinsel istismarı suçuyla karşılaşan uzmanlar, hem mağdurun ailesi hem saldırganlar tarafından sözlü saldırıya uğrama, darp edilme, hatta öldürülme kaygısı yaşadıklarını ifade etmişlerdir. İstismarı ortaya çıkaran, bildiren kişiye yasal koruma sağlanmamaktadır. Güvenlik sorunu, istismarın bildirilmesine engel olabilmektedir.
Mesleği gereği istismar mağduru çocuklarla karşılaşan, hikâyelerini dinleyen uzmanların, muayene eden hekimlerin,hukukçuların, topluma karşı güven duyguları azalmaktadır. Tanık olunan örseleyici olaylar nedeniyle, kendileri de dolaylı olarak örselenmektedirler. Çocukları veya yakınlarının çocukları söz konusu olduğunda cinsel istismardan kuşkulanma düzeyinin arttığıgörülmüştür. Çocuğun cinsel istismarı konusunda çalışan uzmanların ruh sağlığı olumsuz etkilenmekte, psikolojik desteğe ihtiyaç duymaktadırlar. Ancak uzmanların genel yaklaşımı, çok yıpratıcı olsa da, mağdurların yararını düşünerek mesleki sorumluluklarını yerine getirmek yönünde olmalıdır.Psikologlar, rehber öğretmenler ve hekimler için; zorlukları, ruhsal sorunları ve benzer nedenlerle başvuran kişinin mahremiyeti mesleki sorumluluklardan biridir. Çocuklarda fiziksel ve cinsel istismar öğrenildiğinde, mahremiyet kuralı bozulur, başvuranın izni olmadan bildirimde bulunulabilir. Çocuk istismarında diğerlerinden farklı olarak şikâyet şartı aranmamaktadır. Uzmanların amacı, çocuğun yararınaişleyecek bir süreç başlatmaktır. Temel çekince; bildirim yapıldığında, bunun çocuğun yararına olup olmayacağıdır.Çocuk istismarı konusundaçalışırken, farklı mesleklerden uzmanların ve farklı kurumların işbirliğine gereksinim vardır. Böyle bir sistem bulunmayışı, çalışmaların kişisel bağlantılar desteğiyle yürümesine, uygulamanın kişilere bağlı şekillenmesine yol açmaktadır.Mahkemelerde görevlihâkimler, yeterli olmayan fiziksel deliller karşısında ruhsal delillerden yararlanmayı seçmemekte ya da bu alanın uzmanlarına ulaşamamaktadırlar. Olguların farklı sorumluluk veyetkileri olan uzmanlarca beraber takip edilmesi, ruh sağlığı çalışanlarının da dâhil edilmesi gereklidir.Günümüzdemahkemelerdeki yoğun davalar, dava hazırlığı ve dava süresini sınırlamakta; hastanelerdeki hızlı hasta giriş çıkışı, hasta ve hekim ilişkisini bozmakta ve güven duygusu oluşmasına engel olmaktadır. Benzer şekilde kurumlarda az sayıda psikolog ve sosyal hizmet uzmanı çalışması,okullarda sınıfların kalabalık olması, kısacası iş yükü; cinsel istismarın uzmanlar tarafından fark edilmesini zorlaştırmaktadır. Uzmanların sorunlarının temelinde özetle; etkili ve verimli çalışan yapılandırılmış bir mekanizmanın olmaması, bilgi eksikliği, kendilerinin ve mağdur çocukların güvenliği sorunu, konunun mesleki ve ruhsal yükü bulunmaktadır.
Mesleği gereği istismar mağduru çocuklarla karşılaşan, hikâyelerini dinleyen uzmanların, muayene eden hekimlerin,hukukçuların, topluma karşı güven duyguları azalmaktadır. Tanık olunan örseleyici olaylar nedeniyle, kendileri de dolaylı olarak örselenmektedirler. Çocukları veya yakınlarının çocukları söz konusu olduğunda cinsel istismardan kuşkulanma düzeyinin arttığıgörülmüştür. Çocuğun cinsel istismarı konusunda çalışan uzmanların ruh sağlığı olumsuz etkilenmekte, psikolojik desteğe ihtiyaç duymaktadırlar. Ancak uzmanların genel yaklaşımı, çok yıpratıcı olsa da, mağdurların yararını düşünerek mesleki sorumluluklarını yerine getirmek yönünde olmalıdır.Psikologlar, rehber öğretmenler ve hekimler için; zorlukları, ruhsal sorunları ve benzer nedenlerle başvuran kişinin mahremiyeti mesleki sorumluluklardan biridir. Çocuklarda fiziksel ve cinsel istismar öğrenildiğinde, mahremiyet kuralı bozulur, başvuranın izni olmadan bildirimde bulunulabilir. Çocuk istismarında diğerlerinden farklı olarak şikâyet şartı aranmamaktadır. Uzmanların amacı, çocuğun yararınaişleyecek bir süreç başlatmaktır. Temel çekince; bildirim yapıldığında, bunun çocuğun yararına olup olmayacağıdır.Çocuk istismarı konusundaçalışırken, farklı mesleklerden uzmanların ve farklı kurumların işbirliğine gereksinim vardır. Böyle bir sistem bulunmayışı, çalışmaların kişisel bağlantılar desteğiyle yürümesine, uygulamanın kişilere bağlı şekillenmesine yol açmaktadır.Mahkemelerde görevlihâkimler, yeterli olmayan fiziksel deliller karşısında ruhsal delillerden yararlanmayı seçmemekte ya da bu alanın uzmanlarına ulaşamamaktadırlar. Olguların farklı sorumluluk veyetkileri olan uzmanlarca beraber takip edilmesi, ruh sağlığı çalışanlarının da dâhil edilmesi gereklidir.Günümüzdemahkemelerdeki yoğun davalar, dava hazırlığı ve dava süresini sınırlamakta; hastanelerdeki hızlı hasta giriş çıkışı, hasta ve hekim ilişkisini bozmakta ve güven duygusu oluşmasına engel olmaktadır. Benzer şekilde kurumlarda az sayıda psikolog ve sosyal hizmet uzmanı çalışması,okullarda sınıfların kalabalık olması, kısacası iş yükü; cinsel istismarın uzmanlar tarafından fark edilmesini zorlaştırmaktadır. Uzmanların sorunlarının temelinde özetle; etkili ve verimli çalışan yapılandırılmış bir mekanizmanın olmaması, bilgi eksikliği, kendilerinin ve mağdur çocukların güvenliği sorunu, konunun mesleki ve ruhsal yükü bulunmaktadır.